.
Eki 10

Dil Nedir?

 

Bir sesli işaretler sistemi olan dil, aynı toplulukta yaşayan veya aynı milletten olan insanların anlaşabilmelerini sağlayan en gelişmiş iletişim aracıdır. Dilin kaynağı çok eskilere dayanır ve dilin kendinden doğma kuralları vardır. Dil, toplumun ortaklaşa meydana getirdiği ve kullandığı canlı bir varlık, sosyal bir kurumdur.

 

Ana dil

Bugün ses yapısı, şekil ve anlam bakımından birbirinden az ya da çok farklılaşmış bulunan dil veya lehçelerin, kök bakımından bilinmeyen bir tarihte birleştikleri ortak dil: Ana Türkçe, Ana Moğolca, Ana Altayca, Lâtince vb.

 

Ana dili

İnsanın doğup büyüdüğü aile ve soyca bağlı bulunduğu toplum çevresinden öğrendiği, bilinç altına inen ve kişilerle toplum arasındaki ilişkilerde en güçlü bağı oluşturan dil.

 

Lehçe

Bir ana dilin tarihî, siyasî, sosyal ve kültürel sebeplerle değişik bölgelerde, zamanla ses yapısı, şekil ve kelime hazinesi bakımından önemli farklılıklarla birbirinden ayrılan ve bu ayrılma zamanları yazılı metinlerle takip edilemeyen kollarıdır. Türkçenin Çuvaşça ve Yakutça gibi iki uzak lehçesi vardır.

Şive:

Ana dilden yazılı metinlerle takip edilebilen zamanlarda ayrılmış olan, ses ve şekil farklılıkları gösteren, ama lehçe kadar anlaşılmaz olmayan kollarına şive denir. Şiveler, milletin değişik boyları tarafından kullanılır. Türkçenin Anadolu, Azeri, Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen vb. şiveleri vardır ki bunlara bazı dil bilimciler yakın lehçeler de derler.

 

Ağız

Bir ana dilin herhangi bir lehçesi ve ya şivesi içinde var olan ve sadece ses (telâffuz) farklılıklarına dayanan söyleyiş şekli. Gramer ve kelime farklılığı göstermez, yazı dili aynıdır. Ancak bazı sesler, değişik şekilde söylenir. Rumeli ağzı, Karadeniz ağzı vb.

 

Dilin Önemi

 

Dil, sadece iletişim kurmakla kalmaz, aynı zamanda bu iletişim sonucu doğan kültür unsurlarının da nesilden nesle aktarılmasını sağlar.

 

Dilin Özellikleri

 

1. Dil canlı bir varlıktır: Bunu, dilimizdeki bazı kelimelerin zamanla yok olmasıyla (budun), bazı kelimelerin anlam değişikliğine uğramasıyla (yavuz: kötügyiğit), başka dillerden kelimeler alınmasıyla (misafir), sonradan türetme yoluyla yeni kelimeler oluşturulmasıyla (bilgisayar) açıklayabiliriz. Öyle ki, artık Türkçenin lehçeleri arasındaki ortaklıklar fark edilemeyecek kadar azalmış, Türkçenin kolları anlaşılmaz derecede büyük değişikliklere uğramıştır.

2. Dil sosyal bir kurumdur: Sosyaldir, çünkü milletin veya halkın ortak varlığıdır. O halk, dilindeki kelimeler ve anlamları üzerinde anlaşmıştır. Dil, sosyal yapıdaki değişmeleri yansıtır. Kurumdur, çünkü temel kuralları vardır.

3. Dil, düşüncenin göstergesidir. Bir insanın düşünce dünyasını konuşmasından anlayabiliriz; biz de konuşmalarımızı düşünce dünyamızın el verdiği ölçüde ayarlayabiliriz.

 

Dilin Millet Hayatındaki Yeri ve Önemi

 

Dil, ulusal birliği kuran en önemli ögedir. Dil, milletin kültürünü ve tarihini gelecek nesillere aktararak tarih bilinci oluşturur. Dil sayesinde toplumu derinden etkileyen acı olaylar kalıcılaştırılır. Milletin özellikleri dil kullanılarak yeni nesillere öğretilir. Sanat (özellikle edebiyat) eserleri dille oluşturulur ve milletin estetik anlayışını ortaya kor. Dil kendi canlılığı ve sosyal oluşu ile milleti de canlı ve bir arada tutar.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 10

Dil : İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler sistemidir.

dfdfd
Dilbilgisi : Bir dili oluşturan sesleri, kelimeleri, cümleleri ve bunlarla ilgili kuralları inceleyen bir bilimdir.

Dünya Dilleri Arasında Türkçe’nin Yeri : Yeryüzünde iki binden fazla dil incelenmiştir. Buna göre Diller üç gruba ayrılır

Tek Heceli Diller

Bu dillerde bütün kelimeler tek hecelidir. Kelimelerin çekimli haller yoktur. (Çince, Tibetçe bu gruba girer)

Bitişken (Eklemeli) Diller

Kelime kökleri değişmez. Kelime köklerine çeşitli ekler getirilerek türetmeler yapılır. Kelimeler cümle içinde kullanılırken çeşitli çekim ekleri alırlar. ( Türkçe, Macarca bu dil grubuna girer)

Bükümlü (Çekimli) diller

Bu dillerde tek ve çok heceli kökler ve ekler vardır. Kelime türetmelerinde ve çekim esnasında köklerde değişiklik olur. (Arapça ve bütün Hint – Avrupa dilleri bu gruba girer)

Dillerin Çeşitlenmeleri

A. Şive : Bir dilin değişik kültür düzeylerine göre uğradığı değişime ŞİVE denir. Yazı diline yansımaz.

B. Ağız : Kentler veya köyler arasında rastlanan az çok değişik konuşmalara AĞIZ denir. Gonya, Gayseri vb.
C. Lehçe : Ağız ayrılığı daha geniş ve belirgin şekilde ortaya çıkar. Konuşma dilinde beliren farklılık yazı dilinde de kendini gösterir: Kıpçakça ve Çağatayca gibi.

Tükçe’nin Kaynağı: Türklerin anayurdu Orta Asya olup dilimizin kaynağı buradan gelir. Türkçe’yi konuşanların sayısı 120 milyon civarındadır. Türkler arasındaki ağız farklılığı sürekli yeni lehçelerin türemesine yol açmış, yeni birer dil durumuna gelmiştir: Yakutça ve Çavuşça gibi.

Bu dillerin hepsine birden Ural – Altay dilleri denir………………………….

Soydaş Diller

Birkaç eski anadilin değişikliğe uğramasıyla yeni diller oluşmuştur. Bu ana dilden geldikleri anlaşılan bir soydan sayılır. Buna göre soydaş diller :

Hint – Avrupa Dilleri
Hami – Sami Dilleri
Çin Tibet Dilleri
Bantu Dilleri
Ural – Altay Dilleri

Hint, İran … gibi Asya dilleri ve bütün Avrupa dilleri.
İbranice ve Arapça gibi
Çince, Tibetçe
Afrika Dilleri
Ural kolu, Macar ve Samoyet dilleri. Altay kolu, Türkçe ve Moğolca…

Ana Türkçe’den gelen dillerin hepsine birden Türk dilleri denir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01
EDEBİ AKIMLAR

EDEBÎ AKIMLAR

Bu bölümde Rönesans’tan sonra Batı edebiyatlarında ortaya çıkan edebî akımlar ve bu akımların temsilcileri üzerinde durulacaktır.
Rönesans’tan (yeniden doğuş) Montaigne, Cervantes ve Shakespeare çok etkilendiler.
Avrupa klâsik edebiyatı Rönesans’la başlamıştır.
Rönesans’la birlikte ortaya çıkan hümanizm, eski Yunan sanatına ve edebiyatına yöneldi.
Hümanistler, insan sevgisini ve değişmeyen temel insanı ele aldılar.
İtalyan Dante, hümanizmin temsilcisi sayılır.

KLÂSİSİZM

17. yy.da
Fransa’da ortaya çıkmıştır.
“1660 ekolü” diye de bilinir.
“Klâsisizm”, kuralcı sanat yolu demektir.
Eski klâsik edebiyatların yeniden işlenmesi ve yorumlanması sonucu 17. yüzyılın ortaları ve 18. yüzyılın sonunda bu akım görüldü.
Tiyatro ve şiirde başarılı olmuştur.
Sanatçılar, Eski Yunan ve Lâtin edebiyatlarını kendilerine örnek olarak seçmişlerdir. Klâsik edebiyat, Yunan ve Lâtin edebiyatlarına bağlıdır. İşlenen konular da bu çevredendir.
Gerçek, sadece akıl yoluyla bulunur. Duygular aldatıcı ve gelip geçicidir, akıl ise daimi ve en değerli şeydir. Bundan dolayı edebiyatta da akıl ve sağduyu ön plânda olmalıdır. Bir edebî eserin değeri ve güzelliği akla ve sağ duyuya uygun olmasından kaynaklanır.
Diğer önemli kavram tabiattır. Sanatçı tabiatı taklit etmeye çalışmalıdır. Tabiat gerçektir; gerçekten daha güzel bir şey olamaz. Ama klâsisizmde dış dünya ve tabiatla değil, insanın tabiatı ve iç âlemi ile ilgilenilmiştir. Bütün insanlarda ortak olan, değişmez davranışlar ele alınmıştır. bütün insanlarda ortak olan davranışlar gerçektir. Bu sebeple eserlerde değişmez tipler ortaya konmuştur. Ama bu tiplere toplumda rastlama ihtimali yoktur.
Klâsisizmde taklit önemlidir.
Bu edebiyattaki eserlerde özellikle insan ön plândadır. İnsan dışındaki varlıklar, giyim kuşam, dekor, dünya ikinci plândadır.
Kahramanlar toplumun üst tabakasından, aristokrat kesimden seçilmiştir. Kusurlu, sakat kişilere rastlanmaz. Seçkin ve olgun insanların ruh hâlleri incelenir. Tiyatroda da yüksek zümre hayatı ve mitoloji konu edilmiştir.
Sanat eserinde ahlâka uygunluk önemli bir kıstastır.
Seçkin bir üslûp, eserlerin biçimce kusursuzluğu dikkat edilen hususlardandır. Üslûp kaygısı ve biçim ön planda olduğu için “sanat için sanat” ilkesi benimsenmiştir. Dil ince ve süzme bir dildir; bayağılıktan, kaba sayılabilecek sözlerden uzaktır. Aydınların kullandığı dil esas alınmıştır.
Konunun gerçeğe uygun olmasına dikkat etmişlerdir.
Konu değil, konunun işleniş biçimi önemli olduğu için aynı konu, başka yazarlar tarafından tekrar işlenmiştir.
Bu dönemde didaktik şiir gelişmiş, lirik şiir duraklama dönemine girmiştir.
Yazarlar eserlerinde kişiliklerini gizlemişler, duygu ve düşüncelerini açığa vurmamışlardır.
Tiyatroda üç birlik kuralına (olayda, mekânda, zamanda birlik) uyulmuştur.
Önemli temsilcileri
Trajedide: J. Racine, P. Corneille
Komedide: Moliere
Fablda: La Fontaine
Eleştiride: Boileau
Romanda: Fenolen
Denemede: Le Bruyere
Türk edebiyatında
Konuların eski Yunan ve Lâtin kaynaklı olmasından dolayı klâsisizm pek ilgi görmemiştir. Akla değer verdiği için Şinasi ve Moliere’den yaptığı adaptasyonlarla Ahmet Vefik Paşa klâsisizmden etkilenen sanatçılardır.

