KANITLAYICI ANLATIM-ZARF(BELİRTEÇ)
HAZIRLIK
1.Sorunlar çözülürken başkalarının düşüncelerinden yararlanmak sorunun çözümünü kolaylaştırır.
2.Düşünceler açıklanırken, açıklanan konuyu dinleyiciye kabul ettirmek için örneklerden yararlanılır.
3.Reklâmlarda insanların, ürün konusunda ikna edilebilmesi için inandırıcılık şarttır.
4.Cümlede zarflar, zaman, durum, miktar, yer-yön, araç belirtmek için kullanılır.
1.ETKİNLİK
• Kanıtlama Yöntemi
İleri sürülen bir düşünceyi doğrulamak amacıyla belgelerden yararlanmadır. Diğer bir ifadeyle, bir şeyin gerçek yönünü kanıt göstererek ortaya koymaktır. Gerçeğe tanıklık edecek olan belgenin, inandırıcı ve her şeye kabul edilebilir nitelikte olması gerekir. Bilinen ait verilen, istatistikler, tarihi ve sikalar, yazışmalar gibi.
“Yahya Kemal, ‘Sözcükler benim namusumdur.’ Der. Bu doğru değildir. Çünkü her şair gibi onun da yanlış kullandığı kelime ve deyimler vardır. Ünlü şiiri Sessiz Gemi’de, ‘Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol’der. Türkçede el sallamak deyimi var da kol sallamak deyimi yoktur.”
(Türk Dili-Anlatım, Mustafa Özkan, Osman Esin, Hatice Tören, Filiz Kitapevi, İst.2001)
• (Bkz. s.174)
1.Metin:
1. Metinde bir yazarın yazarlık yeteneğini yitirebileceğini kanıtlamak amacıyla yazılmıştır.
2.Metinde yazarların veya şairlerin yeteneklerini günün birinde yitirebilecekleri konusu işlenmiş ve konu bu düşünceyle sınırlandırılmıştır.
3.Kanıtlayıcı metinlerde kavramları açıklama ve tanımlama önemlidir. Metinde de yazar yazarlarının yeteneklerini kaybedeceklerini tanımlama ve açıklama yoluna gitmiştir. “Bu iki yazıyı okuyuşumun üzerinden yıllar geçti” cümlesiyle başlayan paragrafta konu açıklamaya çalışmıştır.
4.Metinde yer alan” Yazarlık yeteneği yiter mi?” anlam tekrarıyla okuyucunun üzerinde durulan konudan uzaklaşmaması, ikna edilmesi ve düşündürülmesi amaçlanmıştır.
5.Yazar metinde düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere ve farklı kişilerin düşüncelerine başvurmuştur.
6. Yazar metinde yazarların yazarlık yeteneğini yitirebileceği düşüncesini inandırıcı kılmak için Sartre’ın kitabındaki düşünceye ve bazı yazarları buna kanıt göstermiştir.
2. Metin:
1. Metinde yer alan “ yurdumuz, tabiat ve tarih zenginliğiyle, turizm bakımından eşsiz bir hazinedir. Bir bölgeden öteki bölgeye değişen görünüş ve iklim ayrılıkları, Türkiye’yi her mevsimde, her turistin faydalanabileceği, ideal bir ülke yapmaktadır. Dünyanın hiçbir ülkesi, Türkiye kadar uzun ve zengin bir tarihin mirasına sahip değildir. En eski uygarlıkların izleri, anıtları bizim topraklarımızdadır.”cümleleriyle metnin yazılma gerekçesi belirtilmiştir.
2. Metinde yazar ülkemizin çok önemli bir turistik değeri sahip olduğunu ve bunu iyi değerlendirmemiz gerektiğini vurgulamaktadır.
3. Yazar bu görüşünü kanıtlamak için yabancı turizm uzmanlarının görüşlerine ve ülkemizin tarihi ve doğal güzelliklerinden örneklere başvurmuştur.
4. Metinde dil göstergesel işlevinde kullanılmıştır.
2.ETKİNLİK
• Metinde turizmle uğraşan, ülkemizde turizm elçiliği yapan yapan kişilere seslenilmektedir.
• Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen kesimin kültür düzeyi ve beklentileri önemli rol oynar.
3.ETKİNLİK
• “Yazarlık Yeteneği Yiter mi?” başlıklı metinde yazar ele aldığı konuyu inandırıcı kılmak için farklı yazarların düşüncelerine ve örneklere başvurulmuştur.” “Türkiye’nin Turistik Değeri” başlıklı metinde ise yazar konu ile ilgili yabancı uzmanların görüşlerine ve örneklere başvurmuştur. Kullanılan bu yöntem ve teknikler, üzerinde durulan konunun aydınlatılması ve kabul ettirilmesi açısından önemlidir.
3. Metin:
1. Metinde yazar ileri sürdüğü gürüşü kanıtlamak için yapılan bir araştırmayı örnek göstermiştir.
2. Metinde “eğitimde övme ve ödüllendirmenin, yerme ve cezalandırmadan daha iyi sonuç verdiği” düşüncesi, yapılan bir araştırma örnek gösterilerek kanıtlanmaya çalışılmıştır.
3. Metindeki kelime ve kelime grupları daha çok gerçek anlamda kullanılmıştır.
4. Metinden çağrışım ve duygu değeri olan kelime ve kelime gruplarını belirlerken ayal dünyanız ve duygularınız belirleyici olacağını göz ününde bulundurunuz.
ANLAMA YORUMLAMA
4.ETKİNLİK
• Örneklendirme, kanıtlama yönteminde etkilidir. Etkinliği yaparken bu durumu göz önünde bulundurunuz.
5.ETKİNLİK
Kanıtlayıcı Anlatımın Özellikleri
1. İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaç edinilir.
2. Tanımlama ve açıklama önemlidir.
3. Kelimeler ve kelime grupları gerçek anlamında kullanılır
4. Örneklere ve farklı düşüncelere başvurma önemlidir.
5. Bazı kelimeler, kelime grupları ve cümleler konudan kopmamak için tekrar edilir.
6.ETKİNLİK
• *İçeri girmekten korkarak bahçedeki demir kanepeye oturmak istedi.
Yer-yön zarfı
*Dışarıda, çocuklar birdirbir oynamaya dalmışlardı.
İsim
*Artık komutanlardan başka hiç kimse dışarı çıkmazdı.
Yer-yön zarfı
*Aşağı tükürsem sakal, yukarı tükürsem bıyık.
Yer-yön zarfı Yer-yön zarfı
*Aşağı katı, sakin ve daha sıcak olduğu için seçtik.
Sıfat
*Bağına, bahçeye, suyuna, toprağına veda ederek geri gidiyorum.
Yer-yön zarfı
*İçeri odadan sesler geliyor.
