.
Ara 03

Domuz gribi, A (H1N1) tipi virüsten kaynaklanan, insanlarda hastalığa yol açan viral bir hastalıktır. Hastalık ilk kez Meksika ve ABD’de görülmüş ve daha sonra birçok ülkeye yayılmıştır.

Bu yeni H1N1 virüsü neden” domuz gribi olarak adlandırılmaktadır? Devamını okuyun »

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Kas 30

1. Bir konuyla ilgili soruları çözmeden önce o konuyu iyi öğrenmelisiniz. Soru çözerek de öğrenip öğrenmediğinizi kontrol etmiş olursunuz.
2. Amaç DGS’ de başarılı olmak ise DGS niteliğine uygun sorular çözmelisiniz.
3. Soruları kendinize zaman tanıyarak çözün. Çünkü gerçek sınav sadece bilginizi değil bilgi kullanma hızınızı da ölçmektedir. Bu yüzden 160 soru için 160 dakika süre tanınmaktadır.
4. Her sorunun size sınavda sorulabileceğini düşünerek yanıtlamaya çalışın. Çözemediğiniz veya yanlış çözdüğünüz sorunun mutlaka doğru çözümünü öğrenin.
5. Soruyu çok fazla okuyarak zihninizi karıştırmayın.
6. Soruyu çözmenizi sağlayacak soru metninde yer alan önemli kelimelerin altını çizin.
7. Her gün belirli miktarda soru çözmeye çalışın. Soru çözmek sizde bir alışkanlık olsun.
8. Soru kökünü ve soru paragrafını anlamadan şıkları okumaya başlamayın. Önce size verilenleri ve sizden istenenleri iyi belirleyin. Bu sizin cevabı daha kısa sürede ve daha doğru bir şekilde bulmanızı sağlayacaktır.
9. Bütün şıkları okumadan doğru olduğuna inandığınız şıkkı işaretlemeyin. Çünkü bazı sorular sizden en doğru cevabı bulmanızı ister.
10. İki cevap da birbirine benziyorsa, cevap, büyük ihtimalle ikisi de değildir. İki şık birbirinin zıttaysa, bunlardan biri doğrudur.
11. Yanlış olduğuna kesin emin olmadıkça, ilk tahminde bulunduğunuz cevabınızı değiştirmeyin.
12. Doğru çözdüğünüzden emin olmadığınız soru ve sorular varsa o soruya hemen değil de birkaç tane soru çözdükten sonra bakın.
13. Yanlış çözdüğünüz sorulardan ötürü ümidinizi kaybedip karamsarlığa düşmeyin. Çünkü her yanlış çözdüğünüz soru şayet doğru çözümünü öğrenirseniz sizin için bir kazançtır.
14. Çözemediğiniz soruları düşünerek stres yapmayın. Her öğrencinin çözemeyeceği sorular mutlaka çıkar.
15. Uzun paragraftan oluşan soruları “uzun soru zordur” yargısında bulunarak o soruyu okumadan geçmeyin. Paragraf sorularının en önemli özelliği cevabının paragrafın içinde gizli olmasıdır.
16. Paragraf sorularında önce soru kökünü okursanız paragrafı daha kolay ve kısa sürede anlarsınız. Bu ise soruyu daha çabuk çözeceğiniz anlamına gelir.
17. Doğru cevaba daha kısa sürede ulaşmak istiyorsanız yanlış olduğuna inandığınız şıkları hemen eleyin. Kalan şıklar üzerine düşünün.
18. Sayısal sorularda işlemleri mutlaka kaleminizi kullanarak yapın.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , ,

Kas 24

ÇOCUK EĞİTİLİRKEN NASIL KURAL KOYALIM?

SUNUM: Meşepalamudu Çocukevi, Mart 2007

Bihter Mutlu Gencer

Psikolog ve Özel Eğitim Uzmanı

AİLEMİZDE BİR KURALIN KONUP UYGULANAMAMASININ ARKASINDA YATAN NEDENLER NELER OLABİLİR?

1. çocuğumu kurallarla yetiştirmek istemiyorum, büyüyünce nasıl olsa öğrenecek
2. gelişim düzeyine göre fazla kural koydum ama belirli kuralların asıl yaşı geldiğinde de bu zamanı kaçırdım
3. kural koyup 2 gün uygulanamayınca umudumu kaybettim ve vazgeçtim
4. kural koyup 1 hafta uygulanamayınca umudumu kaybettim ve vazgeçtim
5. kuralı uygulamak için zaman ayıramıyorum ve enerji harcayamıyorum
6. bir kuralı koymaya çalıştım ama bir şekilde yapmak istemeyince kural güç savaşına dönüşüyor

7. eşimle tutarlı bir şekilde davranamıyoruz, çocuğumuzun aklı karışıyor
8. ben kendi içimde tutarlı davranamıyorum, kuralı bazen uyguluyorum, bazen boşveriyorum
9. çevreyi çok taktığım için anneannesinin babaannesinin yanında veya toplum içinde, örneğin bir alışveriş merkezinde kuralları uygulayamıyorum
10. çocuğumu ağlatmak istemiyorum, buna dayanamıyorum veya bunun onun gelişimini olumsuz etkileyeceğini düşünüyorum
11. küçükken bizim evimizde de hiç kural yoktu, nasıl kural konur bilemiyorum
12. fazla mı kural koyuyorum acaba diye düşünürken hiç kural koyamıyorum
13. çocuğuma başka alanlarda kontrol olanağı sağlayamadım (hayatın koşturmacası içinde seçim ve alternatif sunmayı unutuyorum)
14. çocuğuma istek ve ihtiyaçları konusunda yeteri saygıyı göstermedim (hayatın koşturmacası içinde oyun oynayamıyorum)
15. çocuğumla genel anlamda olumlu bir ilişkimiz yok sanırım ve bu durum kuralları yerine getirmesini olumsuz etkiliyor
16. kural koymaya çalışıyorum ama sanırım ben ona model olamadığım için o da uygulamıyor
17. kural koydum ama ben koyayım o uygulasın istiyorum, sanırım bunu onun da düşüncelerini almadan yapmaya çalışıyorum

BU EFSANELERE ve YANLIŞ İNANIŞLARA YANITLAR:

1. çocuk bir gecede kurallarla davranmayı öğrenemez, ufak yaştan-hatta bebeklikten bu disipline alışması gereklidir. Herkesin sisteme ve düzene ihtiyacı vardır-çocuklarımızın da sınırları belirlenmiş alanda özgür olmaya ihtiyacı vardır. Bizim de işe gidiş saatlerimiz, patronumuzun bizden beklentileri vs. belirli olmasa kafamız karışır.. Ayrıca çocuğumuza kural koymak kendi rahatımız için de çok gerekli J
2. gelişim düzeyine, yaşına göre kural koymak gerekir, yaşı büyüdükçe kurallar değişir, yeni kurallar gelir
3. 4. ve 5. kurallar konduktan sonra davranışlardaki olumlu gelişmeyi 2-3 haftada görmeye başlarız, anne ve baba tarafından tutarlı şekilde uygulanırsa, bir kuralın tam olarak oturması 2-3 ayı bulur

6. kural konduktan sonra çocuk sınırlarını elbetteki genişletmeye çalışacaktır. Durumu güç savaşına dönüştürmeden ve “kopma noktası”na getirmeden sabırla, nazikçe fakat net bir şekilde hayır demeyi sürdürüp, vazgeçmemek çok önemli
7. eşler arasında tutarlılık olmadan kural konması imkansız
8. bu şekilde çocuğumuzun kafası daha da karışır
9. çevreyi lütfen takmayalım. Çocuğumuz bizim çocuğumuz ve onun bütün sorumluluğu bize ait
10. Çocuğumuzun biraz ağlamasında hiçbir sakınca yoktur. İstekleri erteleyebilmeyi öğrenmek çocuk açısından çok geliştiricidir. Hayat hayal kırıklıkları ve engellenmelerle dolu ve çocuğumuzun da hayal kırıklıklarıyla başetmesini öğrenmesi gerekli. İlkokula başladığında disiplinle karşılaştığı zaman sudan çıkmış balık gibi olmasını ve çocuğumuzun böyle olumsuz bir başlangıç yapmasını ve bu olumsuz başlangıcın bütün eğitim hayatını etkilemesini istemiyoruz. Ayrıca iyi anne mükemmel anne demek değildir. İyi anne “yeteri kadar iyi annedir”, “çocuğa onun kaldırabileceği kadar minik hayal kırıklıkları yaşatabilen, çocuğu kırabilen fakat tamir edebilen” annedir.
11. küçükken çoğumuzun evinde kural yoktu, artık zaman değişiyor J
12. koymak isteyebileceğimiz majör ve minör kuralları eşimizle birlikte tekrar gözden geçirmemizde yarar var
13. çocuğumuza kontrol edebileceği alanlarda kontrol imkanları sağlayabilirsek, o da bizi kuralları uygulamayarak kontrol etme ihtiyacından yavaş yavaş vazgeçer (giysi, oyuncak, vs. seçimi, 2 yemekten birini seçmesi, oyunda gücü tamamiyle ona vermek, o anne olsun, siz çocuk, o öğretmen olsun, siz öğrenci, gibi…)
14. çocuğumuzla hemen hergün belirli ve onun tarafından tahmin edebilir bir zaman süresince tüm dikkatimizi ve enerjimizi vererek oyun oynamamız “OLMAZSA OLMAZ”� !! Çocuğa ayrılan zaman çocuk büyüdükçe azalacaktır. Okul öncesi dönemde oyuna ayrılan zaman hemen her gün yarım saat olmalı, olamıyorsa 2-3 günde bir fakat çocuk tarafından mutlaka tahmin edilebilir olmalı; ilkokul döneminde haftasonları en az 2-3 saat-tamamen ona ayrılmış özel bir zaman gerekli; ergenlikte de onun hoşlandığı ve sizinle birlikte yapmak isteyebileceği bir aktivite konusunda anlaşarak bu özel zamanları mutlaka çocuklarımıza ayırmak zorundayız. Çocuklarımızın büyüdüğünü, zamanımızın çok değerli olduğunu unutmayalım.
15. “bu ilişkiyi nasıl olumlu bir ilişkiye dönüştürebilirim”�in yollarını hemen aramaya başlamakta yarar var- mesela hergün oyun oynamakla başlayabiliriz J
16. “masada yenecek” diye bir kural koyup, çocuğumuz tabağımızı elimize alıp tv karşısına geçtiğimizi görüyorsa….???
17. kurallar belirlenirken önce anne baba konuşmalı, anlaşmalı, sonra çocukla konuşma yapılırken onun da fikirleri alınmalı. Çocuğumuzla gerçek bir pazarlığa oturmaya kendimizi hazırlayalım.

