GEVEZE ADAMLAR
Şu televizyondaki maçları tartışan adamlar.Maç geçmiş bitmiş,niye boşuna dil döküyorsunuz.hocam o kaçırdı,bunu yaptı,şunu yaptı diye sabahlara kadar tartışırlar.Ne oldu giden geri geldi mi?Sonuç değişti mi?Tabi ki hayır.Olmuş bitmiş bir şey için niye bir birinizin kalbini kırıyorsunuz.Bence buna hiç gerek yok, sizce de öyle değimli?
YAŞAM TRENİMİN MAKİNİSTİ
Tarih 04.01.2003. günlerden cumartesi. Saat öğleden sonra 02,00 civarları. Telefon çaldı ve evde benden başka büyük olmadığı için telefona ben baktım. Hayatım boyunca almak istemeyeceğim o acı haberi dedemden aldım. Ninem vefat etmişti. Bunu kardeşime belli etmeden anneme babama haber vermem gerekiyordu. Nasıl oldu bilmiyorum ama hiç ağlamadım çok sakin karşılamıştım bu haberi. Sanki bir güç beni olgunlaştırmıştı. Oysa daha küçücüktüm. Benim yaşımdaki bir çocuğa böyle bir haberin söylenmesi acaba doğru muydu? Bu hala kafamı karıştırmakta
O benim hayattaki karakterimi oluşturan insandı. Bugünkü değerleri bana kazandıran insandı. Öyle bir insanın vefatında hiç ağlamamış olmak beni hala şaşırtmakta. Onu çalışkan, insan gibi insan olduğu için severdim. Bana hayatta gerekli olacak her şeyi öğretti. İyi bir insan olmamı sağladı.
Kısacası o benim her şeyimdi. O benim yaşam trenimin makinisti, hayat tablomun ressamıydı.
SEVGİNİN ÖNEMİ
Sevgi insan hayatındaki en güzel duygulardandır ve herkesin tatması gereken yüce bir duygudur. Sevgi insanın diğer bir insana daha sıcak daha samimi yaklaşmasını sağlar. Bu yüzden sevginin değeri anlaşılmalıdır.
Sevgi insanı insana yaklaştırır. Bir insanın diğerine karşı hoşgörülü olmasını daha erdemli ve sıcak davranmasını sağlar. Vahdeti vücut anlayışında da yaratılanı sev yaratandan ötürü denilmiştir. Demek ki insanları en azından yaratanımızdan ötürü sevmeliyiz ki insanları sevmek hayatı sevmemizi sağlar. Dünyaya daha sıcak bakmamızı sağlar dünya hayatımızı güzelleştirir. Birçok olaya daha çeşitli yollardan bakmamızı sağlar çünkü insanları dünyayı her şeyi seviyor olduğumuz için daha anlayışlı yaklaşırız. Haytın dünyanın her şeyin güzelliklerini fark ederiz bu şekilde.
BAYRAĞIN RENGİ ŞEHİDİN KANIDIR
Ben bu sözü şimdi daha iyi anlıyorum ve bu sözü şu an vatanımızı sınırlarımızı koruyan askerlerimize söyleniyor. Askerlerimiz bizi şu an bu ülkede koruyorsa bunu askerlerimize borçluyuz. Şu an günümüzde askerlerimizin değeri biçilmez. Bizim bayrağımızın kırmızı olmasının sebebi kurtuluş savaşında Çanakkale palandöken dağlarında ölmüş şehitlerimizin kanının rengidir ve bu durum hem önemli hem de onca askerimizin şehit düşmesi hele donarak ölmeleri çok kötü. Her insan bunları duysa bilse kesin tüyleri diken olur.
