Nis 21

HİKÂYE TÜRÜ

Genel Yorum Yaz


TÜRK EDEBİYATINDA MENSUR ESERLER

HİKÂYENİN TANIMI, UNSURLARI: PLAN, KONU, ZAMAN, MEKAN, KİŞİ/KİŞİLER, DİL VE İFADEL ÇEŞİTLERİ

Öykü ve romanın kaynağı destan ve masaldır.
XVI. yüzyılında, özellikle Rönesans döneminde destanlar önemini yitirip okuma yazma yaygınlaşınca, destanın yerini tutan bazı öyküler görülmeye başlandı.
İlkin italya’da yazılmış olan bu öykülerde, başlangıçta yalnız bir olay anlatıyor; bunlar bir halk öyküsü ve destan özelliği gösteriyor, Roma imparatorlu’nda halkın konuştuğu bozuk Latince yazılıyordu. Bu dile Roman denildiği için eserler de zamanla roman adını alır.
Rönesans’tan sonra sanatta ve düşüncede görülen gelişme, öyküleri de etkiledi. Bu kez, olaydan başka, insanın yaşadığı çevre; onun karekteri, duygu ve düşünceleri önem kazandı. Gittikçe gelişen öykü ve roman, özellikle XIX. Yüzyılında bu günkü anlamını buldu.

Edebiyatımızda öykü bu güne gelinceye değin birçok aşamalardan geçmiştir. Dede Korkut öykülerinden başlayarak halk masalları, Kerem ile Aslı, Âşık Garip öyküleri ve meddahların kahvehanelerdeki anlatıları ilk örnekler sayılabilir.
Batılı anlamda ilk olarak Tanzimat dönemi Türk Edebiyatında yazılmıştır. Sami paşazade Sezai’nin yazdığı küçük şeyler(1892) aslı öyküyü buna örnek gösterebiliriz.

ÖYKÜNÜN TANIMI VE ÖĞELERİ
Öykü, insan yaşayışını gerçeğe uygun olarak yansıtılan bir sanat eseridir. Öyküde bazı öğeler vardır. Bunlar şöyle özetlene bilir:
Plan ve bölümleri olan serim, düğüm, çözüm öykünün kurgusunu belirler.
Konu, öyküde yazarın seçimine göre değişir.
Zaman, yazarı isteğine ve kurguya bağlıdır.
Yer, öyküde olayın geçtiği yerdir.
Kişi/kişiler: her öyküde kişi ya da kişiler vardır. O da yazarın seçimine ve yaratısına bağlıdır.
Dil ve Anlatım, Öyküde yazarın başarısını gösteren en önemli anlatım öğesidir.

ÖMER SEYFETTİN
SAİT FAİK ABASI YANIK
MEMDUH ŞEVKET ESENDAL
HALDUN TANER

Gerçeği yansıtmaya çalışan bir anının öyküsünü okudunuz.
Gerçekçi öykü, insan yaşamının bir yönünü, gözleme önem vererek anlatan öykülerdir. Bu öykülerde, çevrenin tanıtılmasına, kişi niteliklerine, konuşmalarının geçeğe uygun olmasına önem verilir; belli bir düşünce güdülmez; yazar, kendi kişiliğini gizler. Doğal olarak bir öykü her yönüyle gerçeği yansıtmaz. İnandırıcı olmaya çalışılır. Yazar kurgusuyla biçimlenmiştir. Okur, kendine göre ondan sonuçlar çıkarır; yorum yapar.
Yukarıdaki öyküde efsane, bir anı içinde anlatıldığından, öyküde gerçeğe aykırılık olduğu söylenemez. Bu bakımdan, bunu gerçekçi bir öykü sayabiliriz.
Bir öyküde, genel olarak “serim”, “düğüm”, “çözüm” adı verilen üç bölüm bulunur. Serim bölümünde, kişi ya da kişiler; onların yaşadıkları yer, zaman, ortam tanıtılır; ana olaya giriş yapılır. Okuduğunuz öykünün başında, yazar ile kılavuz arasında geçen konuşmalar ve “Yalnız Efenin sır olduğu yer”e gidişleri,”serim” bölümüdür. Yalnız Efe ve başından geçen olayların anlatımı “düğüm” bölümüdür. Düğüm bölümünde, çeşitli küçük olayların sıralaması ya da karmaşık bir durum almasıyla gerilimli bir gelişme ortaya koyar. Çözüm bölümünde kişiler, karekter ve davranışlarına uygun sonuçlara ulaşılır. Okuduğunuz öyküde görüldüğü gibi Yalnız Efe, girdiği olaylara, davranış ve karekterlerin; yazar ve kılavuzu gezinti ve konuşmaların

