(Romanın tanımı, unsurları: Plan, konu, olay, zaman, mekân, kişiler, dil ve ifade çeşitleri)
Öykü bölümünde gördüğünüz gibi romanın kaynağı da destan ve masallardır. Roman, adını, Roma İmparatorluğu’nda halka konuştuğu Latinceden almıştır.
Kökeni belli olmayan roman benzeri anlatı, antik çağın klasik döneminde önemsiz bir tür sayılır. Hıristiyanlığın ilk yıllarında, Latin ve yunan edebiyatlarının gerileme döneminde ortaya çıkar; Orta Çağda yok gibidir. XII. Yüzyılında Fransa da eski Yunan ve Latin kaynaklarından alınan konular geliştirilir ve roman denilen klasik anılardan oluşan anlatılar yazılır…
İtalya’da Boccacio (bokasio)’ nun “Decameron” (Dekameron) u; Rönesans yıllarında Ariosto’nun “çılgın Orlando” bu tür anlatılardı.
Roman türünü ilk örnekleri XVI.-XVII. Yüzyıllarında Fransa’da Rabilais (rable)’nin yazdığı “Gargantua ve Pantagruel”, ispanya da Cervantes (Servantes)’in yazdığı “Don kişot” tur.
XVIII. yüzyılda İngiltere de Defoe (defo)’nun “Robinson Cursoe” (robinson Kurzo) ‘su; Swift’in “Gulliver’in Gezileri” roman türünü geliştiren ilk yapı yaşlarıdır.
XIX.yüzyılında, çağdaş romanın evrensel başyapıtlarının ortaya konulduğu dönem sayılır. Fransa’da, İtalya’da, İngiltere’de, Almanya’da, Rusya’da… yazarlar klasik, romantik, realist gerçekçi) anlayışıyla büyük romanlar yazmışlardır.
Türk edebiyatında ise roman, Tanzimat Dönemi ile başlar. Daha önce, öyküde olduğu gibi, roman yerini tutan anlatılar da masal, efsane (söylence), destan ve mesnevi türündeki eserlerdi.
Tanzimat döneminde Yusuf Kamil Paşa Fenelon’dan yaptığı “telemak” ilk çeviri romandır(1862). İlk yerli romanda Şemsettin Sami’nin 1872’de yayımlandığı “Taaşşuk-ı Talat ve fıtnat”tır. Namık Kemal’in “intibah” adlı romanı ise ilk yazınsal (edebi) roman sayılır.
Romandaki öğeler; öykü türü bölümünde gördüğümüz gibi, plan, konu, olay, zaman, yer, kişiler, dil ve ifade (anlatım) çeşitleridir. Ancak bunlar romanda daha geniş tutulmakta; ayrıntılara önem verilmektedir.
REŞAT NURİ GÜLTEKİN
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
PEYAMİ SAFA
Romandan, toplum yaşamımızdan kesitler veren bir bölüm okudunuz. Bu romanda, parçalardan da anlaşıldığı gibi Ali Rıza Bey ailesindeki kişilerin, hareket ve davranışlarıyla bir takım toplum kurallarına ve törelere uymadıkları öyküleniyor.
- Roman, insan yaşamındaki duygu ve düşünceleri, tutkuları çözümleyen; çevreyi ve görenekleri betimleyen; tasarlanan ve ya gerçek olan olaylara yer veren bir edebiyat türü, diye tanımlana bilir. Genel olarak romanda öyküler gibi serim, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşabilir.
- Bir roman konu, plan, kişi, olay, zaman, yer gibi öğeler ile dil ve anlatım özellikleri vardır.
Romanlar, konularına, etkilendikleri akımlara ya da taşıdıkları toplumsal ve ya kişisel özelliklerine göre adlandırılır; türleri de buna göre belirlenir:
Konularına göre; tarih konularını işleyen romanlar, serüven, gezi, polis… romanları
Yazımsal akımın etkisinde yazılmış olan romantik, realist, naturealist… romanlar
Ruhsal çözümlemelere ağırlık veren psikolojik romanlar.
Toplumsal konularda; töre… yabancı toplumları tanıtan egzotik romanlar.
Bir görüş ve düşünceyi savunan tezli romanlar
Bir roman, bu nitelik ve özelliklerinden bire kaçını da üzerinde topluya bilir.
Öyküde olduğu gibi her romanda kurgulanan bir ana olay, olay, kişiler, çevre, fiziksel-ruhsal ortam ve durumlar önemli öğelerdir.
Roman, bilim kurgu biçiminde gerçek dışı konularda yazılırsa, tıp kı masallardan olduğu gibi, kişi olaylarıyla okurun düş gücünde yeni bir dünya yaratmalı; insan yaşamına örnek olabilecek inandırıcılığı yaratmalıdır.
SAYFA: 159
Toplumdaki değişiklikleri, kişilerin karekter özellikleriyle birleştiren gerçekçi, toplumsal bir roman tanıdınız.
Toplumcu nitelik gösteren romanlarda(töre romanı), her şeyden önce toplumdaki gelenek, görenek, beğeni ve değerler ele alınır. Romandaki kişiler, kişilikler, davranışları ve konularıyla tanıtılır.
Kiralık konak’ta ana olay Tanzimat’tan başlayarak Çanakkale Savaşı’na değin süren II. Abdülhamit ve I. Meşrutiyet dönemlerinin üç ayrı kuşağının simgesi olan İstanbul’un orta düzey kişileri arasında geçer: Naim efendi, II. Abdülhamit döneminde devlet katlarında görev alarak emekli olmuş, görgülü bir İstanbul efendisidir. Birinci kuşağın simgesidir. Karısının ölümünden sonra her şey yozlaşmaya başlamıştır.
Sekine hanım, çekingen, gösterişsiz bir kadındır. Kocası Sermet Bey, ulusallığa uzak, alafrangalığa özlem duyan bir kişidir. İkinci kuşağın simgesidir.
Üçüncü kuşaktan olan çocukları Cemil ve Seniha ise aynı çatı altında yetiştirdikleri halde eskiyi tümüyle yadsıyan, yenilikçi geçinen ve her fırsatta Avrupa’da yaşamak isteyen, uyumsuz gençlerdir.

Yorumlarınızdan…