HALİT ZİYA UŞAKLIGİL(1869-1945)
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Aşk-ı memnu , yazarın en olgun eseri sayılır. Romanda aşktan başka düşünceleri olmayan, çalışmadan yaşayan, gösteriş meraklısı insanların yaşayış tarzı anlatılmaktadır.
2. yazar, bu eserde birtakım gözlerden yararlanmıştır. Eserde bir Türk ailesinin iç yüzü anlatılır.
3. her insanda mutlaka bir kıskançlık duygusu vardır. Ancak bazı kişilerde kıskançlık duygusu aşırıya kaçar. Kıskançlık konusundaki düşüncelerinizi tartışınız.
4. Halit ziya, modern Türk romanın babası kabul edilir. Tanzimat dönemi romanındaki tüm eksiklikler Halit ziya tarafından giderilmiştir.
İstanbul’da doğdu(27 mart 1869). Babası uşaklı halı tüccarı Halil Efendidir. Fatih askeri Rüştiyesinde okuduktan sonra Fransızca öğrenebilmesi için İzmir’de Fransız kolejinde öğrenim gördü. Üniversitede batı edebiyatı profesörlüğü yaptı .27 mart 1945 tarihinde İstanbul’da öldü.
1895’te İstanbul’a gelerek Edebiyat-ı Cedide topluluğuna katıldı. Türk edebiyatının Avrupa tarzında eser veren ilk büyük romancısıdır. Edebiyat-ı cedide nesrinin en önemli sanatçısıdır Fransız romancıların etkisinde kalarak eserlerinde geniş tasvirlere tahlillere yer vermiştir. Sanatlı bir üslubu, çok güçlü bir gözlem yeteneği vardır. Edebiyatın bütün türlerinde eserler vermesine rağmen, asıl kişiliği hikaye ve romanlarında ortaya çıkmıştır. Realizmi benimsemiştir. Romanlarında konularını İstanbul’un zengin ve aydın çevresinden seçmiştir. Küçük hikayelerin de ise halkın arasına girmeye çalışmıştır. Roman ve hikayeleri teknik yönden çok sağlamdır. En çok eşleştirilen yönü dilidir. Arapça, Farsça sözcükleri, özellikle Farsça tamlamaları çokça kullanmıştır. Ömrünün sonlarına doğru dil konusundaki düşüncesi değişince eserlerini sadeleştirerek yayımlamıştır.
Halit Ziya, sanat anlayışına ve dönemin yayın hayatını mai ve siyah romanında anlatmıştır. romantizmin etkili olduğu bu dönemde mai ve siyah gerçekçi bir anlayışla yazılmıştır. Aşk-ı Memnu’da bir Türk ailesi bütün yönleriyle tanıtılır. Roman, özenilen alafranga hayatın bir eleştirisidir. Kırık Hayatlar’ da da ailenin tehlikelerden korunması işlenir. Hikaye-roman türünün ülkemizdeki başarının temelinde Halit Ziya Uşaklıgil’in payı büyük olmuştur.
Başlıca eserleri:
Roman: Nemide (1855-1944)bir ölünün defteri (1889-1944), ferdi ve şürekası (1894-1945),mai ve siyah (1896-1938),aşk-ımemnu (1898-1939), kırık hayatlar (1924-1944).