ROMANTİZM

Klâsisizme tepki olarak,
19. yüzyılın birinci yarısında (1830’lu yıllar)
İngiltere’de ortaya çıkmış ve bütün Avrupa’da, özellikle Fransa, İngiltere ve Almanya’da çok gelişmiştir.
Klâsik akımın bütün kural ve şekilleri kırılmıştır.
Klâsisizmin aksine duygulara, hayallere, içgüdülere ve tutkulara aşırı derecede yer verilmiştir.
Dilde ve ifadede serbest davranılmış, sanatlı ve süslü bir dil kullanılmıştır. Dilde de konuda olduğu gibi tezada yer verilmiştir.
Konular eski Yunan ve Lâtin kaynaklarından alınmak yerine, millî tarihten ve günlük hayattan alınmıştır. Yunan mitolojisi yerine Hıristiyanlık ve millî efsaneler işlenmiştir.
Klâsisizmin ihmal ettiği din duygusuna önem verilmiştir.
Klâsisizmin tersine Romantizmde tabiat önem kazanmış, büyük bir sevgiyle uzun uzun tabiat tasvirleri yapılmıştır.
İnsanlar çevreleri içinde işlenmiştir. Ancak tabiat, sadece bir fon olarak kullanılmıştır.
Yazarlar, eserlerinde kişiliklerini gizlememiş; kendi duygularını, sevinçlerini, üzüntülerini, öfkelerini, izlenimlerini anlatmış, öğüt verip okuyucuyu duygulandırmışlardır.
Fransız İhtilâli sırasında dökülen kanlar romantiklerde derin bir melânkoliye sebep olmuştur. Bu yüzden yaşamayı acı çekmek saymışlar, acındırmaya önem vermişlerdir. Veremi, intiharı, genç yaşta ölmeyi moda hâline getirmişlerdir.
Tezat önemlidir; tabiatta ve hayatta zıt olan her şey sanata sokulmuştur. İdeal insanlar kullanıldığı gibi, iyi-kötü, güzel-çirkin, yanlış-doğru çatıştırılmış, kahramanlar ya iyi ya da kötüyü temsil etmişlerdir. Soyut tipler yerine, somut, yaşayan tipler seçilmiştir.
Üç birlik kuralı kırılmış ve bu da tiyatroda dram türünü geliştirmiştir.
Bu akımda özellikle şiir (lirik şiir), tiyatro, deneme, gezi ve roman türleri çok gelişmiştir.
Başlıca temsilcileri
Fransa’da: Chateaubriand, J. J. Rousseau, Victor Hugo (akımın öncüsü; şiir, roman ve dramda), A. Dumas, A. de Musset, A. de Vigny;
Almanya’da: Goethe, Schiller;
İngiltere’de: Lord Byron, Shelley; (Shakespeare romantizmin kaynağı sayılır)
Türk edebiyatında
Bu akımda geniş hayallere, millî ruha ve tabiata verilen önem sebebiyle Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmet Mithat (bir ölçüde), Recaizade Mahmut Ekrem, Tevfik Fikret (ilk dönem şiirleri ile) bu akımı benimsemiş veya eserlerinde yansıtmışlardır.

REALİZM

19. yy.ın ikinci yarısında
Romantizme tepki olarak doğmuş ve gelişmiştir.
Daha çok roman ve hikâye türünde gelişmiştir.
Sanatın sanattan başka gayesi yoktur. Dinî, ahlâkî ve sosyal amaçları da yoktur.
Beş duyuyla algıladıklarımızı var sayan Pozitivizm felsefesinden etkilenmiş; tabiatı, toplumu, olayları ve gerçeği olduğu gibi anlatma yolunu tutmuştur.
Gerçeğin yansıtılmasında gözleme başvurulmuştur. Tarafsız bir şekilde tasvir yapılmasına önem verilmiştir.
Olayların oluşumunda etkili olan sosyal nedenler incelenmiştir.
İnsan kişiliğinin oluşmasında çevrenin önemli olduğu düşünülmüş ve çevre bütün ayrıntılarıyla işlenmiştir. Bu yüzden kahramanlar, karakterlerine, yaşlarına ve çevrelerine göre tanıtılır. Karakter tasvirleri ve töreler önemlidir.
Kahramanlar, hemen her yerde ve her zaman karşılaşabileceğimiz kişilerdir.
Duyguların yerini insan ve toplum gerçekleri almıştır. Sanatçı eserinde kendini gizler, kendi görüş ve duygularını eserine yansıtmaz. His ve hayale kapılmadan toplum gerçeklerini olduğu gibi ve tarafsız olarak yansıtır.
Biçim güzelliği konu kadar önemlidir. Edebî güzelliğe ve üslûba önem verilmiş, kelimelerin seçiminde özen gösterilmiştir. Üslûp yağmacıksız ve kusursuz olmalıdır.
Önemli temsilcileri
Fransa’da: Honore de Balzac (kurucusu), G. Flaubert, Stendhal, Goncourt Kardeşler;
Rusya’da: Tolstoy (kurucusu), A. Çehov, Dostoyevski
Türk edebiyatında
Recaizade (ilk realist roman ve hikâye yazarı), Samipaşazade Sezai, Nabizade Nazım, Halit Ziya (en önemlisi), Ömer Seyfettin, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu.

PARNASİZM

19. yy.ın sonlarında,
şiirde romantizme tepki olarak
Fransa’da doğmuştur.
Realizm ve natüralizmin şiire uygulanmasıdır.
Şiirde, şairin şahsi duygular gizlenerek, tabiat manzaraları ve felsefî düşünceler anlatılmıştır. Tasvirler oldukça canlı ve başarılıdır.
Parnasyenler, toplumun problemleri ile ilgilenmemiş; dış görünüşe, doğal güzelliklere, gözlem ve tasvire önem vermiş, yabancı ülkelerin sanata elverişli, egzotik güzellikleri ile de ilgilenmişlerdir.
Parnasçılara göre şiirin temel amacı güzelliktir. Bundan dolayı sanat için sanat görüşünü benimsemişlerdir.
Düşünceye, şekil ve söyleyiş güzelliğine önem vermişlerdir. Ölçü ve kafiye önemlidir. Kelime seçimine, sıralanışına ve bununla sağlanan ahenge büyük önem verilmiştir. Bu bakımdan mısraın özünde bir duygu aranmamıştır.
Tarihi olaylar, kişiler, uygarlık ve kültürler şiire konu edilmiştir. Kendi tarihlerindeki üstün dönemlere ve yükselişlere özlem duymuşlardır.
Yunan, Lâtin kültür ve mitolojisine geri dönülmüştür.
Önemli temsilcileri
Th. Gatier, Lisle, S. Prudhomme, François Coppe, Banville, Heredia,
Türk edebiyatında
Tevfik Fikret, Cenap Şahabettin, Yahya Kemal

NATÜRALİZM

19. yy.ın ilk yarısında
Fransa’da doğmuştur.
Daha çok nesirde görülmüş bir akımdır.
Realizme tepki olarak değil, realizmin gerçekçilik oranını yetersiz bulduğu için doğmuş bir akımdır.
Edebiyata gözlem ve deneyin bağlı olduğu determinizmi sokmuştur. Determinizme göre tabiatta aynı sebepler, aynı şartlarda aynı sonuçları doğurur. Natüralistler determinizmi topluma ve insana uygulamışlardır. Toplum büyük bir lâboratuar, insan denek, sanatçı da bilgindir.
Natüralistler, insanın bütün özelliklerini bilim çıplaklığı ile ortaya çıkarmayı amaçlamışlardır.
İnsanların davranışlarını soya çekime bağlı içgüdülerin belirlediğine inanmışlardır.
Sanatçı tam bir bilim adamı tarafsızlığıyla davranmak zorundadır. Bu yüzden seçilen kişiler tam bir bilim adamı tarafsızlığıyla konuşturulurlar. Kahramanlar yetiştikleri çevreye göre konuşurlar.
Natüralistler “sanat toplum içindir” anlayışıyla sanatı, toplumun yaralarını deşip çirkinlikleri ortaya çıkaracak bir araç olarak görmüşlerdir.
Çevre tasvirleri çok önemli değildir. İğrenç, çirkin ve bayağı sahneler dahi tasvir edilmiştir. Onlara göre hayat bayağı, çirkin, aşağılık iç güdülerden ibarettir. Bedende ruh da yoktur. Kötü çevreler kötü kişileri yetiştirir. Bunda kişilerin günahı yoktur. Kişiliği çevre oluşturduğu için çevrenin iyi gözlemlenmesi ve tasvir edilmesi önemlidir.
Natüralist eserlerde aşırı bir kötümserlik hakimdir.Eserler genellikle bir felâketle biter.
Üslupta titiz değildirler, çirkin sözlere sık sık yer verirler. Dilleri her seviyedeki insanın anlayabileceği bir dildir.
Önemli temsilcileri
Kurucusu Emile Zola’dır. Diğer temsilcileri: Alphonse Daudet, Guy de Maupassant, J. Steinbeck,
Türk edebiyatında
Beşir Fuat (ilk), Nabizade Nazım, Hüseyin Rahmi Gürpınar.

SEMBOLİZM

19. yüzyılın sonlarında,
Fransa’da,
Parnasizm’e tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Gerçeği olduğu gibi anlatmak mümkün değildir. Duyularımız dış dünyanın asıl durumunu değiştirerek bize ulaştırır. Dış dünya olduğu gibi değil, hissedildiği, algılandığı, duyulduğu gibi yansıtılır.
Şiir, gerçeği değil, gerçeğin bizde bıraktığı izlenimleri anlatır. Eşyanın insan ruhunda aldığı şekle bakılmıştır.
Şiirde bazı sözlere yeni anlamlar yüklenmiş, alışılmamış eski sözler bulunup işlenmiştir.
Mecazlı anlatıma ve imgelere sık sık başvurulmuştur.
Telkin önemlidir. Bu sayede bilgi vermek, açık ve anlaşılır olmak değil, şiiri her okuyanın kendine göre yorumlamasını sağlamak esastır. Şiir anlaşılmak için değil, duyulmak içindir.
Şiiri müziğe yaklaştırmışlar, ahenge önem vermişler, “şiir, musiki ile söz arasında, sözden çok musikiye yakın bir dildir.” demişlerdir. Musiki değeri olmayan sözler kabadır.
Şiirde anlam geriye itilmiş, güzellik açıklıkta değil, anlam kapalılığında aranmıştır.
Şiirde alacakaranlık, kızıl akşamlar, sararan yapraklar, durgun sular, üzüntü, üzüntü veren renkler yoğun olarak işlenmiştir.
Her şeyi, rüyadaymış gibi, açıklıktan ve belirginlikten uzak görmüşlerdir.
Dil oldukça ağırdır.
Önemli temsilcileri
C. Baudelaire, A. Rimbaud, P. Verlaine, S. Mallarme, P. Valery
Türk edebiyatında
Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin, Tevfik Fikret’in “Çınar” şiiri

EMPRESYONİZM

İzlenimcilik.
19. yy.da ortaya çıkmıştır.
Edebiyatta ve resimde gelişerek bütün güzel sanatları etkilemiştir.
Dış dünyada görülen varlığın gerçek yönü değil, kişide bıraktığı izlenimler önemlidir. bu nedenle anlatılan dış dünya değil, dış dünyadaki varlıkların hayale bürünmüş izlenimleridir. Aslında dış âleme, oradaki varlıklara ve nesnelere karşı ilgisizdirler.
Anlam belirginliğinden çok kapalılık yeğlenmiştir, anlamın yoruma uygun olması beklenmiştir.
Sanatın amacı birtakım gerçekleri yansıtmak değildir
Gerçekler kişilere göre değişir ve kişisel değer kazanır
Önemli temsilcileri
Verlaine, Rimbaud, Rilke, Concourd Kardeşler, Joyce
Türk edebiyatında
Ahmet Haşim, Cenap Şahabettin, Ahmet Muhip Dıranas.