Sıfat
7.ETKİNLİK
• Verilen metinlerde “ne zaman, neden, niçin” kelimeleri ile soru anlamı sağlanmıştır.
*Olay nasıl oldu?
*Neden böyle sessizsin? Soru Zarfları
*Niçin oraya gittiniz?
• Soru zarfları; fiillerdeki iş, oluş veya hareketi soru yoluyla belirten zarflardır.
8.ETKİNLİK
• Kanıtlayıcı anlatım özelliklerinden yararlanarak güncel bir sorunun çözümü için bir metin yazınız.
9.ETKİNLİK
• Kadın Hakları
Ömer GÜNER
Önce bilelim ki hiçbir lider, devlet adamı kadın hakları konusunda Atatürk gibi, o ölçüde savaşım vermemiştir. M Kemal, kadınların da birer insan olduğunu, onların da erkek gibi çalışması, yaşaması ve toplumsal yaşama etkin katkıda bulunması gerektiğini vurgulamış, sonra da bu inanış doğrultusunda çaba harcamıştır. Kadınların hak sahibi olmaları gereği Atatürk devrimlerinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Mustafa Kemal 3 Şubat1923’teİzmir’de bir konuşmasında bakınız kadınlar için neler söylenmiş.
“Kadınlarımız bundan sonra haremlere kapatılmayacak, gizlenmeyecek, yüzlerini örtmeyeceklerdir. Çünkü bu tür ülkenin daha çok acılar çekmesine neden olacaktır. Türk kadınları ulusal bağımsızlığımız için savaş boyunca cesaretle dövüşmüşlerdir. Bugün onlar özgür olmalı, eğitim olanaklarından yararlanmalı, erkeklerimizinkine eşit bir düzeye çıkarılmalıdır.
Ve 3 Nisan 1930 kadınlarımıza belediye meclisinde semce ve secimle haklarını veren yasa yürürlüğe giriyor.
Atatürk’ün Trabzon’a ikinci ziyaretleridir. Tarih:27 Kasım 1930. Aynı gün programında Belediye’yi ziyaret vardır. Belediye meclis odası, şimdi başkanın makam odasıdır. Belediye Başkanı Temel Nücumi Göksel, Atatürk ve beraberindekileri kapıda karşılar. Beraber belediye meclis salonuna gelinir.
Salonda üç bayan bulunmaktadır. Belediye Başkanı bu üç bayan Belediye meclis Üyelerini Atatürk’e taktir eder: Sakibe Hanım, Şaziment Hanım ve Fakla Hanım. Kadınlarınıza Belediye Meclis Üyeliği’ne seçme ve seçilme hakkı o yıl verilmiştir. Trabzon’da ata-
türk’ün karşısında üç Belediye Meclis Üyesi Hanım çıkar. Atatürk, Belediye Meclis Üyesi hanımların arasına oturur. Programa göre Atatürk’ün belediyeyi ziyaret süresi 15 dakika olarak belirlenmişti. Ancak ziyaret bir buçuk saat kadar sürer. Hemen açıklayın. Trabzon’da bugün Belediye Meclisi’nde tek bir bayan üye bulunmamaktadır.
Kadın hakları niçin gündemde? Yasalara göre kadın-erkek arasında eşitlik vardır. Yasalarda var ama hayata geçirilmemiş. Bunun baş nedeni, kadının eğitimsizliği. Bir başka önemli neden de kadınların örgütsüzlüğü. Siyasi partilerde kadın kolları vardı, kaldırıldı. Bazı partilerin kadınlar için koydukları kadın kotaları da yeterli olmadı. Çoğunluk erkeklerde.
Özellikle kırsal kesimde kadınlarımız eğitimden çok yoksul. Kızların okuma olanakları bulunuyor.
Kadın, anamız, kardeşimiz eşimiz. Çocuklarımız anası…
Koruyalım, saygı duyalım.
Atatürk’ün kadınlara verdiği değeri unutmayalım.
KARADENİZ Gazetesi, (Trabzon), Sayı:6072,
Anlatım Ortak Özellikleri Farklı özellikleri
Türleri
Öğretici -Dil göndergesel işlevinde kullanılır. – Öğretici metinlerde okuyucunun metinle
Metinler Kelimeler gerçek anlamında kullanılır. gerekli bilgi birikimine sahip
Açıklayıcı -Amaç bilgi vermektir. olması gerekir.
metinler -tanımlama, açıklama ve -Tartışmacı anlatımda iki farklı
Tartışmacı örneklendirmeden yararlanılır. bakış açısının olduğu konular işlenir.
metinler -Kesin, açık ve anlaşılır ifadelere yer -Kanıtlayıcı anlatımda kendi
Kanıtlayıcı verilir. görüş kabul ettirme amaçlanır.
metinler -Sade, gösterişsiz bir dil kullanılır.
10.ETKİNLİK
• Cümleler Cümleye Kazandırdığı Anlam
*Güneş Pırıl Pırıl Akıyor Gözlerimde. Durum (Pekiştirme)
*Karataş Köyünde Akşam Ipıssız Bastırdı. Durum (Pekiştirme)
*Gece Uyumalı, Gündüz Çalışmalı. Zaman
*Büyük Lokma Ye, Büyük Konuşma. Durum
*Bizi Aramakla İyi Ettin. Durum
*Aşağı Tükürsem Sakal, Yukarı Tükürsem Bıyık. Yer-Yön
*Toprak Derin Derin Ürperdi. Durum
*Bu Şiiri Yağmur Yağarken Yazdım. Zaman
*En Sıkıntılı Günlerinde bana kol kanat gerdi. Miktar
*Buraya kadar nasıl gelmiş? Soru
*Beklediğiniz haber akşamüzeri geldi. Zaman
Durum Zaman Miktar Yer-yön Soru
Zarfları Zarfları Zarfları Zarfları Zarfları
Pırıl pırıl aşağı
Basit Yapılı Zarflar = iyi gece en yukarı
derin derin
Büyük gündüz
Türemiş Yapılı Zarflar = ıpıssız yağarken
(ıs+sız)
nasıl
Bileşik Yapılı Zarflar = akşamüzeri (ne+asıl)
11.ETKİNLİK
Zarfın Kattığı Anlam Zarf Zarfı cümle içerisinde kullanınız
üstünlük daha Bu araba daha güzel.
eşitlik kadar Benim kadar çalışkandır.
en üstünlük en Ben sınıfın en kısa boylusuyum.
aşırılık fazla Bu gün fazla çalıştım.
aşırılık biraz Biraz yardım etti.
aşırılık oldukça İçerisi oldukça kalabalık
• Metinde azlık- çokluk zarfları ve dereceleri:
*İyice=aşırılık
*Daha=üstünlük
*Biraz=aşırılık
*Pancar gibi=eşitlik
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.*Okuyucuyu veya dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmak için bazı kelime, kelime öbeği ve cümleler kanıtlayıcı anlatımda aralıklarla tekrar edilir. (D)
*Konuşmacı ve yazar üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurulur. (D)
*Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder. (D)
*Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri göz ardı edilir. (Y)
Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri göz ardı edilemez.
