Kas 11

Gezi(Seyahatname)-Örneklerle Edebiyat Bilgileri

Genel Yorum Yaz

6 Kasım 2009 Cuma , Kategori: Edebiyat

GEZİ (SEYAHATNAME)

“Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayış biçimlerini ve yarattıkları kültür eserlerini merak etmişlerdir. Bir nedenle başka ülkelere giden kişilerle karşılaştığımızda, onları soru yağmu*runa tutmamız bundandır. Günümüzde televizyon görüntüleri dünyanın birçok kültürünü yanı başımıza ge*tirdiği halde, hâlâ gezi anılarını dinlemenin ya da okumanın tadı başkadır…

Gezi yazılarının çok yönlü anlatım olanakları vardır. Uzunluğu çoğu zaman kitap olacak kadardır. Gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlandığı da olur. Okuyucunun sıkılmadan, merakla okuduğu bir yazı türüdür. Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak, okuyucuda okuduğu yer*leri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır..

Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir?
Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röpor*tajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür.

Gezi yazısının belirleyici özellikleri nelerdir?
• Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolcu*luk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler…
• Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, an*lattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.
• Resim kullanılmalıdır.”
(Canan İleri, Yazılı Anlatım Türleri I)

HAZIRLIK

1. Seyahatname, yazarların yurt içi veya yurt dışı gezilerinde gördüklerini anlattığı yazılara denir. Gezinmeyi iş edinen kişi seyyah veya gezgin adıyla anılır. Gezgin, gezip gördüğü yerlerin insanlarını, yaşayışlarını, tarihlerini medeniyetlerini anlatır. Seyahatnameler, yazarların sadece gezip görmek ihti*yacından doğmamıştır. Çeşitli savaşlar, hac ziyareti, görevle başka ülkelere gönderilen memurların yolculukları sebebiyle seyahatnameler yazılmıştır.

2. “Yediğin içtiğin senin olsun; gezip gördüğünü anlat.” sözüyle vurgulanmak istenen gezip gör*menin önemidir. Seyahatten dönüşte gezip görülen yerler hakkında bilgi edindiği düşünülen kimseler*den yeni görülen bu yerlerle ilgili bilgi edindiği düşünülür. Genellikle bu soruyu soran kişiler de seyahat edilen yer hakkında bilgi almak isterler meraklarını gidermek için sabırsızca “Yediğin içtiğin senin ol*sun; gezip gördüğünü anlat.” sözünü söylerler.

3. Görmediğimiz yerlerle ilgili bilgilere kitaplardan, görsel ve yazılı medyadan, internetten ve ora*ları gezip gören veya hakkında okuduğunu düşündüğümüz arkadaşlarımızdan ya da büyüklerimizden öğreniriz.

4. İnsanların farklı farklı ilgi alanları vardır. Bu ilgilere göre bir yeri görme isteği uyandıran etkenler değişir. Yeni yerler görerek oranın tarihi, doğası, insanı hakkında merak ettiklerimizi öğrenme isteği bu etkenlerden biridir. Merak, ilgi, eğlenme, dinlenme ve öğrenme ihtiyacı, bir yeri görme isteği uyandıran etkenlerdir.

5. Gezilen bir yerin yaşayış, gelenek, görenek, doğal güzellik, tarihi özellik ve daha değişik yön*lerden ilgi çekici ve farklı bulduğumuz yanlarının başkaları tarafından mutlaka bilinmesi gereği düşün*cesi, gezilen yerlerle ilgili izlenim ve bilgilerin yazılması isteğini doğurur.

6. Yurt içinde veya yurt dışında gördüğümüz yeni yerlerin bize kültürel açıdan yarar sağlayacağı muhakkaktır. Çünkü biz seyahat ettiğimiz yerlerde yeni ve farklı bir insan topluluğuyla karşılaşırız. Bu yeni toplumun, dolayısıyla bu yeni kültürün insana, eşyaya, mekâna bakışını ve yaşam felsefelerini öğrenmiş oluruz. Gelenek, görenek, doğal güzellik, tarihi mekânlar bize yepyeni dünyaların kapısını açar. Biz eğer meraklı isek ve öğrenmeye açıksak gerçekten bu seyahatlerin bilgi-görgü arttırma açı*sından, kültürel açıdan büyük yararlar sağlayacaktır.