KÜBİZM

20. yy.ın başında
Empresyonizme tepki olarak ortaya çıkmıştır.
Daha sonra resimde kendini göstermiştir.
Devamlı ve değişmez olan eşyanın özünün tasvirine çaba gösterir. Eşyanın dış görünüşüyle birlikte özünün de gösterilmesi gerekir. Yalnız dış görünüş değil, duygular da anlatılmalıdır.
Temsilcileri
A. Salmon, Mak Jacob, J. Cocteau

EKSPRESYONİZM

İzlenimciliğe tepki olarak doğan bu akım bir bakıma romantizmin değişik bir yorumudur.
Önemli temsilcileri
Franz Kafka, J. Joyce, T.S. Eliot

DADAİZM

Kişiyi aklın tutsaklığından ve aklın kurduğu düzenden; sanatı dil, vezin, kafiye, biçim, anlam kaygılarından kurtarmak; kelimeleri bilinen anlamları ve alışılmış estetik kurallaı dışında bir düzenle birleştirmek; kalıplaşmış bütün sistemleri, kuralları, gelenekleri inkâr etmek, yıkmak; kuralsızlığı kural olarak benimsemek temeli üzerine kurulmuştur.
Birinci Dünya Savaşı sırasında eve savaşı izleyen yıllarda baş gösteren karışıklık ve karamsarlık, kişi ve toplum ahlâkının yozlaşması, inançların sarsılması, değer yargılarının alt üst olması; derin bir umutsuzluğa kapılan, her şeyi kuşkuyla karşılayan genç kuşağı toplumda ve sanatta alışılmış her şeyi inkâra ve yıkmaya yöneltmiştir.
Tristan Tzara adlı genç bir şairin Larousse sözlüğünden gelişigüzel açtığı bir sayfada rastladığı “dada” kelimesinin benimsenmesiyle ortaya atılan (şubat 1916) Dadaizm, şiddetli tepkiyle karşılanmıştır. Savaş içinde İsviçre’de doğup 1919-1920 yıllarında Fransa’da en ateşli dönemini yaşayan, zihinleri ön yargılardan kurtarma bakımından olumlu bir yanı da bulunan bu anarşist akım, 1922’de durulmuş, daha sonra yerini sürrealizme bırakmıştır.

SÜRREALİZM

Gerçeküstücülük.
1924’te
Fransa’da ortaya çıkmıştır.
Sürrealistler, Freud’un psikanaliz yönteminden yola çıkmışlardır. [1]
Sanatçı bilinç altındakileri dışa vurarak eserini oluşturur.
Akıl ve mantık değersizdir. İnsanı yönlendiren iç güdülerdir, bilinç altıdır.
Bu akıma göre edebî eserde bir kişinin sevaplarının yanında günahlarının, ahlâka uygun davranışlarının yanında uygun olmayanlarında bulunmaı gerekir.
Bu akımın kurucuları, sanat hayatlarının ilk yıllarında dadaizmin etkisinde kalmışlardır.
Önemli temsilcileri
A. Breton, Aragon, Eluard
Türk edebiyatında
İkinci Yeni şairlerinin şiirlerinin çoğunda bu akımın izleri görülmektedir.

EGZİSTANSİYALİZM (VAROLUŞÇULUK)

Bir felsefe sistemidir.
İlk olarak Alman düşünür Martin Heidegger tarafından ortaya atılmış (1927), İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fransız düşünür ve romancı Sartre’nin benimsemesi ve edebiyata uygulaması ile bütün dünyada yaygınlaşmıştır.
İnsanın kendi değerlerini kendinin oluşturabileceğini; geleceğini yine kendisinin kurabileceğini savunan bir felsefe akımıdır.
Önemli temsilcileri
J. P. Sartre, Russel, A. Camus, Gide

FÜTÜRİZM
Makineyi ve hızı sanata sokan bu akım
20. yy.da ortaya çıkmıştır.
Hayatta her şey hareketlidir. Sanatçı da kendinde bir hız bulmuş ve eserini bu hıza uydurmuştur.
Geçmişe ve durgun davranışa düşmandır. İçinde bulunulan zamanın ve geleceğin dinamizmine yönelmiş, bu hareketliliğin sesini şiirleriyle duyurmuşlardır. Mısralarda makine ve çark sesleri duyurulmaya çalışılmıştır.
Temsilcileri
Marinetti
Türk edebiyatında
Nazım Hikmet.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01
BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ ?

Edebiyatımızda noktalama işaretini, ilk kez Şinasi ‘Şair Evlenmesi’nde kullanmıştır.

Edebiyatımızda ilk çeviri roman, Kamil Paşa’nın yaptığı Telemak’tır.

Edebiyatımızda ilk roman, Taaşşuk-u Talat-ı Fitnat’tır.

Edebiyatımızda ilk köy romanı, Nabizade Nazım’ın “Karabibik” adlı eseridir.

Edebiyatımızdaki ilk realist romancı Recaizade Mahmut Ekrem’dir.

Edebiyatımızdaki ilk realist roman Araba Sevdası’dır yazarı Recaizade Mahmut Ekrem’dir.

Edebiyatımızda ilk edebi roman, Namık Kemal’in “İntibah” adlı eseridir.

Edebiyatımızda ilk psikolojik roman,Eylül’dür(Mehmet Rauf)

Edebiyatımızda ilk tarihi roman,Namık Kemal’in “Cezmi” adlı eseridir.

Edebiyatımızda ilk kadın romancı Fatma Aliye’dir.

Edebiyatımızda ilk makaleyi Şinasi yazmıştır.(Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi)

İlk tiyatro Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir.

Edebiyatımızdaki ilk pastoral şiir A.Hamit Tarhan’ın Sahra adlı şiiridir.

Edebiyatımızdaki ilk psikolojik roman denemesi Nabizade Nazım’ın Zehra adlı eseridir.

Edebiyatımızda çocuklar üzerine yazılmış ilk eserler Nabi’nin Hayriye’si ve Sümbülzade Vehbi’nin Lütfiye’ sidir.

Edebiyatımızdaki ilk eleştirmen Namık Kemal’dir.

İlk çocuk yayınımız ise Eftal ve Mümeyyizdir.(1869)

Türk Edebiyatı’nda bilinen ilk çocuk gazetesi Çocuklar İçin Mümeyyiz’dir.

Âşık Veysel ilk olarak A.Kutsi Tecer tarafından Türk halkına tanıtılmıştır.

Hazine-i Evrak ilk edebiyat dergimizdir.

Türk Edebiyatı’nda iç monolog tarzı yazılmış ilk roman Bir Düğün Gecesi’dir.(A.Ağaoğlu)

Türk Edebiyatı’nda yayınlanmış ilk öykü kitabı Emin Nihat Tarlan’ın Müsameratname’dir.(1872)

Türk Edebiyatı’nda mensur şiir yazımı ilk defa Halit Ziya ile başlar.

Türk Edebiyatı’nda post-modern tarzda eser veren ilk yazarımız Oğuz Atay’dır.(Tutunamayanlar)

Türk Edebiyatı’nda batıdan yapılan ilk fabl çevirisi Şinasi tarafından yapılmıştır.

Türk Edebiyatı’nda yazıya geçirilen ilk masallar Billur Köşk Masalları’dır.

Türk masalları ilk defa yurt dışında 16.Lui döneminde Fransa’da yayınlanmıştır.

Türk masallarını ilk defa derleyen İ.Kunoş adlı Macar bilim adamıdır.

Divan Edebiyatı’nın ilk şairi Hoca Dehhani, son şairi ise Şeyh Galip’dir.

İlk yerli çizgi roman, Türk Kahramanı Köroğlu’dur.(1953)

Ülkemizde ilk çocuk çizgi roman türü Kara Maske’dir.(1943)

Dünyada ilk özgün çizgi roman New Fund’dur.(1935)

Dünyada ilk özgün çizgi macera hikayesi Dick Tracy’dir.(Chester Gould)

Dünyada ilk kez resimle yazıyı birleştiren, konuşma balonları hazırlayan ressam William Hogarth’tır.(1697–1908)

Beyanname ile yayın hayatına giren ilk edebiyat topluluğu Fecr-i Ati’dir.

Cumhuriyet sonrası ilk beyanname yayınlayan edebi topluluk Yedi Meşaleciler’dir.

Yahya Kemal bütün şiirlerini aruzla yazmıştır, yalnız Ok şiiri hece vezni ile yazmıştır.

Kutatgu Bilik ilk Türk dünyası ansiklopedisisidir.

İlk yerli çizgi roman Türk Kahramanı Köroğlu’dur.

Ülkemizdeki ilk çocuk çizgi roman türü Kara Maske’dir.

Batılı tekniğe uygun ilk ilk roman Aşk-ı memnu’dur.

Aruzla yazılan ilk manzum tiyatro eseri Eşber’dir.(A.Hamit Tarhan )

Heceyle yazılan ilk manzum tiyatro eseri Binnaz’dır.(Y.Ziya Ortaç)

İlk bibliyoğrafya Keşfiz-Zünun’dur.(K.Çelebi)

İlk hatıra kitabı Babürname’dir.(Babürşah)

İlk hamse yazarı Ali Şir Nevai’dir.

Edebiyatımızdaki ilk antoloji Harabat’tır.(Z.Paşa)

Edebiyatımızdaki ilk atasözleri kitabı Durub-ı Emsal-i Osmaniye’dir.(Şinasi)

İlk mizah dergisi Diyojen’dir.(Teodor Kasap)

Edebiyatımızdaki ilk hikaya kitabı Letafet-i Rivayet’tir.(A.Mithat)

Basılan ilk küçük hikaye kitabı Küçük Şeyler’dir.(S.Sezai,ilk gerçekçi hikaye)

Edebiyatımızdaki ilk fıkra yazarı Ahmet Rasim’dir.

Bilinen ilk Türk yazarı Yollug Tigin’dir.

İlk siyasetname eseri Kutadgu Bilig’tir.

İlk mensur şiir yazarı R.Mahmut Ekrem’dir.

İlk sözlük kitabımız Divan-i Lügatit Türk’tür.(K.Mahmut)

İlk sosyolog Ziya Gökalp’tir.

İlk edebi tartışma Ziya Paşa ile Namık Kemal arasında olmuştur.

Ülkemizdeki ilk müslüman kadın tiyatrocu Afife Jale’dir.

Edebiyatımızdaki ilk çağdaş roman Mai ve Siyah’tır.(Halit Ziya)

Dünyada bilinen en eski destan Gılgamış’tır.

Dünyadaki ilk kadın romancı Afraben’dir(Afrahat)

Dünya edebiyatındaki ilk realist roman Madama Bovary’dir.

Türk Edebiyatı’ndaki ilk deneme yazarı Nurullah Ataç’tır.

İlk tezkiremiz Mecalis’ün Nefais’tir.(A.Şir Nevai’dir)

İlk mizah gazetemiz Diyojen’dir.(N.Kemal)

İlk matbaada basılan ilk kitabımız Vankulu Lügati’dir.

Türkler’in kullandığı ilk alfabe Göktürk Alfabesi’dir.

İlk edebi topluluk Servet-i Fünun’dur.

İlk divan sahibi sanatçımız Yunus Emre’dir.

Türk şiirinin en eski lirik şiir örneği Aprın Çar Tigin’dir.

Nobel edebiyat ödülünü il kez İsviçre kazandı.

Türkçe’nin ilk gramer kitabını Baskakov yazmıştır.

Aydınlar arasında heceyi ilk kez deneyen sanatçı M.Emin Yurdakul’dur.

Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan sanatçımız M.Emin Yurdakul’dur.

Serbest müstezatı aruzla deneyen ilk şairimiz Tevfik Fikret’tir.

Şiirde noktalam işaretini ilk kez kullanan Servet-i Fünun sanatçısı Tevfik Fikret’tir.

Divan Edebiyatı’nın Sebk-i Hindi tarzını ilk temsilcisi Naili’dir.

Edebiyatımızda serbest vezni ilk kez Nazım Hikmet kullanmıştır.(1929)

Edebiyatımızda anjabmanı ilk kez Tevfik Fikret kullanmıştır.

İlk Türkçe gazete 1831′de kurulan Takvim-i Vaka’dır.

İlk Türkçe özel gazete 1860′da kurulan Tercüman-ı Ahval’dır.

İlk Nobel Edebiyat Ödülü alan ilk Müslüman yazar Necip Mahfuz’dur.(Kayra)

Dünyada bilinen en uzun destan Kırgızlar’ın Manas Destanı’dır.