* Kanıtlayıcı metinlerde kavramları tanımlama ve açıklama önemli değildir. (Y)
Kanıtlayıcı metinlerde kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir.
2.*Cümleye eşitlik, üstünlük, en üstünlük, aşırılık anlamı kazandıran zarflar azlık çokluk zarflarıdır.
*kanıtlayıcı anlatım; inandırma, aydınlatma, bir başkasına kendi görüşünü kabul ettirme amaçlarıyla düzenlenir.
3.*Böyle-bazen=durum zarfı
*Nasıl=soru zarfı
*Her gün=zaman zarfı
*Pek=miktar zarfı
*Dışarıya çıkar çıkmaz=zaman zarfı
*Gülüç=durum zarfı
4. Doğru cevap C seçeneğidir. “yarın” sözcüğü diğer seçeneklerde zarf, C seçeneğinde isim görevinde kullanılır.
5. Doğru cevap E seçeneğidir. Diğer seçeneklerdeki “geri, yukarı, içeri, aşağı” sözcükleri yer-yön zarfı olarak kullanılmıştır. E seçeneğinde yer-yön zarfı kullanılmıştır.
6. Doğru cevap E seçeneğidir. A ve B seçeneğinde soru anlamı sıfatla C ve D seçeneklerine zamirle sağlanmıştır.
7. Doğru cevap B seçeneğidir. B seçeneğinde zaman zarfı kullanılmamıştır. “Akşam” sözcüğü isim görevindedir.
8. Doğru cevap A seçeneğidir. Altı çizili diğer sözcükler sıfat, A seçeneğindeki sözcükler zarf görevindedir.
9. Doğru cevap B seçeneğidir. Verilen paragrafta ağırlıklı olarak açıklayıcı anlatım kullanılmıştır.
10. Doğru cevap D seçeneğidir. Verilen paragrafta tartışmacı anlatım türü kullanılmıştır.
11. *Kanıtlayıcı anlatımda amaç inandırma, inandırma, bir başkasına kendi görüşünü kabul ettirme.
*Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplum kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.
*Kanıtlayıcı metinlerde tanımlama ve açıklama önemlidir.
*Kanıtlayıcı anlatımda örneklere ve farklı kişilerin düşüncelerine başvurulur.
*Kanıtlayıcı anlatımda okuyucuyu veya dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek amaçlanır ve konudan fazla uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime öbeği ve cümle tekrarına başvurulur.
12. Kanıtlayıcı anlatımda dil göstergesel işlevinde kullanılmıştır.
13. Kanıtlayıcı anlatımda okuyucu veya dinleyiciyi ikna etmek düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime grubu ve cümle tekrarına başvurulur.
DÜŞŞEL (FANTASTİK) ANLATIM-EDAT(İLGEÇ)
EDAT (İLGEÇ)
Tek başına kullanıldıklarında bir anlamı olmayan, cümle içinde görev üstlenen kelimelere edat denir. Bu sebeple cümle kuruluşuna yardım eden yardımcı kelimeler gurubundadır. İsimlerden sonra gelerek onları yükleme ilgili hale getiren kelimelerdir. Edat yapım ve çekim ekleri almaz. Eğer bu eklerden birini alırsa edat, cümle içinde isimleşir.
Sen benim için nefes almak gibi gereklisin.
Kendini kuşlar kadar özgür hissediyor.
İçecek bir şeyler almak için dışarı çıktı.
Fakat düşünceleri-yle dikkati çekiyordu.
Bu sefer Ankara’ya araba ile gitmeyeceğim.
Onu tanıdığından beri çok neşeli oldum.
Caddeye doğru yürüyorlar.
Doktorlara göre önemli önemli bir hastalığı yokmuş.
Şiire dair görüşlerimi sizinle paylaşmak istiyorum.
Komşusu bile ona inanmıyormuş.
İşte bundan ötürü şanssızım.
Bu rastlantıdan dolayı rahatsızım.
Sana karşı mahcubum.
UYARI:
“Mı” soru edatı kendisinden önceki sözcükten ayrı, kendisinden sonra gelen eklerek bitişik yazılır.
HAZIRLIK
1.Olağan üstü olayların geçtiği bir film anlatınız.
2.Hayal dünyanızda oluşturduğunuz bir varlığın resmini çiziniz.
3.Masallarda önce söylenen olağanüstü öğelerin bulunduğu tekerlemeler çocukların hayal dünyalarının gelişmesine, tekerlemelerdeki ses tekrarları ve söylenişi zor kelimeler de Türkçeyi öğrenmelerine katkı sağlayabilir.
4.Teknolojinin mi hayalleri yoksa hayallerin mi teknolojiyi geliştirdiği konusundaki düşüncelerinizi belirtiniz.
5.Yüz yıl önce kurulmuş bir hayal artık günümüzde gerçekleşmiş olabilir. Günümüzde de henüz gerçekleşmesi mümkün olmayan hayaller kurulur.
6.Bilim kurgu: Çağdaş bilim verileriyle düş gücünden oluşan film, orman vb. Bilim kurgu edebiyatında bilimsel gerçeklerin ötesinde hayal gücü öne çıkarılır.
7.Uzay gemileri ile ilgili yazılar bunları sınıfta anlatınız.
8.Doğal gerçekliği olan unsurlar (yeryüzü, ağaç, binalar) kurmaca gerçekliğin içinde düşsel bir anlatımla anlatılmıştır.
9. İzlediğiniz korku filmlerindeki korku öğelerini belirleyip bunların sizce neden korkutucu olduğunu tartışınız.
1.ETKİNLİK
• Otostopçu ‘nun Galaksi Rehberi
Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardı.
Bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırk sekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi yeşil renkli küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hala çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler.
Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı-daha doğrusu eskisi vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi.
Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bir bölümü ise sefildi, dijital kol saatleri onlar bile.
Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Bazıları ağaçları çıkmanın bile yanlış bir hal olduğunu ve hiç kimsenin okyanuslardan ayrılmamış olması gerektiğini söylüyordu.