Askerlerimiz bizim için o zamanda kanının son damlasına kadar savaşmışlardır bizler daha çok çalışarak büyüyünce doktorlar mühendisler öğretmenler kısacası iyi bir meslek edinerek ülkemizi kalkındırmalıyız ve ülkemizi en iyi şekilde yönetmeliyiz. Bu zamanlarımızın değerini anlamalıyız. Şu an Türkiye’nin hatta diğer ülkelerde bile askerlerimizin kanı vardır ve bizde hiç düşünmeden yeri geldiğimde gidip savaşmalıyız unutmamalıyız ki o zamanda savaşan onca askerimiz bu vatanı bize emanet ve armağan etmiştir ve bizim için bayrağa rengini veren kanları dökmüşlerdir. Hiçbir zaman askerlerimizi şehitlerimizi unutmamalıyız şehitlerimizde unutmasın ki onları her zaman kalbimizde yaşatacağız.
dokun(ma)
dokun(ma)
“dokun bana!” dedin aniden. sasirdim ilk basta anlik istegine. gecmise donup hatirladim, “dokunma bana!” dedigin ani, bilinc altimda besledigim kinli ve kirli duygularla. nasil dokunabilirdim ki simdi sana? kirmistin ellerimi daha once bana soyledigin sozlerle. uzun sure gecti uzerinden bu olayin uzerinden. halen yerde kiriklari, aniden cekip giderken carpip, düsürdügün kücük akvaryumun. yillardir ozenle baktigim beni, ve yillardir hergun suyunu degistirip yemini verdigim baligimi öldürmüstün o zaman. ikimiz de masumca sevmistik oysaki yasadigimiz hayatlari ve birlikte oldugumuz zamanlari. balik suyunu, bense seni. zamanla once baligin suyu, sonra sen kirlendin. benden once akvaryumun suyu bitti, sonra ben. aniden nasil parcalayabildin iki hayati, ardina bakip hic dusunmeyi denememistin oysaki… kiriklari batiyor halen ayagima kirilan akvaryumun, koşarak kabuslarimdan kaçmak isterken, odamin karanliginda… ne baligin ölüsünü, ne de ruhumu yerden kaldirmadim henüz. “dokun bana!” dedin ikinci defa, bu seferki biraz daha pismanlikla soylenmisti. sen gözlerimde gecmiste yasadiklarimi gormus, ben de senin pismanligini gormustum. ama hic bir zaman hissedemeyeceksin gecmiste yasadiklarimi, ne kadar goruyor olsan da gozlerimden dökülen yaslarimdaki ölü gecmisi. herseye ragmen elimi uzatip dokunmak isterken “dokunma ona!” demisti, beni aniden birakip gittigin ve bedenini sattigin kisi.
dokunma ona cocuk ruhum, elin yanar sonra…
www.seytan.org dan alıntıdır
ŞİİR HAKKINDA BAZI DÜŞÜNCELER
Biz bu satırlarda, şiirde anlam ve açıklığın ne değerde şeyler olduğu üzerinde, kendi görüşlerimizi söylemekle yetineceğiz.
Her şeyden önce şunu itiraf edelim ki, şiirde anlam sözüyle ne demek istendiğini bilmiyoruz. Düşünce dedikleri bayağı görüşler yığını mı, hikaye mi, mazmun mu; ve açıklık, bunların adı kavrayışa göre anlaşılması mı demektir? Şiir için bunları gerekli sayanlar, şiiri, tarih, felsefe, nutuk ve belagat gibi bir sürü söz sanatlarıyla karıştıranlar ve onun asıl yüzünü seçip tanımayanlardır.
Oysa şair, ne bir hakikat habercisi, ne bir belagatli insan, ne de bir kural koyucudur. Şiirin dili, nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında, sözden çok musikiye yakın, ortalama bir dildir. Nesirde üslubun oluşması için gerekli olan öğelerin hiçbiri şiir için söz konusu olamaz. Denilebilir ki, şiir, nesre çevrilemeyen nazımdır…
Şiirde her şeyden önce önemli olan kelimenin anlamı değil, cümledeki söyleniş değeridir. Şairin amacı, her kelimenin cümledeki yerini öteki kelimelerle ilgilerinden, gizemli birleşmelerinden doğacak tatlı, gizli, uçarı ya da sert sese göre belirlemek ve çeşit çeşit kelime ahenklerini, mısranın genel gidişine uydurarak dalgalı ve akıcı, karanlık ya da aydınlık, ağır ya da hızlı duygulara; kelimelerin anlamı üstünde, mısranın musiki dalgalanmalarından, sınırsız ve etkili bir anlatım bulmaktır.