En uzun ömürlü edbiyet dergimiz 1933 yılında çıkmaya başlayan Varlık Dergisi’dir.

Türkiye’de lügat sözlük hakkında yazılan ilk lügat Bir Lügt Bulamadım’dır.(M.Doğan)

Amerikan Kız Koleji’nde okuyan ilk Türk Halide Edip Adıvar’dır.

Hayat hikayesini İngilizce yazan ilk yazarımız Halide Edip Adıvar’dır.

Milli Mücadele’de bulunan ilk kadınlarımızdan biri Halide Edip Adıvar’dır.

Türkiye’de kurulan ilk kadın derneği kurucularından biri Halide Edip Adıvar’dır.

Atatürk’e muhalefet olan ilk kadınlarımızdan biri Halide Edip Adıvar’dır.

Sürgüne gönderilen ilk kadınlarımızdan biri Halide Edip Adıvar’dır.
Elimizdeki bilgilere göre Türk Edebiyatında ilk şair 10. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen Çuçu adlı şairdir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 23

ETİMOLOJİ NOTLARI

Kaplıca sözcüğü kaplı ve ılıca sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur.
*ılıman sözcüğü sanıldığı gibi ılı- f ilinden değil ;liman isminden gelmektedir. Ancak sözcüğün ılıman hale gelişinde ılı- fiilinin bir baskısı olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır.
*çirkef sözcüğü Farsça çirk (pis) ab(su) sözcüklerinin birleşiminden gelmektedir.
*Hoşaf sözcüğü hoş ab sözcüğünden gelmektedir.
*Seksen ve doksan sözcükleri sekiz on ve dokuz on sözcüklerinin birleşiminden gelmektedir.
*altmış ve yetmiş sözcükleri de altı ve yedi sözcüklerinin üzerine miş yani on anlamına gelen kelimenin eklenmesi suretiyle oluşmuş birleşik bir sözcüktür.
*oğlak sözcüğünün kökü oğuldur.
*Avrupalılar yoğurt ve ayranı Türklerden öğrenmişlerdir.Bu kavramlara karşılık kullandıkları sözcükler de Türkçedir.
*Bilezik sözcüğü bilek ve yüzük sözcüklerinin birleşiminden gelmektedir.
*böyle şöyle sözcükleri ve şu sözcüklerinin üzerine ile edatının eklenmesi suretiyle oluşmuş birleşik bir kelimedir.
*çeyrek sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür.Aslen Farsça çahar(dört)yek (bir) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur.Sözcüğün anlamı da zaten dörtte bir demektir.
*cıncık& sözcüğü, aslen inci sözcüğünün başına ‘c’ sesi getirilmesi ve inci boncuk deyimindeki boncuk sözcüğünün sonundaki ‘k’ ünsüzünün de inci sözcüğüne eklenmesi suretiyle oluşmuştur
*Domates sözcüğü aslen Meksika dillerinden olan Aztekçeye ait bir sözcüktür.orijinali de tomatı biçimindedir.
*Zerdali sözcüğü aslen Farsça bir sözcüktür, orijinali zerd-i alu (sarı erik) dir.
*Şeftali de aslen Farsça bir sözcüktür.Orijinali şeft-i alu biçimindedir.Anlamı ise etli erik demektir.
*Panjur sözcüğü abajur kelimesinin bozulmuş biçimidir.
*Salatalık kelimesi İtalyanca insalata kelimesinden gelmektedir. Anlamı ise tuzlu demektir. Salatalığın da sının sudan oluşması ilginçtir.
*Milli kelimesi aslen Arapça bir kelimedir ve anlamı şeriata ilişkin, şerri anlamındadır.Türkçede ise milli kelimesi ulusal anlamındadır.
*Aslen Türkçe bir kelime olan savcı ilk olarak söz getirip götüren anlamında kullanılmış, İslamiyet’e geçince peygamber anlamında kullanılmıştır.Günümüzde ise bir hukuk terimi olarak kullanılmaktadır.
*Türkçedeki yıldız kelimesinin sinema sanatçısı olarak kullanılması Fransızcanın etkisiyle olmuştur.
*Fransızcada tulipe İngilizcede tulip İtalyancada tulipa Portekizcede tulipa Almancada Tulpe sözcükleri lale anlamına gelmektedir.Bu sözcüğün de şöyle bir hikayesi vardır:Hollandalı A.G. Busneck , 16. yy ortalarında Edirnede gördüğü laleye (anlamından dolayı olsa gerek) tülbent (eşarp) demiştir ve tüm Avrupada adı bu şekilde yayılmıştır.Kullanmakta olduğumuz bu sözcük de aslen Farsça bir kelimedir.Orijinali dil-bent dir. Asıl anlamı ise gönül bağlayandır.
*Amerikan Para birimi dolar, Alman özel adıdır.da Almanyada Joachimstal maden ocağından çıkarılan gümüşten döktürülen bir sikke joachimstaler adıyla anılmıştır.Dolar da adını buradan almıştır.
*İzmir Güzelyalının ilk adı Kokaryalıdır.
*Giresun şehrinin asıl orijinal biçimi Kerasos (kirazlık) tır.Daha sonra Kerasos~ Kerasonde~Kerasunt~ Giresun biçiminde bir gelişim izlemiştir.
*Doğu Karadenizdeki Tirebolunun orijinal biçimi Tripolistir. Üç şehir anlamına gelmektedir.
*İstanbulun orijinal biçimi Eis ten polin Yunanca şehre doğru anlamındadır.Her ne kadar Evliya Çelebi İslam bola dayandırsa da bu doğru değildir.
*Bolunun orijinal biçimi polis dir.Polis Yunancada şehir demekti.
*Denizlinin çevresinde hiç deniz yokken bu şehre neden bu isim verilmiştir hiç merak ettiniz mi? Aslen 14. 15. yüzyıllarda bu şehre Tonuzlu(domuzlu) deniyordu.Daha sonraları halkın bu ismi pek estetik bulmamasından olacak şehrin ismi Denizli biçimine çevrilmiştir

Türkçeye benzeyen ama gerçekte başka dilden gelmiş olan sözcükler:
Bu bölümde işlenen sözcükler, başka dillerden dilimize girmiş ama Türkçe kök ya da sözcüklerden türemişe benzer bir hale sokularak (o türkçe sözcüğün anlamını taşımasa bile) kullanılagelmiş sözcüklerdir. Bunların çoğu, geniş bir kesim tarafından Türkçe sanılmakta; hatta bir bölümü de Türkçede çağrıştırdığı anlamda – hatalı biçimde – kullanılmaktadır. Benim bu sözcükleri araştırmamdaki ana dürtüler de zaten sözcüklerle uyumsuz olan Türkçe anlamlardı. Bunlar arasında, son dönemlerde birçok komşudan duyduğum “kardolabı” lafı (gardrop demek istemişler), bu işin bazen ne kadar abartıldığına çok ilginç bir örnek!.. Daha sık kullanılan diğer sözcükleri aşağıda veriyorum. Bunların yanına, geldiği dilden dolayı şaşırtıcı olan yabancı kökenli bazı diğer sözcükler ekliyorum:

1- metelik: Sondaki -lik eki, türkçe sözcük çağrışımı yapıyor; “yemeklik yağ”daki gibi… Aslı ise batı dillerinden geliyor: İngilizce’de, metallic; yani metal para… Biz kullanırken baştaki bölümü de bir türk ismiyle (mete) değiştirip kullanagelmişiz.

2- isterik: Biliyorum ki birçok kişi bu hatalı biçimiyle kullanmıyordur bu sözcüğü. “Histeri” nöbetlerine tutulan kişinin aldığı sıfattır ve ingilizcede “histerical” denir. Başarısızlığa ve bir şeyi elde edememeye dayanamama ve aşırı sinirlenme gibi (ruhbilimci değilim) etkileri olan bir ruh hastalığı olan kişi “histerik” olarak anılır. Oysa Türkçe’de “isteme” ile bağ kurulması ve “bir şeyi çok isteyen” anlamında kullanılması da çok yaygındır. Hatta bazen, “isterik kadın” lafı oldukça aşağılayıcı bir mantıkla kullanılır.

3- bendeniz: Bu sözcüğün ne “ben” adılıyla, ne de “deniz”le bir ilgisi vardır; ancak sondaki “-niz” eki Türkçe’dir. “Bende”, Farsça’da, “kul, tutsak” demektir. Yani kişi kendini sunarken – eski dönemlerin aşırı nezaketiyle -, “Ben kulunuz X kişi,” diye sunar ya; bu da öyle konuşmalarla geçmişten günümüze gelmiş. Bu açıklama gösteriyor ki, “Ben bendeniz X kişi,” demek doğru olur ve yalnız kendimizi değil başkalarını da, “Bu da naçizane bendeniz Y,” diye sunabiliriz (tabii Y’nin affına sığınarak). Neyse, bu sözcüğe bu kadar açıklama fazla bile…

4- kaldırım: Bunun “kaldırmak” ile bir ilgisi var gibi görünse de (otoyolun yükseğinde olması açısından), asıl kökeni Rumca’dır. Rumca’da “kali”, “iyi” anlamındadır (kalimera: günaydın, iyi günler). “Dromos” (sondaki “s” genelde okunmaz) ise “yol” anlamını taşır. Yani kali-dromos: iyi-yol; yani yürümeye elverişli, taşsız, tozsuz, çamursuz yol…

5- sütyen: Genelde ilişki kurulmasa da, bu sözcük “süt-meme” ilişkisini çağrıştıracak bir yapıda kullanılmaktadır. İtiraf etmeliyim ki ben küçükken bu iç çamaşırının – isminden dolayı – sütün dış giysiye sızmasını engellemeye yaradığını sanıyordum. Asıl kökeni Fransızca’daki “sous tien”dir (“aşağıdan tutan” anlamında). Okunuşu: sutien.

6- lahmacun: Bu sözcüğün “macun”la ilgisi dolaylıdır. Arapça’da “acin” yoğrulmuş (macun o kökten gelir), “lahm” ise “et” demektir. Lahm-i acin: yoğrulmuş et…

7- boğa yılanı: Bu yılan, avını boğarak öldürmesi ve belki de boğa gibi iri ve güçlü olmasından dolayı, ismi Türkçe sanılmaya oldukça yatkın olan ilginç bir örnektir. Oysa aslı, şimdi kesinlikle hatırlayamayacağım bir Afrika dilinden geliyor: boa… Sondaki “yılanı” sözcüğü gereksiz… Kobra, piton der gibi, boa!..

8- vapur: İngilizce “vapour” (buhar) sözcüğünden geliyor. Önceleri buharlı gemilere verilen ingilizce isimden… Aslında, dilimizde batı dillerinden uyarladığımız sözcüklerin genelde fransızca okunuşunu kullandığımızdan bunu da “vapor”dan uyarlamışız.

9- anahtar: Bu sözcüğün kökü, yunanca “anihto” (açmak) eylemidir. “Anihtiri” ise “açmaya yarayan” anlamındadır; yani “anahtar”… Yunanca kökenli sözcükler aslında dilimize Anadolu’da konuşulan (“konuşulmuş olan,” demek daha doğru olur sanırım) Rumca’dan geçmiştir. Gerçekte iki dil biririne çok benzese de, Rumca’daki birçok sözcük Yunanlar’ca bilinmez. Bu yüzden bu sayfalardaki birçok grekçe sözcüğe “Yunanca kökenli” demek yerine “Rumca kökenli” demeyi yeğleyeceğim. Bu durumda ise “Anadolu Rumları’nın dili” anlaşılmalıdır.

10 – kilit: Yine Rumca’daki “kleo” (kapatmak) eyleminden türeyen “kleidi” (“klidi” diye okunur; “kapamaya, kilitlemeye yarayan” anlamında…) sözcüğünden gelmektedir.

11. safsata: Yunanca’daki “sophistes” bilgili, bilgisi olan anlamına geliyor. Türkçe ve Arapça’da ise “gereksiz söz” anlamında kullanılıyor.