Örnek 1:

Anne-baba : “biz annenle konuştuk, şöyle düşünüyoruz: biz senin dişlerini günde 4 kez fırçalamanı istiyoruz” ne dersin?

Çocuk : “hayır 2 kez fırçalarım”

Anne-baba : “peki o zaman 3 kezde anlaşalım mı?” (anne baba zaten çocuk 2 kez fırçalasın istiyordur J )

Örnek 2:

Anne-baba : “biz babanla konuştuk, şöyle düşünüyoruz: haftada toplam 2 tane dizi seyretmeni istiyoruz- onlar da Selena ve Acemi Cadı, ne dersin?

Çocuk : hayır 4 dizi seyredicem

Anne-baba : sanırım 3 diziye ok diyebiliriz (anne baba zaten çocuğun 3 dizi seyretmesini istiyordur J )

TÜM BUNLARA EK OLARAK YAPABİLECEKLERİMİZ:

OLUMLU BİR İLİŞKİ İÇİN:

*Sadece çocuğa ait özel zamanın (oyun zamanı) önemini tekrar hatırlatalım. Böyle bir özel zaman uygulamasının olumlu etkileri en kısa sürede hayata yayılır, varolan gerginlikleri hafifletir, oluşabilecek gerginlikeri de engeller.

*Çocuğa sevgi ve saygı duymak çok önemli. İstek ve ihtiyaçlarını anlayabilmek, sevdiğimizi her fırsatta hissetirebilmek gerekli. Eğer çocuğumuza yeteri kadar sevdiğimizi hissettiremediğimizi düşünüyorsak acilen günde en az 3 kez “seni seviyorum” demeye başlamakta yarar var J

*Sadece olumlu davranışa odaklanmak, olumsuzu görmezden gelmek (ignore etmek yöntemi-özellikle henüz başlamış ve olumsuz dikkati verirsek devam etmesi muhtemel minik olumsuz davranışları görmezden gelmek önemli)

*Olumlu davranışı her zaman sözle ödüllendirmek “bravo sana, şu tabakları masaya götürmekle nefis davrandın”

*Çocuğu her fırsatta övmek ve benlik saygısını (özgüven) bizden alacağı takdirlerle güçlendirmek “bugün ben telefonda konuşurken bekleyebilmen beni çok mutlu etti, seninle gurur duydum”

*Çocuğumuz engellendiğinde ve ağlamaya başladığında izlenecek en iyi yöntem: Bağcıyı dövmeden üzüm yemek J Sonuçta sözümüzü dinlemesini istiyoruz, rekabet etmek ve egomuzu tatmin etmek değil. Güç savaşına asla girmeden “duygularını anlamak ve fiziksel temas” (izin veriyorsa) Olumlu bir tavırla sürekli tekrar etmek: “Anladım, çok üzüldün, sen yemekten önce cips yemek istemiştin, ama hemen yemekten sonra yiyebilirsin”, “anladım, çok kızdın, sen iki oyuncağı da almak istemiştin, ama haftaya geldiğimizde alabilirsin”,”anladım, sen benimle biraz daha oynamak istemiştin, ama yarın yine yemekten sonra senin zamanın, istediğini yapabiliriz”

*Bu arada olumlu cümle kullanımına dikkat edelim:”hayır yemekten önce cips yiyemezsin” yerine “yemekten sonra yiyebilirsin, hem de hepsini bitirebilirsin”;” “daha fazla oynayamam” yerine “şimdi zamanımız doldu ama yarın yine oynayacağız” demek.

*Hata yapmanın önemi: Hayat mükemmel değil. Hiç kimse de mükemmel olamaz. Çocuğun anne babasının da hata yaptığını fakat sonucunda özür dileyebildiğini görmesi gelişimi açısından önemli bir fırsattır.

*İyi davranışı eğlenceli hale getirebiliriz:”bakalım en çok oyuncağı kim toplayabilecek”deyip hep kendisine toplatmaya çalışmak yerine birlikte toplamak daha uygun olur.

*Yukarıdaki örnekteki gibi mizahı elden bırakmamak, istemediğimiz davranışlar karşısında espiri yapıp durumu yumuşatarak isteklerimizi yaptırabiliriz

OLUMLU İLETİŞİM DİLİ:

*ne söylersek söyleyelim özellikle ciddi konuşmaları mutlaka göz hizasında yapmak

*Çocuğumuza kuralları anlatırken tatlılık ve sıcaklıkla söylemek, kızgın veya sert, baskıcı bir tavır karşımızdaki kişide bu çocuğumuz bile olsa öfke ve intikam duygularının oluşmasına neden olur.

*çocuğu yargılamak ve eleştirmek yerine davranışa odaklanmak:”sen hep böylesin zaten” yerine “bu davranışını beğenmedim”

*”BEN DİLİ”ni kullanmak: sen kötüsün yerine “bu davranışı yaptığında ben üzülüyorum”

*İnsan beyni olumluyu hatırlamak üzere kurgulanmış. Yukarıda belirttiğimiz olumlu cümle kullanımına dikkat edelim. Ayrıca “yapma” lar yerine neyi yapmasını istiyorsak “yap” cümlelerini tercih edelim.

*�Güzel davran, iyi kız ol� gibi muğlak cümleler yerine çocuğumuzun ne yapmasını istiyorsak ona bunu söyleyelim. �bu akşam misafirler geldiğinde arkadaşınla kendi odanın dışında koşmanızı istemiyorum� gibi..

*Kurallarla ve �hayır�larla ilgili olarak nazik fakat net (firm) olalım.

Net olmak ne demek değildir:

Net olmak, kızgın veya öfkeli olmak demek değildir,

Net olmak, sert olmak değildir,

Net olmak, baskıcı olmak değildir,

Net olmak, sesi yükseltmek demek değildir.

NET OLMAK, SAKİN BİR SES TONUYLA FAKAT SON DERECE KARARLI BİR ŞEKİLDE ÇOCUĞUN GÖZLERİNE BAKARAK SÖYLENMESİ GEREKEN ŞEYİ SÖYLEMEKTİR.

*Bir miktar kızmak kabul edilebilir-hepimiz insanız (önünde sonunda çocuk anne babanın kızgınlığıyla da başa çıkmayı elbetteki öğrenecek-ona ilk kızıp bağıran kişi tercihen ilkokul öğretmeni veya patronu olmasın J ) fakat öfke nedeniyle çocuğun gururuna dokunacak şeyler söylemek, çocuğu aşağılamak, kontrolü kaybetmek, çocuğu çekiştirmek, çocuğu sarsmak, çocuğa vurmak elbetteki kabul edilemez. Şiddet kullanılıyorsa evet çocuk öğrenir, belki olumsuz davranış bitebilir fakat “otokontrol ve içdisiplin” geliştiremez. Sürekli şiddet olmasa da “bunun olasılığını bilmek” çocuğu korkutur.

*cezayı ortadan kaldırmak ve davranış ödülleri koymak: eğer bu hafta hep yemekten sonra cips yemeyi başarabilirsen haftasonu seni babanla tatilyaya götürmeyi düşünüyoruz.”

AYRICA:

*Majör kurallar değişmez ama esneyebilir.

Bu ne demek? “Hergün 9′da yatılır, ama bugün misafir geldi, anlıyorum onlarla birlikte olmak istiyorsun, o zaman bu akşam 11de yatabilisin, ama yarın kuralımıza devam.”

*Majör kurallar belirli olsa bile olay anında minik anlaşmalar yapıp el sıkışabilmek: “şu an ilgi istediğini biliyorum ama ben arkadaşımla yarım saat sohbet etmek istiyorum-saat şuraya gelinceye kadar- sen de bu sırada bizi rahatsız etmezsen hemen sonra ihtiyacını karşılayabilirim” gibi..

*Hayır diyebilmenin önemi: neye hayır, neye evet önceden belirli olmalı, birşeye hayır denildiğinde çocuğun dünya yıkılsa onun hep hayır olacağını bilmesi gerekli

*ASLA VE ASLA yapamayacağımız birşey için evet dememek, eğer yapamayacağımızı biliyorsak evet dememek çok temel bir konu. Eğer evet dediğimiz birşeyi yapamıyorsak, nedenini açıklamak ve çok samimi bir şekilde özür dilemek gerekir.

*Çocuğumuzun yaşı büyüdükçe kuralların değişmesi gerekir: Çocuğumuz ilkokul dönemine geldiğinde hala 8′de yatıyor olmamalı. Ayrıca küçük kardeş 8′de yatarken abi/ablanın buna karşılık bazı imtiyazlara sahip olması gerekli, örneğin 9′da yatabilmek gibi.

*”Ailemizin kurallarını bir hatırlayalım mı?” diyerek ara sırada minik hatırlatmalar yapmak önemli.

*Kendi anne babamızdan aldığımız “çocuk yetiştirme mirasının” farkında olalım. Ne kadar kitap okursak okuyalım, ne kadar kendi kendimize kararlar alalım, kendi annemizin annelik modeli, babamızın babalık modeli gelir içimize yerleşir. Biz farkında olmasak da ordan bizim davranışlarımızı ayarlar.