1. ETKİNLİK

Daha Dün
Anadolu notları arasına bugün dumanı üstünde bir Rumeli notu sıkıştırıyorum.
Trenle Çatalca’ya şöyle bir gidiş, geliş… İstanbul sonbaharı için bundan daha hoş bir gezinti
olur mu?
Arkamda ipincecik bir elbise, ayağımda bir yazlık iskarpin… Yalnız geceye doğru belki hava serinler diye koluma hafif bir pardösü alıyorum. Ben, daha köşe başını dönerken hafif bir yağmur çise-lemeğe başlıyor. Ziyanı yok. Yaz yağmuru ne kadar sürer…
Kompartımanda yalnızım. Tren Kumkapı’ya yaklaşırken pencereden hafif bir serinlik geliyor. İhtiyaten pencereyi kapıyorum. Fakat serinlik kesilmiyor. Etrafıma bakınarak bir delik deşik arıyorum. Bulamayınca pardösüyü sırtıma alıyorum.
Bakırköy’ünü geçtikten sonra o da beni ısıtmamağa başlıyor. Bu defa, gene etrafıma, pencere ve kapı aralıklarına bakıyorum. Nihayet iskarpinlerim gözüme ilişiyor: Sokakta ben farkında olmadan altlan ıslanmış; su, yavaş yavaş çoraplara yürümüş…
Florya’dan sonra artık ayaktayım. Çünkü gittikçe artan anlaşılmaz soğuğa karşı vagonun içinde dolaşmaktan başka çare yok.
Hava, duman ve yağmur içinde. Görünürlerde ağaç ve yeşillik olmadığı için etraf birdenbire bir kara kış rengi bağlamış.
İki buçuk saat Sonra Çatalca. Trene yazın binmiş, kışın iniyor gibiyim, Üç, beş yolcu seller içinde istasyona doğru koşuyoruz Bir dakika içinde iskarpinlerim çamur, pardösüm su içinde kalıyor.
Baskın o kadar ani ki yaz sıcağı bekleme odasından çıkmağa daha vakit bulamamış. Şimdiden soba yanmasına imkân olmadığı halde adeta şüphe ile sobayı yokluyorum.
- Arkadaş, Çatalca nerede?
- Ta şu karşı tepelerin ardında,
- Arabalar, otomobiller nerede durur?
- Karşıda durur amma, bugün yok… Yol fena olduğu için otomobiller yalnız güzel havalarda işler*ler.
- Ben, şimdi ne yapacağım?
- Şimdi de bir tane var.
Tren yolunun karşı tarafında adamın gösterdiği yere bakıyorum. Üstü açı

k birtakım çardaklar ara*sında bir otomobil görüyorum.
Meğer ben, alık alık etrafıma bakınıp bekleme odasında sobayı muayene ederken öteki yolcular Orsaya koşmuşlar.
Ben, soluk soluğa yetiştiğim zaman araba dolduktan başka birkaç kişiyi, yerde açıkta kalmış bu*luyorum.
Şoför: – Ben artık gelemem yollar çok fena; diye nazlanıyor, kalanlar:
“Yapma Allah aşkına… İstasyon binasında bir de iki çocuklu kadın kaldı”, diye yalvarıyorlar
Nihayet, şoför tekrar döneceğine söz veriyor ve gidiyor.
Yolculardan bir, ikisi tekrar istasyon binasına dönüyorlar. Ben, bu sefer de atlarım korkusu ve yağmur altında beklemek bir nevi kıdem hakkı kazandım ümidiyle ondan ayrılmıyorum.
Çardaklardan biri kır kahvesi… Üstünde ağaç dalları ve tek tük yapraklar var. Kahve ocağının bu*lunduğu yerin üstü ve etrafı nispeten daha muhafazalı… Fakat nihayet tramvay sahanlığı genişliğinde bir yerde kahveci, kahvecinin bir alay hırdavatı ve iki müşterisi barınıyor. Ben, yanaşmağa cesaret edemeyerek uzaktan hasetle bakıyorum.
Onlar, bu hissimi anlamışlar gibi: “Siz de buyurun, ıslanmayın” diyorlar.
Müşteriler benden beter giyinmiş iki genç. Birisi tepemizdeki otların arasından akan yağmuru gös*tererek:
“Haşa huzurdan çıplak biri zemheride balık ağının içine girmiş, Allah dışarıda kalanlara imdadeylesin, demiş… Bizim vaziyetimiz de ondan farklı değil amma gene Allah şu kahveciden razı olsun” diyor.
Dert arkadaşlığı başka şey. Çabucak ahbap oluyoruz, birbirimize kahveler ısmarlıyoruz. Kahveci izahat veriyor:

— Hava bugün Çorlu panayırını berbat etti, Panayır haftaya burada kurulacak. Bu çar-dakları onun için hazırlıyorlar. Hemen Allah fakir fukaraya acısın da hava böyle gitmesin…
Kahveci insaniyetli adam. Şoförün “gelemem” diye nazlanmasının yol bozukluğundan ziyade ni*yet bozukluğundan ileri geldiğini, yani bizden fazla para çekmek için bu ağzı kullandığını söylüyor ve böyle bir teklif karşısında sıkı dayanmamızı tavsiye ediyor.
Otomobilin durmasıyla istasyona giden yolcuların, yerden biter gibi birdenbire ortaya Çıkmaları ve otomobile atlamaları bir oldu. Benim kıdem hakkı yandı; gene açıktayım Fakat biraz evvel kahvede tanıştığım gençlerden biri büyük bir nezaketle bana yerini verdi.
İstasyon kadının iki çocuğu ve bohçasıyla beraber daha yeni bekleme odasından çıktığı görülü*yordu Fakat görmemezlikten geldik. Halbuki biraz evvel şoföre geri dönmesi için yalvarırken kendimiz*den ziyade o biçareyi ileri sürmüştük.
Evet, İstanbul’un burnunun dibindeki Çatalca’ya bu eski vilayet merkezinde istasyonla şehir arasın*da adamakıllı bir yol yok. Yağışlı havalarda arabalar ortadan çekiliyor, halk, muhasarada kalıyor.
Biz yağmurların ilk başladığı günde bu on dakikalık yolu adeta maceralarla geçtik. Bir, iki kere devrile*cek gibi olduk; küçük bir dereye daldık, çıktık. Sonra bir tarladan iki, üç metre yüksekliğinde caddeye çıka*bilmek için, beygirle mania atlama yarışı yapar gibi, dört yahut-beş-defa-gerileyip-ileri-saldırdık.
Her defasında tam tepeyi tutacağımız saniyede makine soluya, hırlıya duruyor, sonra geriliyor, şoför bizi kenardaki hendeğe dökmemek için türlü manevralar yapıyor. Yolcular “aman oğlum, biz ine*lim bari” diyorlar. Şoför: “Araba ağır olursa daha iyi” diye cevap veriyor. Biz, beş yolcu, adeta safra vazifesi görüyoruz.
Çatalca’da yemek ve gezinti:
Yağmur aşçı dükkânının camından geçerek önümdeki masanın muşambasına damlıyor. Hazır yemekleri gözüm kesmediği için ateşe bir dilim et koydurdum. Tavanları delip geçen yağmurun benim yazlık iskarpinleri ne şekle soktuğunu anlatmağa hacet yok. Potinimin içine kat kat gazete kağıtları yayarak etin pişmesini bekliyorum. Sonra, artık hiç bir yağmurdan pervam kalmayacak surette ıslan*mış olduğum için rast gele çarşıyı, sokakları dolaşıyorum.
Reşat Nuri Güntekin
Anadolu Notları