12. entel: Tabii ki bu sözcük batı dillerindeki “intellectual” sözcüğünden bozularak “toplumdan tümüyle kopuk, bilgisini yalnızca biliyor görünmek için edinen kişi” anlamında kullanılıyor. Gerçek anlamı ise, “birçok konuda bilgili olan”dır (sıfat).

13. kapuska: Slavca’da “lahana” demektir. Bizde ise “kıymalı lahana” yemeğine denmektedir.

14. karyola: Bizde genelde yatağın üzerine serildiği, genelde metalden yapılan ayaklı mobilya anlamına geliyor. Oysa gerçek anlamı “el arabası”dır (carriola: İtalyanca). İtalyan gemicilerden bizim kullanımımıza geçti; gemicilerin kullandığı taşınabilir tekerlekli yataklara denir;kökü “taşımak”tır (carri).

15. ameliyat: Arapça’daki “amel” (iş, eylem) sözcüğünden geliyor. Gerçek anlamı, “işlemler, eylemler”dir. Bizde ise, “yetkili uzmanın hastaya uyguladığı işlem” (genelde cerrahi) olarak anlaşılır.

16. serbest: Gerçek anlamı “başı bağlı”dır (ser:baş, best:bağlı). Ancak sanırım bizde yanlış olarak kullanılıyor; gerçeği “serbes” (başıboş) olsa gerektir. Yine de bizdeki anlamı tam karşılamıyor. Biraz karışık bir durum yani…

17. puşt: Farsça’da “arka, kıç” anlamına geliyor. Pek masum bir laf…

18. gebermek: Türkçe’de eski anlamı “şişmek” idi. Şimdi ise ölmenin kaba bir tabiri oldu. Ölüp beklemiş hayvanların şişmesinden geliyor olsa gerek. (Gebe ve göbek sözcükleri de aynı kökten geliyor)

19. pezevenk: Farsça’daki “pejavend” (kapı tokmağı, sürgü) sözcüğünden “pezevenk (kapı arkasında bekleyen; anlam genişlemesiyle, kadın alışverişi yapan)…

20. sıpa: Abazaca’da “spau” “çocuk, yavru” demektir. Bizde ise eşek yavrusu… Arapça’da da benzer biçimde “sabi, sibyan” “çocuk” anlamındadır.

21. kaltak: Türkçe’de “alta konup üzerine oturulan” anlamına geliyor. Eyer için de bu sözcük kullanılır. “Önüne gelenin altına yatan kadın” anlamında aşağılama sözcüğü olarak kullanılması ilginç…

22. sosyete: Bizim kullandığımız söyleniş Fransızca’dan alıntı… Anlamı “topluluk”tur. Bizde önceleri “yüksek sosyete” denen zengin tabakaya sonradan kısaca “sosyete” denmeye başlanmıştır.

15. kokona: Yunanca “kokkona”dan geliyor ve gerçek anlamı “Hristiyan kadın”dır. Bizde ise giyimi ve süslenmesi aşırıya kaçan (yorumu yapanların düşüncesi böyle) yaşlı kadınlar nedense bu biçimde anılıyor.

23. tuvalet: Yalnız bizim dilimizde değil, birkaç dilde daha “hela”ya verilen isim… Aslı, Fransızca “toilette”tir ve “temizlik” anlamına gelir. “Tuvalet kağıdı” ve “tuvalet masası” temizlikle ilgili şeylerdir. “Tuvalet kağıdı”nı referans alarak mekana “tuvalet” ismini vermek yalnız bizim bulışumuz değil… Yunanlar da bunu başarmış. (Yeri gelmişken… “Yunanlı” diye bir ulus yoktur dünyada.)

24. yosma: Gerçek anlamı “şen, güzel genç kadın”ken ne duruma düştüğünü ibretle izliyorum. Kadının neşe ve güzelliğinin gizli kalması gerektiği düşüncesinin bir sonucu…

25. don: Elbette ki “giysi” anlamına geliyor ama “külot”un argosu yapılmış. Zaten ne zaman ki bir sözcüğün yabancı dildeki karşılığı “moda” olur, Türkçesi giderek argolaşır.

26Köstebek: gözsüz tebek sözcüklerinin birleşiminden oluşmaktadır.
Ilıman: liman sözcüğünün Türkçede bozulmuş şeklidir. ılı- fiiliyle bir bağı yoktur.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 23

ANLATIM BOZUKLUKLARI

Her cümle belli bir düşünceyi, duyguyu aktarmak için kurulur. Bu cümlenin, ifade edeceği anlamı açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koyması gerekir. Ayrıca mümkün olduğunca gereksiz unsurlardan arındırılmış olmalıdır. İşte bu özelliği göstermeyen cümleler, anlatım bakımından bozuktur.
Biz, düşüncelerimizi en güzel şekilde cümlelerle dile getiririz. Kurduğumuz cümlelerin kusursuz olması, başarılı bir anlatımın gerçekleşmesini sağlar. Özellikle yazılı anlatımda cümleler, dil bilgisi kurallarına uygun kurulmalı- anlam açık olmalıdır.
Kurduğumuz cümleler birden çok anlama geliyorsa, bu cümleleri okuyan kişi, ne demek istediğimizi anlayamaz. Biz de karşımızdakine düşüncemizi iletememiş oluruz. Yine, cümlede gereksiz bir kelimenin kullanılması ya da cümlenin anlamına uygun kelimelerin seçilmeyişi de anlatım bozukluğuna sebep olur.
Anlatım bozukluklarının türlerini şöyle gruplandırabiliriz:
1. Gereksiz Sözcük Kullanılması: İyi bir cümlede yeterli sayıda sözcük kullanılır. Başka bir deyişle gereksiz sözcüklere yer verilmez. Çünkü, gereksiz sözcük kullanımı cümlenin duruluğunu bozar ve anlatım bozukluğu yaratır.
Bir cümlede gereksiz sözcük bulunduğunu anlamak için, sözcük cümleden çıkarılır. Bu durumda cümlenin anlam ve anlatımında bir bozulma oluyorsa o sözcük gerekli, anlatımında bozulma olmuyorsa ise gereksizdir.
Mecburen karakola gitmek zorunda kaldım.
Son yazdığı romanına isim bulmakta bir hayli zorlanmış.
Uçak, alçalarak havaalanına başarılı bir iniş yaptı.
Araba şu anda yola çıkmak üzere.
Tatile ailesi ile birlikte çıkacaktı.
Vakfımıza karşılıksız bağışta bulundular.
Verilen vaatlerin hiçbiri yerine getirilmedi.
Gitmeden önce bir daha ara.
Yukarıdaki cümlelerdeki altı çizili sözcükler gereksizdir. Çünkü, bu sözlerin anlamı, aynı cümledeki başka sözcük ya da eklerde vardır. Bunların çıkarılması anlamda bir daralmaya yol açmaz.
Bu anlatım bozukluğu şu şekillerde olabilir:
Eş ve Yakın Anlamlı Sözcüklerin Aynı Cümle İçinde Kullanılması:
Atatürk’ün yaptığı yenilikçi devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.
Atatürk’ün yaptığı devrimler, sosyal ve siyasal yaşamımızı kökünden değiştirmiştir.

Yatmadan önce dişlerini fırçalamayı unutma.
Yatmadan dişlerini fırçalamayı unutma.

Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranış biçimlerinde bir gariplik yoktu.
Giyimlerinde, konuşmalarında ve davranışlarında bir gariplik yoktu.

Eş anlamlı kelimelerin bir arada kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Bu konuda herkesin fikir ve görüşünü almalısınız.

Hava sıcaklığı sıfırın altında eksi sekiz derece imiş.

Yirmi dakika geçmesine rağmen program henüz, hâlâ başlamadı.
Güç ve müşkül zamanlarda üstüne düşeni yerine getirir.

Ben çok varlıklı, zengin biri değilim.

Neşeli, sağlıklı, şen bir görünüşü vardı.

Herkesi eleştirip tenkit etmek bize hiçbir yarar sağlamaz.

Anlamı zaten diğer kelimelerde bulunan kelimelerin gereksiz yere kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Şirketteki mevcut ikilik günden güne büyüyor.

Yaşanmış deneyimlerinden hareketle bu sonuca varıyor.

Millî maçın oynanacağı gün yaklaştıkça, ülkedeki heyecan gittikçe artıyor.

Yanına gidiniz, konuşarak derdinizi anlatınız.

Problemi çözmek için iki arkadaş üç saat süre ile uğraştılar.

Japonya’daki arkadaşıyla on yıl boyunca karşılıklı mektuplaştılar.

Az kalsın merdivenlerden düşeyazdı.

Takımın, boyu en kısa oyuncusu bendim.

Öğretmeniyle bütün ders boyunca tartıştı.

2. Gereksiz Yardımcı Eylem Kullanımı: “Etmek, olmak, eylemek, kılmak” gibi yardımcı eylemlerin görevi; kendisinden önce gelen isim soylu sözcüğü yüklemleştirmek, ona iş, oluş, hareket ve kılış anlamları katmaktır. İsim soylu sözcük, bir ekle aynı anlamı verecekse; yardımcı eylemin kullanımı gereksizdir.
Sanırım ondan kuşku ettiğimizi anladı.
Sanırım ondan kuşkulandığımızı anladı.

Bizi arayacağını umut etmiştim.
Bizi arayacağını ummuştum.

Hükümet, çözülecek olan sorunları bir bir ele aldı.
Hükümet, çözülecek sorunları bir bir ele aldı.

hasta olmak – hastalanmak
hesap etmek – hesaplamak
yaşlı olmak – yaşlanmak

3. Sözcüğün Yanlış Anlamda Kullanılması: Dilimizde bazı sözcükler, anlam inceliklerine dikkat edilmeden kullanılır. Sözcükleri kendi anlamını yansıtacak şekilde kullanmamak veya uygun olmayan yerde kullanmak anlatım bozukluğuna yol açar. Böyle bir yanlışa düşmemek için hangi sözcüğün nerede kullanılıp nerede kullanılmayacağını çok iyi bilmek zorundayız.
Ülkenin bunalıma girmesini sağlayan bu tür açıklamalardan kaçınmak gerekir.
Ülkenin bunalıma girmesine neden olan bu tür açıklamalardan kaçınmak gerekir.

Bu tür bilimsel çalışmalar, dilimizin zenginleşmesine neden olacak.
Bu tür bilimsel çalışmalar, dilimizin zenginleşmesine katkıda bulunacak.
Uyarı: “Sağlamak” ya da “katkıda bulunmak” elde edilmesi istenen olumlu bir sonuca ulaşmaktır. İstenmeyen sonuçlar ortaya çıktığında “neden olmak” kullanılır.
Avukat, sanığın suçlu olduğunu savunuyor.
Avukat, sanığın suçlu olduğunu öne sürüyor.

Muhalefet partileri, enflasyonun üç haneli rakamlara yükseldiğini savundu.
Muhalefet partileri, enflasyonun üç haneli rakamlara yükseldiğini öne sürdü.
Uyarı: “Savunma” bir saldırıya ya da düşünceye karşı olan davranıştır. Ortada böyle bir durum yoksa “savunma” yerine “öne sürme” ya da “iddia etme” kullanılır.

Çömleğin üzerine yazılmış desenlere hayranlıkla bakıyordu.
Çömleğin üzerine çizilmiş desenlere hayranlıkla bakıyordu.

Hırsız, kadının kolundaki çantayı zorla çalıp kaçtı.
Hırsız, kadının kolundaki çantayı zorla alıp kaçtı.

Zor şartlar altında çalışan işçilerin sağlık durumları aksadı.
Zor şartlar altında çalışan işçilerin sağlık durumları bozuldu.

Bu tür tatbikatlarda ölüm şansı her zaman mevcut.
Bu tür tatbikatlarda ölüm olasılığı her zaman mevcut.

Bugün bir buzdolabının ücretiyle on yıl önce bir araba satın alınabilirdi.
Bugün bir buzdolabının fiyatıyla on yıl önce bir araba satın alınabilirdi.