*Çocuğumuz sözümüzü dinlemediğinde asıl kızdığımız onun dinlememesi mi yoksa biz sözümüzü dinletemediğimiz için kendimizi yetersiz hissetmemiz nedeniyle kendimize olan kızgınlığımızı çocuğumuza yansıtma durumu mu oluşmakta? Bu konuda farkındalık geliştirmek önemli. Ne zaman çocuğumuza, ne zaman kendimize kızıyoruz?

SON OLARAK:

Günün sonunda çıkaracağımız sonuç şudur: Kurallar bir gecede ve sadece bizler öyle istiyoruz diye konamaz. Kuralların uygulanmasını istiyorsak öncelikle çocuğumuzla ilişkimizi tamamen olumlu bir zemine çekmek zorundayız. Bu zeminin yaratılmasını ancak biz başlatıp sürdürebiliriz. Ancak ondan sonra çocuğumuzdan otoritemize saygı göstermesini beklemek durumundayız.

Şu an çocuklarımızı öyle ya da böyle idare edebiliyoruz. Fakat çocuğumuzla şu anki ilişkimiz ve davranışlarımız kendimize ve geleceğe yaptığımız en önemli yatırımdır. Hayat şu an kuralsız ve olumsuz bir ilişkiyle devam ediyorsa, özellikle ergenlik sırasında zor bir dönem bizi bekliyor demektir.

Bunun yanında unutmamalıyız:

ÇOCUKLARIMIZ BİZİM BİRER KOPYAMIZ OLMAK ZORUNDA DEĞİLLER. Herkesin bir kişiliği var. Yaşanan ufak çatışmaları çocuğumuzun büyüme ve gelişme sürecinde, sağlıklı ilişki kurma denemelerinin bir parçası olarak görmek uygun olur. Çocuk çatışmayı önce ailede yaşayacak ki hayata çıktığında, ne söylenirse kabul eden, fikri olmayan, “ensesine vur, lokmasını al” bir kişi olmasın. Bunu istiyor muyuz? Tabi ki hayır. O zaman kişiliğini geliştirmesine destek olalım elbetteki önceden belirlenmiş sınırlar dahilinde..

SUNUM: Meşepalamudu Çocukevi, Mart 2007

Bihter Mutlu Gencer

admin tarafından yazılmıştır

Kas 24

Kansere kesin care bulundu mu? Prof. Dr. Oktay Avcı ile Prof. Dr. Sinan Taş, ‘Cyclopamine’ adlı maddeyi kullanarak deri kanseri ve sedefi tedavi etti. Bilim adamları tedavi yöntemi için lisans çıkarma peşinde. Prof. Dr. Oktay Avcı ile Prof. Dr. Sinan Taş, ‘Cyclopamine’ adlı maddeyi kullanarak deri kanseri ve sedefi tedavi etti. Aynı maddenin kanserlerin yüzde 80′ini iyileştirebileceğini de keşfettiler. Türk bilimadamlarının buluşu Avrupa Patent Ofisi tarafından onaylandı. Bilim adamlarımız şimdi tedavi yönteminin lisans kullanım hakkını satın almak için 9 uluslararası ilaç deviyle görüşüyor… Türkiye sedef hastalığının tedavisini gerçekleştiren iki Türk doktorua Prof.Oktay Avcı ve Prof.Dr.Sinan Taş ile gecen yıl tanıştı. Buldukları tedavi yöntemi sayesinde önce deri kanserini ardından sedefin tedavisini çok kısa sürede gerçekleştirmeyi başaran doktorların Avrupa İlaç Enstitüsü’ne yaptıkları başvuru kabul edildi ve patent hakkı verildi. 9 dev ilaç firması, ilacın lisans kullanım haklarını almak için teklifte bulundu. Şimdi dünyadaki diğer patent enstitülere de patent başvurusu yapmak gerekiyor ve bu iş oldukça maliyetli. (Bir patent başvurusu 5 bin dolar) Bütün araştırmalarını kendi imkanlarıyla gerçekleştiren Prof.Oktay Avcı ve Prof.Dr. Sinan Taş işte bu noktada tıkanmış durumdalar. Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile bugün biraraya gelecek olan Prof. Avcı, buluşlarının hükümetin gündemine de taşınacağını söyledi. * Araştırmalara nasıl başladınız? Bir öğrencimde çok nadir görülen bir deri hastalığı vardı. Sinyal ileti yolunda bir mutasyon yani bozulma söz konusuydu. Moleküler düzeyde vücudumuzda çeşitli sinyal ileti yolları vardır. Bunu kontrol eden genlerde problem fark edildi. * Sinyal ileti yolu nedir? İki gen sinyal ileti yolunu oluşturuyor. Cenin halindeyken organlarımızın belli bölümlerinin gelişmesinde, simetrisinde ve hücrelerin çoğalmasında çok önemli rolü vardır sinyal ileti yolunun. Bunu oluşturan genlerdeki değişiklikler önemli hastalıkların meydana gelmesine neden oluyor. * Sizi araştırma yapmaya öğrencinizin hastalığı itti yani? Tedavisi yoktu sorununun. Ne yapılabilir diye düşünürken, moleküler genetik ağırlıklı çalışan biyokimya departmanındaki Prof. Sinan Taş biliyordur diye düşündüm. Cyclopamine adlı maddenin daha önceki araştırmalardan hücre üzerinde bazı etkileri olduğu biliniyordu. Deri kanserini model alarak çalışmaya karar verdik. Bu madde, Türkiye’de olmadığı için Amerika’da çalıştığı bir meslektaşımızdan istedik. * Öğrenciniz ne yaptı? ‘Deneysel bir tedavi olacak sen düşün taşın senden yazılı izin alacağız, ne olur bilmiyoruz’dedik. Öğrencim düşündü taşındı, ‘yaptırmayacağım’ dedi. İyi dedik, madde de elimizde kaldı ne yapacağız biz şimdi! Deri kanserini model alalım dedik. * Neler yaptınız? 1,5 yıl araştırma yaptık, yan etkisi olacak mı diye kendi parmaklarımızda denedik, aylarca izlemeye devam ettik, baktık bir şey olmuyor, tamam dedik. İzlemeye devam ederken fakülte dışında, hiçbir hastamı kullanmadan, muayenehanesi olan arkadaşlarımın yolladığı sedef hastaları ile tamamen bütün maddi finansmanını kendimiz karşılayarak bu çalışmaları gerçekleştirdik. * Kaç hasta üzerinde çalıştınız? Toplam 7 tümör üzerinde çalıştık. Kullandığımız madde tümörleri çok hızlı çökertiyordu ve hücreleri de normale doğru farklılaştırıyordu. Bu etkisini yaparken hiçbir yan etki oluşturmadı, kök hücrede değişiklik meydana getirmedi. * Ne kadar zamanda iyileşme sağlandı? 3-5 günde tedavi gerçekleşti. * Ne oldu da sedef üzerinde de çalıştınız? Deri kanseri çalışmasından çıkan veriler nedeniyle sedef hastalığında da etkili olabileceğini gördük. Çünkü sedefte de hücreler aşırı çoğalmış ve normalden farklı bir konuma geçmiştir. Böylece 8 sedef hastası üzerinde de çalışma yaptık. * Denek olmayı kabul ettiler mi? Helsinki deklerasyonunun bütün kurallarına uyarak çalıştık. Sedef hastaları geldiler ortamı gördüler, ‘Bu bir araştırmadır, uygun görürseniz katılabilirsiniz’dedik. Kağıdı okuyunca vazgeçenler de oldu. Daha sonra kabul eden hastalarla deneyleri gerçekleştirdik. Çalışmaları yaparken Ege Tıp Fakültesi ve Ankara Tıp Fakültesi’nin laboratuvarlarından yararlandık. * Ve sonuç? Hiçbir yan etkisi olmayan bir tedavi sağladık. Sedef hastalığının şu anki tedavilerle en erken tedavi süresi 6-8 hafta. Bulduğumuz tedaviyle bu süre 1 güne de indirebiliyor. En fazla 4 günde hastalığı ortadan kaldırıyor. * Peki aynı maddenin kanseri tedavi edebileceği sonucuna nasıl vardınız? Çünkü insan kanserlerinin yüzde 80′i epidal doku kökenlidir. Deri kanserleri de bunlardan biridir. Deri kanserini ideal bir tedavi yapmayı başardık. Böylece diğer tümörlerin de tedavisi mümkün olabilecek. * Diğer tedavilerden farkı nedir? Kanser kemoterapisinde ideal tedavinin 3 özelliği vardır. Yan etkisi olmayacak, çok efektif biçimde tümör hücrelerini öldürecek ve aynı zamanda tümör dokusundaki hücreler normal hücrelere doğru farklılaştıracaktır. Şimdiye kadar yapılan seçici tedaviler değildi. Bu nedenle yan etkileri ortaya çıkıyordu. * Nasıl yani? İnsanlar kanser tedavisi görüyor saçları dökülüyor, kemik iliğinde problemler çıkıyor. Hastayı kurtarsanız bile daha sonraki yıllarda bir başka kanser ortaya çıkabiliyor. Yapılan tedavilerin neticesinde oluyor bunlar. * Toplam 15 hasta üzerine deney yapmışsınız, patent alırken bu sayı az değil mi? Binlerce hasta üzerinde denenir diye biliyoruz? Bilimsel araştırmaların faz diye adlandırdığımız evreleri vardır. Faz 1 hayvanlar üzerinde yapılır. Bizim kullandığımız yöntem daha önce hayvanlar üzerinde denenmiş ancak eksik yanları vardı. Biz Faz 2′yi gerçekleştirdik. Az sayıda hasta ile deneyler yaptık. Şimdi Faz 3′ün tamamlanması ve binlerce hasta üzerine denenmesi gerekiyor. Bu da lisans anlaşmaları yapıldıktan büyük kuruluşlar tarafından yapılır. * İlaç ne zaman piyasada olur? 3-5 sene sonra piyada olur. * Neden o kadar uzun sürüyor? Türkiye Avrupa Patent Konvansiyonu’na taraf olmuş bir ülke Avrupa Patent Ofisi’ne başvurduk ve patent hakkı verildi. Ama sadece bu değil diğer enstitülerden de patent almak gerekiyor. Bundan sonra yapılacak şey tek tek 26 Avrupa ülkesi ve diğer ülkelerde patent ofislerine başvurmak. Türk Patent Enstitüsü de iki hafta sonra kendi bülteninde açıklayacak ve patent haklarının verildiğini söylecek. Haber: Tülay ŞUBATLI Kaynak: www.vatanim.com.tr

admin tarafından yazılmıştır

Mar 24

Bir millet, irfan ordusuna malik olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin yaşayacak neticeler vermesi ancak irfan ordusuyla kâimdir.