Sonra adamın birinin, değişiklik olsun diye bundan böyle halka nazik davranmanın ne kadar iyi olacağını dile getirdiği için bir ağaç çivilenmesinden yaklaşık iki bin yıl sonra, bir Perşembe günü Rİnkansworth de küçük bir kafede tek başına oturan bir kız, bunca zamandır ters giden şeyin ne olduğunu birdenbire fark edip en sonunda dünyanın nasıl iyileştirebileceğini ve mutluluğun hüküm sürdüğü bir yere dönüştürülebileceğini anlamıştı. Bu sefer doğru olanı bulmuştu, bu işe yarayacak ve hiç kimsenin bir yerlere çivilenmesi gerekmeyecekti…
Douglas Noel Adams
• (Bkz.182(7.ve 8. etkinlikler))
İNCELEME
1.Metin ve 2. Metin
1. Metinlerde geçen kişiler anlatılan olayın oluşmasında görev almış yapı unsurlarından biridir. Kişiler olayın içinde farklı şekillerde görev alarak düşsel bir anlatımın, düşsel bir olayın ortaya çıkmasını sağlamışlardır.
2. Düşsel alem hayal gücünün sınırları ile sınırlandırılabilir. Her insan hayal gücünün genişliğine göre kendi içinde düşsel bir âlem oluşturabilir.
2.ETKİNLİK
• İkinci metinde “dağlar” kişileştirilmiş ve içinde bu kişileştirilmiş varlıkların yer aldığı düşsel bir olay anlatılmıştır.
3.ETKİNLİK
• Metinlerde geçen “ve, ama, gibi, çünkü, için, de” gibi sözcükler tek başlarına anlamı olmayıp cümle içerisinde anlam kazanan sözcüklerdir.
• Edat ve bağlaç olarak adlandırılan bu sözcükler ile diğer sözcükler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurmakla görevlidir.
3. ve 4. Metin:
4.ETKİNLİK
Metin adı Olay Kişiler Mekân Zaman
Yeni Kafdağı’nın Kafdağı-Yeni Anadolu’nun Çok zaman önce
babasının yarine Kafdağı-büyük doğusu (Zaman tam
Ağrı Dağı= dağlar padişahı Ağrı Dağı-küçük olarak belli
olması Ağrı Dağı ve diğer değil .)
dağlar
Marslıların Marslılar ve Marslıların
Dünyalar Savaşı = tanıtımı ve insanlar Dünya dünyaya geldiği
Yaşayışları zaman
• Verilen metinlerde geçen olaylar hayal gücünün yansımasıyla oluşturdukları için gerçeklikle ilişkilendirilemez.
• Metinlerdeki kişiler, kişileştirilmiş veya gerçekte olmayan varlıklardır. Bu varlıklar anlatılan olayın akışında rol almış ve olayın akışını etkilemiştir.
• Metinlerdeki olayların geçtiği yerler bilinen, belli mekânlar değildir. Düşsel anlatımın özelliğine göre mekânlarda düzenlenmiştir.
• Metinlerde anlatılan olay belli bir zamana bağlanmamıştır. Düşsel anlatımda hayal gücü sınırlanmadığı için olayın geçtiği zaman da yaşanılan zamandan farklı, hayal aleminde bir zamandır.
• Metinlerdeki kişiler ve mekân anlatılan olayın özelliğine göre oluşturulmuştur. Yani anlatılan düşsel olaya göre kişiler ve mekân da gerçek dışı özellikler kazanmıştır.
5.ETKİNLİK
• “Güney kehanet’ten bu yana sık sık yaptığı gibi”=edat grunu
“Çok yaşlı olduğu için”=edat grubu
“İnsanların eline geçen kuruyup düzülmüştür kanıtlarından anlaşıldığı kadarıyla”=edat grubu
“Onlar için”=edat grubu
“Dünyadayken hareker edebilmek için”=edat grubu
“Belli karıncalar için”=edat grubu
• Yukarıda verilen edat grupları benzerlik ve sebep anlamları kurarak cümlelerde zarf görevinde kullanılmıştır.
• Edatlar kendilerinde önce gelen isim türünden kelimeler veya kelime gruplarıyla birleşerek edat grubu oluşur. Edat grupları cümle içerisinde isimlerden önce geldiklerinde sıfat, sıfat ve fiillerden önce geldiklerinde de nesne, tümleç ve yüklem görevi alabilir.
6.ETKİNLİK
• “Geçmiş olsun” metindeki edatlar çıkarıldığında kelimeler arasındaki anlam ilişkisi bozulduğu için cümlelerin de anlamlarının bozulduğu görülür.
6.Metin
7.ETKİNLİK
• Düşsel metinlerde ve düşsel olmayan kurmacı metinlerdeki yapı unsurlarının (olay örgüsü, zaman, mekan, kişiler)konu ve temayı belirtmek için bir arya geldiğini ancak düşsel metinlerde iletişime katılan öğelerin farklı olduğunu göz önünde bulundurunuz.
8.ETKİNLİK
• Düşsel yazılardaki yapı unsurları metinde işlenmek istenen konu ve temanın özelliğine göre bir araya gelir ve buna göre şekillenir. Ancak düşsel yazılarda bu unsurlar farklılık gösterir. İşlenen konu ve tema tamamen hayal ürünü olacağı için yapı unsurları da bu konu ve temaya göre farklılaşarak hayali özellikler kazanır ve yapıyı buna göre oluştururlar.
9.ETKİNLİK
• Romanlardaki düşsel alemin teknolojik gelişmelerle daha da geliştirile bildiği ve düş-
sel film ve metinlerde hayale sığınmanın, yaşanılan gerçeklikte bir kaçış olduğu üzerinde durunuz.
10.ETKİNLİK
• Düşsel anlatımın roman, hikaye ve şiir türlerinde kullanılması daha uygun olur.
ANLAMA YORUMLAMA
11.ETKİNLİK
• “Yaratık upuzun tırnaklarıyla boşluğa bir şeyler çizmeye başladı. O anda ortaya bir ekran çıktı ve uzayın yedinci boyutu göründü…”
Yukarıda verilen metni hayal gücünüzü kullanarak anlatımla tanımlayınız.
12.ETKİNLİK
• Gerçek üstü öğelere içeren bir rüyanızı düşsel anlatımın özelliklerini kullanarak yazınız.
13.ETKİNLİK
• * “Bunun için”=sebep
“Masmavi bir örtü gibi”=benzerlik
“Doyunca, tıksırınca, çatlaşıncaya kadar”=miktar(derece)
“Uçurumdan başına kadar”=miktar
“Karanlıkta akan bir yıldız gibi”=benzerlik
*“Bunun için”=bundan
“Masmavi bir örtü gibi”=masmavi bir örtüye benzeyen
“Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar”=doyarca, tıksırırca, çatlarcasına
“Uçurumdan başına kadar”=uçurumun başınca
“Karanlıkta akan bir yıldız gibi”=karanlıkla akan bir yıldızlara benzer
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1.*Düşsel anlatımda olay örgüsü vardır. (D)
*Düşsel anlatımda kişileştirilmiş varlıklar yoktur. (Y)
Düşsel anlatımda kişileştirilmiş varlıklar vardır.