Güzelliğinin farkında olduğunu belirten davranışlar sergiliyordu.
Güzelliğinin farkında olduğunu gösteren davranışlar sergiliyordu.

Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar sağlamaktadır.
Kimi uyarıcı ilaçlar, sporculara yarardan çok zarar vermektedir.

Davranışlarıyla arkadaşlarının üzülmesini sağladı.
Davranışlarıyla arkadaşlarının üzülmesine neden oldu.
Bir kelimenin yerine yanlış anlam verecek şekilde başka bir kelime kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Petrol fiyatlarının ucuzlamasına halk olumlu tepki gösterdi.

Küçük kızın saçları hayli büyümüş.

Ormanda yetişen bir çam fidanını salonunuzdaki saksıya ekemezsiniz.

Son dakika içerisinde attığı golle takımının galip gelmesine yol açtı.

Başarısızlığını düzensiz çalışmasına borçludur.

Bu, Türkiye’ye özel bir durumdur.

Buradan gidersek yakalanma şansımız nedir?

4. Birbiriyle Karıştırılan Sözcüklerin Kullanılması: Kimi sözcükler aynı kökten türediği için yazılış ve okunuş olarak birbirine benzer; ancak bunların anlamları farklıdır. Bu sözcükler karıştırılıp birbirinin yerine kullanılırsa, anlatım bozukluğu ortaya çıkar.
Bu kadar çekimser olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.
Bu kadar çekingen olmana gerek yok; aralarına katıl, girişken ol.

Bunca yağmura karşılık barajlarda yeterince su birikmemiş.
Bunca yağmura karşın barajlarda yeterince su birikmemiş.

Bu iki olay arasındaki ayrıntıyı kimse hesaba katmıyor.
Bu iki olay arasındaki ayrımı kimse hesaba katmıyor.

Ahmet Bey, saygılı kişiliğiyle çevresine örnek olmuştu.
Ahmet Bey, saygın kişiliğiyle çevresine örnek olmuştu.

Bu eski makineler artık işlemlerini yerine getiremiyor.
Bu eski makineler artık işlevlerini yerine getiremiyor.

Yaşantısının en zor günlerini sürgüne gönderildiği Malta’da geçirdi.
Yaşamının en zor günlerini sürgüne gönderildiği Malta’da geçirdi.

İş kazalarının çokluğu, iş güvencesinin olmadığını gösteriyor.
İş kazalarının çokluğu, iş güvenliğinin olmadığını gösteriyor.

Toprağın oluşumunda başta gelen etkin, rüzgârdır.
Toprağın oluşumunda başta gelen etken, rüzgârdır.

Birbiriyle karıştırılan sözcüklerin kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Bu iki sınıf arasındaki ayrıcalık tespit edilemedi.

Yeni kaydolan öğrenciler bu kadar çekimser davranması normaldir.

Bu, Türkiye’ye özel bir durumdur.

5. Kelimelerin Yanlış Yerde Kullanılması: Bir cümlede her sözcüğün yerli yerinde, başka bir deyişle her sözcüğün kullanılması gereken yerde olması gerekir. Cümle içindeki bir tek sözcüğün bile yerini değiştirmek farklı anlamlar, farklı yorumlar ve yargılar oluşturur. Kimi zaman da mantıksal tutarsızlıklara yol açar. İyi bir cümlede kelimelerin cümlenin akışına ve anlamına uygun yerlerde kullanılması gerekir. Yoksa ifade değişir, anlatılmak istenen tam söylenemez.
Ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış ülkemizin belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.
Ülkemizin ekonomik ve sosyal yönden geri kalmış belli bölgelerine kalkınmada öncelik tanınacak.

Ankara’da Kızılay’ın yapılan yeni binası görkemli olacak.
Kızılay’ın Ankara’da yapılan yeni binası görkemli olacak.

Okulu bitirince doktor olarak doğduğu kasabada çalışmaya başladı.
Okulu bitirince doğduğu kasabada doktor olarak çalışmaya başladı.

Yeni eve gelmiştim ki dışarıda bir kızıl kıyamet koptu.
Eve yeni gelmiştim ki dışarıda bir kızıl kıyamet koptu.

Meclis 298 oya karşılık 152 oyla erken seçim kararı aldı.
Meclis 152 oya karşılık 298 oyla erken seçim kararı aldı.

Geçen gün, görkemli bir törenle dünya evine giren sanatçı çift, boşanmak için dava açmış.
Görkemli bir törenle dünya evine giren sanatçı çift, Geçen gün, boşanmak için dava açmış.

Eğitim, en etkili televizyonla verilir.
En etkili eğitim, televizyonla verilir.

Otobüs yoğun sis yüzünden karşıdan gelmekte olan kamyonla çarpıştı.
Otobüs karşıdan gelmekte olan kamyonla yoğun sis yüzünden çarpıştı.

Haber programları tekrar tekrar vurulan sivilleri gösteriyor.
Haber programları vurulan sivilleri tekrar tekrar gösteriyor.

Kelimelerin yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Yeni durağa gelmiştik ki otobüs de hemen geldi.

Bu toplantıda çekinmeden düşünceler dile getirilmeli.

Her yolda kalan insana yardım etmeliyiz.

İdare, henüz yarın ders yapılıp yapılmayacağını bildirmedi.

İzinsiz inşaata girilmez.

6. Anlamca Çelişen Sözcüklerin Kullanılması: Anlamca cümlenin yargısıyla uyuşmayan, cümlede iletilen yargıyla çelişen ya da karşıtlık yaratan sözlerin bir arada kullanılması önemli bir anlatım kusurudur. Anlamları birbirine ters sözcüklerin aynı cümlede kullanılmasıdır. Cümlenin anlamında çelişki, genellikle “kesinlik” ve “olabilirlik” anlamı taşıyan sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanır.
Kapının önünde tamı tamına üç beş nöbetçi vardı.
Kapının önünde üç beş nöbetçi vardı.

Aşağı yukarı tam üç ay önce benzer bir yazı daha çıkmıştı.
Üç ay önce benzer bir yazı daha çıkmıştı.

Gazetede çıkan bu haber, mutlaka bakanın da kulağına erişmiş olmalı.
Gazetede çıkan bu haber, bakanın da kulağına erişmiş olmalı.

Milli Savunma Bakanı, kesinlikle askeri bir çözüme başvurulmayacağını umduğunu belirtti.
Milli Savunma Bakanı, kesinlikle askeri bir çözüme başvurulmayacağını belirtti.

Eminim ki bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.
Bunca gürültü patırtı en çok onu üzmüş olsa gerek.

Onun önümüzdeki ay, ailesini mutlaka ziyaret edeceğini zannediyorum.
Onun önümüzdeki ay, ailesini ziyaret edeceğini zannediyorum.

Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda belki alacaksın.
Kuşkusuz bütün çalışmalarının ödülünü sonunda alacaksın.

Bu istek, hiç şüphesiz onun kulağına gitmiş olabilir.
Bu istek, hiç onun kulağına gitmiş olabilir.

Bundan aşağı yukarı on yıl önceydi.
Bundan on yıl önceydi.

Birbiriyle çelişen sözlerin bir arada kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Kesinlikle yarın gelebilirler.

Şüphesiz bu sözleri bütün öğrenciler duymuş olmalı.

Aşağı yukarı bundan tam yirmi yıl önceydi.

Sözünü ettiğiniz şairin herhâlde on altıncı asırda yaşadığını zannediyorum.

Eminim bu saatlerde eve gelmiş olmalı.

Mutlaka bir gün çocukluk arkadaşlarını belki yine arayacak.

Yanılmıyorsam, bu ikisinin aynı şey olduğunu tahmin ediyorum.

Derse en erken giren öğretmen benim. O, benden en az on dakika sonra derse girer.

7. Mantıksal Tutarsızlık: Bir cümlede, iletilmek istenen anlamın eksiksiz olabilmesi için düşünce ve mantık son derece önemlidir. İyi bir anlatımda sağlam bir düşünme ve mantık yürütme temel koşuldur. Mantıksal hataları ve tutarsızlıkları içeren cümleler, dil bilgisi kurallarına uygun olsalar bile anlamı ve yargıyı eksiksiz iletmezler. Bu tür yanlışlar genellikle dikkatsizlik sonucu ortaya çıkar.
Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere hatırlatmaya çalıştık.
Önümüzdeki haftanın önemli programlarından bazılarını sizlere tanıtmaya çalıştık.

Önlem alınmazsa bu hastalık ölüme, hatta kısmi felce neden olabilir.
Önlem alınmazsa bu hastalık kısmi felce, hatta ölüme neden olabilir.

Son turda atlet, arkasındaki yarışçıyı bir hamlede geçti.
Son turda atlet, önündeki yarışçıyı bir hamlede geçti.

Düşünme ve mantık hatalarından (yani sözcüklerin yanlış anlamda kullanılması ya da anlamca çelişmesi) kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.

Bütün çalışan insanlar mühendis oluyor.

Yazar, gelecekle ilgili anılarını yazacakmış.

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçları üzerine Atatürk şöyle der.

Problemleri karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözeceğiz.

Yiyecek bir lokma ekmeğimiz hatta yemeğimiz bile yok.

Bu yazıyı değil okumak, anlamak bile imkânsız.

Bölgeyi iyi tanımasına rağmen her yeri gezdi.

Yarın mutlaka bir gazete almayı unutmayın.

Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum.

8. Atasözü ve Deyimlerin Yanlış Kullanılması: Deyim ve atasözleriyle ilgili iki tür yanlışlık yapılabilir:
a) Deyimler ve atasözleri, kalıplaşmış söz gruplarıdır. Bu kalıpların bozulması ve bir sözün yerine eş anlamlısının getirilmesi anlatım bozukluğu yaratır.
b) Bir deyimin ilettiği anlamla, cümlenin taşıdığı anlam arasında bir uyumsuzluğun olması anlatım bozukluğuna neden olur.
Bir koyundan iki deri çıkmaz.
Bir koyundan iki post çıkmaz.

Haydi bakalım seç pirincin taşını.
Haydi bakalım ayıkla pirincin taşını.

Tüm itirazlara göz yummuştu.
Tüm itirazlara kulak tıkamıştı.

Benim verilmeyecek hiçbir hesabım yoktur; başım açıktır.
Benim verilmeyecek hiçbir hesabım yoktur; alnım açıktır.

Biti deve yapmak.
Pireyi deve yapmak.

Çok sevinçliydi. Adeta etekleri tutuşmuştu.
Çok sevinçliydi. Adeta etekleri zil çalmıştı.

Atasözleri ve deyimlerin yanlış anlamda kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Damlaya damlaya deniz olur.

Yaramazlıklarıyla hemen, öğretmenin gözüne girdi.

Derdini söylemeyen, ilaç bulamaz.

Şimdi yan oturup doğru konuşalım. Bu ülkenin hali ne olacak?

9. Noktalama Yanlışları: Noktalama işaretlerinin eksik ya da yanlış yerde kullanılması; cümleleri bir anlam belirsizliğine sürükleyebileceği gibi cümleden birden fazla anlam çıkmasına da yol açabilir. Bu nedenle noktalama işaretlerinin anlama etkileri ve kullanıldığı yerler iyi bilinmelidir. Yanlış kullanımlar ortaya çıkarsa amaçlanan anlama ulaşmak mümkün olmaz. Bu durumlar da cümlede bir anlatım bozukluğu yaratır.
Yabancı dükkandaki eşyaları beğenmedi.
Yabancı, dükkandaki eşyaları beğenmedi.

Bebekler için, ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.
Bebekler için ağlamak, açlık ve korku gibi durumların en doğal ve tek anlatım biçimidir.

Kadın şoförü şöyle bir süzdü.
Kadın, şoförü şöyle bir süzdü.

Misafir odasına doğru yürüdü.
Misafir, odasına doğru yürüdü.
Ahmet, misafir odasına doğru yürüdü.

Genç sürücüye bir şeyler söyledi.
Genç, sürücüye bir şeyler söyledi.

Noktalama işaretlerinin yanlış kullanılmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
O arabaya bindi.

İhtiyar adamı karşıya geçirdi.