ATATÜRK
Sözlerime Atatürk’ün bu çok veciz ifadeleriyle başlamak istedim. Gerçekten de bir milletin sahip olması gereken asıl ordusu, ilim ve irfan ordusudur. Bir milletin refaha ermesi, toplumun huzur bulması, ülkenin kalkınması, ancak eğitim ile mümkündür. Vizyonu olan yöneticilerle, çağın gerektirdiği donanımlara sahip eğitim yuvalarında, aklın ve bilimin ışığında, sürekli sorgulayan, yeniliğe ve değişime açık öğretmenlerimizin yetiştirdiği gençlerimiz; bu ülkenin teminatıdırlar. Yeni nesilleri millî duygularla donatacak, halkın vatanseverlik duygularını geliştirip heyecanını canlı tutacak “insan mühendislerimiz” yani öğretmenlerimiz; ilim ve irfan ordusunun neferleridir. 23 Nisan 1920’de açılan ilk TBMM’de tam 24 öğretmen bulunmaktadır. Eğitim konusunda mecliste aktif olarak çalışmış ve komisyonlarda görev almış öğretmenlerimizin Kurtuluş Savaşı süresince üstlendikleri misyonlarını da burada hatırlamamak olmaz. Ayrıca Cumhuriyetin ilk 15 yılında eğitimle ilgili tam 39 kanun çıkarılmıştır. Tevhîd-i Tedrisât yani öğretimin birleştirilmesi kanunu ile 1926 tarihli Talim ve Terbiye Dairesi’nin kuruluşu; eğitim alanındaki ilk atılımlar olması ve yeni kurulan Türk Cumhuriyeti’nde öncelik verilen konunun eğitim olması açısından dikkate şayandır.

Toplumda iyi bir statüye sahip olmak, insanlar tarafından saygı görmek herkesin istediği bir şeydir. Bunun ilk şartı da eğitimdir. Bir ülkeyi ileri götüren, ideallerine ulaştıran, onun varlığını devam ettiren ya da yok olmasına sebep olan hep eğitimdir. Beraberinde bilimi, teknolojiyi, sanayi ve kalkınmayı getiren de odur. Bu yüzdendir ki, bir ülke için en hayatî mesele “eğitim meselesi”dir. Bir ülkede akıl, bilim, sanat ve hüner yerine maddî servete önem verilirse belki keseler dolar ama kafalar boşalır. Kafası boş olmanın sebep olabileceği türlü tehlikeleri tahmin etmek ise hiç de zor değildir. Ailede başlar önce eğitim. Bireyin şekillenmesinde ilk görev aileye düşmektedir. Aileden aldığımız ilk terbiye ile hayata hazırlanmaya başlarız. Bu yüzden sağlıklı bir aile yapısının, sağlam toplumların inşasındaki önemi yadsınamaz. Aslında ailede başlayıp okulda devam eden bu öğrenme, bilgilenme süreci hayatımızın son anına kadar devam eder.

Ziya Gökalp “milletlerin de fertlerin de ilk vazifesi ilme doğru gitmektir” der. Unutmamalıdır ki bir toplumu meydana getiren bireyler, fikir ve ruh yönleriyle kendilerini yükseltirlerse, içinde bulundukları toplum da yükselir. Ruhumuzu ve beynimizi geliştirmek demek; vatanımıza ve milletimize, sonra da insanlık ve uygarlığa borcumuzu ödemek demektir. Yaşımız, işimiz, uğraşımız ne olursa olsun, kendimizi geliştirmeli, yeniliklerden haberdar olmalı, ufkumuzu genişletecek uğraşlar edinmeliyiz. Emek verdikçe, çalıştıkça başaracak; başardıkça da mutlu olacağız. Dünya; sevmek, çalışmak, faydalı olmak için var. Kalbi sevgiyle dolu, yaratıcı, bilgili, eğitimli, donanımlı, kültürlü, çalışkan bir toplumun başarısız ya da mutsuz olması, hedeflerine ulaşamaması mevzu bahis olamaz.

Sonuç olarak şunu söylemeliyiz ki; bireyin gelecekteki yaşantısında başarılı, mutlu ve memleketi için yararlı biri olmasını sağlayacak bilgi ve becerileri eğitim yoluyla kazandırılır. Topyekûn kalkınma, çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkma, sistemli, planlı bir öğretim politikasıyla gerçekleşecektir. Bu memleketin vatanını seven, ahlaklı, olumlu düşünen, atılgan, dürüst, kişilik sahibi, zorluklar karşısında yılmayan, güçlü, fedakâr, dil-din-tarih bilinci olan, geleneklerine sahip çıkan genç beyinlere ihtiyacı vardır. Tüm bu güzel niteliklerin kazanılması için gereken şeyin ise “eğitim” olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , ,

Oca 25

Çocuk Gelişiminde Oyunun Önemi

“Çocukların dengeli yetişmesinde oyun, oldukça ehemmiyetli bir unsurdur. Hatta diyebiliriz ki; ölçülerimiz içinde her oyun, çocuğun hissî, ruhî ve fikrî gelişmesinde en müessir faktörlerden biridir. Oyun çeşitlerine göre bazıları, çocuğun melekelerini geliştirerek, onu ilerideki hayata hazırlar. Bazıları, onun düşünce ve kabiliyetini artırır.”

* Çocukların karakter ve kişilik gelişimlerine oynadıkları oyunların ne gibi tesirleri vardır?
* Çocukların tercih ettikleri oyunlarda, iç âlemlerine ve beklentilerine dâir nasıl ipuçları vardır?
* Oyunun, çocukların lisan ve zihnî gelişimlerine tesirleri…
* Çocuklar, yaşadıkları önemli hâdiseleri, oyunlarıyla nasıl yansıtmaktadır?
* Çocuklar için oyun ne zaman zararlıdır?

Hayatının herhangi bir döneminde oyun oynamamış kimse yok gibidir. Her insanın hayatında geçmişte oynadığı oyunların önemli bir yeri vardır. Acaba çoğumuzun ‘oyun’ deyip geçtiği bu faaliyetlerin çocuklarımıza faydaları nelerdir? Anne-babalar çocukları ile neden oyun oynamalıdır? Oyun oynayan çocukların karakter ve kişilik gelişimlerinde ne gibi müspet tesirler oluşmaktadır? Anne-babalar oyun aracılığı ile çocuğun psikolojik durumuna katkıda bulunabilirler mi? Bu soruları birçok anne-baba kendi kendine sormaktadır. Bu soruların cevapları, basit görünen bu faaliyetin aslında ne kadar önemli olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Şuuraltına tesir eden her hâdise gibi, oyunun da, insanın hem psikolojik durumuna, hem de kişilik gelişimine tesiri vardır. Oyun dendiği zaman hemen çocuklar akla gelir. Çocukluk döneminde yoğun olarak yapılan bu faaliyet, çocuğun zihnî ve içtimaî gelişimi açısından vazgeçilmez unsurlardan biridir.

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde oyun, “vakit geçirmeye yarayan ve belli kuralları olan eğlence” olarak tarif edilmiştir. Tarih boyunca değişik şekillerde birçok oyun ortaya çıkmıştır. Bizim tarihimizde günümüze kadar ulaşmış koşu, güreş, binicilik, okçuluk, cirit, körebe, saklambaç gibi spor ve oyunlar vardır. Oyundaki esas maksat, eldeki malzeme ile veya konuşarak farklı bir kurgu oluşturup bir çeşit tekrar etme, tecrübe ve eğlenme ortamı oluşturmaktır. Oyunun özellikleri incelendiğinde “sembolik mânâsı, çocuğun dünyasını yansıtması, gerçek hayattaki beklentilere sözcü olması, yaşadıklarına tepki olarak ortaya çıkması, bir eğlence aracı olması gibi hususlar vardır.”1 Oyun esnasında çocuklar insanları ve hayvanları taklit ederek duygu ve düşüncelerini anlatırlar. Bu şekilde çocuklar, kurallarını kendilerinin belirledikleri ve tesirinde kaldıkları günlük hâdiseleri tekrar yaşamaya çalıştıkları emniyetli bir ortam oluştururlar. Oyunun, çocuğun kendine hâkimiyet sağladığı bir alan olma özelliği de vardır.

Hayatın ilk günlerinden itibaren dış dünyayı tanımaya çalışan çocukların, zihnî ve bedenî gelişimi oyun ile desteklenir. Yeni konuşmaya başlayan ve dış dünyayı tanıyan çocuğun oynadığı “cee oyunu” ayrılık ve tekrar kavuşmayı temsil eden bir özellik taşır. Çocuğun yaşı ve kabiliyetleri arttıkça, oyunun şekli ve muhtevası da değişir. Daha basit ve taklide dayalı olanların yerini zamanla daha karmaşık ve zihnî gayret gerektiren oyunlar alır. Bu tür faaliyetlerin çocuğun lisanına ve pratiğe dönüşmüş kabiliyetlerine olumlu katkısı söz konusudur. Lisan gelişimi ile, sosyal, motor ve zihnî gelişme, yeterince oyun oynayan çocuklarda daha hızlı olmaktadır. Çocuklarda oyun ortamında, yeni tecrübeleri yaşama, farklı tecrübelere altyapı hazırlama, yeni kabiliyetler kazanma ve gelişmeye ait kazandığı özellikleri uygulama söz konusudur. Öğrenilen bilgilerin kullanıldığı, kabiliyetlerin sergilendiği, yeni tecrübelerin kazanıldığı, diyalogların pekiştiği ve hislerin ifade edildiği oyunlar son derece yararlıdır.