*Yapıyı meydana getiren öğeler;düşsel metinlerde de düşsel olmaya kurmaca metinlerde de vardır. (D)
2.*Hikayeleri daktilo ya da bilgisayar ile yazınız. (araç)
*Çocuğu kolundan tuttuğu gibi sokağa fırlattı. (çabukluk)
*Ayağını yorganına göre uzat. (uygunluk)
*Ders çalışmak için odasına çekildi. (sebep)
*Mektubu okuyunca köyü görmüş kadar sevindi. (miktar)
3.Doğru yanıt D seçeneğidir. Dördüncü cümlede “göre” edatı kullanılmıştır.
4.Doğru yanıt D seçeneğidir. D seçeneğinde verilen cümlede “doğru” sözcüğü edat olarak kullanılmıştır.
5. Doğru yanıt D seçeneğidir. Düşsel anlatımda kanıtlamaya yer verilmez.
6. *Söylenenlere göre çok yaramazmışsın.=bakımından
*Ayakkabı terliğe göre daha kullanışlıdır.=karşılaştırma
7. *Arabada bize doğru hızla geliyordu.=yönelme
*Akşama doğru eve gelebildik.=yaklaşma
8. *Ali de bizimle gelsin.=birliktelik
*Ankara’ya trenle gitmişler.=araç
*Sabah bir gürültü ile uyandım.=durum
*Bütün ödevler ayrıntılar ile incelendi.=bildirme
9. *Oyuncağı alınmış çocuk gibi ağlıyordu.=benzerlik
*Onun gibi düşünüyorum.=eşitlik
10. *Düşsel anlatımda hayal gücü sınırı yoktur.
*Düşsel anlatımda varlıklar kişileştirilir.
*Düşsel anlatımda yapı unsurları arasındaki ilişki değişmez. Sadece iletişim katılan öğeler değişir.
*Düşsel anlatımda varsayım, abartma, hayal vardır
11. Düşsel anlatımda daha çok haber kipleri kullanılır.
GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM – BAĞLAÇ
BAĞLAÇ
Eşit görev veya türdeki kelimeleri ya da anlamca birbiriyle ilgili cümleleri bağlayan kelimelere bağlaç denir. Bağlaçlar da edatlar gibi cümlenin yardımcı unsurlarıdır. Tek başlarına anlam ifade etmezler.
Korkusuz ve atak bir kişiliği vardı.
Bizi bekliyordu ve oldukça sabırsızdı.
Sevgi ile saygı ayrı düşünülemez.
Çok düşündüm ama karar veremedim.
Yağmur yağıyordu fakat şemsiyem yoktu.
Sınavdan kötü not aldım çünkü çalışmamıştım.
Kahvaltımı yaptım da çıktım.
Hem ağlıyor hem de başından geçenleri anlatıyor.
Ne ailem ne de arkadaşlarım beni anlıyordu.
Gözleri öyle güzeldi ki bakmaya kıyamıyordum.
Akşam yemeğimizi ya burada yada sahilde yiyelim.
Tayinini Ordu’ya veya Giresun’a isteyecekmiş.
Tarih yada Felsefe okumak istiyor.
Kahve içelim ancak sütlü olsun.
• Diğer bağlaçları şöyle sıralayabilirsiniz: bari, demek ki, zaten, yani, yahut, ister…ister, gerek…gerek, meğer, hatta, gerçi…
HAZIRLIK
1.Bundan on yıl sonraki yaşamınızın nasıl olmasını istediğini belirtiniz.
2.Sizden sonraki nesillere bırakmak istediğiniz dünyanın özelliklerini yazınız
3.Sosyal-kültürel ve teknolojik alanda gelecekten neler beklediğinizi anlatınız.
1.ETKİNLİK
• GÜNEŞ ÜLKESİ
İtalyan Giordano Bruno 1600 yılında Roma’da diri diri yakılırken Fransız Mİchel de Montaigne yaşamıyordu, öleli sekiz yıl olmuştu. Ama bir başka İtalyan, Tommaso Campenella, o sırada otuz iki yaşındaydı ve Bruno’nun diri diri yakılışını gördü. Oysa, onun da başına gelecekler vardı, diri diri yakılmayacaktı ama, İspanya egemenliğine karşı çıktığından ötürü ömrünün yirmi yedi yılını Napoli zindanlarında geçirecekti.
XVI. yüzyıldan XVII: yüzyıla geçiyor, XVIII. yüzyıla yöneliyoruz. Görüyorsunuz ki XII. yüzyılda öldüğü sanılan ortaçağ henüz gizli gizli yaşamakta, can çekişmektedir. Bu koca karanlık çağı öyle birkaç yüzyıl içinde temizleyivermek olacak iş değildi elbet.
Kendilerini mutlu kılacak devleti yeryüzünde bulamayan insanlar, onu masallarda tasarlıyorlar. İngiliz Thomas More’un ütopya masalı devletinden sonra, İtalyan papazı Tommaso Capenella’nın (1568- 1639) Güneş Ülkesi masalı devleti böylesine bir düşünce ürünüdür. Örnek, Platon’dan gelmiştir. Rönesans, yeni Platonlar yaratmaktadır. Aranılan, insan mutluluğudur. Tommaso Campenella da platon’la Tomas More gibi, bu mutluluğun, düzenli bir devletle gerçekleşebileceği kanısındanır. Her üçüne göre de kişilerin mutluluğu için devlet gereklidir. Ancak bu devletin nasıl olması ğerektiği yolunda birbirlerinden ayrılmaktadırlar. Bununla beraber, kişiyi mutlu kılacak devletin toplumcu bir devlet olmasında birleşmektedirler.
Campnella’nın Güneş Ülkesi (Civitas Solis), Topraban adasındadır (Seylan). Ülke, yedi bölgeye ayrılmıştır ve her bir yıldızın adını taşımaktadır. Tepedeki tapınağın yedi şamdan yanıyor. Pythagoras’tan kalma sayı miskinliğinin Campenella’da da sürüp gittiği görülmektedir. Koyu dinci olan bu devletin büyük metafizikçi ya da sol adını taşıyan bir papaz vardı. CAmpenella, böylelikle, Mesih Monarşisi (Monarchia Messiae) adlı yapıtında savunduğu, bütütn prenslarin papanın yünetimi altına girmeleri düşüncesini de gerçekleştirmektedir. Büyük metafizikçi iş başına seçimle gelir, koltuğunu bilgeliğin gücüyle kazanmıştır. Daha açık bir deyişle, büyük metafizikçi, güneş ülkesinin en bilge kişisi olduğu için seçilir. Ömrünün sonun kadar bu koltukta oturabilir. Ancak, kendisinden daha bilge bir kişi yetişirse büyük metafizikçiliği ona bırakmak zorundadır. Büyük metafizikçi ya da sol, memurlarını kendi seçer. Kesin ve karşı konulmaz yetkileri vardır.kendisinden daha bilğe bir kişi yetişmediği sürece bir çeşit diktatördür. Dinsel ve siyasal yönetim, tümüyle ona bırakılmıştır. Kendi seçtiği üç büyük bakan vardır. Pon (pouvoir, güç) adını taşıyan güç bakanıdır, askerlik ve savaş gibi güce dayanan bütün işleri o yönetir. Sin (sagesse, bilgelik) adını taşıyan bilgelik bakanıdır. Dinsel ve eğitimsel bütün işleri o yünetir. Mor (amour, aşk) adını taşıyan aşk bakanıdır, sağlık işleriyle cinsel işleri o düzenler.