Okuduğunuz bu metin gerçekçi bir öyküdür.
Öyküde balık (kişi yerine), çevre ve olaylar tanıma uygundur.
Okuduğunuz metinde görüldüğü gibi, bir öyküde bazı öğeler bulunmaktadır: kişiler, olaylar, yer, zaman.
Burada kişi olarak (bir insan olarak da düşünebileceğimiz) balık, İsa, balıkçılar ve onu gözlemleyip öyküleyen anlatıcıyla karşılaşıyoruz. Öykülerde bunlar görünüşleri ve davranışlarıyla bazen ayrıntılı olarak tanıtılırlar.

Kişilerin içinde bulundukları çevre ve ortamın anlatılması, yer ve zamanın belirlenmesine yarar. Bu öyküde olayın geçtiği “yer”, balıkçı kahvesi önü; “zaman” ise, bir dülger bağlının yakalanıp bu olay karşısındaki duygu, düşünce ve izlenimlerin yansıtıldığı süreçtir.

Kişilerin yaşadıkları, karşılaştıkları olaylar öyküde ilgiyi ve gerilimi oluşturan önemli bir öğedir. Buların öyküleme, konuşma(diyalog), betimleme ve çözümleme (tahlil)lerle anlatışları da öykücünün sanatı, biçim ve becerisinden yakın ilgilidir.

Olayların oluşmasıyla ilgili anlatım biçimine öyküleme denir. Olayların, kişilerin, bir yerin ya da doğa parçasının görünümlerini özellikleriyle birlikte ayrıntılı olarak anlatmaya betimleme; kişilerin olaylar ve durumlar karşısında duygu ve düşüncelerinin derinliğinin de çözümlenmesine çözümleme denir. Okuduğunuz öyküde bir insan yerine konularak betimlenen dülger balığı, yazarın duygu ve düşünceleriyle bütünleşerek ruhsal çözümlemenin yapılmasına olanak hazırlamıştır.

Okuduğunuz bu öyküde, Haldun Taner, yalın anlatımına ince bir yergi de katarak olay ve kişilerin gerçek yönlerini göz önüne sermeyi başarıyor. Örnek: “Fabrikatör, çıplak başında şaplayan ilk damla üzerine gayri ihtiyari yukarı baktığında, ikinci, üçüncü postalları yüzüne gözüne giydi. … Bir iki kadın davetli gülümsemesini tutamadı… Fabrikatör, yüzüne çok defa pisletilmiş insanların pişkin tebessümüyle mendilini çıkardı…”
Biçem anlatım özelliğidir; yani “kişiye özgü”, “kişiye özel” dır. Başka başka yazarlarda, başka başka eserlerde ya da ürünlerde aynı biçemi bulamaz. Ancak benzer biçemler olabilir. Reşat Nuri Güntekin’in, Sait Faik Abasıyanık’ın… her yazarın kendine göre anlatım, anlatım özelliği vardır.
Fransız yazar Boileau (Bualo), “üslüb-ı beyanı ayniyle insandır(biçim, insanın kendisidir.)” diyor. Her yazarın kendisine özgü cümle yapıları, anlatım yolları vardır.
Bir yazar “kısa cümlelerle, süse, sanata yer vermeden yazma alışkanlığı” ile başka bir yazarın “ uzun cümlelerle, benzetmeli, mecazlı, sanatlı bir anlatım” yoluna uygulaması biçem ayrımına örnek olarak gösterilebilir.
Anlatım özelliği olan ”biçem” ile her yazarı yerine göre başvurduğu “betimleme”, “çözümleme”, “öyküleme”, “eleştirme”, “gülmece” gibi anlatım biçimlerini karşılaştırmamalıdır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:


Yorum Yaz