İhtiyar çobanla konuşmaya devam ediyordu.

10. Tamlama Yanlışlıkları: Sıfat ve isim tamlamalarının aynı tamlanana bağlanması anlatım bozukluğuna yol açar. Çünkü isim tamlamalarında tamlanan iyelik eki aldığı halde, sıfat tamlamalarında tamlanan ek almaz. Dolayısıyla tamlananlar, niteliği farklı olduğundan ortak kullanılamaz.
Kaza yerine birçok askeri ve polis aracı geldi.
Kaza yerine birçok askeri araçla polis aracı geldi.

Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de zamanıdır.
Onun böyle işlerle uğraşmaya ne vakti vardı ne de bunun zamanıdır.
İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katıldı.
İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katıldı.

Bu önlemler ekonomik ve sağlık açısından olumlu sonuçlar verdi.
Bu önlemler ekonomik açıdan ve sağlık açısından olumlu sonuçlar verdi.

Tamlama yanlışlarından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Bu ülkeye teknik ve bilgi yardımında bulunulacak.

Pasta ve meyve suyu ikram edilecek.

Verilen cümledeki özne ve zarf tümlecini bulun.

Son derste belgisiz ve sayı sıfatlarını öğrendik.

Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.

Kar yüzünden tüm özel ve devlet okulları tatil edildi.

Ülkemiz Bosna’ya askerî ve gıda yardımı yaptı.

Şehrimizde çeşitli kültürel ve sanat etkinlikleri gerçekleştirildi.

11. Eklerin Yanlış Kullanılması: Bir sözcüğe, gelmesi gereken ekin dışında yanlış bir ekin getirilmesi de kimi zaman anlatım bozukluğuna yol açar.
“Her insan çevreyi korumak ve doğanın kirletilmesini önlemek için gerekli duyarlılığı göstermesi gerekir.” cümlesinde “göstermesi” kelimesindeki iyelik ekinin sözcüğü nereye bağladığı belli değildir. Çünkü, “Kimin gerekli duyarlılığı göstermesi gerekir?” diye sorarsak “Her insanın…” cevabını alırız. Demek ki “insan” kelimesine ilgi eki “-in” getirilmelidir. Cümlenin doğrusu şöyle olur:
Her insanın, çevreyi korumak ve doğanın kirletilmesini önlemek için gerekli duyarlılığı göstermesi gerekir.

İsteğimiz, sınavları kazanmamızdır.
İsteğimiz, sınavları kazanmaktır.

Sınavı kazanmasının nedeni çok çalışmış olmasındandır.
Sınavı kazanmasının nedeni çok çalışmış olmasıdır.

Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olduğundan kaynaklanıyor.
Sorun arkadaşlarımızın bizi bu konuda iyi aydınlatmamış olmasından kaynaklanıyor.

Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesine sağlamak gerekir.
Okuduklarını ezberlemek değil, tartışarak özümlemesini sağlamak gerekir.

Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşulmamıştır.
Her ne kadar şehir dışına taşınmışsak bile beklenen rahatlığa kavuşamadık.

Gereksiz Ek Kullanımı:
İhaleye birçok yerli ve yabancı firmalar katılmıştı.
İhaleye birçok yerli ve yabancı firma katılmıştı.

Bu bestesi onun en tanınmış eseridir.
Bu beste onun en tanınmış eseridir.

Babamın başı ağrıdığında aspirin içerdi.
Babam başı ağrıdığında aspirin içerdi.

Eklerin yanlış kullanımından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Öğrencilerin başarısına ilgilenmek gerekir.

Bizi en çok sevindiren onun bu sınavı kazandığıdır.

Bazı yolcuların giriş işlemleri yapmaya başlandı.

Dünkü toplantıda Ali bize sınıf arkadaşlarını tanıştırdı.

Biricik arzumuz sınavı kazanmak ve iyi bir bölüme girmemizdir.

Yazarlarımızın köy yaşantısına ilgilenmeleri toplumumuz açısından çok yararlıdır.

Uzun yıllardan bu yana bu köyde yaşardım.

Bu yazı kısa zamanda yerine ulaşılabilir.

Konutlar daha sağlam yapılanabilirdi.

Eti tuzlamasan, böyle kokturursun.

Olay, yapılan soruşturma sonucunda ortaya çıktı.

12. Öğe Eksikliklerinden Kaynaklanan Anlatım Bozuklukları:
a) Yüklem Eksikliği: Yüklem eksikliği daha çok sıralı ve bağlı cümlelerde ortaya çıkar. Öge ortaklığı bulunan böyle cümlelerde tek yüklem kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar.
“Sinemada sigara ve kabuklu yemiş yenmez.” cümlesinde “yenmez” yüklemine iki nesne bağlanmış ve “sigara yenmez” diye bir anlam ortaya çıkmıştır. “Sigara” nesnesine de bir yüklem getirilmesi gerekir. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
“Sinemada sigara içilmez ve kabuklu yemiş yenmez.”

Çok az veya hiç çalışmadan sınava girdiler.
Çok az çalışarak veya hiç çalışmadan sınava girdiler.

İş konusunda ben onu, o da beni etkilemek istemez.
İş konusunda ben onu etkilemek istemem, o da beni etkilemek istemez.

Kasadaki adam bir yandan para, bir yandan da paket yapıyordu.
Kasadaki adam bir yandan para alıyor, bir yandan da paket yapıyordu.

Pikniğin bütün cefasını ben, sefasını o sürüyor.
Pikniğin bütün cefasını ben çekiyorum, sefasını o sürüyor.

Örgütün yasal ve yasal olmayan yollardan topladığı paralara el kondu.
Örgütün yasal olan ve yasal olmayan yollardan topladığı paralara el kondu.

Bugünkü nöbeti sen, yarınkini de Ali tutacak.
Bugünkü nöbeti sen tutacaksın, yarınkini de Ali tutacak.

Ne sen beni, ne de ben seni gördüm.
Ne sen beni gördün, ne de ben seni gördüm.

Yüklem eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
İstanbul’a iki kez, İzmir’e hiç gitmedim.

Ben kırmızıyı, eşim yeşili sever.

Ülkenin koruyucu hekimliğe olan ihtiyacı tespit ve giderilmeye çalışılıyor.

Bülent çok samimi ve ona çok yakınlık göstermişti.

Geceleri az, gündüzleri hiç uyumam.

Masayı ben, sandalyeleri eşim yerleştirdi.

b) Özne Eksikliği: Özne, cümlenin temel ögelerindendir. Cümlede özne bulunmaması anlatım bozukluğuna neden olur. Daha çok ortak özneli cümlelerde özne -yüklem uyuşmazlığı olur. Kişi ve sayı bakımından ortaya çıkan bu uyuşmazlık cümlede özne eksikliği yaratır.

“Annemin sinirleri epeyce bozulmuş ve çok üzülmüştü.” cümlesi bağlı cümledir. Bu cümleyi oluşturan cümlelerin birincisinde bir öge eksikliği yoktur; çünkü “Annemin sinirleri” özne, “bozulmuş” ise yüklemdir. Bu bağlı cümleyi oluşturan ikinci cümlenin ise öznesi eksiktir. “üzülmüştü” yüklemine sorulan “Kim?” sorusuna yanıt alınamıyor. “Annemin sinirleri” ikinci cümlenin de öznesi gibi görülerek anlatım bozukluğuna yol açıyor. Bu bozukluk ikinci cümleye özne ekleyerek giderilebilir. O halde cümlenin doğru şekli şöyle olmalıdır:
“Annemin sinirleri epeyce bozulmuş ve annem çok üzülmüştü.”

Bağıran çocuğa engel olunarak odadan çıkarıldı.
Bağıran çocuğa engel olunarak çocuk, odadan çıkarıldı.

Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve ikinci baskıya girecek.
Kitaptaki yanlışlar düzeltilecek ve kitap ikinci baskıya girecek.

O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle çok çabuk satılmış.
O resimlerinde pastel renkleri kullanmış, bu nedenle resimleri çok çabuk satılmış.

Özne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Orhan’ın sinirleri epeyce bozulmuş ve oldukça üzülmüştü.

Hiçbiri düzenli çalışmamış, sınıfta kalmıştı.

Herkes görüyor ama yardım etmiyordu.

Kitabın birinci baskısındaki yanlışlar düzeltilerek yeniden basıldı

Bu kişinin geliri nedir? Kimlerle konuşur, nerede oturur?

Çocuğun karnı acıkmıştı ve uykusuzdu.

Soruyu çözemedi; çünkü çok zordu.

Önceki gün sokakta kimse kalmamıştı, eve kapanmıştı.

Herkes sorunun doğru cevabını bulmaya çalışıyor, sorunun yanlış olabileceğini düşünmüyordu.

Bu tür programların kalitesi düşüyor, izlenmez oluyor.

Özne Yüklem Uyumsuzluğu (Uyuşmazlığı): İyi bir cümlede tekillik-çoğulluk, olumluluk-olumsuzluk ve şahıs bakımından özne ile yüklem arasında bir uyum olması gerekir. Eğer özne ile yüklem arasında bir uyum yoksa, anlatım bozukluğu olur.
Cümlede özne tekilse yüklem de tekil; özne çoğulsa yüklem de çoğul olur.
Kardeşim bugün evde kalacak.
Özne Tekil Yüklem Tekil

Dostlar yıllar sonra bir araya geldiler.
Özne Çoğul Yüklem Çoğul

Bitki, hayvan, organ, cansız varlıklar ve zaman adları, çoğul özne olarak kullanıldığında yüklem tekil olur.
Meyveler bu yıl geç çiçek açtı.
Özne bitki çoğul Yüklem tekil

Köpekler sabaha kadar havladı.
Özne hayvan çoğul Yüklem tekil

Yürümekten ayaklarım ağrıdı.
Özne organ çoğul Yüklem tekil

Aradan haftalar geçti.
Özne zaman çoğul Yüklem tekil

Söze saygı, alay ya da küçümseme anlamı katılmak istenirse özne tekil, yüklem çoğul olur.
Beyefendi hala kalkmadılar mı?
Özne tekil Yüklem çoğul
Ayşe Hanım henüz gelmediler.
Özne tekil Yüklem çoğul

Cümlede özne kişi zamiri ise yüklemin kişi eki de aynı zamiri gösterir.
Ben tiyatroya gidiyorum.
Özne Yüklem
1.Tekil kişi 1. Tekil kişi

Biz yakında bu araştırmayı bitireceğiz.
Özne Yüklem
1. Çoğul kişi 1. Çoğul kişi

Özne 1. ve 2. tekil kişi ise, yüklem 1. çoğul kişi olur.
Ödevi sen ve ben hazırlarız.
Özne Yüklem
2. ve 1. Tekil kişi 1. Çoğul kişi

Özne 1. ve 3. tekil kişi ve 1. ve 3 çoğul kişi ise yüklem 1. çoğul kişi olur.
Şiir etkinliğini ben ve Ali (o) izledik.
Özne Yüklem
1. ve 3. Tekil kişi 1. Çoğul kişi

Özne 2. ve 3. tekil kişi ve 2. ve 3 çoğul kişi ise yüklem 2. çoğul kişi olur.
Sen ve Ayşe (o) bana yardım edebilirsiniz.
Özne Yüklem
2. ve 3. Tekil kişi 2. Çoğul kişi

“Ağaçlar yapraklarını döküyorlar.” Cümlesinin öznesi “ağaçlar” insan dışı bir varlık olduğu için, çoğul da olsa tekil yüklemle kullanılmalıdır. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
Ağaçlar yapraklarını döküyor.

“Ahmet ve kardeşi gezmeye gitti.” cümlesinin öznesi “Ahmet ve kardeşi” iki kişiden oluşmuştur. Bu özne onlar zamiri ile anlatılır. Bu durumda cümlenin yüklemi de “onlar” ı karşılayan 3. çoğul kişi olmalıdır. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
Ahmet ve kardeşi gezmeye gittiler.

