.
Nis 25


1.

Türkçede cümleler, yapılarına, yüklemlerin türüne, anlamlarına, yüklemlerinin yerine göre sınıflandırılır. Bu sınıflandırma, şematik olarak şöyle gösterilebilir:

CÜMLE TÜRLERİ

Yüklemin Anlamlarına Yüklemin
Türüne Göre Göre Yeri Bakımından

Ad cümlesi Olumlu Cümle Kurallı Cümle
Eylem cümlesi Olumsuz Cümle Devrik Cümle
Soru Cümlesi

Yapılarına
Göre

Basit Cümle
Bağlı Cümle

Sıralı Cümle Birleşik Cümle Biçimce Bağlı Cümle
Anlamca Bağlı Cümle
Koşullu Birleşik Cümle
Ki’li Birleşik Cümle
Girişik Cümle
İç İçe Birleşik (Kaynaşık) Cümle

A. YAPILARINA GÖRE CÜMLELER

1.BASİT CÜMLE

HAZIRLIK ÇALIŞMASI

Cemal bey Neriman’a köşkünün bahçesindeki beş odalı küçük köşkü verdi.
(Halide Edip Adıvar)

Batıda zengin bir hatıralar edebiyatı vardır.
(Yusuf Ziya Ortaç, Porteler)

Bu hanım sizin valideniz midir?
(Ahmet Rasim)

KISA AÇIKLAMALAR

“Hazırlık Çalışması” için alınan cümlelerin birincisi, kurallı eylem cümlesi; ikinci ve üçüncüsü, kurallı ad cümlesidir. Tek yükleme dayanan bu cümlelerde birer bağımsız yargı anlatılıyor.
İşte, bağımsız bir yargı anlatan cümleye basit cümle denir. Basit cümle, tek yüklem üzerine kurulur; tek bir temel yargı bildirir.
Basit cümlede yan cümle ya da cümlecik oluşturan ögeler (eylemsi vb.) bulunmaz.
Basit cümle, karmaşık düşüncelerin, olayların anlatımına elverişli değildir. Bu tür cümle ile, ancak yalın bir yargı bildirilebilir.
Basit cümle, başka açılara göre olumlu, olumsuz, kurallı, devrik olabilir.

Sizden hiç ummazdım. Gücendirdiniz beni.

DEĞERLENDİRME

1. Basit cümle ne demektir? Basit cümleyi, sıralı ve bağlı cümlelerden ayıran başlıca yapı özelliği nedir? Açıklayınız.
2. “Maviyle sanat, karayla para demek istiyorum. Neden derseniz, acımtırak olacağını önceden bildiğim bu yazının adında olsun biraz renk olması hoşuma gidiyor. Her rengin kendine göre bir güzelliği vardır: Kırmızının, sarının, yeşilin her birine ayrı bir destan yazılabilir. Her üç renk nice şair ve ressamlarda insan düşüncesini coşturan anlamlar kazanmış…” (Sabahattin Eyuboğlu)
“Mavi ve Kara” denemesinden alınan bu parçadaki basit cümleleri gösteriniz.

3. SIRALI VE BAĞLI CÜMLELER

HAZIRLIK ÇALIŞMASI

Kiremitler değişti, / kafes tamiri yapıldı, / duvarlar badanalandı, / kapılar, tavanlar boyandı.
(Halide Edip Adıvar, Mor Salkımlı Ev)

Sabahı severiz, / çünkü gündüzün başlangıcıdır.
(Cenap Şahabettin, Tiryaki Sözleri)

Birinci cümlede kaç yargı var? Bunlar nasıl anlatılmıştır?
İkinci cümleyi oluşturan bağımsız cümleler arasında belirgin bir anlam ilgisi var mı? Sabahı sevmemizin, gündüzün başlangıcı ile ilgisi nedir?

KISA AÇIKLAMALAR

1.SIRALI CÜMLE

“Hazırlık Çalışması” için alınan birinci cümlede virgülle bağlanıp sıralanmış dört ayrı cümle var. Bağımsız bir yapı gösteren bu cümlelerden her biri, yargıyı başlı başına ortaya koyuyor.
İşte, başlı başına yargı bildirir nitelikte cümlelerin sıralanmasıyla oluşan çok yargılı anlatıma sıralı cümle denir.

Bağımsız sıralı cümle
Sıralı cümlelerde kuruluşça bağımsız olan yargı öbeklerinin her birine bağımsız cümle adı verilir. Bağımsız cümlelerin sıralanmasıyla oluşan cümleye de bağımsız sıralı cümle denir.

Nihayet eve ulaştılar, / kapıyı ihtiyar hanım açtı, / evde gergin bir hava vardı.
1. bağımsız cümle 2. bağımsız cümle 3. bağımsız cümle
(Halide Edip Adıvar, Sinekli Bakkal)

Bahçeler bozuldu; / yuvalar dağıldı; / yollar silindi; / cihan viran oldu.
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından)

Bu bağımsız sıralı cümleleri oluşturan bağımsız cümleler arasında belirli bir anlam ilgisi yok. Burada bağımsız cümlelerin virgül ya da noktalı virgülle bağlanıp sıralanmasındaki başlıca amaç, anlatıma canlılık, kıvraklık kazandırmaktır.
Bu tür sıralı cümlelerde bağımsız cümlelerin genellikle ortak kurucu ögesi olmaz. Ancak, “güçlendirme” ya da “olasılık” anlatan koşaç eki (-dir), öykü eki (-di) gibi ögeler, bağımsız cümleleri birbirine bağlayabilir.

Çakallar çığlık çığlık burnumuzun dibine sokulur, / şoseden vızır vızır otomobiller geçerdi.
(Atilla İlhan)

Anası kaybolup gittikten sonra hayat, yarım bir ışık içinde geçmiş / ve bir zaman için hafızası hiçbir sahne kaydetmemiştir.
(Halide Edip Adıvar, Mor Salkımlı Ev)

Bağımlı sıralı cümle
Aralarında anlam ilgisi bulunan bağımsız cümlelerin bağlanıp sıralanmasıyla oluşan bağımlı cümleye bağımlı sıralı cümle denir.
Bağımlı sıralı cümlelerin özneleri, nesneleri, tümleçleri ya da yüklemleri ortak olabilir;

Orhan koltuğa iyice yaslandı ve başını duvara dayadı.
(Peyami Safa, Biz İnsanlar)

Bunları uzun uzun dilinden düşürmez, rast geldiğine söyler, her uğradığı yerde tekrarlardı.
(Ömer Asım Aksoy)

Bir geçitten çok toplantı yeri: Mahalleli orada muhabbet eder, konuşur, eğlenir.
(Halide Edip Adıvar, Sinekli Bakkal)

Denizin kimi durgun halini sever, kimi hırçınlığını.
Bağımlı sıralı cümle, “de”, “ama” gibi bağlaçlarla da kurulur:
Gördü de söylemedi. Çalıştı ama başaramadı.
Şairlerin kusurlarını hoşgörürler de nesir yazarlarınınkini bağışlamazlar.
(Nurullah Ataç)

2.BAĞLI CÜMLE

Aralarında oldukça belirgin bir anlam ilgisi bulunan bağımsız cümlelerin bağlanıp sıralanmasıyla oluşan cümleye bağlı cümle denir.
Bağlı cümle oluşturan bağımsız cümleler arasında oldukça belirgin bir anlam bağlı bulunur. Bu bap, çoğu kez, bir bağlaç ya da ortak öge ile belirtilir:

Yarı kapalı gözleri kapı tarafına doğru bakıyor, / fakat kendisine doğru yürüyen Orhan’la doktorun hareketlerini takip etmiyordu.
(Peyami Safa, Biz İnsanlar)

İyiliği yalnız iyiler anlar, / fenalığı herkes.
(Cenap Şahabettin, Tiryaki Sözleri)

Biçimine bağlı cümle – anlamca bağlı cümle
Birinci cümlede iki bağımsız cümle var: İlk bağımsız cümle ile ikinci bağımsız cümle arasında anlamca karşıtlık ilişkisi var. Bu anlam özelliği, fakat bağlacıyla belirtiliyor. Bu tür bağlı cümlelere biçimce bağlı cümle denir.
İkinci bağlı cümleyi oluşturan cümleler arasında da karşıtlık ilişkisi var; ama bu anlam ilişkisi, gerekli bağlaçla (fakat) belirtilmemiş. Bu nitelikteki bağlı cümlelere anlamca bağlı cümle adı verilir.
Bağlı cümleler, bağımsız cümleleri arasındaki anlam ilgisinin niteliğine göre karşıtlık cümlesi, sebep cümlesi, sonuç cümlesi gibi türlere de ayrılabilir. Bu durum, biçimce bağlı cümlelerde, kullanılan bağlaçtan da anlaşılabilir.
Yukarıda incelediğimiz cümlelerin ikisi de karşıtlık ilişkisi üzerine kurulmuştur.

İnsan vatanını sever; / çünkü Tanrı vergilerinin en değerlisi olan hayat, vatan havasını teneffüsle başlar.
(Namık Kemal, Vatan makalesi)

İlk ay, başlangıç giderlerinin ödenmesine karşın kazanç olmuştu; / bundan dolayı geçinme yönünden nefes almıştım.
(Refik Halit Karay, Yer Altında Dünya Var)

Ya gel bana ya oraya beni çek /
Gözüm nuru oğulcuğum, Nijad’ım!
(Recaizade M. Ekrem, Ah Nijat)

Bu bağlı cümlelerden birincisi sebep, ikincisi sonuç, üçüncüsü karşılaştırma ilişkisi üzerine kurulmuştur.

DEĞERLENDİRME

1. Sıralı cümle ne demektir? Bağımsız cümleler, hangi nedenlerle birbirine bağlanıp sıralanır? Örnekler üzerinde açıklayınız.
2. “Gök gürler gibi konuşur, kılıç şakırdar gibi yazardı.” (Yusuf Ziya Ortaç) cümlesi, hangi tür cümlelerdendir? Nedenleriyle belirtiniz.
3. “Bakıyor, gömüyordu.” Cümlesini oluşturan bağımsız cümleler arasında ne tür bir anlam ilişkisi vardır? Bu ilişki, hangi bağlaçla belirtilmelidir? Cümle üzerinde gösteriniz.
4. “Bunları uzun zaman dilinden düşürmez, rast geldiğine söyler, her uğradığı yerde anlatırdı.” (Ömer Asım Aksoy)
Bu cümlenin;
a. Türünü,
b. Bağımsız cümleleri arasındaki ortak kurucu ögeyi ve kip ekini belirtiniz.
5. Kimi sıralı cümleler, küçük bir yapı değişikliği ile birleşik cümleye dönüştürülebilir:
“Öğle yaklaşıyor, / sıcak artıyordu.” (Reşat Nuri) / “Öğle yaklaştıkça / sıcak artıyordu.”
Bu iki cümleyi, yargı aktarma ve anlatım yönlerinden karşılaştırıp değerlendiriniz.
6. Siz de “Korktular da kaçtılar.” cümlesini birleşik cümleye çeviriniz.

3. BİRLEŞİK CÜMLE

HAZIRLIK ÇALIŞMASI

Şimdi, o evrensel olma hırsını da bir tarafa bırakalım. Diyelim ki / şair kendi milletinin insanlarına hitap etmekte yetiniyor. Yine, anlaşılmasını, beğenilmesini isteyecektir. Belki o zaman dil meselesi geride kalır da ortaya sanat meseleleri, toplum meseleleri çıkar. Türlü yönlerden ele alınabilecek olan bu konuda şimdilik pek yayılmak istemiyorum. Yalnız, küçük bir noktaya dokunmadan geçemeyeceğim. Kimi adamlar derler ki / halk şiirden anlamaz. Ama bundan halk mı sorumludur? Halk okutulmuş, şiirden anlayacak, hoşlanacak seviyeye getirilmiş midir? Halkın şiirden anlamayacağını halkı okuttuktan sonra söyleyebilirsek / sözümüzün belki bir değeri olur…
(Orhan Veli Kanık, Denize Doğru)

1. Yazar, bu parçada neden söz ediyor?
2. Altı çizili cümlelerde yargılar nasıl anlatılmıştır? Sıralı ve bağlı cümlelerle karşılaştırarak belirtiniz.