Kırıkkale’ye Giderken
Ankara kalesi, telsiz direkleri ve bir tünel… Yarım dakika karanlık. Ankara geride kaldı. Bu yol, bütün bozkırı geçer, Karadeniz’e dek ulaşır.
İsmet Paşa yıllardır fikir döktü, ray döşedi. Şimdi ben, bu ray üstünden fikir taşıyan kültür savaşı*nın zırhlı trenine yetişmek için kilometrelerin sekişini sayıyorum. Tren yolunda… Gezici eğitim sergisi Kırıkkale istasyonunda… Tren yolunda dediğim zaman dudaklarımızda yabansı bir kıvrıntı seziyor gibiyim. Sezmeye de gerek yok gerçekten:
“Tren yolunda da laf mı a canım.” diyebilirsiniz. Eğer siz, bir zamanlar Yahşıhan’a dek böyle gidip gelen eski tren bozuntusunu anımsarsınız hiç de böyle düşünmezsiniz. Hele benim gibi Yahşıhan yolunda tuhaflıklara tanık olmuşsanız…Size, istasyonların kimi bodurumsu, kimi kavaklar gibi birbirleri*nin sırtından sırıtan uzun dallı ağaçlarından, çeşmelerinden, bayrak direklerinden, makaslarından, telgraf direklerine tünemiş güvercinlerinden, yol kenarında doygun doygun treni seyreden öküzlerden, özgür ve neşeli sıpalardan söz edeceğimize bizim orta Anadolu’ya kültür ve yeninin aşkını taşıyan trene rast gelinceye dek bugünkü güzel trenin yerindeki o eski tren ve ray bozuntusundan söz edeyim, her halde canınız sıkılmaz.
Yıl 1921, İnönü ile Sakarya savaşının araları… Ankara’dan Kayseri’ye doğru bir akın var. Kağnı, kağnı, kağnı… Yollardan, dağlardan, taşlardan gıcırtıdan geçilmiyor. Mumyalanmış bir eşeğe benze*yen cılız, sanki tenekeden yapılma bir lokomotif, ince, uzun hörgücünü kaldırmış, bitkin develeri anım*satan vagonlar da bunların arasında Kayseri yolunu tutuyor.
Her nedense o zaman burada işleyen dekovilde, sudan geçmeyen hayvanın inadına benzer bir inat vardı. Zaman zaman tutarağı tutardı. Bakarsınız, tıpış tıpış giderken birdenbire zınk yerinde sayar. Bir ses duyulur:
“Lokomotifin suyu tükendi. Allah’ını seven su getirsin!..”
Kovalarla, ibriklerle, testilerle bir sürü halk su aramaya çıkar, su bulunmayan bir yerde ise herkes mataralarındaki, testilerindeki, teneke ya da toprak ibriklerindeki suları lokomotife boşaltırlar. Mübarek, yürümeye başlar. Ama yürüyüş de ne yürüyüş!… Trenin üstünde pinekleyen ihtiyarlar, kimi zaman şöyle konuşurlardı:
“Tren giderken indim, aptes bozdum, elimi yudum, trene bindim.”
“Aptes tazeledim, yine geldim, yetiştim.”
Yokuş bir yere gelindi mi bir ses yükselirdi:
“Allah’ını seven vagonları ardından itsin!”
Yüzlerce adam trenden iner, trenin durduğunu gören köylüler de gelir. Helesa yelesa ile treni yü*rütürlerdi. Trenin kömürü tükenip yöreden çalı çırpı topladığımızı da ben bilirim. Bunları söylerken sa*dece bir anıyı anlatıyorum. Dün süngüsünü tüfeğine çaputla bağlayıp düşmana saldıran bir ulusun o günü böyle geçerdi.
Şimdi İsmet Paşa’nın döşediği raylar üstünde fikir gibi hızlı, düzenli ve rahat trenle Kırıkkale’ye yaklaşıyoruz. Makinenin, tekniğin dokunduğu yer, çölün ortasında bile olsa yepyeni bir uygarlığı fışkırtı veriyor. Kırıkkale işte böyle bozkırın ortasında baca. fabrika, asfalt, geometri, boyalı ev, sağlam tavan, iş gömleği giyen alın terli insan demektir. Kırıkkale bana, kopmuş bir film parçasının san bakkal kâğı*dına yapıştırılması etkisini yaptı. Kırıkkale, başlı başına minnacık bir fabrika yuvasıdır. Sağı solu, önü arkası bozkırdır.
İstasyon kalabalık… Siyahlar giyinmiş öğretmenler, iş gömlekli işçiler, ustalar, mühendisler, bereli kadınlar, irili ufaklı çocuklar vagonların çevresinde toplanıyorlar…
Sadrl Ertem,Türk Dili Dergisi, Gezi Özel Sayısı, 1 Mart 197

3.