Çocuklar yaşadıkları önemli hâdiseleri oyunlarında, konuşmalarında ve davranışlarında dış dünyaya yansıtırlar. Bu açıdan bakıldığında bu faaliyet sırasında çocuğun ortaya koyduğu konuların onun iç dünyasını yansıtması açısından önemi vardır. Misal olarak; anne-babasından şiddet gören veya medyada şiddete şahit olan çocuklarda, kendi oyuncaklarına ve arkadaşlarına karşı şiddet uygulama temayülü vardır. Çocuklar çevrelerinden aldıkları negatif mesajları, oyunda arkadaşlarına ve oyuncaklarına yansıtabilirler. Bu açıdan çocuğu ve içinde bulunduğu atmosferi tanımada oyun önemli bir unsurdur.

Menfî veya müspet yaşanan hâdiseler, çocuğun tesiri altında kaldığı psikolojik durumlar ve şuuraltı müktesebat (birikimler), oyunda sergilenir. Çocuğun stresi, iç dünyasındaki çatışmaları, korkuları ve kaygıları çeşitli oyunlarla tedâvi edilebilir. Çocuğun yaşadığı sıkıntılı hâdiselerin tesirinden kurtulması için oyun bir rahatlama sahası olabilir. Psikolojik travma geçiren çocuklarda bu konuda yetişmiş uzmanlar tarafından uygulanan oyun terapisi yararlı olabilir. Bu maksatla kurulmuş enstitüler ve milletler arası yayın yapan dergiler vardır.

Oyunun çocuğa diğer önemli bir katkısı da, onun sosyal gelişmesine yarar sağlamasıdır. Bilhassa arkadaşlık ve sosyal münasebetlerinin pekişmesinde, yeni arkadaşlıkların kazanılmasında oyun esnasında yapılanların ve yaşanılanların önemli tesiri vardır. Aile içinde büyüyen çocuklar akranlarıyla oyun sayesinde kurdukları bağlar vesilesiyle sosyal bir varlık olma yolunda ilerlerler. Oyun arkadaşlığı birçok çocuğun hayatında önemli bir unsurdur. Çocuk, hiç tanımadığı çocuklarla oyun esnasında tanışarak onlarla arkadaşlığını devam ettirebilir. Aynı zamanda oyun esnasında arkadaşını tanıma, onun sevdiği ve sevmediği özelliklerini öğrenme gerçekleşir. Sosyal gelişimin olumlu olması açısından yaşa uygun oyunların ve oyun arkadaşlıklarının da desteklenmesi gerekir.

Oyun, çocuğun kendi kişiliğini ortaya koymasında ve bazı olumlu özellikleri kazanmasında da yararlıdır. Özellikle doğru davranışların pekişmesi oyun vasıtasıyla daha kolay sağlanabilir. Olumlu karakter özellikleri, uygun oyun ortamında artar ve pekişir. Oyuna uyum sağlayamayan yani benmerkezci, tek taraflı bakış açısı olan, kurallara uyma zorluğu yaşayan, aceleci ve sabırsız çocuklar oyundan dışlanabilir. Dolayısıyla çocuğun oyuna kabul edilmesi, olumsuz kişilik özelliklerini azaltmasıyla olur. Birçok çocuk oyun vesilesiyle empati yapmayı, başkalarına saygı göstermeyi, karşılıklı diyaloglarda kendi sorumluluğunu fark etmeyi, sabırlı olmayı, kurallara uymayı, stresle baş etmeyi, problem çözmeyi ve liderlik özelliklerini pekiştirmeyi öğrenerek karakter ve kişilik gelişimini olumlu yönde pekiştirir. Oyundan dışlanma çocuk için psikolojik açıdan travmatik olabilir. Sürekli olursa, çocuktaki mutsuzluğu artırır. Bu çocuklar, yaşıtlarına karşı daha saldırgan olabilir. Bu sebeple oyundan sürekli dışlanan çocukların varsa sorunlarını çözmelerine yardımcı olmak anne-babaların ve eğitimcilerin önemli görevlerindendir.

Anne-babaların, dede ve ninelerin çocuklar ile oyun oynayarak aralarındaki iletişimi kuvvetlendirmeleri tavsiye edilir. Asr-ı Saadet’te Efendimiz (sas) torunları ile oyun oynayarak ve oyunun kurulmasına yardımcı olarak, onlara değer verdiğini ve duygularını hesaba kattığını göstermiştir. Yüce Nebi’nin (sas) torunları ile oyun oynamasında bizim fark edemediğimiz birçok hikmet de olabilir. Çocuklara merhamet göstermek, onlara zaman ayırmak, onlarla vakit geçirmek sünnet-i seniyeden olup çocuk eğitiminde dikkat edilmesi gereken önemli bir husustur. Çocuğun yaşına göre ayarlanacak bu faaliyetler anne-baba ile çocuğun diyaloğunun pekişmesine vesile olur. Böylece anne-baba çocuğunu daha iyi tanır. Maalesef günümüzde anne-babalar çocuklarına yeterli miktarda zaman ayırmamakta ve birlikte yapılacak oyun faaliyetlerinin yerini tv karşısında geçirilen boş vakitler almaktadır. Yapılan araştırmalar çocukların günde dört-beş saat tv seyrettiğini ortaya koymuştur. Bu açıdan bakıldığında, sadece görmeye ve işitmeye ait uyaranların olduğu, çocuğun sosyal olarak ve lisan kullanımı açısından kendini ortaya koyamadığı tv seyretme sürelerinin kısaltılması gerekir. Acaba hangi çocuk tv seyretmeyi kaliteli bir oyuna tercih eder? Büyük bir hakikat olarak bilinmeli ki, çocuklarımızın birçoğu uğraşacak meşguliyet bulamadıkları veya yeterince oyuna yönlenemedikleri için tv ve bilgisayarı tercih etmektedir. Özellikle şehirde yaşayan ailelerin tv ve bilgisayar karşısında geçirilen zamanları azaltarak oyun oynama zamanlarını artırması yararlı olur.

Son zamanlarda hızla çoğalan internet kafe ve oyun salonları çoğunluğu itibariyle sigara dumanı, uygun olmayan oyun tipleri ve internet kullanımıyla çocuklarımız ve gençlerimiz açısından menfi tesir oluşturmaktadır. Anne-baba ve eğitimcilerin çocukların oyun oynama ihtiyacını uygun ortamlarda karşılamaları, bu türlü bir eğilimi azaltacaktır.

Enerjinin dışarı atılmasında ve fizikî gelişmede oyunun yeri büyüktür. Özellikle hareketli ve enerjik çocukların oyun ortamında rahatladıkları görülür. Fizikî egzersizler esnasında büyüme hormonu daha fazla salgılanır. Büyüme ve kemik gelişmesinde, oyundaki egzersizlerin faydası vardır. Çocuktaki hantallığın azalması, ince ve kaba motor gelişmesinin sağlanması için, fizikî aktivitenin ve bu şekildeki oyunların teşviki gerekir.

Oyundaki şekil ve muhtevanın çocuğun yaş ve cinsiyetine uygun olması gerekir. Mücerret kavramların çok olduğu, daha fazla teferruat ihtiva eden ve uzun süren oyunlar küçük yaştakiler için sıkıcı gelebilir. Taklide dayalı oyunlar, okul öncesi dönemde, zihinde canlandırılmaya müsait olduğundan, çocukların düşünce yapısında sıkça yer alır. Oyun içinde çocukların kendi cinsiyetlerine ait özellikleri sergilemesi de yararlıdır. Zor, aşırı egzersiz gerektiren oyunlar, kız çocukların fıtratlarına uygun olmayabilir. Şiddete eğilimi artıran, değerlerle çatışan, fizikî olarak zarar verebilecek, psikolojik açıdan karakter ve kişilik gelişimine olumsuz tesirde bulunacak oyunlar çocuklar için uygun değildir. Ayrıca son zamanlarda küçük çocukların dahi oynama eğilimi gösterdiği şans oyunları, çocuklarımızın kumar alışkanlığına sebebiyet verebilir. Bu oyunlar, çocuklara giderek daha câzip görünmektedir. Risk alma, kazanma ve kaybetme duyguları, daha uygun oyunlarla telâfi edilerek çocukların şans oyunlarına yönelmeleri engellenmelidir. Yasaklamadan önce, bu türlü oyunların nelere sebebiyet vereceği çocuklarla konuşulmalıdır. Bu oyunlara dâir çocuklara hiçbir açıklama yapmadan sadece onları kötülemek yeterli değildir.

Eğitim ve öğretim açısından oyunun değerlendirilmesi de faydalıdır. Yaşa uygun bilgilerin, oyun ile verilebileceği unutulmamalıdır. Ancak oyun içerisinde çok bilgi verme gâyesi olursa, bu, oyunu çocuklar için oldukça sıkıcı hâle getirebilir. Dikkat süresi, plânlama, organize etme, hafıza eğitimi, doğru karar verme gibi kabiliyetleri, oyun aracılığıyla pekiştirilebilir.