Hikaye: Bir yazın tarihi (…1941), Solgun demet (1901), hepsinden Acı (1934), Onu Beklerken (1935), İhtiyar Dost (1937
Anı: kırk yıl (5 cilt-1936), Saray ve Ötesi (3 cilt 1940), bir acı hikaye (oğlu Vedat’ın kendisini öldürmesi olayı)
Makale: Sanata Dair(1938-1913)
AŞK-I MEMNU
Adnan Bey, kırk beş yaşında, zengin bir adamdır. Nihal adında genç bir kızı, Bülent adında küçük bir oğlu vardır. Karısı ölmüştür. Firdevs Hanım ile iki kızı, İstanbul “mesire”lerinde (gezinti yerlerinde) “Melih Bey takımı” diye tanınırlar. Adnan Bey, şuhluğu ve serbestliğiyle ün salan bu ailenin büyük kızı Bihter’le evlenir. Bihter, bu evlenmeye, sırf Adnan Beyin Zenginliği yüzünden razı olmuştur. Fakat çok geçmeden, genç bir insanın yalnız servete değil, sevmeye de ihtiyacı olduğunu anlar ve bir süre sonra, kocasının çapkın yeğeni Behlul ile aralarında bir ”yasak aşk” başlar. Behlul, günün birinde bu aşktan ve yaşadığı bu maceralı hayattan bıkar, Nihal’ i sever , onunla evlenmek ister. Bu evlenme düşüncesini herkes iyi karşılar. Evde bu durumdan memnun olmayan yalnız bir kişi vardır: Bihter.
Bihter, aşkını korumak için isyan eder. Fakat hiçbir şeyin fayda vermediğini görünce her şeyi meydana çıkarmayı düşünür.böylece hem kendisine rakip olan Nihal’den hem kendisini böyle yüzüstü bırakan Behlul’den hem bu evlenmeyi hazırlayan annesinden öç alacaktır.
Sonunda her şey anlaşılır; Bihter kendisini öldürür; Behlul kaçar. Nihal de hayalleri kırılmış olarak yine eskisi gibi babasıyla yalnız kalır.
Nihal ancak üç gün odasında hasta kalmıştır;ama üç aydan beri iyileşme hali sürüyordu.
Hekimler babasına:
-Burada kalmayınız; kızınıza Ada’nın en bol güneşleri sık çamları altında uzun gezintiler yaptırınız!” demişlerdi. Ve üç aydan beri Ada’da, yaşlı halanın tek atlı arabasında, sabah akşam baba kıza rastlanıyordu.
Biri daha yaşlanmış, öteki daha çocuklaşmış gibiydiler onların pek az konuşarak, ama birbirine pek çok sokularak arabada yan yana bir duruşları, Çamlık’ta biri ötekinin koluna asılarak bir yürüyüşleri vardı ki onlara birbirinden iyileşme bulan iki hasta halini verdi.
Baba ile kız arasında ne Behlul’e, ne Bihter’e ilişkin bir küçük söz edilmemişti. O uğrsuz anıdan kaçıyorlardı. Geçmişten son yılları unutmuş gibiydiler. Gelecek için seyrek dakikalarda bir iki sözle huyla kuruyorlardı:
Adnan bey, yaşlı mürebbiyeye uzun bir mektup yazmış ve ondan kısa bir karşılık almıştır: Matmazel de Courton kış başlangıcında gelecekti. Şakire Hanımla kocası, cemilerine gelin ettikten sonra, artık o iki taze güvercini yuvalarında rahat bırakarak hayatlarının son yıllarını yalıda tamamlayacaklardı.
Bülent okulda geceleri kalmayacaktı. Gene bahçede uzun koşular olacak, o küçük mutfağın parlak takımları arasında kitaplarda bulunmuş yemek tarifleriyle tatlılar yapılacaktır.
Hayat gene onlar için sonsuzluğa değin bir bayram olacaktı; mademki artık baba kızına, kız babasına dönmüşlerdi.
Yalnız Beşir eksikti. Nihal:
-Oh!… zavallı Beşir! Der, sonra bu acıklı anıda durmak istemeyerek eklerdi;
-Değil mi baba? Ne kadar güleceğiz; hani ya önceleri nasıl gülerdik…
Ve mutlu zamanın mutlu kahkahalarından birini bulmaya çalışarak kesik, kuru, içinde bir acılık hıçkırığı ağlayan bir kahkaha ile kollarını babasının boynuna dolar, dudaklarını uzatır, ta çenesinin altında, o kılsız noktadan öperdi.