KISA AÇIKLAMALAR

Yukarıdaki parçada altı çizili cümlelerden ilki, (biz) diyelim ve şairin milletinin insanlarına seslenmekle yetinmesi yargılarından oluşuyor. İkincisi ise Kimi adamlar derler ve halk şiirinden anlamaz yargılarından meydana geliyor. Bu yargılar, ki bağlacıyla birleştiriliyor.
Altı çizili üçüncü cümlede de iki yargı var: Halkın şiirden anlamayacağını halkı okuttuktan sonra söylemek ve sözümüzden bir değeri olması.
Bir de şu cümleye bakalım: Ona sık sık, “Ben öğretmen olacağım.” Derdim.
Bu cümle, bir bağımsız cümlenin, başka bir cümleye kurucu öge olarak katılmasıyla meydana gelmiş.
Söz konusu cümlelerin hepsinde yargılar görevce birbirine bağlanıp bir bütünlük içinde anlatılmıştır.
İşte, birbirine görevce bağlı yargıları belli bir bütünlük içinde anlatan cümleye birleşik cümle adı verilir.

Temel cümle – yan cümle
Her cümle, bir temel yargıya dayanır. Birleşik cümlede temel yargıyı bildiren sözcük öbeğine temel cümle denir.
Temel cümle, eylem yüklemi ile de ad yüklemi ile de kullanılabilir:

Yola erken çıkarsanız / güneş batmadan varırsınız.

Toprak, eğer uğrunda ölen varsa / vatandır.
(Mithat Cemal Kuntay, On Beş Yılı Karşılarken)

Birleşik cümlede, bağımlı bir yargıyı anlatan yardımcı cümleye yan cümle adı verilir. Yan cümleler de eylem ve ad yüklemleriyle kurulurlar:

Tarihini kendin yazıyorsan / eserindir.
(Mithat Cemal Kuntay, On Beş Yılı Karşılarken)

Eğer sobanız yoksa / bir tane de siz alın.

UYARI!
Türkçede eylemsiler de özne, nesne, dolaylı tümleç alarak yan cümle işleyişinde sözcük öbekleri oluşturur:

Ameliyat sonrası işe yaya gidip gelmek / onu epey yordu.

Bu yılki ÖSS sınavına girmeyen / öğrenciler o haktan yararlanamıyor.

Gazete mektubu yayımlayınca / konu aydınlandı.

Eylemsiler ile kurulan bir yan cümlecik, temel cümleye özne, nesne, tümleç olarak bağlanabilir; bu cümlenin ögelerinden birinin sıfatı ya da tamlayanı olabilir.
İşte bu niteliklerden en az birini taşıyan birleşik cümleye girişik cümle adı verilir.
“Burada içecek / su bulamayacağımızı / zannetmek / ayıp olurdu.” Cümlesi, girişik cümledir.
Ancak eylemsilere dayanan bu sözcük öbekleri, söz içindeki işlevlerine göre, ad – eylem öbeği, ortaç öbeği, ulaç öbeği olarak da değerlendirilir.

DEĞERLENDİRME

1. Birleşik cümle ne demektir? Birleşik cümleyi, sıralı ve bağlı cümlelerden ayıran başlıca farklar nelerdir? Örnek üzerinde açıklayınız.
2. “Bilirdik ki, Mualla Hanım yarım saat daha otursa, saat on ikiyi geçse de elektrikler sönmez. Yalnız Halit Ustanın işaretleri sıklaşır, bazen bir dakikadan fazla elektrikler sönük kalır, tekrar yanardı.” (Necati Cumalı)
a. Bu parçadaki cümleleri, yapılarına göre, ayrı ayrı değerlendiriniz.
b. Parçanın birinci c]
]>

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Nis 25

Gelelim öneminin gerçek yanına… “Bırak onu da başkaları söylesin.” Diyeceksiniz. Doğru, bir kişinin değerini başkaları daha iyi ölçer. Kendisi büyültür gözünde, yapamadıklarını, başaramadıklarını da olmuş bitmiş sanır. Küçülttüğü de olur, ulaşmak istediğine de ulaşamamıştır, bunu anlar da büsbütün sarsılır kendine güveni, ortaya koyabildiklerini de görmez olur, boşuna yaşamış sayar kendini. Bilirim bunu, gene de değerimi, önemimin gerçek yanını kendim söylemeye çalışacağım.
Başkalarının söyleyeceğinden, söyleyebileceğinden umudum yok da onun için. Bakıyorum benim için yazılanlara, övenler de oldu beni yerenler de. Daha da oluyor. Ama övenler de yerenler de belirtmesi gereken asıl yerler üzerinde durmuyor, kendileri de görmüyor onları. Yerenleri bırakalım şimdi, övenlerden yakınayım. Bir övme vardır bizde, birer erdem olduğuna inanılmış niteliklerin hepsini övülen kişide görmek. Yazdıklarını okumayacaksınız, yaptıklarını incelemeyeceksiniz, alacaksınız elinize kalemi, “üstat” diye, “dahi” diye döktüreceksiniz.
(Nurullah Ataç, Diyelim – Söz Arasında)
1. Bu parçadaki cümlelerin;
a. Başlıca kurucu ögelerini,
b. Cümle dışı ögelerini gösteriniz.
2. Söz konusu cümleleri;
a. Özne – yüklem uyumu,
b. Nesne – yüklem uyumu,
Tümleç – yüklem uyumu yönlerinden inceleyip değerlendiriniz

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Nis 25


ZARF (BELİRTEÇ) TÜMLECİ

HAZIRLIK ÇALIŞMASI

Sabahleyin kahvelerini karısıyla karşı karşıya içtiler.
(Refik Halit Karay, Bugünün Saraylısı)

Biraz sonra dışarı çıkıyorum.
(Reşat Nuri Güntekin)

Ben bu rengi pek çok severim.
(Aşık Veysel Şatıroğlu)

Bu cümlelerde altı çizilerek belirtilen ögelerden her biri, bağlandığı yüklemin anlamını hangi bakımdan tümlüyor? Belirtiniz.

KISA AÇIKLAMALAR

Cümlede yüklemin anlamını zaman, yön, nitelik, nicelik, bakımlarından tümleyen öğelere belirteç tümleci denir.
Belirteçler, genel olarak çekimsiz öğelerdir; yükleme doğrudan bağlanırlar. Bu yüzden, doğrudan belirteç sayılan sözcükler de durum eki alınca dolaylı tümleç olarak değerlendirilir.

Karşılaştırınız:

İçeri girdi. İçeriye girdi. İçeriden seslendi.
Be. T. Dl. T. Dl. T.

Aynı türden olup eş görevle sıralanan belirteçler bir öbek oluşturur:

Onların gözü önünde günlerce, haftalarca, aylarca emsalsiz zaferin şenliklerini yapmıştır. Be. T. Öb.
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Anadolu’yu böyle adım adım, uzun uzun, kendi malım gibi gördüm.
Be. T. Öb.
(Refik Halit Karay, Anadolu’yu Gördüm)

Aynı türden olup değişik görevle kullanılan belirteçler öbek oluşturmaz.

BELİRTEÇ TÜRLERİ

Belirteçler, kavram özellikleri ile kullanışlarına göre çeşitlendirilir:

A.ZAMAN BELİRTEÇLERİ

Cümlede, yüklemle bildirilen eylemin zamanını gösteren belirteç tümlecine zaman belirteci tümleci (Za. Be. T.) denir.
Cümlede zaman belirteçleri, yüklemle bildirilen eylemin zamanını, başlangıç, süre, süreklilik, bitiş ilgileriyle belirtilir.

Örnekler:

İki sanat zihniyeti ta Tanzimat’tan beri memleketimizde karşı karşıyadır.
(Ahmet Hamdi Tanpınar)

Bu geçtiğimiz yolu iki saatte iner, / üç saatte çıkarmış.

Asırlarca yazsam hep seni anlatacağım.
(Behçet Kemal Çağlar)

Sabahleyin kahvelerini karısıyla karşı karşıya içtiler.
(Refik Halit Karay)

Başlama, bitirme, eş zaman, vakit, öncelik, sonralık kavramı taşıyan ulaç öbekleri zaman belirteci göreviyle kullanılır.

Buraya varıncaya dek / kaç defa düşüp kalktım.
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından)

Cümlede zaman belirtecini bulmak için “ne zaman?, ne zamandan beri?, ne zamana dek?” gibi sorular kullanılır.

Dün bir gölge gibi geçti yanımdan,
Oydu, bir bakışta tanıdım onu:
(Ahmet Muhip Dıranas)

- Ne zaman geçti?
- Dün : Za. Be. T.

B. YÖN BELİRTEÇLERİ

Cümlede, yüklemle bildirilen eylemin yönünü gösteren belirteçlere yön belirteci tümleci (yön. be. t.) denir.

Gönül ne gezersin sarp kayalarda
İniver aşağı yola gidelim
(Karacaoğlan, Koşma)

Ağır ağır evlerine doğru yürüdüler.
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Cümlede yer yön belirtecini bulmak için “nereye?, nereye doğru?, nereye karşı?” sorularından yararlanılır:
- Nereye iniver ?
- Aşağı : yön be. t.
- Nereye doğru yürüdüler?
- Evlerine doğru : yön be. t.
- Nereye karşı oturdular?
- Denize karşı : yön be. t.

C. NİTELİK (DURUM) BELİRTEÇLERİ

Cümlede, yüklemle bildirilen eylemin türlü nitelik ya da görünüşlerini belirten belirteçlere nitelik belirteci tümleci (Nit. Be. T.) denir.

Ama, bütün ömrünce yüreğini çalıştıran, çabuk, kaba, sert karar verme / alışkanlığı, etrafta uçuşan son tipi taneleri gibi, kuşlarını da dağıtıverdi.

Keşke bütün memurlarımız sizin gibi olsalar…
(Peyami Safa, Biz insanlar)

Durum ve karşılaştırma ulaçlarıyla kurulan ulaç öbekleri, nitelik belirteci işleyişindedir.
Cümlede nitelik belirtecini bulmak için “nasıl? , nice? , gerçek mi? , olur mu?” sorularından yararlanılır:

Arabacı beygirlerine arkadaşça baktı.
(Kemal Tahir)

Bunlar elbette anılarının üzerine eğilen inceleyicileri çokça şaşırtır.
(Salah Birsel)
- Nasıl baktı?
- Arkadaşça : nit. Be. t.
- Olur mu?
- Elbette : nit. Be. t.
Ç. NİCELİK (AZLIK – ÇOKLUK) BELİRTEÇLERİ

Cümlede, yüklemin anlamını sayı, oran, sıra, derece, azlık – çokluk yönlerinden belirtip berkiten belirteçlere nicelik belirteci tümleci (Nic. Be. T.) denir.

Dedi: – Yandım bu işe, daha pek çok yanarım.
(Faruk Nafiz Çamlıbel)

Cümlede nicelik belirtecini bulmak için “ne derece? , kaç tane? , ne kadar? , kaçıncı?” sorularından yararlanılır:
- Ne derece yanarım?
- Daha pek çok : Nic. Be. t.)

D. SORU BELİRTECİ

Cümlede yüklemin anlamını soru ilgisiyle tümleyen belirteçlere soru belirteci tümleci denir:
“Buraya nasıl geldin? Ne diye yollara düştünüz? Bahçelerde ne vakit güller açtı?” örnekleri gibi.