“Oyun ne zaman zararlıdır?” sorusu da önemlidir. Oyun eğer çocuğun görev ve sorumluluklarını aksatacak kadar uzun zaman alıyor, zihnî ve bedenî gelişmesine katkısı bulunmuyor ve çocuğa zarar verecek mesajlar ihtiva ediyorsa, zararlıdır. Aynı zamanda çocuğun yaşına ve cinsiyetine uygun olmayan oyunlar hususunda da dikkatli olunmalıdır. Son zamanlarda, çocuklar arasında moda olan oyunlarda şiddet unsurlarının fazla kullanıldığı, oyundaki gâyenin eğlenmek veya vakit geçirmek yerine karşıdakine zarar vermek olduğu görülmektedir.

Netice olarak, Yüce Yaratıcı (cc) tarafından kendisine bahşedilen istidatlar ölçüsünde çocukların ortaya koyduğu bu faaliyet, anne-baba ve eğitimciler tarafından onların dünyasını keşfetmek, gelişmelerine katkı sağlamak, kabiliyetlerini geliştirmek, yeni bilgiler kazanmalarını sağlamak için istifade edilebilecek önemli bir araçtır. Ancak, “oyun ve oyuncak ortaya koyduğumuz umûmî prensiplerle katiyen çatışmamalı ve mutlaka çocuğun düşünce ve his dünyasını kucaklayıcı ve yükseltici mahiyette olmalıdır.”2

Dipnotlar
1- Play Therapy, Jeffrey K. Edwards, Ed.D., Northeastern Illinois University, Department of Counselor Education.
2- M. Ramiz Gülen, Gençliğin Problemleri, Sızıntı Dergisi, Sayı 38, Sayfa 10.

Dr. Hasan Aydınlı

admin tarafından yazılmıştır

Oca 24

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ

Basarili olabilmek; çalismanin karsiligini en üst düzeyde alabilmek, etkili çalisma yollarini iyi bilmek, etkili çalisma yöntemlerini uygulamak ve programli çalisma aliskanliklarini gelistirmekle mümkündür. Ögrencilerimiz verimli ders çalisma yöntemlerini bilmediklerinden bir takim yanlis çalisma aliskanliklari olusmaktadir.
Bu yanlis çalisma aliskanliklari sunlardir :

• Çalisma zamanini düzensiz kullanmak.
• Evin çesitli yerlerini çalisma yeri olarak kullanmak.
• Yatarak veya uzanarak ders çalismak .
• Müzik, televizyon, poster, afis, resim gibi dis uyaricilari çalisma ortaminda bulundurmak.
• Yanlis okuma aliskanliklari nedeni ile yavas okumak.
• Çalisirken hayal kurmak , çesitli endiseler gibi dis etkenlerle sik sik dersten kopmak.
• Dersi ezberleyerek çalismak.
• Kaynaklardan yararlanmayi bilmek.
VERİMLI DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİ
1 – Ögrenmeye hazir olmak.
2 – Niçin ögrenecegimizi bilmek.
3 – Planli çalismak.
4 – Dikkati çalisma konusu üzerinde yogunlastirmak.
5 – Anlama gücünü gelistirmek.
6 – Ögrenilenleri hatirda tutmak.
7 – Iyi okumak ve okuma hizini artirmak.
8 – Ödev hazirlamayi ögrenmek.
9 – Sinavda basarili olmanin yollarini ögrenmek.