Platon, özel mülkiyeti sadece yöneticiler için ve en iyi yönetmeyi sağlamak amacıyla yasaklıyordu. Thomas More, özel mülkiyeti eşitliği sağlamak ve kötülüklerin kökünü kurutmak amacıyla bütün vatandaşlara yasaklamıştır. Campenella bu konuda Thomas More’a katılmaktadır. Güneş ülkesinde de özel mülkiyet bütün vatandaşlar için kaldırılmıştır. Her şey devletindir. Güneş ülkeliler birlikte üretip birlikte tüketmektedirler. Thomas More’un yasakladığı lüks üretime Campenella izin vermektedir. Ona göre, kişilerin mutluluğu için lüks de gereklidir. Platon’un sekiz saat olarak yasalaştırdığı çalışma yükümü (mükelefiyet), Thomas More’da altı saat, Campenella’da ört saattir. Çalışma saatlerinin gittikçe azalmasının nedeni, planlı çalışmanın az emeği gerektirdiği düşüncesidir. Campenella’ya göre lüksü de içine alan bütün üretim için vatandaşların dört saatlik çalışmaları yetecektir. Böylelikle vatandaşlar eğlenmeye, güzel sanatlarla uğraşmaya, Tanrı’ya bağlanmaya daha çok vakit bulaklar ve daha mutlu olacaklardır. Güneş ülkesinde tembellik suçtur ve cinsel birleşmeden yoksun bırakılmak cezasıyla cezalandırılmaktadır.
…
Aile konusunda Canpenella’nın bir özelliği de, Thomas More’un özel mülkiyette bulduğu bütün kötülükleri ailede bulmasıdır. Thomas More bütün kötülüklerin (hırsızlı, kavga, öldürme, kıskançlık, yalan) kaynağını özel mülkiyetin varlığında bulmaktaydı. Thommaso Campenella’da bütün bunların kaynağını ailenin varlığında bulmaktadır ona göre kötülüklerin tümü kadına ve çocuklara verilen değerden doğar. Bu değerler ortadan kalkarsa kötülükler çok azalacaktır. Bu noktada da More’la Campenella arasında bir ayrılık vardır. More, özel mülkiyetin kaldırılmasıyla kötülüklerin tümüyle ortadan kalkacağına inanıyordu. Campenella, ailenin kaldırılmasıyla kötülüklerin büsbütün ortadan kalkacağına inanmıyor, sadece azalacaklarını söylüyor. Bu düşüncesinin sonucu olarak da Güneş ülkesinde güçlü bir ceza hukuku ve ceza sistemi vardır.
Campenella’nın pratik etkileri, Platon’la More’a göre , çok geniş olmuştur. Öncelikle, pratik alanda hiçbir yankı uyandırmadıkları halde, Thommaso Campenella uzun bir süre gerçekleşmiştir. Kalabriya ayaklanması, güneş ülkesinin gerçekleştirmesi için yapılmıştır. Rinaldi adındaki bir sosyalist şefin yönetiminde yapılan ayaklanma, önceden haber alınıp bastırılmasıydı, Campenella’nın düşü, daha o yaşarken gerçekleşecekti. Bu ayaklanmaya otuz çektirmeyle Türklerde katılmışlardır.
Campenella’nın öldüğü yıl olan 1639’da, civrit papazları, onun düşünü Paraguay’da gerçekleştirdiler. İspanya’nın olayı önemsememesinden yararlanan papazlar, Paraguay yerlilerini Güneş ülkesi örneğine uygun olarak örgütlediler. Toprak mülkiyeti, Tanrı’ya (Paraguay yerlilerinin dilinde Tupanbak)bırakılmıştır. Ülke otuz köye ayrılmıştır. Üretim, Tanrı için yapılmaktaydı, tüketimse bütün vatandaşlar içindir. He köyde iki civrit papazıyla bir yerli yardımcı, üretim ve tüketimi düzenliyordu. Ancak aileye dokunulmamış, aile civritlerce de, Thomas More’da olduğu gibi, desteklenmişti. Daha da ileri gidilerek, birtakım erdemsizlikler doğurduğundan ötürü bekarlık yasaklanmıştır. Evlenme zorunluluğuna karşı, çocuklar toplumundur. Çocuk memeden kesilinceye kadar ansında bırakılıyor, memeden kesilince toplumsal eğitime veriliyordu. Çocuklara, aileye bağlılık yerine topluma bağlılık duygusu aşılanıyordu. Çocuklar, koyu bir Katolik eğitimiyle yetiştiriliyorlardı. Eşir avcılarından kaçan bütün yerliler Güneş ülkesine 1773 yılına kadar, yüz otuz yıl yaşadı. 1767 yılında, dinsel nedenler yüzünden, İspanyollar Paraguay’dan civrit papazlarını kovdular. Yerliler, alıştıkları düzeni bir süre daha uyguladılarsa da sağdan soldan gelen baskılara dayanamayarak dağılmak zorunda kaldılar. Tupanbak topraklarını koruyamamıştır. Böylece, Tommaso Campanella’nın Katolik egemenliği ütopyası da tarihin derinliklerine karışmış oldu.
(Orhan Hançerlioğlu – Düşünce tarihi)
• Ütopya: is. (ütopya) Yun. Utapia (XUI. yüzyıl İngiliz yazarı Thomas More’un, ideal toplumun temellerini anlattığı romanın adından) Gerçekleştirilmesi imkansız tasarı veya düşünce.
• (Bkz. s.193)
İNCELEME
1.Metin
1.