DEĞERLENDİRME

1. “Her pazartesi köşke gelecek, / Çarşamba sabahına kadar kalacak, / gündüzleri meşk verecek, / geceleri Kanarya ve Efendi ile oturacak.” (Halide Edip) cümlesindeki belirteç tümleçlerini gösteriniz.
2. “Koşup yüzükoyun yattım / ve bunlardan birinin dayanılamayacak kadar soğuk suyunu dinlene dinlene içtim.” (Sabahattin Ali) cümlesindeki belirteç tümleçlerini türleriyle birlikte gösteriniz.
3. “Fakat çocuk içeri gireceği yerde sokağa fırlıyor.” (Reşat Nuri) cümlesindeki yön belirteci tümlecini belirtiniz.
4. “Bu sahnedeki şahıslar, modern Türk edebiyatının en çok tanıdığımız ve ihmal en sevdiğimiz çehreleridir.” (Halit Fahri) cümlesinde belirteç tümleci var mı? Varsa, türü nedir?
5. “Kumandamın harap Anadolu topraklarını gördükçe:
- Keşke vazifem buralarda olsaydı, diyor.” (Falih Rıfkı) cümlesindeki belirteç tümleçlerini gösteriniz.
6. Belirteçler için siz de başka örnekler bulunuz.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Nis 25

HAZIRLIK ÇALIŞMASI

Bahçelerde sevdalılar ne zaman kol kola dolaştı?
(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Erenlerin Bağından)

Kimi, gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
(Yahya Kemal Beyatlı, Süleymaniye’de Bayram Sabahı)

Altı çizilerek belirtilen ögeler, bağlandıkları yüklemleri nasıl bir ilgiyle tamamlıyor? Her kapıya üşüşmek, ilahi yapıya girmek; bahçelerde dolaşmak; gökten, yerden üşüşmek… örneklerine dayanarak belirtiniz.

KISA AÇIKLAMALAR

Cümlede yüklemle bildirilen eylemi yaklaşma, bulunma, ayrılma ilgileriyle tamamlayan kurucu ögelere dolaylı tümleç (Dl. T.) denir.
Cümlede yüklemin bildirdiği eylem, varlıkları doğrudan ya da dolaylı etkileyebilir. Eylemin doğrudan etkilediği varlığın adı, nesne; dolaylı etkilediği varlığın adı, dolaylı tümleç olur.

Böyle söyleyerek mektupları çekmeceye yerleştiriyordu.
(Refik Halit Karay)

Yerleştirmek eyleminin doğrudan etkisi “mektuplar” a, dolaylı etkisi “çekmece” ye geçiyor. Bundan dolayı, cümlede mektupları sözcüğü, belirtili nesne; çekmeceye sözcüğü, dolaylı tümleçtir.
Bir dil biriminin dolaylı tümleç olabilmesi için –e, -de, -den durum eklerinden birini alması gerekir. Demek ki dolaylı tümleç, yaklaşma, bulunma, ayrılma durumlarındaki sözcüklerin cümledeki görev adıdır.
Bir cümlede aynı türden iki ya da daha çok dolaylı tümleç bulunursa bunlar, birlikte işleme alınır:

Anadolu, demir yoluna, şoseye, han ve çeşme başlarına inip çömelmiş, oğlunu arıyor. –e” li Dl. T. Öb.
(Falih Rıfkı Atay, Zeytinyağı)

Dolaylı tümleçler, girdikleri duruma göre yönelmeli tümleç, kalmalı tümleç, çıkmalı tümleç türlerine ayrılır.

Yüzünü göğe kaldırdı. Kuşlara baktı. Denize baktı. Dönüp şüpheyle bana baktı.
(Sait Faik Abasıyanık, Hişt Hişt!…)

Atatürk burada, üzeri halı döşeli bir masaya çıkmıştır.
(Ceyhun Atuf Tepeden)

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!
(Yahya Kemal Beyatlı, Bir Tepeden)

Sakarya’da ebedilik sırrına eren / Kahramanlar arasından geçiyor tren.
(Kemalettin Kamu)

Vagonlar, arabalar, kamyonlar, hepsi, ondan, Anadolu’dan utanır gibi, … gizli ve çabuk geçiyor.
(Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı)

Yukarıdaki cümlelerde bulunan dolaylı tümleçleri bulmak için; “kime? , neye? , nereye? ; kimde? , nede? , nerede? ; kimden? , neden? , nereden?” sorularından yararlanırız.

Ben Güneydoğu Anadolu’nun küçük bir kasabasında doğdum.
(Cahit Tanyol)

Doğdum : y.
- Kim doğdu?
- Ben : ö.
- Ben nerede doğdum?
- Güneydoğu Anadolu’nun küçük bir kasabasında : Dl. T.

DEĞERLENDİRME

1. “ Hamit, bu mektubunda Kemal’e Vaveyla hakkındaki düşüncelerinden de söz açtı.”
a. Fevziye Abdullah Tansel’den alınan bu cümlede kaç tür dolaylı tümleç vardır? Gösteriniz.
b. Bu tümleçler içinde eylemin etkisini doğrudan alan var mı? Belirtiniz.
2. “Ahırın avlusunda oynarken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hazin şırıltısını işitirdik… Torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, … Bizim hoşumuza giderdi.”
Ömer Seyfettin’in “Kaşağı” öyküsünden alınan bu cümlelerdeki dolaylı tümleçleri gösteriniz.
3. “Bir gün nehirler gibi çağlayarak derinden
Dağlardan, ormanlardan sana akacak mıyım?”
Ömer Bedrettin Uşaklı’dan alınan bu dizelerdeki dolaylı tümleçleri belirtiniz.

6. CÜMLE DIŞI ÖĞELER

HAZIRLIK ÇALIŞMASI

Mensup olduğum millet, istiklalini tarihin en asil ve zor bir ateş imtihanından sonra kazanmıştı. Fakat, diğer bir ideale de kavuşması gerekti.
(Halide Edip Adıvar, Türk’ün Ateşle İmtihanı)

Ey talih! Ölümden de beterdir bu karanlık;
(Yahya Kemal Beyatlı, Vuslat)

Altı çizili ögeler, cümlede kurucu öge olarak bir görev alıyor mu? Belirtiniz.

KISA AÇIKLAMALAR

“Hazırlık Çalışması” için alınan örneklerde altı çizilen ögeler ilgili cümlelerde kurucu öge olarak görev almıyor. İşte, cümlede yargıyla doğrudan ilgili bulunmayan bu ögeler, cümle dışı ögeler olarak adlandırılır.
Cümle dışı ögelerin başlıcaları; çağrı durumundaki adlar, seslenmelerde kullanılan ünlem öbekleri, cümle başında kullanılan bağlaçlar (ancak vb.) bir de bile, dahi, ise ilgeçleridir.

Ey büyük ırmak, Anadolu’nun şerefi, şöhreti, bayrağı olan Kızılırmak! Senin manzaran ise bana daima heybetli göründü.
(Refik Halit Karay)

Ama ben, asıl Celal Sahir’i, ilk kitabını okuduktan dört yıl sonra gördüm ve onun güzel, iyi, insan tarafını her gün biraz daha tadınım.
(Yusuf Ziya Ortaç, Porteler)

Fakat ona edebi bir form kazandırdıktan sonra epik bir mahsul meydana geliyor ki o da edebiyat demektir.
(Ahmet Kutsi Tecer)

Toplantıya o da katıldı.

DEĞERLENDİRME

1. “Akşamüstleri bütün başaklar yetim boyunlarını büküyorlar ve hazin hazin köklerine bakıyorlar.” (Yakup Kadri) cümlesinde cümle dışı öge var mı?
2. “Burada en olmayacak saatlerde bile bir yolcu bulunur.” (Oktay Rıfat) cümlesindeki cümle dışı ögeyi gösteriniz.

TÜMLEÇ – YÜKLEM UYUMU

Cümlede bir yüklemin ancak gerektirdiği tümleçle / tümleçlerle kullanılması özelliğine tümleç – yüklem uyumu denir.
Bir yüklemin gerektirdiği tümleçle kullanılmaması ya da gerektirmediği tümleçle kullanılması, tümleç – yüklem uyuşmazlığına yol açar.
Öte yandan bir cümle ya da cümlecikte yüklemin gerektirdiği tümlecin bulunmaması, aynı zamanda, tümleç eksikliği olarak değerlendirilir. Bu durum, çoğu kez, bağlama yanlışlığı sonucu ortaya çıkar.

Onlar bizi yakından çevirirler, / yardım ederler, / her şeyimizle ilgilenirler.

Bu sıralı cümlede, ortak özneli üç bağımsız cümle var. Birinci bağımsız cümlenin yüklemi, nesne; ikinci bağımsız cümlenin yüklemi, dolaylı tümleç; üçüncü bağımsız cümlenin yüklemi ise araçlı tümleç (be. t.) gerektiriyor. Bu öğeleri ortaya çıkaracak uygun sorular şunlardır:

- Kimi, neyi çevirirler?
- Kime, neye yardım ederler?
- Kimle, ne ile ilgilenirler?

Cümlede birinci ve üçüncü soruların karşılığı olan tümleçler var (:bizi ve her şeyimizle); ikinci sorunun karşılığı olacak tümleç ise yok. Bunun nedeni,

yazarın, birinci ve ikinci bağımsız cümleleri ortak tümleçli olarak düşünmesidir. Oysa birinci bağımsız cümlenin yüklemi belirtili nesne, ikinci bağımsız cümlenin yüklemi ise –e’li dolaylı tümleç gerektiriyor: Bize yardım ederler.

Sahte bir tavır takınmadan, köyü ve köylüyü anlamak, sevmek ve birçok noktada anlaşmak, beraber hareket etmek mümkündür.
(Mehmet Kaplan, Türk Yurdu)

Anlaşmak ve hareket etmek ad – eylemleri, araç bildiren tümleç ister:
- Kimle / kiminle anlaşmak, hareket etmek?
- Onunla.

Yukarıdaki cümlenin düzelmesi için, “birçok” sıfatının önüne onunla tümlecinin getirilmesi gerekir: “… ve onunla birçok noktada anlaşmak…”

DEĞERLENDİRME

1. “Ayşen’le tramvaylara, otomobillere binilmiyor.” (Refik Halit) cümlesinin yüklemini çatı bakımından değerlendiriniz.
2. “Söz ediliyor” eylemi, çatı özelliğine göre ne tür özne gerektirir, niçin? Bir cümlede kullanarak gösteriniz.
3. “Şayeste ile, bir kapısı bahçeye, öbür kapısı selamlığa açılan taşlıkla oynuyorduk.”
a. Bu cümlede kaç kurucu öge vardır? Cümle üzerinde gösteriniz.
b. “Şayeste ile” tümleci, yükleme nasıl bir ilgi kuruyor? Belirtiniz.
4. “Yıllar geçti. Mevsimler birbirini kovaladı. Elleri titriyor.” Cümlelerinde çoğul öznelerin tekil yüklemle kullanılmasını nasıl açıklarsınız? Bu konuda başlıca kuralları söyleyiniz.
5. “Onunla sürekli yazışıyorum.” Cümlesindeki kişice uyum var mı? Belirtiniz.
6. “Onu bir giydir, kuşat, salıver ortaya…” cümlesinde nesne kaç eylemin etkisine giriyor? Bu tür nesnelere ne ad verilir? Belirtiniz.
7. “O resimde Atatürk’e, ulusuna güç dağıtan insana bu açıdan bakmalı.” (Ceyhun Atuf Kansu) cümlesindeki dolaylı tümleçleri gösteriniz.
8. “Cahit Sıtkı doğduğunda Hüseyin Cahit adı verilir.” Cümlesinde ne tür bir anlatım bozukluğu var? Bunu gidermek için hangi ögeyi tümleç durumuna getirmek gerekir? Gösteriniz.
9. “Gündüzün sen uyursun, biz bekleriz.” Cümlesindeki belirteç tümlecini;
a. Kavram özelliğine,
b. Kullanılışına göre değerlendiriniz.
10. “Akşam yaklaştığı için / aşağıdan doğru derenin uğultusu daha çok duyuluyordu.”
a. Bu cümlede kaç tür belirteç tümleci var? Gösteriniz.
b. Bu tümleçleri yapıca değerlendiriniz.
11. “Bu merdivenlerden Timur’un aksayarak çıktığını düşünmek kişiye ürpertici bir tarih tadı veriyor.” (Melih Cevdet Anday) cümlesinin ögelerini gösteriniz.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Nis 25

NESNE

HAZIRLIK ÇALIŞMASI

Özne ile yüklem, bir yargının bildirilmesi için çok kez yeterli olmaz. Özellikle dışa dönük anlam bildiren yüklemler doğrudan etkileyecek öge gerektirir: “Çocuk kapıyı açtı.” / “Kamyonlar kavun taşır.” / “Deli eder insanı bu dünya.” Vb.