1 – ÖĞRENMEYE HAZIR OLMAK
Ögrenme ; Yeni davranislar kazanarak yada kazanilmis davranislarda degisiklik meydana getirme sürecidir.
Ögrenci sinifa gelirken yada ders çalismaya baslamadan önce ögrenecegi konuya motive olmali ve ögrenecegi konuya ihtiyaç duymalidir. Aksi taktirde zamanini bosa harcamis olur.
Ögrenmeye hazir olma, ögrencinin bazi ögretim hedeflerine göre varolan kapasitesinin, yeterlilik durumudur. Ögrenmeye hazir olma, ögrencinin bilgisi, yetenekleri, ilgileri, aliskanliklari, tutumlari ve degerleri ile ilgilidir. Bu ögeleri dikkate almayan bir ögrenme durumunda, geçerli ögrenme yasantilarinin olusmasi oldukça güç olur.
Ders çalismaya baslamadan önce olumsuz düsüncelerden uzaklasmak gerekir. Olumsuz düsüncelerden uzaklasmak için sunlar yapilmalidir.
• Sinav için olumlu düsünün.
• Kendinize, kendi degerinizin altinda deger biçmeyin.
• Bu dersi anlamiyorum deyip bir kenara atmayin.
• Sinav basarinizla, kisilik degerinizi es görmeyin.
2 – NİÇİN ÖĞRENECEĞİMİZİ BİLMEK
Neyi, niçin ögrenilecegini bilmek, ögrenmek için gerekli olan motivasyonu olumlu yönde etkilemesi yaninda, amaci, muhtevasi bilinen bir konu, birey için daha anlamli olacak ve kolay ögrenilecektir. Çalismaya baslamadan önce amaç, çok açik bir sekilde
belirlenmeli ve bosa vakit harcanmamalidir. Amaca uygun planlama yapmak, sizi bosa vakit harcamaktan kurtaracaktir. Birden fazla amaciniz olabilir, Bunlari önem sirasina koymali, tüm gücünüzü en önemli olan amacinizi gerçeklestirmek için harcamalisiniz. Amaçlar motivasyon için temel olusturur ve davranisi yönlendirir. Çalismak istedikleri halde çalisamadiklarini söyleyen ögrencilerin çogu, çalismak için kendilerine ait bir amaçlarinin olmadigini belirtmislerdir. Çalismak için kendisine ait bir amaci olmayan bir ögrencinin verimli ders çalismasi mümkün degildir.
Etkili ve verimli ders çalismanin yolu ise planli çalismaya baglidir.
3 – PLANLI ÇALIŞMA
Planli çalisma bastan sona amaçli bir istir. Plan bir ögrenciye ;
• Bir isin hazirlanmasinda kendisine yeterli zamani ayarlamasini saglar.
• Daha etkin olmasina yardimci olur.
• Kendisine güvenini artirir.
• Sorunlarini çözmesini kolaylastirir.
• Dogru karar vermesini saglar ve kararsizliktan kurtarir.
Plan hazirlarken asagidaki noktalara dikkat edilmelidir :
• Çalismak için ayrilacak saatler saptanirken, çalisacak dersin verildigi gün ve saate yakin olmasina dikkat edilmelidir. Bu durum unutmayi azaltir, ögrenileni pekistirir.
• Çalisma plani, ani olarak ortaya çikabilecek durumlarda çalismanin degisik saatlere kaydirilmasina olanak verecek esneklikte olmalidir.
• Çalisma sürelerinin uzunlugu derslerin özelliklerine göre düzenlenmelidir.
• Hangi saatte neyin çalisilacagi kesin olarak önceden bilinmelidir.
• Çalisma aralarindaki dinlenmeler ne çok uzun ne de çok kisa olmalidir.
• Yapilan plana ne ölçüde uyuldugu günün sonunda mutlaka denetlenmelidir.
Plan üç asamada hazirlanabilir:
1. Asama : Her dersten, çalisilmasi gereken konular saptanmalidir.
2. Asama : Bu konular haftanin belli günlerine bölünerek, yerlestirilmelidir.
• Asama : Okuldan gelis zamani ile yatis saati arasinda kalan süre hesaplanmalidir. Bir gün boyunca yemek, dinlenme, okul isleri, varsa hobileri ,spor müzik gibi günlük aktivitelerden arta kalan sürede 45 dk. Ders, 5 dk. Tekrar, 10 dk. Dinlenme olmak üzere seçilen konular bitene kadar çalisilmalidir.
4 – DİKKATI ÇALIŞMA KONUSU ÜZERİNDE YOĞUNLAŞTIRMAK
Dikkat, bilincin belli bir noktada toplanmasi haline denir .Ögrencinin , dikkatini konu üzerine toplamadan çalismaya direnmesi bosuna zaman kaybetmekten baska bir sey degildir.
Etkili bir çalismanin gerisinde yatan temel öge dikkattir. Dikkatin belli bir noktada toplanmasi için ” güçlü amaçlar ” saptanmalidir.
Ders üzerinde dikkati toplayamamanin iki nedeni vardir.
• Bu konuda bir aliskanliga sahip olmama,
• Konu üzerinde çalisirken, konu disindaki bir sorunun zihni rahatsiz etmesidir
Fakat unutulmamalidir ki dikkat , alistirmalarla kazanilan ve gelistirilen bir aliskanliktir.
DİKKATİ DAĞITAN BAZI NEDENLER :
• Önemsiz sorunlarin zihni oyalamasi.
• Duygusal sorunlarin olmasi. Duygusal sorunlar zihnini bir kisir döngüye sokar. Bu durumda gerçekçi olup, duygularimizla degil aklimizla hareket edip bu sorunlardan kendimizi korumaliyiz.
• Çalisirken gereksiz ayrintilara dalinmasi.
• Çevrede olumsuz uyaricilarin olmasi.
• Ögrencilerde yetersizlik duygularinin bulunmasi.
• Ögrenilecek bilgilerin sistemsiz, zor ve karmasik olmasi.
• Düzensiz ve amaçsiz çalisilmasi.
• Müzik dinleyerek. Televizyon izleyerek veya sakiz çigneyerek ders çalisilmasi.
• Zorlanilan derslerin bulunmasi.
• Yatarak ders çalisilmasi.
• Çalisma aninda uygun dinlenme araliklari verilmemesi.
• Motivasyon eksikligi, isteksizligi.
DİKKATI TOPLAMA YOLLARI :
• Çalisma amacinin saptanmasi : Amaç yapilan isin neden yapildigini belirler. Yaptigi isin amacini bilmek ögrencinin bu isi benimseyip, ona sahip çikmasina ve bu is için güdülenmesine yardimci olur.
• Çalisma için karar verme : Çalisma üzerinde dikkatin toplanabilmesi için gerekli kararlarin verilmis olmasi gerekir.
• Konuya merak duyma : Merak konuya karsi ilgi uyandirir ve dikkatin konu üzerinde yogunlasmasini saglar.
• Fiziksel çevrenin düzenlenmesi : Çalisma için uygun masa, sandalye, oda isisi, isik durumu, sessizlik gibi kosullar saglanmalidir. Divan, koltuk, yatak ve yumusak sandalye gibi çalismayi olumsuz etkileyecek ortamlarindan uzak durmalidir.
• Planli ve sistemli çalismayi bilme : Planli çalismada ögrenci kendini konuya daha çok verir, dikkatin dagilmasini önleyerek, çalismada etkililik süresini artirir.
• Çalismada çesitlilik saglama : Çalisma sirasinda okuma, yazma, anlatma, uygulama, test çözme vb. degisik etkinliklere yer vermek dikkatin dagilmasini önler.
• Çalismada hedef saptama : Gerçekte konu ne olursa olsun çalismaya geçmeden önce, ögrenci kendisine erisilebilir bir hedef seçmelidir. Bu hedefe ulasmadan çalismayi birakmamalidir. Seçilen hedefler gerçekçi olmalidir. Ögrenci gücünün yetmeyecegi hedeflere ulasmayi arzuladigi zaman, bu hedefleri gerçeklestirmesi zorlasir. Sik sik koydugu hedefe ulasamayan ögrenci kendisine güvenini yitirerek derslere karsi genel bir isteksizlik duyar ve basarisizlik duygusuna kapilir.
• Kendine güvenme : Güven eksikligi olan bir ögrencinin kendine güven duymasinin en etkili yolu, o isi basaracagina kendini inandirmasidir.
• Çalisma öncesi yeterince dinlenmis olma : Asiri duyarlilik, karamsarlik, isteksizlik, bedensel yorgunluk, uyumsuzluk gibi nedenlerle beliren bitkinlige düsmemek için, her zaman ayni biçimde olan çalisma yöntemlerinden kaçinilmalidir.
5 – ANLAMA GÜCÜNÜ GELİŞTİRMEK :
Bir seyi ögrenirken ve hatirlarken bütün duygularinizi kullanmalisiniz.
• Gerekli gereksiz her seyi ögrenmek yerine yalniz gerekli bilgiler ögrenilmelidir. Bu nedenle, okuldaki derslerinize düzenli olarak devam etmelisiniz.
• Ögrenmede somut olanlarin soyut olanlardan daha kolay ögrenildigi bir ilkedir. Ögrendiginiz bu ilkeyi sorunlarin çözümünde kullanarak somutlastirin.
• Ögrenirken kavramlari, formülleri kodlayin. Örnegin ; arkadasiniza ait olan 312 83 23 gibi bir telefon numarasini 312 Ankara’nin alan kodu, 83 dogum yilim, 23 nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayrami gibi kodlayarak ögrenirseniz hatirlamaniz da kolay olur.
• Sözcük, kural, tanim, formül gibi seyleri ezberlemede kart yöntemini kullanin. Bunlari küçük kartlara yazarak bos kaldiginiz her firsatta çikarip okuyun.
• Anlami yada niteligi bilinmeden hiçbir yasa , kural, ilke asla ezberlenmemelidir.
• Sinavlardaki bazi sorular bilgi temellidir. Bu da ögrenilen bilgilerin degisik zamanlarda farkli bilgilerle birlestirilip kullanilmasini zorunlu kilar. Bir dersle ilgili temel kavram ve ilkeleri bilmiyorsaniz, o dersle ilgili daha karmasik konulari anlamaniz mümkün degildir. Bu nedenle bilgi eksikliginizi gidermeli, ögretmenlerinizden yardim istemelisiniz.
6 – ÖĞRENİLENLERİ HATIRDA TUTMAK :
Çalismada en iyi verimi alabilmek için ders çalisma seanslarini 30-40 dk. lik bölümlere ayirmali ve 30-40 dakika çalistiktan sonra da 10 dakikalik bir tekrar yapmak gerekir. Her çalisma seansinda sonra 10 dakikalik bir dinlenme arasi verilmemelidir. Bu dinlenme ile beden gevser. Zihin ögrendiklerini saglamlastirir. Bu hatirlamayi kolaylastirir.
Problem çözerken sonuca ulasincaya kadar ara verilmemelidir. Uzun bir listeyi çalismak yerine parçalara bölerek çalismak daha kolaydir.
Ögrendiginiz bir bilgi önce ” kisa süreli bellege ” yerlesir. Bu bilgiler hemen unutulur. Bunlar unutulmasina engel olmak için sik sik tekrarlar yapmak gerekir. Bu tekrarlar sayesinde kisa süreli bellekteki bilgiler uzun süreli bellege aktarilir.
Sistemli yapilan tekrarlar sayesinde bilgiler uzun süreli bellege yerlesir ama bu bilgiler henüz bize mal olmamistir. Bilgilerin bize mal olabilmesi ve gerektiginde hatirlanabilmesi için bilgilerin kullanilmasi, yani sinanmasi gerekir. Sinama, bilgi transferinin gerçeklesebilmesi için kaçinilmazdir. Ögrencinin ögrendigi konuyla ilgili kendi fikirlerini olusturmasi, sorular çikarmasi, konu ile ilgili problemler çözmesi, konunun benzerlik ve ayriliklarini ayir etmeye çalismasi sinama için yeterlidir. Sinama bizi uzun süreli bellekte depolanan bilgiye götürür.
Yeni ögrenilen bilgilerin hemen arkasindan yapilan tekrarlar çok önemlidir. Çünkü, insan ögrendiklerinin yarisini ögrenmeden sonraki ilk 20 dakikada unutur. Ilk 24 saat içinde de geriye kalan bilginin % 70 ini unutur.
7 – İYİ OKUMAK VE OKUMA HIZINI ARTIRMAK :
Iyi ve etkili okuma denilince, okudugunu anlama ve hizli okumak akla gelir.
Okurken sunlara dikkat edilmelidir :
• Önce okunulacak konuya hizlica göz atilmali ve bu konuda bir izlenim olusturulmalidir.
• Bu izlenimlere göre konu ile ilgili sorular çikarilmali ve bu sorulara yanit alabilmek için hizlica okunmalidir.
• Sonra ana fikir özetlenmeli ve not edilmelidir.
8 – ÖDEV HAZIRLAMAYI ÖĞRENMEK :
Iyi bir ödev hazirlayabilmek için ödev konusunu iyi anlamak ve daha sonra ödev konusu ile ilgili kaynaklari toplayarak ödev hazirligina baslamak gerekir. Ödevi yazmaya baslamadan önce ödev konusunda plan yapilmali, nelere hangi sina ile yer verilecegi tespit edilmelidir.
9 – SINAVDA BAŞARILI OLMANIN YOLLARINI ÖĞRENMEK :
Ögrencilerin sinava karsi takindiklari tutum onlarin, basarilarini etkilemektedir. Sinavdan korkan ögrencilerin, sinavda basarili olamama durumlari söz konusudur. Bunun için ilk yapacaginiz is ögrenciyi sinava hazirlamakla birlikte, ögrencinin kendine güven duygusunu gelistirmek olmalidir. Çünkü etkili ve verimli ders çalisma aliskanligi kazanabilen, sinav korkusu en az olan ögrenciler, kendine güven duygusu yüksek olan ögrencilerdir.
Sinavda basarinin ilk kosulu, gününden çok önceden baslayarak, amaçli ve kararli bir çalismanin yapilmis olmasini gerektirir. Sinav hazirligi için dikkate alinacak baslica noktalar sunlardir :
• Konu özetlerinin çikarilmasi
• Ögrenilenlerin yinelenmesi
• Önceki sinav sorularinin incelenmesi
• Çalismada agirlik verilecek konularin saptanmasi
• Ögretmen gibi düsünme
• Sinav denemeleri yapmak
• Az bilinen konular üzerinde çalismak
• Sinav hakkinda ön bilgi sahibi olmak
ETKİLİ DERS ÇALIŞMA YÖNTEMLERİNİ KULLANMASINA, ÖĞRENMEYE VE ÖĞRENCİNİN GELİŞİMİNE YÖNELİK TÜM ÖNLEMLERİN ALINMASINA RAĞMEN ÖĞRENCİ HALEN BAŞARILI OLAMIYORSA, BİR PSİKOLOJİK DANIŞMANDAN GÖRÜŞ VE YARDIM İSTENMESİ YARARLI OLACAKTIR

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: , , , ,

Kas 08

Kahvaltısını yaparak okula giden çocuklar ile kahvaltısını yapmadan okula giden çocuklarda ciddi derecede okul başarı oranı farklılığı yaşanıyor.

Uzmanlar, çocukların okula gitmeden önce mutlaka kahvaltı yapması gerektiğini belirtiyor.

Bartın Sağlık Müdürlüğü Sağlık Eğitim Şube Müdürü Yasemin Güven, okul çağındaki çocukların mutlaka kahvaltı yaparak okula gitmesi gerektiğini belirtti. Kahvaltı yapan çocukların okulda, kahvaltı yapmayan öğrencilere oranla daha başarılı olduğunu belirten Güven, “Beslenmenin okul çağı çocuklarına önemi fazla. Yetersiz beslenen çocuklarda oluşan bazı hastalıkların görülmesi mümkün. Özellikle okul çağında, ana sınıfı da dahil olmak üzere tüm okul çağı çocuklarda dengeli beslenme çok önemlidir. Kahvaltı yaparak güne başlamak gerekir. Uyuduğunda aç kalınıyor. Çocuklar, uyandığında kaybedilen kaloriyi alamazsa, okullarda başarısızlık söz konusu olabilir” dedi. Mutlaka kahvaltı yapmak gerektiğini anlatan Güven, şöyle konuştu: “Sevdikleri şeylerle güne başlatılabilir. Süt veya sevmiyorsa yerine meyve suyu. Yumurta, 4 adet zeytin, kızarmış ekmek, meyve, tahin-pekmez, tahin helvası, ceviz içi, bir bardak süt, bir dilim ekmek veya fındık ezmesi oldukça iyi bir öğün olabiliyor. Mercimek veya tarhana çorbası
yiyerek okula gidilirse, çocukların okul dönemlerini sağlıklı bir şekilde geçirmiş olmasına katkı sağlamış oluruz.”