2.ETKİNLİK

GEZİ YAZILARI

“Gezi yazısı, gezilip görülen yerler üzerine yazılan yazıdır.
Geziye çıkmayı uğraş edinen kimselere gezgin denir. Eskiden, “gezi yazısı” yerine se*yahatname, “gezgin” yerine de seyyah terimleri kullanılırdı.
Gezi yazılarında, gezilen yerlerin görünümleri, insanların ırkları, dilleri, yaşayışları, gelenekleri, ta*rihleri* uygarlıkları, vb. anlatılır.
Gezi yazılarında yalnız görülen ve duyulan şeyler anlatılıp hayalden doğma hiçbir olguya yer ve*rilmediğinden, bu çeşit eserler tarih, coğrafya, toplumbilim, hukuk, folklor, vb. bilimleri için yardımcı kaynakların başlıcalarındandır.
Ya zevk için, ya keşif amacıyla ya da görevle yapılan geziler dolayısıyla yazılan bu türdeki yazıla*ra çok eski devirlerden beri rastlanmaktadır.

Dünya edebiyatında bu yolda eser verenlerin en ünlüleri şunlardır:

Çin’e kadar gitmiş olan Venedikli Marco Polo (1254-1324), Arap gezgini İbni Batuta (1304-1369?).vb.
Türk edebiyatında gezi türünde eser verenlerin en önemlisi Evliya Çelebi’dir (1611 -1685′ten son*ra).
XVIII. yüzyılda Avrupa ile ilişkiler çoğalınca, elçilik göreviyle yabancı ülkelere giden kimseler de, gittikleri yerler üzerine, sefaretname adı verilen eserler yazmışlardır; yapılan görevin sonucunu saraya bildirmek amacıyla yazılan bu eserler de gezi yazısı niteliği göstermektedir; Yirmi sekiz Çelebi Mehmet 7-1732) Efendi’nin Paris, Ahmet Resmî (7-1779) Efendi’nin Berlin üzerine yazdıkları sefaretnameler bunların en ünlüleridir

Yeni Türk edebiyatında gezi yazısı türünde eser verenlerin başlıcaları şunlardır:

Ahmet Mithat (Avrupa’da Bir Cevelan),
Ali Bey (Seyahat Jurnali),
Cenap Sahabettin (Hac Yolun*da),
Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi),
Falih Rıfkı Atay (Denizaşırı, Yeni Rusya, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Bizim Akdeniz. Hind, Yolcu Defteri, vb.),
Reşat Nuri Güntekin (Anadolu Notları)
Azra Erhat (Mavi Yolculuk),
Melih Cevdet Anday (Anadolu ve Sosyalist Ülkelerde),
Oktay Akbal (Hiroşimalar Olmasın), vb.

Bunlardan yalnız Falih Rıfkı Atay gezi yazısı yazmayı uğraş edinmiş; edebiyatın başka dallarında çalışan öteki sanatçılar, bir yan uğraş olarak bu yolda yazmışlardır.

Gezi yazısı türünün bir dalı da, gezi röportajıdır. Röportaj (fr. Reportage) türü çeşitli olayları ve yerleri inceleyip okuyuculara anlatmak üzere, gazetelerin her yana gönderdikleri “muhabirlerin yazıla*rından doğmuştur. Röportajın başlıca özelliği, yerinde toplanmış canlı ve ilgi çekici gözlemlere dayan*masıdır. Röportajın alanı çok geniştir: toplum hayatında rastlanan her olay (yangın, kaza, salgın hasta*lık, grev, vb.), her yer (fabrika, okul, mahkeme, devlet dairesi, sokak, vb.), her memleket (şehir, kasa*ba, köy, vb.) ve her kişi (sanatçı, iş adamı, memur, esnaf, köylü, şehirli, vb.) röportaj konusu olabilir. (Tanınmış kişilerle belli bir konuda yapılan röportajlara, eskiden mülakat denirdi; bugün görüşme den*mektedir). Bizim konumuzla ilgili röportaj çeşidi, yurt köşelerini anlatan gezi röportajı’dır. Bu alanda eser veren yazarların başlıcaları şunlardır: Ahmet Şerif (Anadolu’da Tütün), Yaşar Kemal (Bu Diyar Baştan Başa), Fikret Otyam (Gide Gide, 13 cilt), vb.”