“Çocuk kapıyı açtı.” Cümlesinde açtı yükleminin bildirdiği eylemin etkisini hangi öge alıyor? Belirtiniz.

KISA AÇIKLAMALAR

Cümlede eylemin etkisini doğrudan alan ögeye nesne denir.

Nesne, geçişli etken eylemle kurulan cümlelerde bulunur. Geçişli edilgen eylem yüklemiyle kurulan cümleler, bir bakıma, nesnesizdir. Çünkü bu tür cümlelerde nesne, özne işlevine kaydırılıyor:

Çocuk kapıyı açtı. Kapı açıldı.

Ö. N. etken y. sözde ö. edilgen y.

Biz biliriz bizim işlerimizi

Ö. etken y. n.

İşimiz kimseden sorulmamıştır.

sözde edilgen y.

(Cahit Külebi, Atatürk Kurtuluş Savaşı’nda)

Geçişsiz eylem cümleleri ile ad cümlelerinde nesne bulunmaz.

NESNE TÜRLERİ

Cümlede nesne işlevindeki öğe, yalın durumda olabileceği gibi yükleme (-i) durumunda da bulunabilir. Bu, o öğenin yansıttığı kavramın genel ya da özel olmasına bağlıdır. Öte yandan, nesne işlevindeki öğe, birden çok eylemin etkisine girecek biçimde kullanılabilir.

Çekim durumlarıyla kullanışlarına göre başlıca şu nesne türleri ayırt edilir:

a.BELİRTİSİZ NESNE

Cümlede, yükleme yalın olarak bağlanan nesneye belirtisiz nesne (bs. n.) denir:

“Ben kitap aldım. Çocuk iki gündür yemek yemiyor.” örneklerindeki gibi.

Cümlede belirtisiz nesneyi bulmak için “ne?” adılından yararlanılır.


Ama beyefendi, geçen hafta Kümbet’in önünde de bir çakma bulmuştuk.

(Refik Halit Karay, Yer Altında Dünya Var)

bulmuştuk : y.

- Bulan kim?

- (Biz) : gizli ö.

-

le="font-size:100%;">Bulunan ne?

- Bir çakmak : bs. n.

Bir çakmak; ama kimin çakmağı, hangi çakmak?… Belli değil.

Cümlede belirtisiz nesne, yalın durumunda kullanılması nedeniyle belirtisiz, genel bir varlığı gösterir.

b. BELİRTİLİ NESNE

Cümlede yükleme (-i) durum ekiyle bağlanan nesneye belirtili nesne (bl. n.) denir: “Siz Ali’yi de yanınıza alın. Burada bizi istemiyorlar.” örneklerindeki gibi.

Cümlede belirtili nesneyi bulmak için “kimi? , neyi? , nereyi?” adıllarından yararlanılır. Bu sözler, genel olarak özne ile yüklem arasında kullanılır.

Suat, ölmeden evvel bu konçertoyu dinlemişti.

(Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur)

dinlemişti: y.

- Kim dinlemişti?

- Suat: ö.

- Suat neyi dinlemişti?

- Bu konçertoyu: bl. n.

Belirtili nesne, yükleme –i yükleme eki ile bağlandığı için belirtili, özel bir varlığı gösterir. Bu demektir ki belirtili nesnenin gösterdiği varlık, ilgililerce bilinir.

Bir Alman’dı. Ali’yi çok severdi.

severdi : y.

- Seven kim?

- (O) : ö.

- O, kimi severdi?

- Ali’yi : bl. n.

O yaz Avrupa’yı baştan başa dolaştık.

Dolaştık : y.

- Kim dolaştı?

- (Biz) : ö.

- Biz nereyi dolaştık?

- Avrupa’yı : bl. n.

Araştırılan nesne bir birlikse, ilgili soru çoğullanabilir:

… beygirler yolları, caddeleri aşar, uçar, uçar.

aşar: y.

- Aşan ne?

- Beygirler : ö.

- Beygirler nereleri aşar?

- Yolları, caddeleri : bl. n.

Belirtili nesnede –i yükleme eki düşürülmüş olabilir:

Yar yatağın düşman almaz, giderim.

(Mehmet Emin Yurdakul, Cenge Giderken)

Yatağı-n-(ı)

UYARI!

Özel adlar, birinci ve ikinci kişi adılları, işaret adılları, belirtili ad tamlamaları, gösterme kavramı taşıyan sıfat tamlamaları; cümle ve cümleciklerde ancak belirtili nesne olabilir. Bunun nedeni, anılan dil öğelerinden her birinin belirli, özel bir varlığı göstermesidir.

Gerçekten özel adlar, belirli varlıkları / kavramları gösterir. Bu özellik, birinci ve ikinci kişi adıllarıyla işaret adıllarında da vardır. Belirtili ad tamlamalarında da tamlamanın

gösterdiği kavram belirlidir. Aynı özellik, işaret sıfatlarının belirttiği adlarda da görülür. İşte bu nedenle söz konusu birimler, belirtisiz nesne olamıyor:

Dil, belirli bir kavramı belirsiz biçime sokmuyor.

Nitekim, konuşmada da yazıda da, “Sen Ankara gezdin. Biz Orhan bekliyoruz. Ben siz çağırdım. Ben bu istedim. Ben masanın örtüsü aldım. Bu kapı açtım.” denilemiyor. Bu cümlelerin altısında da nesnelerin belirtili olması gerekiyor.

Sevim o geceyi rahat geçirdi.

Korkma, evvel Allah seni üşütmeyiz.

(Reşat Nuri Güntekin, Anadolu Notları)

Küçük kız, o günlerde onun siyah yeldirme ve beyaz baş örtüsü ile sokaktan gelişini / hiç unutmaz.

(Halide Edip Adıvar, Mor Salkımlı Ev)


NESNENİN YERİ

Kurallı düz yazı cümlesinde nesne, yüklemin önünde yer alır:

O zaman, nadiren, bu divanlardan birini açar / ve beş on satır okurum.

(Refik Halit Karay)

Bu sıralanış, belirtisiz nesne için kesindir. Belirtili nesne, sıra değişmelerine bağlı olarak, yüklemin önünden ayrılabilir:

Fikret’in öldüğünü biz Çanakkale’de öğrendik.

(Ahmet Haşim)

NESNE – YÜKLEM UYUMU

Yüklemin soyuna, çatı özelliğine göre, kimi cümlelerde nesne bulunur, kimilerinde bulunmaz. Söz gelimi, kırmak, okumak, yazmak, eylemleri üzerine kurulan cümlelerde nesne bulunur: Hizmetçi tabağı kırdı. İkinci kitabınızı da okudum. Yarın oğluna mektup yazacak.

Büyümek, kalkmak, ölmek eylemleri üzerine kurulan cümlelerde ise nesneye yer yoktur: Fidanlar günden güne büyüyor. Çocuk birdenbire ayağa kalktı. Babası geçen yıl ölmüş.

İşte cümlede nesne gerektiren yüklemin nesne ile, nesne gerektirmeyen yüklemin nesnesiz kullanılması özelliğine nesne – yüklem uyumu denir.

Konunun başında da belirtildiği gibi nesne, geçişli etken yüklemle kurulan eylem cümlelerinde bulunur. Geçişsiz etken ve geçişsiz / geçişli edilgen yüklemlerle kurulan eylem cümleleri ile ad cümlelerinde nesne yer almaz.

Cümlede nesne gerektiren yüklemin nesnesiz, nesne gerektirmeyen yüklemin nesne ile kullanılması uyumsuzluğa, dolayısıyla da nesne eksikliği / artıklığı olaylarına yol açar. Bu anlatım pürüzü, daha çok, ortaçların yer aldığı cümlelerde sıralanan cümlecikler arasında, bağlama yanlışlığı sonucu ortaya çıkar.

Ancak kimseye yan baktığı / yahut takip ettiği / veya söz attığı / da işitilmemiştir.

(Memduh Şevket Esendal)

Bu cümlede takip ettiği ortacı, öge bakımından boşlukta görünüyor: Gerektirdiği nesne yok; önceki ortacın tümlecine ise bağlanamıyor. Cümle, ancak şöyle kurulursa anlatımca düzelir:

Ancak kimseye yan baktığı veya söz attığı yahut (kimseyi) takip ettiği de işitilmemiştir.

Bir toprak parçasının varlığını sürdürebilmesi için, o toprak üzerinde yaşayan halkın, kendi kültürüne bağlı kalması / ve koruması gerekir.

Bağlı kalmak” ve “korumak” eylemleri, aynı dolaylı tümlece bağlanamaz: bir şeye bağlı kalmak fakat bir şeyi korumak…

Sonuç: Cümlede, koruması yükleminin önüne “onu” nesnesini koymak gerekir:

(ve onu koruması).

Bu kısa geçmişi, daha gerilerde sultan çevresinde tek tük birkaç gösteri denemesiyle biraz daha uzatılabilir.

Edilgen yükleme belirtili nesne bağlanamaz.

Tabanı geçişli olan edilgen eylemin belirtisiz nesnesi olabilir; ancak bu nesne, sözde özne olarak değerlendirilir.

Yukarıdaki cümlenin yüklemi, edilgen çatılı bir eylem olduğuna göre sözde özne gerektirir. Bu nedenle cümlenin başındaki öğe, bu kısa geçmişi değil, bu kısa geçmiş olacak.

DEĞERLENDİRME

1. Nesne ne demektir? Belirtili nesne ile belirtisiz nesne arasında biçim ve anlam yönlerinden ne gibi ayrılıklar vardır? Örneklerle belirtiniz.

2. “Orada yaşayan erlerin içi

Bir tasta yoğurur derdi, sevici”

a. Faruk Nafiz Çamlıbel’den alınan bu nazım cümlesinde özne ve nesneyi gösteriniz.

b. Gösterdiğiniz nesnenin türünü belirtiniz.

3. “Tevfik bunu çok çabuk anladı.” (Halide Edip) cümlesindeki belirtili nesne, belirtisiz de kullanılabilir mi? Niçin? Açıklayınız.

4. “Mademki ister istemez iki gün kalıyoruz, / şu Bodrum’u, dört bin yıllık Halikarnas’ı gezip göreyim, dedi.”

a. Sabahattin Ali’den alınan bu cümlede altı çizilerek belirtilen nesnenin türü nedir? Açıklayınız.

b. Aynı birimlerin, neden belirtisiz nesne olarak kullanılamayacağını belirtiniz.