Thomas More
Ütopya
Thomas More, kendisinden sonra gelen bütün “toplum mühendislerini” etkileyecek bir kavran olan ütopya sözcüğün isim babası olmasaydı, beklide yalmızca İngiliz siyasi tarihinde bir madde olarakkalacak ve onunla mücadelesi pek bilinmeyecekti. Oysa, 1478 doğumlu Sir Thomas More, Kral’a, hayatı pahasına da olsa HAYIR demesini bilen ve inançlarını hiçbir baskı altında değiştirmeyen bir kişiydi. Farklılıkları daha Üniversite eğitimi, sırasında belirmeye başlamıştır. Oxford’da Gerekçe ile tanışmış ve Grek düşüncesini yeniden araştıran İtalyan Rönesans sempati duymuştur. Bu eğilimi ailesi ve otoritelerin tepkisini çekince, dostu Erasmus’un da etkisiyle hukuku seçti. 1504 ise, parlamentoda – VIII. Henry’nin vergi isteğine karşı çıkan – muhalif bir üyeydi. 1514’de şövalye de oldu.
Kral, pek hoşlanmamakla birlikte, giderek popülerleşen, bilgisi ve tavırları ile sivrilen More ‘la ilişkilerini sıcak tutmaya çalıştı. Önce Adalet Başkanlığına getirildi More. Ancak, mahkemeye işi düşenlerden hediye almayı redderek teamülleri çiğnedi! Ardından Kral’ın boşanma isteğini reddetti. Böylece sırayla arası açıldı ve 1532’de istifa etti bakanlıktan. Davet edildiği evlilik törenine de katılmadı. 1543’de VIII. Henry ‘nin parlamentodan geçirdiği “Üstünlü yasası”nı da inançlarına ve hukuka aykırı bulunduğu için kabule yanaşmadı ve kralın papadan üstün olduğuna dair yemin etmeyi redetti. İpler gerilmiş, kılıçlar çekilmişti artık. Suçu idamı gerektiriyordu, ancak yalancı tanıklıklarla “vatani ihanet ettiği” saptandı..! Tavrından vazgeçerse affa uğrayacağı söylendiği halde, inançlarını çiğnemedi, vicdanının sesine uydu ve başını cellada vermekten intina etmedi(1535). Gerçek bir aydındı Thomas More…
Kavram olarak ütopya
Kuzey ülkelerinde Rönesans, İtalya’dan sonra başladı ve hemen reformla karışmış bir duruma geldi. Bu nedenle dinsel etkilenmişliği vardı, anarşist ve ahlakdışı değildi. Tersine sofuluk ve kamu erdemiyle ilişkiliydi. Bu akımın örneklei aynı dönemde yaşamış ve arkadaş olan Erasmus ve Sir Thomas More’dur. İkisi de meslekten filozof değillerdi, sistematik her şeye karşı hoşnutsuzluğu temsil ediyorlardı ve Skolastiğe olan tepkiyi belirleyen de bu hoşnutsuzluktu.
Konuya balıklama dalmadan önce, sözcüğün sözcüksel bir tanımını vermek istiyorum ana Britanica’nın ütopya maddesi şöyle; ”yaşayanlarına kusursuz bir düzen içinde var olma olanağı kabul edilen ideal ülke”. Kelimenin çağırışımı ise, “olanaksız ölçüde idealist” reformcu görüşlere temel olmuştur (tabi buradaki idealizmi felsefi idealimizden ayırmak gerekiyor). Sözcük ilk olarak Sir Thomas More tarafından 1516 yılında telaffuz edildi. Terimi Yunanca qu (değil) ve topaz (yer) sözcüklerinden türeten More, olmayan yer anlamına gelen sözcüğü, bütünüylüğüyle akıl yoluyla yönetilin ortak mülkiyete dayalı bir kent devleti olarak betimledi.
Yani, ütopya üretilmiş bir sözcük, ama kavramsallaşması ile birlikte, beklenmedik bir etki yaratmış. Onun üstüne herkesin farklı anlamlar yükleyişi basit bir dilsel olanaksızlıktan değil, toplumsal tasarımdaki karşılıklardan geliyor. Gündelik konuşmalarınızda hayvancılık gibi kullanıyoruz bu sözcüğü, ama felsefi, siyasi ve ideolojik kuruluşları biraz farklı. Oralarda hayal ve gerçek birbirine karışıveriyor. En büyük ve etkili ütopyalar olarak çok yada tek tanrılı, cennet ve cehennem tasarımlı dinleri, bu hayal ve gerçek karışımı için örnek olarak göstermek mümkün. Thomas More’un bu kavramı kullanışından önceki tarihsel dönemlerde de – adı din yada felsefe olsa da – ütopyacı anlayışlar bulup çıkartmak hiç de zor değil. Bu tarih neredeyse yazının\mağara resimlerinin tarihi kadar gerilere uzanıyor.
More’un Ütopyası
Thomas More’ün “Ütopya”sı, roman sanatını henüz ortaya çıkmadığı o tarihlerde, bir anlatı metni olarak kurgulamıştır ve Kolomb’un keşiflerinin etkisiyle yazılmış ilk kurgusal metin olması nedeniyle de ilginçtir. Ütopya, Güney yarım küresinde bir aradır. Hikâye, bu adada yaşanmış br gemicinin, ada halkının kurduğu düzeninin mükammeliği ni Avrupa’ya tanıtması biçiminde sürer. Böylece More, hem İngiltere’deki iktidarın mutlak olamayacağını belirtir, hem de olması gerekenleri işaret eder. Siyasi ve ekonomik hayatı yeniden kurgular.
“Ütopya“, devletin ilk mimarı tasarım orak da ilgiye değer; Bu ada devletinde, hepsi aynı plana sahip 54 kent var ve sadece başkentin planları değişik. Bütün cadde genişlikleri aynı (10 metre kadar). Herkesin evi aynı stilde. Evlerde bir sokak bir de bahçe kapısı var ve kilit yok. Herkes istediği eve girebilir, damlar da düzdür. Sahiplik duygusu olmasın diye 10 yılda 1 ev değiştirilir. Köylerde her biri 40 kişiyi barındıran çiftlikler bulunur ve şimdi More’nun eşitliğinin sınırına geliyoruz, bu 40 kişiden ikisi köle her çiftlik yaşlı bir bilge olan bir kadın ve bir erkek tarafından yönetiliyor. Evlerin bile bu denli aynı olduğu adeta elbette kılık ve kıyafet de belirlenmiş, herkes daha doğrusu her kategori yaz kış aynı türde giyiniyor. Bir giysi 7 yıl dayanacaktır. Çalışma sonunda giyilen yün harmaniyeler (pelerin ) de aynı dır ve doğal yün rengindedir. Tanıtımı More’un cümleleri ile sürdürürsek; “bizim toplumumuzda kadınlar, rahipler, hizmetçiler, dilenciler çoğunluk yararlı bir iş yapmaz. Zenginlerin varlığı dolayısıyla da gereksiz lüksler için çok emek harcanır. Ütopya cumhuriyetinde bunların önüne geçilece-
ğinden çalışma 6 saat olarak belirlenmiştir. Eğer artık değer ortaya çıkarsa günlük çalışma saatti kısıtlanır. Aile ataerkildir. Evlenen oğul babasıyla oturur. Eve sığmazsa yeni bir eve aktar ılınır. Kentler büyürse yeni bir kent kurulur. Hayvanların öldürülmesi, özgür yurttaşlar zalimliği öğrenmesin diye kölelere havale edilir. Kamuya ait salonlarda yenir ve buradaki ayak işleri de köleler görür. Evlenirken hem erkeğin hem kadının bakir olması esastır. Demirin olmadığı adada bunu sağlamak için dış ticaret yapılır savaş zaferleri ile övünülmez, ancak zorunluluk halinde savaşa girilir ve mümkünse paralı askerler tutulur, altın ve gümüş birikimi savaş için yapılır. Gündelik hayata ise altın ve gümüş oturak yada hayvan zinciri olarak kullanılır ki nefret edilsinler. Mutluluğu zevkte bulan bir ahlak ve çilecilikten uzak bir dinsel tutum söz konusu. Kadınlar da rahip olabilir, rahipler onurlandırılır ama topumda güç sahibi de değillerdir. Tanrıya inanmayanlar yurttaş sayılmaz ve siyasal yaşantıya katılmazla ama hiçbir bakımdan rahatsız edilmezler.