Cevdet Kudret Örneklerle Edebiyat Bilgileri-2

İNCELEME
1. Okuduğunuz ve dinlediğiniz gezi yazılarının ortak özelliklerini belirleyiniz.
·Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır.
·Gezi yazısında yazar gezdiği yerleri anlatmış, abartma, uydurma bilgiler verilmez. « Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri sanatçıyla gezer gibi olur.
·”Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yol*culuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler…”
·Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için ör*nekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.”

2. İncelediğiniz gezi yazısında yazarın ilgisini çeken unsurlar nelerdir?
• Japonların çok çalışkan bir millet olmaları, millet değil şirket gibi çalışmaları,
• İnsanlar birbirine çok saygılı. Sorumluluk duygusu çok gelişmiş, s • Temizlik çok önem vermeleri,
• Aile yaşamı çok önemli olması, boşanmanın çok zor olması,
• Japonların imparatorlarına kutsal bir değer yüklemeleri, o kadar ki Japonya’da her imparatorla birlikte takvimin yenilenmesi,
• Çok okuyan bir millet olmaları,
• Japon insanına doğduğu günden itibaren sabır öğretildiği için sövmek nedir bilmiyorlar.
• Japonya’da çocuğun çok önemli olması,
• Öğrencilerin tatillerinin kısa olması, tatil süresince bile okula gidip ödevlerini göstermeleri,
• Turizm açısından çok hareketli bir ülke olan Japonya’da önemli kahramanları Samurai’lerin tu*rizmde kullanılması,
• Japonya’da dört kişiye bir araba düşmesi ve trafiğin çok yoğun olması,
• Gerçekten de teknolojide dünyada bir numara olmaları,
. Japonya’nın, geiir dağılımı açısından dengeli ülkelerin başında gelmesi,
• Dünyanın en gelişmiş inci endüstrisinin Japonya’da bulunuyor olması.
• Japonya’da insanların iki odalı evlerde yaşıyor olması,
• Japonya’da insanların ev gezmesine bile vakitlerinin olmaması,

3. Gezi yazılarında, görülen her şeyin anlatılıp anlatılamayacağını tartışarak belirleyiniz.
Gezi yazılarında, görülen her şey anlatılmaz. Yazar seçicidir. Yazarın kendisi için farklı olan, sıradan olmayan şeyleri anlatması önemlidir. Aynı şekilde hitap ettiği kitlenin de ilgisini çekecek şeyleri işlemesi gereklidir.

4. İncelediğiniz metinden tanımlama, betimleme ve açıklama cümleleri bulunuz. Bunlar olmadan yazının aynı etkiyi gösterip göstermeyeceğini açıklayınız.
Japonya’nın resmî adı Japonya, ama millî adı “Nippon” (Nipın). Toplam 377 bin kilometrekare*lik bir ülke, dört adadan oluşuyor ve 123 milyon nüfusu var. İrili ufaklı adaların bütünü Japonya ama büyük adalar Hokkaido, Hondo, Şikoku, Kiyuşiyo.. cümlesi açıklama cümlesine örnek verilebilir.

İyi dövüşen, saygın savaşçılara verilen Samurai adının Japonca’da asıl anlamı “hizmet eden kişi”dir. cümlesi tanımlama cümlesine örnek verilebilir.

Japonya’da dört kişiye bir araba düşüyor: trafik çok yoğun. Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar… cümlesi betimleme cümlesine örnek verilebilir.

Gezi yazısında yazarın bu anlatım yollarına başvurması bu türün özelliğinden dolayıdır. Bunlar gezilip görülen yerin en iyi şekilde ve inandırıcı anlatılması için çok önemlidir. Çünkü gezi yazıları öğ*retici, karşılaştırma imkânı sağlayan yazılardır. Bunlar olmadan yazı aynı etkiyi göstermeyecektir.

5. İncelediğiniz gezi yazısındaki bütünlüğün hangi ögeler etrafında sağlandığını açıklayınız.
Kelimede sesler, cümlede kelimeler, paragrafta cümleler, metinde paragraflar birer birim oldu*ğu için paragraflar da bu metni oluşturan birimdir. Bu paragraflar dil bilgisi kuralları içinde kelimeler, kelime grupları ve cümleler arasında anlam ilişkisiyle iç içedir. Konunun ortaya konduğu veya sezdirildiği cümle ve cümlelerin paragrafın başlarında olduğu görülmektedir. Her