5. Kitapları aldı, birer birer okudu, inceledi; sonra da götürüp geri verdi.” cümlesindeki nesneyi, çekim durumuna ve bağlandığı yüklemlere göre değerlendiriniz.



admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Mar 02

Anlamlarına Göre Cümle Çeşitleri
Yüklem anlamların göre cümleler beşe ayrılır.
1. Olumlu Cümle : Eylemin yapıldığı ya da işin olduğunu bildiren cümlelerdir.
Güneş akşamları erken batıyor.
2. Olumsuz Cümle : İşin ve eylemin yapılmadığını bildiren cümlelerdir. Olumsuz cümle, fiil cümlelerindeki yüklemin sonuna “-me” olumsuzluk eki şimdiki zaman kipinin sonuna geldiğinde daralır. “-mi, -mı, -mu, -mü” halini alır.
Hoca efendi hiç şaşmaz. Aysel kibar değildir.
3. Ünlem Cümlesi : Sevinç, korku, hayret ve üzüntü gibi duyguları anlatan cümlelerdir.
Vah vah, çok üzüldüm. Aa, sen ne yapıyorsun?
4. Soru Cümlesi : Bir işin, eylemin olup olmadığını soran, içeriğini araştıran cümlelerdir.
Sana kim baktı? Hangi oyuncuyu gördün?
5. Şart Cümlesi : Bir işin yapılmasını, bir başka işin yapılması şartına bağlı kılan cümlelerdir.
Parayı alırsam, doğru eve döneceğim.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Mar 02

Yüklemlerine Göre Cümle Çeşitleri
Yüklemlerin göre cümleler ikiye ayrılır:

a. Fiil Cümlesi : Yüklemi fiil olan cümlelerdir.
Sincap ağaca tırmandı.

b. İsim Cümlesi : Yüklemi isim soyundan olan cümlelerdir.
İstanbul güzel bir şehirdir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Mar 02

CÜMLE

Cümle : Maksadımızı tam olarak anlatan söz dizilerine CÜMLE diyoruz..
Cümle özellikleri :
§ Cümleye büyük harfle başlanır.
§ Cümlelerin sonuna nokta, soru işareti veya ünlem işareti konur.
§ Bu işaretlerden sonra gelen cümlelerin baş harfleri büyük yazılır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 20



CÜMLE BİLGİSİ

Cümle bir duyguyu, bir düşünceyi, bir dileği, bir yargıyı tam olarak anlatan sözcük ya da sözcük öbeğidir.

Bir cümlenin her okuyan ya da dinleyen tarafından farklı anlaşılması cümle yorumu demek değildir. Tam tersine bir cümlenin herkes tarafından aynı şekilde anlaşılması gerekir.

Cümleyi okuyanın veya dinleyenin kültür düzeyi, düşünce yapısı nedeniyle bir cümleden farklı anlamlar çıkaracağını söylemek anlam bilgisiyle bağdaşmaz.

Bir cümlede göreceli kavramların egemen olduğu bir anlatım varsa bu anlatıma “öznel anlatım” denir. Buna karşılık cümledeki anlatım herkes için geçerli olan değer yargılarını içeriyorsa bu cümlede “nesnel anlatım” vardır.

* Sonbahar insanları olumsuz etkiler(Öznel)
* Sonbaharda yapraklar sararır (nesnel)

Cümle Vurgusu:

Bir cümlede asıl verilmek istenen, yükleme en yakın sözcük veya sözcük öbeği ile verilir. Eylem cümlelerinde vurgu yükleme en yakın ögedir.

* Bu yıl sizi sınava biz hazırlayacağız.
* Bu yıl biz sizi sınava hazırlayacağız.
* Bu yıl biz sınava sizi hazırlayacağız.
* Biz sizi sınava bu yıl hazırlayacağız.

İsim cümlelerinde ise vurgu yüklemdedir.

* Komşumuz terbiyelidir.
* Bugün hava çok güzeldir.

UYARI: Devrik cümlelerde vurguyu bulmak için kurallı duruma getirmek doğru olur. Cümle vurgusunun temeli “sözcük vurgusu” na dayanır. Çok heceli sözcüklerde genellikle son hece vurgulu söylenir, buna sözcük vurgusu denir.

Cümlede Anlam Farklılıkları:

1- Kınama anlamı: Kınama, yapılan işi değer yargıları açısından değerlendirip doğru bulmayarak ayıplamaktır.

* Nasıl olur da küçücük bir çocuğun parasını alırsın.
* Böyle nur yüzlü bir ihtiyara bakılmaz mı hiç.

2- Alay anlamı: Bir kişinin veya bir durumun yetersiz, kusurlu, gülünç yönlerini küçümseyerek eleştirmek, alay etmek demektir.

* O kadar zeki ki liseyi altı yılda bitirdi.
* Dili çok iyi kullanır, ne de olsa sakatatçı çocuğu!
* Ne anlarsın ya resimden!

3- Yergi anlamı: Eksiklerin,sakıncalı durumların küçümsenmesi, eleştirilmesi yergidir.

* Böyle ders çalışırsanız tabii başaramazsınız.
* Baba kendi yapmadığını çocuğundan nasıl ister ki!
* Borcunu ödemez, sözünü tutmaz, nasıl biri bu!

4- Küçümseme anlamı: Değer vermemek, önemsememek, küçük görmektir.

* Bu soruyu ilkokul öğrencileri bile çözer.
* Üç yıl bekledin de bu arabayı mı aldın!
* Adam olacak da ailesine bakacak!…

5- Beğenme anlamı: Yapılan bir işin, oluşan bir durumun veya kişinin değerli bulunması, değerlere uygun bulunması beğenmedir.

* Yediğim yemek nefisti.
* Verilen işi mükemmel yapardı.
* Ne giydiyse kendine yakıştırır.

6- Azımsama anlamı: Bir şeyin umulandan az bulunması, yetersiz görülmesi, azımsamadır.

* Üç kez koşmakla koşucu olunmaz.
* Haftada bir saat sporla zayıflayamazsınız.
* Bu paraya asla çalışmam.

7- Yetersizlik, gücü yetmeme, başarısızlık anlamı:
* Birkaç soru daha çözebilseydi, sınavı kazanırdı.
* Yağmur yağınca sel baskınlarını önleyemiyor belediye.
* Konu oldukça iyi ama anlatım hiç de başarılı değil.

8- Övgü, övünme anlamı: Kişinin, durumun, nesnenin, kavramın, üstün yönlerini de alıp değerlerini arttırmak, övmektir. Bunu kişi kendisi veya topluluğu için yaparsa övünme olur.

Övme: * Onu bir de bilgisayarın başında gör!
* O boy, o gözler, o burun… sanki taşbebek.
* Böyle uyumlu bir aile görmemişsinizdir.

Övünme: * Biz adamı böyle mat ederiz.
* Ben olmasaydım siz zor çıkardınız buradan.
* Ben sizin yaşınızdayken…

9- Yakınma anlamı: Bir kişinin sözündeki, davranışındaki veya çevresindeki yanlışlıklardan, eksiklerden duyulan rahatsızlığı, kırgınlığı üçüncü bir kişiye yakınarak anlatmak, şikayette bulunmak bir yakınmadır.

* Bir de aldığı borçlarını ödeyebilse.
* Yememiş, içmemiş, söylediklerimi öğretmene yetiştirmiş.
* Benden habersiz akşam yemeğine konuk çağırmış.

10- Sitem anlamı: Bir kişiyle ilgili alınganlık, üzüntü, kızgınlık gibi duyguların biraz da iğneleyici bir dille ortaya konulması sitemdir.

* Parti vermişsiniz de en yakın komşunuzu, bizi, çağırmamışsınız.
* Senin bu sözleri söyleyeceğini hiç sanmazdım.
* Aşkolsun bana da mı böyle davranıyorsun!

11- Uyarma: Bir kişiye yanlış bir iş yapmamasını, yanlış bir davranışta bulunmamasını söylemek, uyarmaktır.

* Biraz daha sessiz olabilir misiniz?
* Derslerinizi günü gününe yapmalısınız.
* Bütün seçenekleri okumadan yanıtınızı işaretlemeyin.

12- Şaşma anlamı: Beklenmedik bir durumla karşılaşıldığında duygu ve düşüncelerin ortaya konması şaşırmadır.

* Nasıl kesebildin bunca odunu!
* Aa! Siz de mi bu sitede oturuyorsunuz!
* Köşeyi dönünce köpekle karşılaşmayayım mı!

13- Tehdit, korkutma anlamı: Birini kaygılandırmak, korkutmak, göz dağı vermek, tehdit etmektir.

* Bir daha seni bu evde görmeyeceğim!
* Hele bir geç kal da!…
* Bunu ne duymuş olayım ne de görmüş!

14- İkilem (tereddüt) anlamı: Kararsızlığın ortaya konulması ikilemdir.

* Biz de sizinle gelsek mi ki!…
* Acaba biz de alsak mı ki bu arabalardan?
* Yarın sinemaya gideyim mi, gitmeyeyim mi!

15- Varsayım anlamı: Bir şeyin kanıtlanmadan geçici olarak benimsenmesi önerisi, tahminde bulunma, öyle kabul etme varsayımdır.

* Diyelim ki enflasyon % 10′a düştü.
* Tut ki ülkedeki işsizlik sona erdi.
* Bizim görmediğimizi say.

16- Yanılgı anlamı: Düşünülen, varsayılan bir durumun gerçekleşmemesi, yanılmayı ortaya çıkarır.

* Seni çok çalışkan biri sanırdım.
* Körfez savaşında kazançlı çıkacağımızı sanmıştık.
* Avrupa her şeyi kolaylıkla kabul edeceğimizi düşünmüş.

17- Aşamalı gelişme: Zaman içinde durumun değişip azalması veya artması aşamalı bir gelişmeyi anlatır.

* Son yıllarda çok daha güzel yaşıyordu.
* Her yıl biraz daha güzelleşiyorsunuz.
* Damlaya damlaya göl olur.

18- Acıma anlamı: Bir kişinin ya da canlının içine düştüğü olumsuz durumdan üzüntü duymak, acımaktır.

* Depremden kurtulanların hali yürekler acısıydı.
* Tanrı kimseyi bu durumlara düşürmesin.

/>* Zavallı her gün eriyip gidiyordu.

19- Koşul (şart) anlamı: Bir olgunun gerçekleşmesi için bir başka etmenin gerekmesi, koşuldur.

* Derslerinize çalışırsanız kazanırsınız.
* Ekonomik sorunlarımızı çözelim de kalkınmış olalım.
* Düşünen kişiler çoğalırsa demokrasi gelişir.

20- Sebep (neden) anlamı: Bir durum diğer bir durumun oluşmasına yol açıyorsa buna yeni durumun sebebi denir.

* Parası yetmediği için uçakla gelememiş.
* Sözlerinizi dinlemediğinden hata yapıyor.
* Mutluluktan uçacaktı.

21- Amaç anlamı: Bir eylemi hedeflenen bir başka eylem için yapmak amaç gütmektir.

* Yeni bir elbise almak için çok çalışıyor.
* Gelecek kuşaklara güzel bir dünya bırakmak için çalışalım.
* Sınavı kazanayım diye gece gündüz çalışıyor.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 20

CÜMLENİN ÖĞELERİ

1. Yüklem

2. Özne.

3. Nesne

4. Dolaylı Tümleç

5. Zarf Tümleci

Cümle Dışı Unsurlar ve Ara Söz, Ara Cümle

CÜMLE

Bir duyguyu, düşünceyi, isteği, haberi, durumu, olayı vb. ifade etmek için kurulan ve kendi içinde anlam ve yargı bütünlüğü olan sözcüğe veya söz dizisine cümle denir.

Bugün hava ne kadar güzel!
Senin de benim gibi, otobüste, çalan cep telefonun uzun süre açmayanlara, “Şehir magandaları!” diye bağırasın geldi mi hiç?

Özellikleri

]Her cümle bir yüklem ve varsa ona bağlı diğer öğelerden oluşur.
]Cümlede yargı bildiren unsur yüklemdir. Cümle yüklem üzerine kurulur. İhtiyaca göre başka öğelerle desteklenir.