Ağustos sonunun bir akşamıydı; baba kız gene gezintilerine çıkmışlardı. Artık döneceklerdi. Birden Nihal terbiyelerini babasının elinden aldı:
-Rica ederim, biraz daha baba!.. dedi; sonra babasına donuk beyaz yüz gibi parlayan ayı göstererek ekledi:
-Bakınız, bize fener çekiyorlar.
Bunu söylerken dudaklarında bir gülümseme vardı. Sonra bu gülümseme elemli bir iç kırıklığı anlamıyla dudaklarının üstünde kaldı. Başı biraz öne eğik gözleri süzgün; artık esmerleşen yolun üstünden bir anının uçan hayalinizi izleyerek daldı. İşte onlar, mutlu nişanlılar tek atlı arabalarının hafif gezintisiyle uçarak, mutlu yürekli, aşklarıyla dolu, başlarının üstünde sevişenler için çekilen bir fenerle koşuyorlar, koşuyorlardı.
Nihal kamçısıyla atın karnını okşayarak bu belirsiz mutluluk hayaline yetişmek, kendisinden kaçan bu şeyi yakalamak istiyordu. Sonra birden bire silkinerek artık umudunu yitirmişçesine durdu:
-Burada biraz inelim mi? Dedi.
Onunla birlikte burada yarım saatlik bir dalınç içinde neler duymuştu!… Gene deniz uzak bir hışıltı ile gizli ezgiler söylüyor, gene ay beyaz ışıklarıyla ortalığa baygın bir gelip genişleme gülücüğü yayıyordu. Ama… Nihal düşünmemek için, görmemek için,yüreğinde acı bir düğümle, babasının
koluna asılıyor onun omzuna başını koyuyor ve kendi kendisine:
-Artık hep böyle!… diyordu.
Evet, hep böyle ve bununla mutlu olacağına yemin ediyordu. Gözlerini kapayarak o mutluluk anısını aziz-değerli bir ölünün anısı gibi ta yüreğinin derinliklerine gömecek ve babasının koluna asılarak, başını omzuna koyarak mutlu olmak için çalışacaktı.
Bunu düşünürken babasını yavaş yavaş çekerek götürüyordu. Çekti, çekti; birde çamlığa, o yeşil sevda yuvasına, o bir zümrüdün içinde oyulmuş düşe dönmek istiyordu. Sonra çamlığın ta kenarında durdu; ilerlemekten onu sanki engelleyen bir el vardı.
Orada durarak bakıyordu; belki onlar içerideydiler, o mutlu nişanlılar; Behlul’le Nihal!.. Acı bir gülümseyişle dudakları titriyordu. Birden bunu düşünmemek için benliğini zorladı. Kafasından geçen her şeyi babasına hüzünlendirmesinden korkuyordu. Artık bundan sonra hayatını babasına borçlu değimliydi? Yalnız ona ?..
Şimdi bu baba kız, yaşamak için birbirine bağlı, muhtaçtılar. Bunu yinelerken kafasından şimşek hızıyla bir korku geçiyordu: ya ikisinden biri yalnız kalırsa?.. sonra bu korkudan kaçmak için babasını çekiyor:
-Artık kaçalım!… diyordu. Ve gözlerini kapayarak yürekten bir dua ile korkuyla karşılık veriyordu:
-birlikte, hep birlikte. Yaşarken ve ölürken…
Aşk-ı memnu
Halit ziya Uşaklıgil
DEĞERLENDİRME SORULARI
1. Okuduğunuz metin sadeleştirilmiştir. Yazarın anlatımı ile ilgili tam bilgi edenilmektedir. Metindeki cümleleri inceleyerek yazarın anlatımını belirleyiniz.
2. parçadaki gerçekçi unsurlar nelerdir?
3. Tanzimat edebiyatının roman anlayışı ile Halit Ziya’nın roman anlayışını karşılaştırınız.
4. Servet-i Fünun Edebiyatı’nda sanatçılar sosyal konumları işlemekten kaçınmışlardır. Bunun nedeni ne olabilir?
Cevaplar Alttadır.

Yorumlarınızdan…