paragrafı kendisinden önce ve sonrakine bağlayan söz veya söz grupları vardır. 2. soruda hangi konuların ortaya konduğunu maddeler halinde göstermiştik. Dikkat edilecek olursa bunlar her bir paragrafın konusudur. Ancak yine de bu paragraflar birbirinden bağımsız değildir. Dil bilgisel öğelerle ve anlam ilişkisiyle birbirine bağlıdır, örneğin birinci paragrafta isim vermeden Japonlardan bahseden yazar, ikinci paragrafa ”Kimlerden söz ettiğimi hemen anladınız değil mi?” cümlesiyle başlayarak birinci paragrafla anlam ve dil bilgisel ilişki kurmuştur.

6. Okuduğunuz gezi yazılarının üzerinizde bıraktığı etkileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
Okunan gezi yazıları insanı içine öyle çekiyor ki insan sanki oraları gezmiş, görmüş hissine ka*pılıyor. Örneğin bu yazıyla birlikte Japon milletini ve Japonya’yı tanımanın ortaya koyduğu psikolojiyle artık o insanlara karşı sempati hissetmeye başlıyorsunuz.

7. Okuduğunuz gezi yazısında anlatılan yerlerle ilgili ne tür bilgilere ulaşıyorsunuz? Bunlardan hareketle gezi yazılarının okuyucuya sağladığı yararları belirtiniz.
Japonya’nın tarihi, toplum yapısı, ekonomisi, Japonların hayat felsefeleri, kültürleri, hakkında geniş bilgilere ulaştık. 2. soruda bunları maddeler halinde sıraladığımızdan tekrar açmıyoruz. Bunlar*dan hareketle gezi yazıları öğretici, karşılaştırma imkânı sağlayan yazılar olduğundan okuyucu bir milletin tarihini, sosyolojisini, felsefesini, doğal güzelliklerini, kültürünü öğrenme fırsatı bularak kendi devleti ve milletiyle bu durumu karşılaştırma imkanı sağlamaktadır.

8. Dil, metinde ağırlıklı olarak hangi işlevde kullanılmıştır?
Dil, metinde ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılmıştır.

3.ETKİNLİK
İncelediğiniz gezi yazısındaki paragrafları yapı ve anlam bakımından birbirine bağlayan unsurların neler olduğunu tespit ediniz.
İncelediğiniz gezi yazısındaki paragrafları yapı ve anlam bakımından birbirine bağlayan unsurlar hakkında 5. soruda açıklama yapmıştık. Bu açıklamalara ek olarak örneğin üçüncü paragraf “Konuya imparatorlardan girdiğimize göre. bir şeyler daha eklemek yerinde olur sanıyorum.” cümlesiyle başlı*yor. Burada hem anlam olarak hem de dilbilgisel olarak bir önceki paragrafa gönderme vardır. 5. pa-• agraf “Başlıca kentleri. Tokyo, Yokohama….” cümlesiyle başlar. Burada Japonya adı zikredilmez. Çünkü bir önceki paragrafta söz edilmişti, “kentleri” kelimesinde Japonya’nın Kentleri isim tamlama*sının sadece tamlananı burada verilmiş. Dilbilgisel olarak ve anlam olarak biz tamlananı biliyoruz ve bir önceki paragrafa bağlıyoruz. Bu örnekleri bütün paragraflar için çoğaltabiliriz.

4.ETKİNLİK

“Babaların eşleri ve çocukları ile aile yaşamı sürdürmesi olanaksız.” cümlesinde “babaların” ke*limesinden sonra virgül konmalı virgülden kaynaklanan bu anlatım bozukluğu giderildikten sonra öznede anlam eksikiği giderilmelidir. “Babaları, eşleri ve çocukları ile beraber bir aile yaşamı sürdürmesi olanaksız.” demesi daha doğrudur.
“…yönetim de kendilerini aynı aileden saydıkları için birbirlerine güveniyorlar” burada özne yük*lem uyuşmazlığı söz konusudur. “Çalışanlar ve yöneticiler kendilerini aynı aileden saydıkları için birbirlerine güveniyorlar”şeklinde söylenirse anlatım bozukluğu giderilmiş olur.