Görülüyor ki More’un ütopyası şaşırtıcı ölçüde liberal ve ona dek Hıristiyan dünyasında görülmedik derece laiktir. Komünizm tasarısı ise pek önemli değil, çünkü ondan ne anlaşıldığı belirsiz; üstelik bu tarz bir Komünizm pek çok dinin söyleminde de fark edilir. Mesela, Müslümanlığın cennet tasarımını bile göz önüne getirirsek, mülkiyet ilişkilerinden söz edilmeye eşitlikçi bir yaşantı algılarız. Buradaki liberal düşünceler; savaş, dinsel hoşgörü, yumuşak cezalar, hayvanların öldürülmesine karşı duyulan irkilti incelendiğinden ortaya çıkıyor. Sanki kendi geleceğini okumuşçasına, More,”Ütopya”sına, hırsızlığa ölüm cezası verilmesini eleştiren bir kanıtla başlar.
Her ütopya, kendi çapının toplumsal koşullarını bir eleştirisi niteliğini barındırır. Dinsel bir inançla, yaşanan kötülüklerden, Hıristiyanlığın başlangıcındaki eşitlikçi görüşlerle arınılacağı öğretisine inanan Thomas More, siyasi iktidarın tek elde toplanmasına ve sınıfsal imtiyazlara karşı çıkan bir metin yazmıştır. Ne var ki, ilk bakışta eşitlikçi ve tek dipleştirici bir toplum mühendisliği ile karşılaşırız. Toplumda farklığa yer yokmuş gibi görülür, ama yönetimle ilgili kişiler bilgililer arasında geçirilir. Yeni ütopik de olsa, bilginin toplama yayılacağı düşüncesi öne sürülmez. Bura da, soylu kesimin yoksul halkı ne denli küçümsediği çıkarılabilir. Toplumun en hümanist ve aydın insanları bile toplum tasarılarında sınıf farklılıklarını bir biçimde ortaya koyuyorlar. Ancak, 1518 yılında yazılmış bu metni kendi dönemindeki düşünceler, yasalar ve inançlar eşliğinde değerlendirmek gerekir. Buradaki tek dipleştirmedeki abartı, dönemin soylularının debdebesi ve toplumun büyük yoksulluğuna bir tepkidir mesela.
Thomas More’dan sonra da birçok ütopya yazıldı. Hatta kimilerine göre marx’en komünizmi de bir ütopyaydı. Ütopya yazımının seçkinciliğine karşı anti – ütopyalar da üretildi. Ama yapısı ne olursa olsun, “toplumsal ütopya, yoksul sınıflarını ayrıcalıklı sınıflara ya da düşünen insanın var olan düzene karşı duyduğu hınçla başlar ama onu aşarak yeni toplum modelini çizer; yeni toplumun varlığı geçmişte ya da gelecek içinde, boşlukta bir yere yerleştirir, zamansa belirsizdir. Bu yeni toplum var olanın negatifidir. Bu düşün-
ce çağının insanlarının devrimci eyleme çağırmamakla birlikte, mutluluk arayışı içinde, kurulu düzenin yıkılması için çalışır ve ara sıra yolunu şaşırmış olsa da her zaman bir değişiklik gereğini dile getirir.”
2. Metinde yazar gerçekleşmesi mümkün olmaya bir düşüncesini, hayalindeki ülkeyi anlatmış ve bu ülkedeki yaşamı kendi bakış açısında değerlendirmiştir.
3. Metinde yazarın düşündüğü ülke ve bu ülkede yaşayan insanların özellikleri anlatılmıştır. Anlatılan ülke ve bu ülkede yaşayan insanların özellikleri tamamen tasarı boyutunda ve gerçekleşmesi mümkün olmayan özelliklerdir.
4. Metinden hareketle yazarın, geleceği çok güzel gürmek isteyen, hayal dünyası geniş bir ütopist olduğu söylenebilir.
2.ETKİNLİK,
• Cümlelerde yer alan “ve, oysa, yani” gibi sözcükler tek başlarına anlamı olmayan ancak cümlede kelime ve kelime gruplarını anlan bakımından birbirine bağlayan “bağlaç” görevinde olan sözcüklerdir. Bağlaçlar bağlandıkları sözcükler arasında çeşitli anlam ilişkileri kurar.
2.Metin:
1. metinde geçen “1.4 C° ile 5.8 C° arasında bir artış alacağını”, “Sosyal – ekonomik sektörleri ekolojik sistemleri ve insan yaşamını doğrudan etkileyecek nemli değişikliklerin olacağı”,”oluştura bilir” ifadeleri ihtimal anlamı vermek ve metinde gelecekle ilgili tahminleri dile getirmek için kullanılmıştır.
2. Metinde anlatılanların çıkış noktası olarak küresel ısınma ve iklim değişikliği verilmiştir.
3.ETKİNLİK
Metinler Bağlaçlar Bağlama Grupları
ve – de – değil – ama Köle çocuklar yada başka memleketlerde
Ütopya -ya da – yalnız – köle olanlar, yönetici ve yargıç, savaştan
ne… ne – da… da – da vuruşmadan da
yani, ile
Ekonomik büyüme ve nüfus artışı,
İklim Değişikliği ve – de – veya öngörülemeyen veya tahmin edilemeyen
çevresel, sosyal ve ekonomik sonuçlar.
• Bağlaçlar tek başlarına anlamı olmayan, görevli sözcüklerdir.
admin tarafından yazılmıştır
\\ etiketler: KANITLAYICI ANLATIM, ZARF
yORUMLARDAN…