Geldim.
Ben geldim.
Ben buraya geldim.
Ben evden buraya geldim.
Ben evden buraya koşarak geldim.
Ben evden buraya kadar koşarak geldim.
Ben seni görmek için evden buraya kadar koşarak geldim.

]Bir cümle anlam ve yargı bildiren, ek-fiille çekimlenmiş bir tek isimden (yüklem) veya zamana ve şahsa göre çekimlenmiş bir tek fiilden (yüklem) de oluşabilir, yüklemi ve birbirini anlam bakımından bütünleyen birden fazla kelime ya da kelime grubundan da. Yani en küçük cümle tek kelimeden oluşabilir.

Öğretmenim.
Öğretiyorum.
Biz sizinde gelmeyeceğiz.
Sokaklarda, caddelerde, kaldırımlara park eden otolar yüzünden, yayaların rahatça yürüme imkânı kalmadı artık.

Karşılıklı konuşmalarda tek kelimeden oluşan cevap cümleleri önceki kelimelerle tamamlanmaya bırakılmıştır.

¦İnsanın elini yakmaz mı?
¦Yakmaz.
¦Sen çok güzel Türkçe biliyorsun.
¦Biliyorum.

CÜMLENİN ÖĞELERİ

Öğe:Cümleyi oluşturan bölümlerin her birine öğe denir. Anlamlı ve doğru cümleler kurmaya yarayan bölümleridir.

Bugün / alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.

]Anlam bozulmayacak şekilde birbirlerinden ayrılabilirler.

çıkacağım.

çarşıya / çıkacağım.

alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.

Bugün / alış veriş yapmak için / çarşıya / çıkacağım.

]Her öğe görev ve anlam yönünden bir tek öğeye eşlik eder; onu tamamlar. Bu öğe de yüklemdir.

­Birinci derecede önem taşıyan öğe yüklemdir.

çarşıya / çıkacağım.

alış veriş yapmak için / çıkacağım.

bugün / çıkacağım.

Bugün alış veriş yapmak için çarşıya çıkacağım.

zaman amaç yer yapılacak

bakımından bakımından bakımından iş

­İkinci derecede önemli öğe öznedir. Sadece yüklemden oluşan cümlelerde bile öznenin varlığı, yüklemin taşıdığı şahıs ekinden anlaşılır.

Beğendi-k “-k” eki “biz”i karşılıyor.

­Sonra tümleçler gelir ki bunlar zarf tümleci, dolaylı tümleç, edat tümleci ve nesnedir.

Hiçbir zaman kader bizi senden ayırmasın.
Zarf tüml. Özne nesne d.lı tüml. yüklem

]Bazı cümlelerde bazı öğeler hiç bulunmaz.

­Yüklemi geçişsiz fiilden oluşan cümleler nesne almazlar.
Tarlanın sınırına gelince dinlenmek üzere oturduk.

­İsim cümlelerinde tümleçler pek sık görülmez.
Ben / de / bir varisin olmakla / bugün / mağrurum.
Edat tüml. Zarf tüml.

]Öğelerin tamamı kelime veya kelime grubu hâlinde olabilir.
Yağız atlar / kişnedi, meşin kırbaç / şakladı.
Bir dakika / araba / yerinde / durakları.
Giden geminin arkasından / bakakaldı.

]Yüklem genellikle en sondadır. Diğer öğelerin yerleri anlama, anlatıma göre değişebilir. Genellikle vurgulanmak istenen unsur yüklemin önündedir.

“Bu şehrin çilesini ben çekerim yıllardır,
Hasretini ben duyarım.”

]Cümle vurgusu yüklem üzerindedir. Vurgu, gerektiğinde özellikle belirtilmek istenen öğe üzerine çekilebilir, ya da o öğe yükleme yaklaştırılır.

Ben Ankara’ya yerleştim.
Ben Ankara’ya yerleştim.
Ankara’ya en geç ben yerleştim.

]Asıl yargının bulunduğu cümleler gibi, ona bağlı olan yan cümleler de öğelerden oluşur. Öğelerden oluşan bir cümle başka bir cümlenin öğesi de olabilir.

Vatan için ölenler yüreğimizde yaşarlar. (amaç)

]Öğeler bulunurken,

­Önce yüklem, sonra özne ve sonra tümleçler aranır.
­Sorular yükleme sorulup alınan cevaplar yüklemle birlikte tekrar edilmelidir.
­Öğeler bulunurken tamlamalar ve diğer kelime grupları bölünmez.
­Bağlaçlar öğe sayılmamalıdır.

Bugün alış veriş yapmak için çarşıya çıkacağım.
Kelime kelime grubu kelime kelime

Semt belediyesine bağlı bir sağlık ocağında dolaylı tüml.

fazla iş özne

olmaz. yüklem

Basit muayenelerin ve müdahalelerin dışında, zarf tüml.

ya bağlaç

hastahaneye dolaylı tüml.

hasta belirtisiz nesne

sevk ederler, yüklem

ya bağlaç

ölüler için edat tüml.

defin ruhsatnamesi belirtisiz nesne

verirler. yüklem

Masasında dolaylı tüml.

bir de bağlaç

bunların koçanları özne

olurdu. yüklem

O koçanlardan kopardığım sayfaların arka yüzüne dolaylı t.

resimler belirtisiz n.

yapar, yüklem

otomobil modelleri belirtisiz n.

çizer yük

ya da bağ

ilerde keşfetmeyi umduğum makineler b.siz n.

uydurur, yük

bir de bağ

tanıdığım artistlerin, ünlülerin listesini b.li n.

çıkarırdım. yük

Az sonra zarf t.

annem özne

gelir, yük

koçandan , dol. t.

temiz bir sayfa b.li n.

koparır, yük

ön yüzünü b.li n.

doldurur, yük

gelenin işini b.li n.

görür, yük

defin ruhsatnamesinde yukarıya dol. t.

ölenin adını b.li n.

yazar, yük

en altta dol. T.

da bağl.

hep zarf t.

kendi kaşesi ve imzası özne

olurdu. yüklem

Benim gözümde anneme ölüm karşısında üstünlük sağlayan bir şeydi yüklem

bu. özne

Ölümü belirtili nesne

başka adreslere dolaylı tümleç

gönderirdi. Yüklem.

(Murathan Mungan, Pamukçuklar)

Şimdi bu cümle öğelerini tek tek inceleyelim:

1. Yüklem

İş, kılış, oluş, hareket, durum bildiren; haber veren; cümleyi bir yargıya bağlayan çekimli öğedir.

Araba kalabalığı şehri yaşanmaz hâle getirdi.

Şehri bu hâle getiren bir olumsuzluk da insanların birbirlerini sevip saymamalarıdır.

Özellikleri

]Cümlenin temel öğesidir. Cümle yargı bildiren bir söz; yüklem de yargıyı üstlenen öğe olduğuna göre yüklemsiz bir cümle olamaz.

Araba kalabalığı şehri yaşanmaz hâle ………?………… cümle değil

Şehri bu hâle getiren bir olumsuzluk da ……….?………… cümle değil

]Yüklem, tek kelimeden de oluşabilir bir kelime grubundan da.

Yaşlılara saygı, topumun geçmişine olan saygısını gösterir.
İnsanlar birbirlerinin hakkına riayet etmeliler.

] Cümle oluşturmaya yeterli olan tek öğe yüklemdir.
Öğretmenim.
Geliyorum.

]Diğer unsurlar, yüklemin anlamını desteklemek üzere cümlede bulunur.

Yeri

]Türkçede asıl öğe en sonda bulunduğu, yardımcı öğeler daha önce geldiği için Türkçe söz dizimine göre yüklem cümlenin en sonundadır. Bütün öğeler sıralanır, sonra bunlarla hazırlanan haber veya yargı yükleme yüklenir.

Gökyüzünün başka rengi de varmış.
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı.

]Şiirde, atasözlerinde ve günlük konuşma dilinde yüklem cümlenin sonunda değil de herhangi bir yerinde olabilir.

“Uzar gider bir sessizlik içinde
Bir uçtan bir uza Türkistan toprakları.”
Birden kapandı birbiri ardınca perdeler.
Sakla samanı, gelir zamanı.

Türü

]Fiil cümlesinin, yani iş, oluş, kılış, hareket, durum bildiren cümlelerin yüklemi çekimli bir fiildir. Bu fiil, basit, türemiş ya da birleşik olabilir.

Fiile ait zaman ve şahıs kavramları yüklemde ek hâlinde bulunur. Ayrıca öğe olarak da bulunabilir.

Bir ipte iki cambaz oynamaz. Hiçbir zaman
Yarın buraya gelecekler. Onlar

]İsim cümlesinin, yani iş, oluş, kılış, hareket, durum bildirmeyen cümlelerin yüklemi de ek-fiille çekimlenmiş bir isimdir. Bu, isim soylu herhangi bir kelime (sıfat, zamir, zarf, edat) olabilir.

Ben bir Türküm; dinim cinsim uludur.
Yeniden doğmuş gibiyim.
Tabiattaki en iç açıcı renk yeşildir.
Çık hızlısın.

*Bu ek-fiiller bazen düşebilir.
İçimde en güzel duygular saklı.

*Ek-fiile ait zaman ve şahıs kavramları yüklemde ek hâlinde bulunur. Ayrıca öğe olarak da bulunabilir.
Gökyüzünün başka rengi de varmış.

Sayısı

Bir cümlede birden fazla özne, zarf tümleci, dolaylı tümleç, nesne bulunabilir, ama yüklem tektir. Bir söz dizisi içindeki yüklem sayısı cümle sayısını gösterir.

“Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.”
“Yol onun, varlık onun,
Gerisi hep angarya.”

Yüklemdeki Kelime S

ayısı

Yüklem tek kelimeden oluşabileceği gibi bir kelime grubu da olabilir.

Bin yıldan uzun bir gecenin bestesidir / bu.
Bin yıl sürecek zannedilen kar sesidir / bu.
Dönülmez akşamın ufkundayız.
Güzel yüzü, geniş bir gülümseyişle / ışıl ışıldı.

Yüklemsiz Cümleler (Eksiltili Cümle)

]Yüklemi söylenmeyen cümlelere eksiltili (kesik) cümle denir. Yüklemin söylenmemiş olması cümlenin anlamında eksiklik meydana getirmez. Dinleyici ya da okuyucu cümlenin söylenmemiş kısmını ya kendisi tamamlar ya da zaten bilinmektedir.

Kıratın yanında duran ya huyundan ya suyundan.
Az veren candan, çok verev maldan.
Dalgalandığın yerde ne korku ne keder.

“Seni istikbal için önce gelmek cihana,
Ve başkasından almak sonra geliş müjdeni,
Bir nefes dinlenmeden yıllarca koşmak sana,
Aramak her tarafta, bulmamak asla seni. (Han Duvarları)

*Bazı kesik cümleler önceki cümlenin yardımıyla tamamlanır.
Bilmiyorum aradan ne kadar zaman geçti. Belki altı ay… Belki bir yıl.
Buralarda hiç yol yoktur. Hatta keçi yolu bile…

¦Nerede çalışıyordun?
¦Türk Dil Kurumunda. (çalışıyorum)

¦Kardeşin kaçıncı sınıfta okuyor?
¦İkinci sınıfta.

2. Özne

Tanımı
Yüklemde bildirilen işi, oluşu, hareketi, durumu, kılışı yerine getiren; hakkında bilgi ve haber verilen öğedir. Yani yapanı veya olanı karşılayan unsurdur.

Çocuklar bahçede oyun oynuyorlar.
Elimdeki defter yere düştü.

Özne, yükleme sorulan “ne?, kim?” sorularının cevabıdır.

Göçmen kuşlar yine yolculuğa başladı.
¦Kim? / Kim başladı? / Başlayan kim?
¦Göçmen kuşlar

Kitaplar raflara rastgele dizilmişti.
¦Ne? / Ne dizilmişti? / Dizilen ne?
¦Kitaplar

Özellikleri

Özne olan kelime(ler) cümlede hiçbir hâl eki almadan kullanılırlar. Herhangi bir hâl eki alırlarsa özne değil, nesne, dolaylı tümleç, zarf tümleci olurlar.Ama çoğul ekini ve iyelik eklerini alabilir.