“Temizlik çok önemli; evler, iş yerleri, taşıt araçları, sokaklar, parklar pırıl pırıl.” cümlesinde gereksiz sözcük kullanımından doğan anlatım bozukluğu söz konusu, “taşıt araçları” yerine “taşıtlar” demek yeterli olacaktır.
Bu örnekleri şu şekilde daha da çoğaltabiliriz:
“Sonra biri bitmeden öteki baştan uçsuz bucaksız banliyöler, kasabalar.”

“İngilizce öğretim yapan pahalı kolejlere gidiyor.”
“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kayıtsız şartsız teslim olan Japonya, ordu bile kuramıyor ulusla*rarası antlaşmaya göre ama teknoloji ordusuyla, değil Batılı ülkeleri, Amerika’yı bile işgal etmiş du*rumda. “
‘Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar…”

Bu cümlelerde anlatım bozukluğu söz konusu. Dolayısıyla bu anlatım bozuklukları yukarıdaki an*latım bozukluklarıyla birlikte ele alındığında cümlelerde akıcılık, duruluk – açıklık ve yalınlık açısından da sıkıntı doğurmakta. Ancak bir sonraki etkinlikte akıcılığı, duruluğu- açıklığı ve yalınlığı bozan ifade*ler aynı zaman da anlatım bozukluğu olduğu için orada tekrar ele alınacaktır.

5.ETKİNLİK

Ölçütler
Değerlendirme
Japonya

Akıcılık
“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kayıtsız şartsız teslim olan Japonya, ordu bile kuramıyor uluslararası antlaşmaya göre ama teknoloji ordu*suyla, değil Batılı ülkeleri, Amerika’yı bile işgal etmiş durumda.”

Duruluk-Açıklık
“…..yönetim de kendilerini aynı aileden savdıkları için birbirlerine
güveniyorlar”
“Sonra biri bitmeden öteki bastan uçsuz bucaksız banliyöler. kasaba*lar.”
“İngilizce öğretim yapan pahalı kolejlere gidiyor.”
“Genellikle feodal beyleri koruyan ve onlar adına savaş veren özel şövalyeler olan samurailer Japon tarihinin en renkli kahramanları ara*sında yer alıyor.”

Yalınlık

“Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar…” “…robotizasyon ve otomatizasyonu çok ilerletmişler.”

Bu tabloda yapılacak değerlendirmede büyük ölçüde bütün gezi yazısı için akıcılık, duruluk-açıklık ve yalınlık konusunda olumlu bir sonuç ortaya çıkacaktır. Yani metin genel olarak akıcı, duru-açık ve yalındır.
Değerlendirme sonuçlarından hareketle akıcılık, duruluk-açıklık ve yalınlığın gezi yazısının anla*şılmasına büyük katkı sağladığı görülmektedir.

6. ETKİNLİK
Erzurum Şehri İle İlgili Gezi Yazıları:
• Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısında kronolojik zamanlı plâna uyulmuştur. İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısının üslubu farklıdır. Bu yazının kendine göre bir kronoloji olsa da Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısındaki gibi kronolojik zamanlı plâna uyulmamıştır.
• İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısı yazarın daha önce gezdiği bir yeri tekrar an*lattığı gezi yazısıdır. Bu son gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki fark anlatılmaya çalışılmıştır. Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısı ise muhtemelen ilk kez görülen bir yerin yaşayış, gelenek, görenek,doğal güzellikler, tarihi özellikler ve değişik yönlerden ilgi çekici yanlarının anlatıldığı bir yazı. İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısı şehrin insan portrelerini çizen, şehri bildiği ve yaşadığı şehir*le ve yaşam tarzıyla karşılaştıran bir yazı.
• Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısında yazar: açıklayıcı anlatım, öyküleyici anla*tım, betimleyici anlatıma başvurmuş ancak İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısında ağır*lıklı olarak tartışmacı anlatımdan da yararlandığı görülmektedir.

Ses Düşmesi Olan Kelimeler
Ses Türemesi Olan Kelimeler
Ses Daralması Olan Kelimeler
Ses Benzeşmesi Olan Kelimeler
ilerletmişler
ürünlerini
arıyorlar
işçisine
çevreler
biliyorlar;
başlıyorlar
açıktır.
…………..;……………i
birbirine
pazarlamasını
yaşıyorlar
Elbette
oğlu
……………………………………’
as]
]>

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:


Yorum Yaz