KAHVALTIDA GAZLI İÇMEYİN

Yasemin Güven, okul kantinlerinde gazlı içecek ve cipsler tüketilerek yapılan kahvaltıların çocukların dengeli beslenmesine engel olduğunu söyledi. Çocukların kahvaltı yapmadan okula gönderilmemesini isteyen Güven, “Kahvaltı dışında kolalı, gazlı içecekler ve cipsler çok fazla tüketilen şeyler. Bunlar çocukların sevdiği yiyecek ve içeceklerdi. Bunlar dengeli beslenmeyi bozuyor. Onun yerine taze sıkılmış meyve suyu veya havuç olabilir. Bunlara önem göstermekte fayda var. Enfeksiyon hastalıklarının önlenmesinden tutun da dengesiz beslenmeler şişmanlık ve obeziteye zemin hazırlayabiliyor. Çocukların ileriki dönemlerine de yansıyor. Şişmanlıklar ileride yüksek tansiyon, kan yağlarında artma, kalp damar ve şeker hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor. Bunun üzerinde çok önemle durması gerekiyor.”

Bartın Sağlık Müdürlüğü Sağlık Eğitim Şube Müdürü Yasemin Güven, okullarda beslenmeler üzerine eğitim düzenlendiğini, 21 bin öğrenciye, 20 bin veliye ve bin 100 öğretmene mektup gönderdiğini sözlerine ekledi.

admin tarafından yazılmıştır

Kas 08
KIR ZİNCİRLERİNİ

Geçmişe dönüp bakıyorum, neler yaşadığıma, nelerden ödün verdiğime… Şimdiye kadar ailem tarafından nasıl yönlendirildiğime… Benim ne düşündüğüm önemli değil mi? Benim hayallerim, benim isteklerim ve en önemlisi benim geleceğim…

Bunca zaman “Ben en iyi olmalıyım. Yaptığım her şey mükemmel olmalı. Asla hata yapmamalıyım” diye düşündüm ve bu şekilde büyüdüm, yetiştirildim. Hayat benim için hep bir kurallar yığınıydı, önceliğim her zaman derslerimdi… Arkadaşlar mı? Onlara hiçbir zaman yeterince vakit ayıramadım ki…

Şimdi ise ÖSS ile başım dertte. Gerçi ben sınavlara alışkınım. Bunun öncesinde de lise son sınıfa gelene kadar yarış atı gibi birçok sınava katıldım durdum. Şimdi yine bir sınavla karşı karşıyayım, sadece bu olsa iyi. Bir yandan ailemin istekleri, bir yandan kimlik bunalımı ve kargaşası, bir yanda da kendi geleceğim, umutlarım, hayallerim. Ne yapmalıydım, nasıl davranmalıydım, tüm bunların üstesinden nasıl gelmeliydim.

Annem ve babam benimle ilgili olmadık hayaller kuruyorlar “Neden bir doktor da bizim aileden çıkmasın” ya da “Benim oğlum dünyaca ünlü bir mühendis olacak, adımızı her yerde duyuracak, televizyonlara çıkacak” vs. birde kendi aralarında çekişmeleri, kendi tutarsızlıkları… Bunların altında kendi istekleri, özlemleri ve hayalleri var. Ya benimkiler… Kendileri, gerçekleştiremedikleri geleceklerini benim gerçekleştirmemi istiyorlar, bunun ne kadar doğru olduğunu hiç düşündüler mi bilmiyorum…

Şimdiye kadar hep onların istekleri ön plandaydı, hep mükemmel olmamı istediler, hep onların kuralları… Ama artık ben geleceğimle ilgili kendi kararlarımı kendim vermek istiyorum. Ben doktorluk ya da sizin istediğiniz başka bir mesleği seçmek istemiyorum. Kendi isteklerimle, hayallerimle, benliğimle özdeşleşecek bir mesleğim olsun istiyorum.

“Şu hayat koşullarında çok iyi bir geleceğe sahip olmak için doğru mesleği seçmelisin” diyorlar, “İyi para kazanabileceğin, geleceğini garanti altına alabileceğin bir meslek olmalı seçtiğin. Kariyer yapmalısın, ideallerin olmalı, hep daha iyi olmalıyım ve daha çok kazanabilirim demelisin. Yükselmelisin, bulunduğun konumda da kalmamalısın”. Hep daha yüksek, hep daha iyisi, hep daha ilerisi… Ve bu hırs neyin nesiydi, neden böyle olmalı ki, başka bir yolu yok muydu? Seçtiğin meslekte mutlu olmak bu seçimin neresindeydi? İşini severek yapmak, yaptığın işten keyif almak zor olan şu hayat koşullarında bunun hiçbir değeri yok muydu? Sadece bunlar mıydı meslek seçimi yaparken karar verilmesi gereken değerler…

Şunu biliyorum, benim için her zaman en mükemmelini, en iyisini istediniz, hep yanımdaydınız. Geleceğimle ilgili bu önemli kararı almam sırasında da benim kadar sizde en iyisi olsun istiyorsunuz, bunu biliyorum; fakat geleceğime, kendi fikirlerim doğrultusunda karar vermek istiyorum. Sadece bana para ya da kariyer kazandıracak bir meslek değil, mutlu olduğum, sevdiğim, çalışırken keyif aldığım ve bunlar doğrultusunda bana kariyer kazandıran bir mesleğim olsun istiyorum.

Bunun için ÖSS gibi bir sınavı çok çalışarak yenebileceğimi düşünüyorum, ya sizi? İşte bunu bilemiyorum.

Lütfen ‘Ben’ olmama izin verin, ben artık bir bireyim. Bırakın kendi hayallerim, kendi isteklerim olsun. Sizin başaramadıklarınızı ben telafi etmeyeyim…

Kültür Akademi Rehberlik Uzmanı

Sonay AYDIN

admin tarafından yazılmıştır

Kas 08

Köpekbalığını bilirsiniz, denizlerin hâkimidir; peki karada ne yapabilir? Sevimli bir süs köpeği kadar bir yetenek sergileyebilir mi? Peki ya göklerin hâkimi kartal, uçmasını bırakın yürümekte bile zorlanan penguenle deniz altında yarışabilir mi? Çin’in sembolü olan pandalar muhteşem güçlü hayvanlardır. Ama şempanzeler gibi ağaçları tepelerinde daldan dala atlayamazlar. Timsahlar muhteşem güçlü canlılardır; ama yavrularının çoğunu daha yumurta aşamasında iken monitör kertenkelesine ve kuşlara kaptırır. Pek az canlı bu kadar çok kayıp verir. Leoparlar, jaguarlar genellikle yalnız yaşarlar; çünkü avlanmada başarılarını gizliliğe borçludurlar. Buna karşılık aslanlar, sırtlanlar ekip çalışması yaparlar, gerekirse kendilerini göstere göstere avlanırlar. Her birinin başarısı kendi doğalarına uygun davranmalarına bağlıdır. Hatasız teşbih olmaz bilirsiniz; önemli olan kastettiğimiz anlamdır. Şimdi gelelim bu benzetmenin bizi ilgilendiren tarafına.

Klasik görüş yalnızca iki zekâ türü tanımlamaktadır; bunlar Dilsel/Sözel Zekâ ve Mantıksal/Matematiksel Zekâ’dır. Mevcut eğitim sistemi klasik görüş üzerine kurulu olduğu için dilsel ve matematiksel alanın dışındaki zekâları deyim yerindeyse adeta harcamaktadır. Bir penguenden kartallar gibi uçması, bir pandadan şempanzeler gibi ağaçların tepelerinde dolaşması, bir köpekbalığından köpekler gibi koşmasını istemek saçmadır. Bu nedenle Çoklu Zekâ Teorisi herkesin kendi zekâ türüne göre öğrenmesi gerektiğini savunmaktadır.

Çoklu Zekâ Sistemi ise sekiz ayrı zekâ türünü hesaba katmaktadır. Her zekâ türünün öğrenme stratejileri birbirinden farklıdır. Öyleyse yapmanız gereken ilk şey öncelikle zekânızı keşfetmektir. Zekânızı keşfetmek eş deyişle hangi zekâ türlerinde daha iyi olduğunuzu saptamanız için size özel “Çoklu Zekâ Envanteri” hazırladık. Çoklu Zekâ Envanteri’ni sitemizde kendinize uygulayıp zekâ profilinizi çıkarabilirsiniz. Ardından baskın zekâ türlerinize özgü öğrenme stratejilerini bu bölümden hazmederek okuyun. Hangi stratejileri pratik olarak kullanabileceğinizi belirleyin. Ve kullanın.

Çoklu zekâ stratejilerinin bir tür teknoloji olduğunu unutmayın. Eğitimde sıkı rekabet ortamında ileri teknoloji sahibi olan öğrenciler hiç kuşkusuz çok daha avantajlı olacaktır. Yeni öğrenme stratejilerinizi kullanırken bazı alışkanlıklarınız size ayak bağı olabilir. Alışkanlıkları değiştirmek çaba ister. Ama inanın buna değer.

Çoklu Zekâ Kılavuzu iki yıllık kapsamlı bir çalışmayla hazırladık. Ecza dolabında duran hiçbir ilaç hiçbir hastalığı iyileştirmez. İlacı alıp doktorun verdiği reçeteye göre kullanacaksınız ki derdinize derman olsun.

Keyifli bir çalışma süreci umut dolu bir gelecek dileğiyle.

admin tarafından yazılmıştır


Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık
guncel haberci bugunneleroldu Dilekçe Örnekleri