Ankara halkı kaldırımlarda yürüyememekten rahatsız değil galiba.
Depremzedeler hâlâ vaat edilenlerin gerçekleştirilmesini bekliyorlar.

Durumu

Özne; yüklemi isim olan cümlelerde pasif (edilgen); fiil olan cümlelerde aktif (olan veya yapan)tir.

Hava durgundu. Özne, olan

Muayene odasının kapısı açılır. Özne, olan, yapılan

Cevdet Bey, bahçeyi suluyordu. Özne, yapan

Genç kız, her geçen gün biraz daha iyileşiyordu. Özne, olan

Türü

İsimler, adlaşmış sıfatlar, isim ve sıfat tamlamaları, fiilimsiler, zamirler, soru kelimeleri, gerçek ya da sözde özne olabilir:

Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı.
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
Dakikalar ilerledikçe yangın daha da şiddetleniyordu.
İhtiyar, çocukların kendisine neden yer vermediğini bir türlü anlayamıyordu.
Kapı tokmağı hızlı hızlı vuruluyordu.
Okumak bir erdemdir; doğru şeyler okunduğu müddetçe.
O, benim can dostumdur.
Kim bu işleri bir saatte bitirebilir?
Köprü altında balık tutanlar, bezgin değildi.
Türklerin bu yalçın kayalar üzerine ne zaman konduğu bilinmez.

Çeşitleri:Sözde ve gerçek özne

Sayısı:Bir cümlede birden fazla özne bulunabilir.

Her saz, her ot, her kanat çırpınışı, bütün kenarlar ve renkler gibi gümüş bit parıltı içinde erir.
Güneş, yer, gök, deniz iç içe kaynaşır.

*Bazı cümlelerde özneden hemen sonra öznenin açıklayıcısı gelir.
Etrafa hoş ve olgun bir koku, yeni kesilmiş geçkince bir karpuz kokusu yayıldı.

*Bazı cümlelerde birkaç özne sıralandıktan sonra, tümü yeniden “hepsi” zamiriyle ifade edilir.
Tarih, sanat eserleri, gelenekler, hepsi, cemiyetin süreklilik şuurudur.

Öznesiz Cümleler

Özne, anlamdan çıkarılabileceği ve tekrardan dolayı anlatımda bozukluk yaratabileceği için söylenmeyebilir. Özne söylenmediği zaman gizli özne dadını alır. Gizli özne yüklemin taşıdığı şahıs ekinden anlaşılır. Yüklemin taşıdığı şahıs ekinin gösterdiği zamir öznedir.

*Gizli özne bir özne çeşidi değildir.

Dün beni aramışsın. Sen: gizli özne
Karanlığın, yağmurun, rüzgârın içinde dört nala uzaklaştı.
Geniş merdivenlerden yukarı kata çıktı.

*Sözde ya da gerçek öznesi olmayan cümlelerin yüklemleri, edilgen ve geçişsiz fiillerdendir.

Bu sıcakta uyunmaz.
Bu söze gülünür.
Yarın pikniğe gidilecek.
Burada kalınacak.
Dışarı çıkıp bir şişe süt almalı.

Özne-yüklem Uyumu

Özne ile yüklem olumluluk-olumsuzluk ve tekillik-çoğulluk yönlerinden uyum göstermelidir.

a. Olumluluk-olumsuzluk Uyumu

Özne olumlu ise yüklem de olumlu; öznede olumsuzluk anlamı varsa yüklem olumsuzdur.

Yarın herkes dersten önce kütüphanede toplansın.
Hepsi burada toplanacak.

*Öznenin olumlu olduğu hâllerde yüklem bazen olumsuz da olabilir.
Akşam yemeğine herkes katılmadı.
Yağmur yağdığı için öğrencilerin tamamı gelmedi.

*Özne “kimse, hiçbiri, hiç kimse” kelimelerinden oluşuyorsa yüklem olumsuz olur.
Üç günden beri kimse uğramadı buraya.
Hiç kimse bu paraya bu işi yapmaz.
Hiçbiri anlatılanlara inanmadı.

*“ne….ne” olumsuzluk bağlacı kullanılan cümlenin yüklemi olumludur.
Ne baş ağrısı yapar, ne de bünyeye zarar verir.
Ne ölenlere ne de kalanlara yer bulunabildi.

b. Tekillik-çoğulluk Uyumu
Özne tekilse yüklem de tekil; özne çoğulsa yüklem de çoğul olur.

Köylüler birer birer pazar yerine geliyorlar.
Çocuk annesini çağırdı.
Ali’yle Yusuf yarın Ankara’ya gelecekler.

*Bitki, hayvan, cansız varlık, vücudun organları, soyut kavramlar, isim-fiiller, zaman isimleri, topluluk isimleri özne olduğunda yüklem genellikle tekil olur. Bitki ve hayvan isimleri bazen çoğul yükleme bağlanır.

Bu erikler çok tatlıdır.
Otlar kurudu.
Aradan uzun yıllar geçti.
G

özlerim yaşardı.
Fikirler baskıyla benimsetilmez.
Dışarıdan bağrışmalar duyuluyordu.
Sıfatlar çekim eki almaz.
Ordu yola çıktı.
Martılar bağrışıyorlar.

*Özne insan cinsinden ve çoğul ise yüklem tekil de olabilir çoğu da.

Çocuklar erken uyur.
Öğrenciler teneffüse çıkmış.
Memurlar hak aradı.
Askerler eğitim alanında toplandı.
Öğrenciler birer ikişer gelmeye başladılar.

*Özneyi tekil veya çoğul “1. ve 2.”, “1. ve 3.” , “1., 2., ve 3.” şahıs zamirleri oluşturuyorsa yüklem birinci çoğul şahıs eki alır.

Ahmet’le ben yarın gideceğiz.
Ben ve o, beraberce içeri girdik.
Bu işi sen ve ben yapmalıyız.
Ben, o çocuk ve sen burada hazır bulunacağız.
Biz, siz ve onlar, birbirimize daima destek olmalıyız.

*Öznesi tekil veya çoğul 2. ve 3. şahıslar olan cümlenin yüklemi 2. çoğul şahsa göre çekimlenir.
Sen ve o, bu işi yapmalısınız.
Siz ve onlar, bu eşyaları taşıyacaksınız.

*Öznenin üçüncü tekil şahıs olduğu bazı durumlarda saygı ya da alay anlamı katmak için yüklem çoğul yapılır.

Sayın Vali, madalyaları elleriyle taktılar.
Cumhurbaşkanı, okulumuzu ziyaret edecekler.
Küçük bey henüz uğramamışlar.

*Öznesi sayı sıfatlarıyla veya “birkaç, birçok” gibi belgisiz sıfatlarla kurulmuş bir sıfat tamlaması tekil yükleme bağlanır.

İki çocuk içeri girdi.
Birçok insan böyle davranışlara tepki gösterir.

3. Nesne

Tanımı
Yüklemde bildirilen ve öznenin yaptığı işten doğrudan etkilenen öğe nesnedir.

*Dolayısıyla sadece fiil cümlelerinden yüklemi geçişli fiil olanlar nesne alır. Az da olsa isim cümleleri de nesne alabilir.

*Düz tümleç de denir.

*Yükleme sorulan “ne?, neyi?, kimi?” sorularının cevabıdır.

Burada son fırtına son dalı kırıyordu.
Bütün bu yalılar, eski Boğaziçi hatıralarını sayıklar.
Türk halkı bağımsızlığını, Ulu Önder’e ve onunla birlikte savaşanlara borçludur.

Türü

]İsimler, zamirler, adlaşmış sıfatlar, tamlamalar, fiilimsiler, soru kelimeleri, kısaca özne olabilen bütün kelimeler, kelime grupları ve iç cümleler nesne olabilir.

Babam gazetesini okuyor; annem de yemek kitabından öğrendiği tarifleri kendi hükümdarlığında uyguluyordu.
İyilik eden iyilik bulur.
Ayıkla pirincin taşını.
Bugün bana ne getirdin?
Siz bunlardan hangisini istersiniz?
Çocuk sevinçle, “Bitirdim!” dedi.
Atalarımız, “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.” demişler.
Sabahları odadan odaya gezinerek düşünmeyi severim.

Çeşitleri
Belirtili ve belirtisiz olmak üzere ikiye ayrılır.

Belirtme hâl eki alanlara belirtili; yalın hâlde olanlara da belirtisiz nesne denir.

Her gün gazete okuyorum.
Gazeteyi her gün okuyorum.

]Belirtisiz nesnenin kullanılması ile belirtili nesneninki arasında belirgin anlam farkı vardır. Nesnenin yeri de önemlidir. Belirtili nesnenin cümle içinde belirli bir yeri yoktur. Kullanıldığı yere göre cümleye değişik anlamlar katar.

Bunu bana bir çocuk anlatı. Vurgulanan: herhangi bir çocuk
Bir çocuk bana bunu anlattı. Vurgulanan: bu
Her hafta bir kitabı okurum. Belirli kitaplardan birini
Bir kitabı her hafta okurum. Belirli bir tek kitabı

]Belirtisiz nesne daima yüklemden hemen önce gelir. Yüklemle belirtisiz nesne arasına “de, dahi, bile” edatlarından başka bir kelime giremez.
Her hafta bir kitap okurum.
Bu günlerde herkes böyle şeyler anlatıyordu.
Gezi sırasında sincap bile gördük.

*Bazı nesneler belirtme hâl eki almadıkları hâlde anlamca belirtili nesnedir.
“Küçük bir çırak tutmalıyız.” derdi.
Gaz lâmbası ışığında Ömer Seyfettin okurduk.

Sayısı
Bir cümlede birden fazla nesne bulunabilir. Ancak bu nesneler belirtili veya belirtisiz olma bakımından aynı özelliği taşımalıdır.

“Gurbette duyduğum sonu gelmez hüzünleri,
Yaprakların döküldüğü hicranlı günleri,
Andım birer birer, acıdım kendi hâlime.” (YKB)
Dağılmış eşyaları, titreyen çocukları, oraya buraya şaşkın koşuşan kadınları buğulu buğulu gördü.
Uçurtmalar biraz gök, açık hava, rüzgâr ister.

*Bazı cümlelerde ikinci nesne, birincinin açıklayıcısıdır.
Surların önünde, kemerlerinden hâlâ o ilk girişten bir akis saklayan kapılara bakarak, Türk tarihinin en güzel ve en büyük iklimlerinden biri olan o “Mayıs günü”nü, bize bu şehri ve onun emsalsiz güzelliklerini hediye eden günü beraberce yaşardık. (AHT)

4. Dolaylı Tümleç

Tanımı

“-E, -dE, -dEn” eklerini alarak cümlenin, dolayısıyla yüklemin anlamını, “fiilin, çıkma (uzaklaşma), bulunma ve yönelme (yaklaşma) bakımlarından ilgili olduğu yer” yönünden tamamlayan öğedir.

Yer tamlayıcısı da denir.

Biz yazları köye gideriz; sahil lüksümüz yok bizim.
Nice tarihî eserler sular altında bırakılıyor.
Buğdayı çiftçiden hep ucuza alırlar.
Baş ucumdaki lâmbayı yakıp saate baktım.
Büyük bir boşlukta bozuldu büyü.
Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu.
Başımız üstünden yorgun bulutlar geçer.

*Yaklaşma ve uzaklaşma ekli yer tamlayıcıları isim cümlelerinde çok az bulunur. Bulunma ekli yer tamlayıcıları ise her cümlede bulunabilir.
-Her tarafta, yükselen otların kenarlarında, kırların en tenha ve göze görünmez noktalarında başlı başına tam bir güzellikle açılmış, belki renkleri biraz soluk kır çiçekleri vardı.
- Hâlbuki bu sergilerin getireceği sanat ve güzellik terbiyesine bilhassa biz muhtacız.