Kelime değişmeleri ve ahenk kaygıları arasında anlam kararırsa, ruh, ahengin tadıyla onun yerini doldurur. Zaten anlam, ahengin telkinlerinden başka nedir?
Şimdiye kadar, hiçbir büyük şairin, sınırlı bir insan topluluğu dışında anlaşılmış olduğunun iddia edilemeyeceği düşüncesindeyiz. Abartmadan denilebilir ki, herkesin anlayabileceği şiir yalnız aşağı şairlerin işidir. İyi şiirlerin girişleri, tunç kaplı şehir kapıları gibi, sımsıkı kapalıdır; her el o kanatları itemez ve kapılar kimi zaman yüzyıllarca insanlara kapalı kalır.
Şiirde kimi bölümlerin belirsiz kalması bir yanlış ve bir kusur olmak şöyle dursun, tersine, şiirin güzelliği bakımından çok gereklidir.
Kısaca şiir, çeşitli yorumlara elverişli bir genişlik ve kapsamda olmalıdır. Bir şiirin anlamı, başka bir anlam olmaya elverişli oldukça, her okuyan ona kendi hayatının da anlamını katar ve böylece şiir, şairlerle insanlar arasında ortak bir etkilenme dili olmak derecesini kazanır. En zengin, en derin ve en etkili şiir, herkesin istediği yolda anlayacağı ve bundan dolayı da sonsuz duyarlılıkları kapsayacak bir genişlikte olanıdır.
HAYAT VE EDEBİYAT
HAYAT VE EDEBİYAT
Hayatın en önemli gerçeği samimiliktir. Bu itibarla, hayat ile bağı olan edebiyat, mutlaka samimi bir edebiyattır denilebilir. Hayatı en gizli, en karışık yönleriyle anlatmayan, duygularımızı tıpkı hayatta olduğu gibi saf ve derin bir şekilde duyurmayan, elemlerimizi, felaketlerimizi, açık açık yansıtmayan bir edebiyat, hayat ile ilgisiz ve sahte bir edebiyattır. Öyle bir edebiyat, kelimeleri dizip, onları işleyen pek hünerli kuyumcular çıkarabilir. Belki onlar çok süslü, çok göz alıcı şeyler yapabilirler. Fakat, ne yazık ki bütün bu sahte ürünler muntazam kış bahçelerinde yetişen iri yapraklı, parlak renkli çiçeklere benzer. Uzaklığından dolayı bize çok çekici, çok harikulade görünen o meçhul sıcak iklimlerin bu göz kamaştıran ürünleri nasıl açık bir havaya, sert bir rüzgara dayanamazsa, hayat ile ilgisi olmayan böyle bir edebiyat da zamanın sonsuz kasırgaları önünde süpürülüp gitmeye mahkumdur. Halbuki bedii his, hislerimizin en ilahi ve en samimisidir. Akşam rüzgarı ile inleyen bir çam ormanının karanlık hışırtıları ne kadar tabii ise, ruhun güzellik karşısında duyduğu hisler de hayatın en derin ve anlaşılmaz köşelerinden birdenbire fırlayıp çıktığı için, her şeyden çok samimidir. İşte bunun gibi milletler için de “güzel” ve “iyi” telakkilerinden daha “milli” hiçbir şey yoktur. Bir toplumu başkalarından ayırmak isterseniz onun din ve ahlak hakkındaki, güzellik hakkındaki samimi duygularını arayınız. Çünkü bunlar doğrudan doğruya ruhundan koptuğu için hayatının en samimi taraflarıdır.
Yüksek ve hakiki sanat asıl ona derler ki, hayatı bütün genişliği ve bütün samimiliğiyle okuyucuya duyurabilsin. Ancak yapmacığın bittiği yerde sanatın başlayabileceğini, nedense, hala anlayamadık!

Yorumlarınızdan…