]Dolaylı tümleç, yükleme sorulan “nereye?, nerede?, nereden?, kime?, kimde?, kimden?, neye?, nede?, neden?” sorularının cevabıdır.

Bunları babana sormalısın. Kime?
Aradığınız kitapları sahafta bulursunuz. Nerede?
Tebeşir kireçten yapılır. Neden?

Türü
]İsim cinsinden bütün kelimeler ve kelime grupları dolaylı tümleç olabilir.

Kuleye çıkınca, sabah güneşinin henüz dağılmadığı hafif sislerle örtülü ufka dikkatle baktı.
Konak, çam

urlu ve bozuk bir yolun sağında kurulmuştu.
Ayağını toprağa basmaktan ürküyordu.

]Yer soran soru kelimeleri de dolaylı tümleçtir?
Bu elbiseyi nereden aldınız?
Benim kalemim kimde kalmış?

Sayısı

Bir cümlede birden fazla aynı veya farklı cinsten yer tamlayıcısı bulunabilir.

Ormanlardan, derelerden, köprülerden, tepelerden, uçurumlardan şimşek gibi geçti.
Gökalp ve arkadaşları, hem edebî eserlerinde, hem de Türkçeyi sadeleştirmek için ortaya koydukları prensiplerde halka yöneldiler.

*Bazı yer tamlayıcıları kendinden önceki yer tamlayıcısının açıklayıcısıdır.
Her tarafta, yükselen otların kenarlarında, kırların en tenha ve göze görünmez noktalarında başlı başına tam bir güzellikle açılmış, belki renkleri biraz soluk kır çiçekleri vardı.

5. Zarf Tümleci

Tanımı

Yüklemin anlamını zaman, durum, yön, miktar, tarz, vasıta, şart, sebep, birliktelik yönlerinden tamamlayan kelimeler ve kelime gruplarıdır.

*Edat tümleci (edatlı tümleç) olarak adlandırılan tümleçler de birer zarf tümlecidir.

Akşama kadar çalıştık.
Toprak derin derin ürperdi.
Bu şiir yağmur yağarken yazdım.
Ben resim çekmeyi de çok seviyorum.
Akşama doğru eve varırız.
Aşağı inmişti.
İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar.
Bu hastahanede aylarca kalırsa, üç beş ameliyata dayanırsa, kurtarmaya çalışırız.
On beş yaşına dek evinden uzun süreli ayrılmadı.
Anlatılanları korkuyla dinledik.

Hastayı ambulânsla getirmediler; taksiyle getirdiler. vasıta
Yağmur yağdığı için sular kesilmiş. sebep
Düşüncelerinizi bir kompozisyonla açılayın. araç
Bazı öğrenciler anneleriyle gelmişlerdi. birliktelik

]Zarf tümlecini bulmak için yükleme “nasıl?, ne zaman?, ne kadar?, nereye?” ve “kiminle?, neyle?, niçin?, neden?, niye?”soruları sorulur.

Sağa sola bakmadan içeri girdi. Nasıl? Nereye?
İki arkadaş gece boyunca uzun uzun konuştular. Ne zaman? Nasıl?
Biz , akşamki trenle gideriz. Neyle?
Raşit’i son gördüğümde Hüseyin’le geziyordu. Kiminle?
Çocuk korkudan konuşmuyordu. Neden?
Onu görmek için beklemiştik. Niçin?

Türü
İsimler eksiz veya yön, vasıta, eşitlik ve bazı hâl ekleriyle, fiiller de zarf-fiil ekleriyle zarf görevi yapar.

Kurduğun devlet asırlarca muzaffer yürüdü.
Ankara, uzun tarihinin şaşırtıcı birleşimleriyle doludur.
Ayağa kalktı ve kardeşiyle beraber dışarı çıktı.
Hana sağ indi, ölü çıktı geçende.
Kulak verdin mi yürekten kavala saza.
Zaten yarı aç yarı tok ve bitkin bir hâlde olduğundan ayakta fazla duramadı.
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

*Yön, zaman, tarz, sebep, vasıta, miktar ve şart bildiren bütün kelimeler ve kelime grupları zarf tümleci olarak kullanılabilir.
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir.
Ankara’ya yaklaştıkça heyecanım artardı.
Yavru kedi, hiç de iyileşecek gibi görünmüyordu.
Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neşesiz.
Cephaneleri bitince süngülerini taktılar ve düşmana doğru yürüdüler.
Dört saatlik yolu, iki saatte, köpeklerden korktuğum için tarlaların arasından geçerek yürüyüverdim.
Sırtınızdan para kazanmaya çalışırlar, bir kez uğradınız mı depreme.

*Tek kelimelik bazı zarflar ek aldıklarında zarf olmaktan çıkar, zarf tümleci oluşturmazlar.
Yarın benimle gelir misin? zarf
Yarını bekleyemem. İsim
İçeri›içeriye, dışarı›dışarıya, aşağı›aşağıya

*Edatlarla kurulanlar (edat tümleçleri ya da edatlı tümleçler)

“ile”

Ankara’ya uçakla giderler. (vasıta)
Bizi boş vaatlerle kandırdılar. (araç)
Hasan yaşlı annesiyle oturuyordu. (beraberlik)
Arabanın gürültüsüyle irkildi. (neden)
Öfkeyle kalkan zararla oturur. (nasıl, öfkeli ve zararlı)
Sevinçle boynuma sarıldı. (nasıl, sevinçli bir hâlde)

“-E kadar”

Dershaneye kadar gidelim.
Akşama kadar çalıştık.

“için”

Çalışmak için başvurdu. (amacıyla, başvurunun amacı, sebebi)
Sınavı kazanmak için çalışmak gerekir. (sınavı kazanmanın şartı)
Sıkıldığı için dışarı çıktı. (neden, dışarıya çıkmanın sebebi)
Bu ayakkabıyı babam için aldım (özgülük)
Bu iş için kaç lira ödedin? (karşılık)
Senin için sorun yok tabi. (görelik)
Bizim için ne diyorlar? (hakkımızda)
Sizin için üç kişilik yer ayrıldı. (aitlik)

“üzere, üzre”

Sorunu halletmek üzere gidiyorum. (amaç, için)
On dakika konuşmak üzere kürsüye çıktı. (için, amaç)

“-E göre”

Başbakana göre enflâsyon düşük. (açısından)
Ayağını yorganına göre uzat. (bakarak, ölçüsünde, uygunluk, kadar)
Allah dağına göre kış verir. (uygunluk)
Anlatılanlara göre ikisi de suçluymuş. (bakılırsa, yönünden)
Siz bana göre daha gençsiniz. (karşılaştırma)
Kemal, Hasan’a göre daha uzundu. (karşılaştırma)
Bana göre ayakkabınız var mı? (uygunluk)

“karşı”

Edebiyata karşı ilgim vardı. (hakkında, yönelik)
Denize karşı bir balkonu var. (yönelik)

“diye”

Terfi edeyim diye yağcılık yapıyor. (amaç)
Yağmur yağıyor diye dışarı çıkmadı. (neden)

“doğru”
Ormana doğru yürüdük.
Bana doğru bakıyor.

“dolayı, ötürü”
Zayıflıktan dolayı sık sık hastalanıyor.
Çalışmadığından ötürü canı sıkılıyor.

“-den” ekiyle de aynı anlam sağlanır.
Sıkıldığımdan dışarı çıktım.

“karşın, rağmen “

Çok uğraşmama karşın başaramadım.
Tanımamasına rağmen onu takdir ediyordu.

“beri”
Dün akşamdan beri görülmedi.
Okuldan beri hiç susmadı.
Yıllardan beri bu köyde yaşamaktalar

.
Kar, sabahtan beri yağıyor.

“yalnız”
Cebinde yalnız yol parası vardı. (sadece, edat)
Beni yalnız sen anlarsın. (sadece, bir tek)

“ancak”
Seni ancak ebediyyetler eder istiab (sadece)
Onu ancak para ilgilendirir. (sadece, bir tek);
Bu işten ancak Hasan Usta anlar. (sadece)
Bu kömür ancak üç ay yeter. (en fazla, olsa olsa)
Sabah çıktılarsa akşama ancak gelirler. (belki, ihtimal)

Sayısı

Bir cümlede aynı veya farkı türden birkaç tane zarf tümleci bulunabilir. Zaman zarfı genellikle diğer zarf çeşitlerinin önünde, miktar zarfı da yüklemden önce kullanılır.

Kızılay’a indiğim zaman, kalabalığa takılmamak için insanlar arasından hızla ilerlerim.
“Gece bülbül ağaran vakte kadar ağlarmış
Eski Şîrâz’ı hayal ettiren ahengiyle.” (YKB)
Çocukları ilk gördüğünde çok sevinmişti.

Cümle Dışı Unsurlar ve Ara Söz, Ara Cümle

Cümlenin kuruluşuna katılmayan, yani öğe olmayan ve dolaylı olarak cümlenin anlamına yardımcı olan unsurlardır.

Bağlaçlar, ünlemler, ünlem grupları, hitaplar, ara sözler cümle kuruluşunun dışında kalan unsurlardır.

Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor.
Lâkin vatandan ayrılışın ıztırabı zor.
Şair, sen üzüldükçe ve öldükçe yaşarsın.
Ulu mabet, seni ancak bu sabah anlıyorum.
Neden böyle düşman görünürsünüz
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar.

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul.
Varsın sonunda bizzat yarattığımız bu eser bizi inkâr etsin.
Bahçeye indim, fakat çiçeklerin eski kokusunu alamadım.

*Yardımcı ve açıklayıcı bir öğe olarak cümlenin içine giren ve çıkarılması cümlenin anlamında eksiklik ya da bozulma meydana getirmeyen sözlere ara söz denir. Ara söz bir kelime, kelime grubu veya cümle hâlinde olabilir.

Bu konuda kararlı olduktan sonra –geç karar vermiş olsan da- başarıya ulaşırsın.
Dün Ali amcalara, eski komşumuza, gittik.

]Ara söz, iki virgül arasında, parantez içinde ya da iki kısa çizgi arasında verilir. “ki” ile de bağlanabilir.
Başımın ağrısı yazları –sıcaklardan olmalı- daha da artar.
Arka sıradakilerden biri, gözlüklü olanı, bir soru sordu.
Kalıcı konutları bu yıl sonuna kadar –geçen seneki lâf- yetiştireceklermiş.
Çıkmamız gereken uygar milletler seviyesini –ki bu seviyeye hâlâ çok uzağız- Mustafa Kemal hedef olarak göstermişti bize.

]Cümlede herhangi bir öğenin açıklayıcısı ve açıkladığı öğe ile aynı görevde olabilir.
Arka sıradakilerden biri, gözlüklü olanı, bir soru sordu. Özneyi
Dün Ali amcalara, eski komşumuza, gittik. Dolaylı tümleci
Doğup, büyüdüğü yerleri, memleketini, çok özlemişti. Nesneyi
Onu dün akşama doğru, saat beş gibi, Kızılay’da gördüm. Zarf tümlecini

]Cümlenin herhangi bir öğesi olmaksızın da kullanılabilir.
Bu işi 2000 sununa kadar bitireceklerini –inanılacak gibi değil- söylüyorlar.
Bu adam, seni temin ederim, sahtekârın biridir.
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz.

]Cümlenin herhangi bir yerinde bulunabilirler.
Ruhumun senden, İlâhî, şudur ancak emeli
Şu kopan fırtına Türk ordusudur ya Rabbi
Evet, her şey bende gizli bir düğüm.


admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:


Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık
guncel haberci bugunneleroldu Dilekçe Örnekleri