“Sen ve Berkay dün nereye gitti?” cümlesinin öznesi 2. ve 3. tekil kişi olduğuna göre cümlenin yüklemi 2. çoğul kişi olmalıdır. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
Sen ve Berkay dün nereye gittiniz?

Uyarı: Türkçe’de bazı özneler olumlu, bazı özneler ise olumsuz anlamlar verdiği için bu cümlelerin yüklemleri de özneye göre olumlu ya da olumsuz olması gerekir. Eğer özne “kimse, hiçbiri, hiç kimse” gibi kelimelerden oluşuyorsa yüklem olumsuz olmalıdır. Eğer özne “hepsi, herkes” gibi kelimelerden oluşuyorsa yüklem olumlu olmalıdır. Özellikle sıralı cümlelerde farklı yüklemlerin aynı özneye bağlanması durumunda özne-yüklem uyumsuzluğunun ortaya çıkabileceğini unutmamalıyız.

“Hiçbiri onun öldüğüne inanmıyor, hayret ediyordu.” cümlesinde “inanmayanlar” ve “hayret edenler” aynı kişiler fakat “hiçbiri” olumsuz bir özne olduğu için yüklemi de olumsuz çekimlendiği halde “hayret ediyordu” olumlu çekimlenmiştir. Dolayısıyla anlatım bozukluğu olmuştur. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
Hiçbiri onun öldüğüne inanmıyor, herkes hayret ediyordu.

Herkes onu seviyor, üzmüyordu.
Herkes onu seviyor, kimse üzmüyordu.

Herkes sevinç içindeydi, üzülmüyordu.
Herkes sevinç içindeydi, kimse üzülmüyordu.

Özne-yüklem uyumsuzluğu – farklı yüklemlerin aynı özneye bağlanmasından kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Herkes ondan nefret ediyor, yüzünü görmek istemiyordu.

Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinden ısrar ediyordu.

Bu tür dergilerin sayısı azalıyor, okunmaz oluyor.

Ellerim çok üşüdüler.

Günler iyice uzuyorlar.

Güzellikler giderek kayboluyorlar.

Ordu düşmanın üzerine hücum ettiler.

İki işçi, yaklaşık iki saat çalıştılar.

Kuzular meleşmeye başladılar.

Bu iş yerini ben, öğretmen arkadaşım Ali açtı.

c) Nesne Eksikliği: Yüklemi geçişli eylem olan cümlelerde nesne bulunmalıdır, bulunmazsa cümledeki başka bir öge, nesne gibi görünerek anlatım bozukluğuna yol açar.
“Kızına sarıldı, doyasıya öptü.” cümlesinde “Kimi öptü?” sorusunun yanıtı yoktur. “Kızına” dolaylı tümleci, nesne gibi görünerek anlatım bozukluğuna yol açmıştır. Cümlenin doğrusu şu şekilde olmalıdır:
“Kızına sarıldı, onu doyasıya öptü.”

Buna ancak öğretmen karar verir ve uygular.
Buna ancak öğretmen karar verir ve bunu uygular.

Kadına her fırsatta bağırıyor, sürekli aşağılıyordu.
Kadına her fırsatta bağırıyor, kadını sürekli aşağılıyordu.

Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, yerine oturttu.
Çocuğun gözlerindeki yaşı silip, çocuğu yerine oturttu.

Nesne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Bu konuda öğrenciler aralarında anlaşıp karar verecekler ve uygulayacaklar.

Söylenenlere hemen inanıyor ve her yerde savunuyordu.

Kendisine bütün sınıf adına teşekkür eder ve tebrik ederim.

Onlara niçin bu kadar yardım ediyor ve destekliyorsun?

Büyüklere gereken saygıyı göstermeli, incitmemeliyiz.

Bize yardım edeceklerine inanıyor ve bekliyoruz.

d) Dolaylı Tümleç Eksikliği: Her cümlede dolaylı tümleç olmayabilir; ancak kimi cümlelerde dolaylı tümleç kullanılmaması cümledeki başka bir sözcüğün dolaylı tümleç gibi anlaşılmasına yol açarak anlatım bozukluğuna neden olur.
“Nazlı kardeşini çok sever, sık sık armağanlar alırdı.” cümlesinde “Kime armağanlar alırdı?” sorusunun yanıtı (dolaylı tümleç) yoktur. Cümlenin nesnesi (kardeşini) dolaylı tümleç gibi görünerek anlatım bozukluğuna yol açmıştır. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
“Nazlı kardeşini çok sever, ona sık sık armağanlar alırdı.”

Alanya’yı çok sevmişti, dönmeyi düşünmüyordu.
Alanya’yı çok sevmişti, Alanya’dan dönmeyi düşünmüyordu.

Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman mektup yazdı.
Beni hiçbir zaman unutmadı, her zaman bana mektup yazdı.

Sana her konuda güveniyor ve yardım bekliyoruz.
Sana her konuda güveniyor ve senden yardım bekliyoruz.

Dolaylı tümleç eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.

Kayaya yaklaşıyor muyuz, yoksa uzaklaşıyor muyuz?

Öğrencileri, teşvik etmeli, yüreklendirmeli, destek olmalıyız.

Olanları böyle değerlendirmek, bu gözle bakmak gerekir.

Öğrencileri rahat edecekleri odalara yerleştirmiş, bütün imkânları sağlamıştı.

Duvarları kirletmek, yazı yazmak kesinlikle yasaktır.

e) Zarf Tümleci Eksikliği: Her cümlede zarf tümleci olmayabilir; ancak kimi cümlelerde zarf tümlecinin kullanılmayışı kapalılığa yol açarak anlatım bozukluğuna neden olur.
Her zaman senin yanındayım, seni yalnız bırakmayacağım.
Her zaman senin yanındayım, hiçbir zaman seni yalnız bırakmayacağım.

Hiçbir zaman kendini düşünmedi, ailesinin mutluluğu için çalıştı.
Hiçbir zaman kendini düşünmedi, her zaman ailesinin mutluluğu için çalıştı.

f) Edat Tümleci Eksikliği: Her cümlede edat tümleci olmayabilir; ancak kimi cümlelerde edat tümlecinin kullanılmayışı kapalılığa yol açarak anlatım bozukluğuna neden olur
“Eşimi çok severim; her konuda çok iyi anlaşırız.” Cümlesinde kiminle çok iyi anlaşıldığı belirtilmeyerek, bir anlam belirsizliği ortaya çıkmıştır. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
“Eşimi çok severim; onunla her konuda çok iyi anlaşırız.”

Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce sohbet ederdi.
Akşamları kitapçıya uğrar, saatlerce onunla sohbet ederdi.

Arkadaşımın babası geldi, bir süre sohbet ettik.
Arkadaşımın babası geldi, bir süre onunla sohbet ettik.

Bu güçlüklere nasıl göğüs gerdi, nasıl başa çıktı?
Bu güçlüklere nasıl göğüs gerdi, bu güçlüklerle nasıl başa çıktı?

13. Ek Fiil Eksikliğinden Kaynaklanan Anlatım Bozuklukları: Sıralı isim cümlelerinde ek fiilin kullanılmaması anlatım bozukluğu oluşturur.
“Bakışları güzel; ama dostça değildi.” cümlesinde “değildi” ek eylemi ortak kullanılmış ve birinci cümleye “Bakışları güzel değildi.” anlamı vermiştir. Bu durumda birinci cümlenin yüklemine de bir ek eylem eklemek gerekir. Cümlenin doğrusu şöyle olmalıdır:
“Bakışları güzeldi; ama dostça değildi.”

Murat çok şişman, boyu da uzun değildi.
Murat çok şişmandı, boyu da uzun değildi.

O yaşlı şair geleneklere bağlı, ama yeniliklere kapalı değildi.
O yaşlı şair geleneklere bağlıydı, ama yeniliklere kapalı değildi.

Hava açık; ama sıcak değildi.
Hava açıktı; ama sıcak değildi.

Ek fiil eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluklarını bulup düzeltiniz.
Yaşı küçük; boyu da uzun değildi.

İfadesi düzgün; yalnız mimikleri anlamlı değildi.

Seradaki saksılar büyük; toprakları da az değildi.

İhsan KIRBAŞ
Türk Dili ve Edb. Öğrt.
BAFRA LİSESİ

Aşağıdaki cümlelerdeki anlatım bozukluklarını bularak, düzeltiniz.
Ekşi yiyecekleri az , acıyı ise hiç yemezdi.

Bu yazıyı değil okumak, anlamak bile imkânsız.

Ben ona ağabey, o da bana kardeşim derdi.

Toplantıda pasta ve meyve suyu ikram edildi.

Biricik arzum bu yılki sınavı kazanmak ve iyi bir bölüme girmemizdir.

Bu işi ben ve sen yapmalısınız.

Kendisine bütün sınıf adına teşekkür eder ve tebrik ederim.

Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum.

Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.

Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinde ısrar ediyordu.

Bir yıl boyunca devamlı çalışarak kazanıldı.

Bu yasadan özel ve kamu kuruluşlarında çalışanlar yararlanacak.

Dünkü toplantıda Ali bana okul arkadaşını tanıştırdı.

Beyin zarı iltihapları iyi tedavi edilmezse ölüme hatta sara nöbetlerine yol açabilir.

Her yolda kalan insana yardım etmeliyiz.

Bu tür konuşmalar gözlerimi yaşartırlar.

Şüphesiz ki bu sözleri bazı öğrenciler duymuş olmalı.

Başarısını düzensiz çalışmasına borçludur.

Kitap için kendisine verilen paranın eksik ve yeterli olmadığını söyledi.

Herkes onu görmek istemiyordu.

Japonya’daki arkadaşıyla on yıl boyunca karşılıklı mektuplaşmış.

Büyüklere gereken saygıyı göstermeli ve incitmemeliyiz.

Bu erikler çok tatlıdırlar.

Yanına gidin, konuşup derdinizi anlatın.

Bu konuda söylenenlere inanıyor, her yerde öne sürüyordu.
Ağaç bayramında ben de birkaç fidan ektim.

Karaya yaklaşıyor mu, yoksa uzaklaşıyor muyuz?

Hiç kimse bu paraya bu işi yapar.

Erzurum’da hava sıcaklığı sıfırın altında eksi otuz dolaylarındaydı.

Güç ve müşkül zamanlarda üstüne düşeni yerine getirir.

Mutlaka bugün çocukluk arkadaşını belki arayacak.

Öğrencileri, teşvik etmeli, yüreklendirmeli, destek olmalıyız.

Şirketteki mevcut ikilik günden güne büyüyor.

Bu iki sınıf arasındaki ayrıcalık tespit edilemedi.

Yeni kaydolan öğrencilerin bu kadar çekimser davranmalarına bir anlam veremiyorum.

Son dakikada attığı golle takımının galip gelmesine yol açtı.

Sınavı düzenli çalışmasına karşın kazandı.

Ülkemizde bu tür ameliyatlarda ölüm şansı Avrupa’da yapılanlardan ancak yüzde bir fazladır.

Aşağı yukarı bundan tam iki yıl önceydi.

Oturduğu yerden ayağa kalktı, yanıma geldi.

O fabrikada benim iyi tanıdığım bir adam var.

Parktaki yeşil çimenlere basınca bekçiyi kızdırdık.

Kardeşim yanıma geldi, kulağıma yavaşça bir şeyler fısıldadı.

Arkadaşım gizli sırlarımızı ona da söylemiş.

Bugünden sonra sağlığınıza, sıhhatinize dikkat etmelisiniz.

Köyde birçok hayvanlar ölmüş.

Bana yardım ederek, işi kısa sürede bitirmeme neden oldu.

Türk Dili ve Edb. Öğrt.
İHSAN KIRBAŞ
BAFRA LİSESİ

Aşağıdaki cümlelerdeki anlatım bozukluklarını bularak, düzeltiniz.
Ekşi yiyecekleri az , acıyı ise hiç yemezdi.
Ekşi yiyecekleri az yerdi, acıyı ise hiç yemezdi.
Bu yazıyı değil okumak, anlamak bile imkânsız.
Bu yazıyı değil anlamak, okumak bile imkânsız.
Ben ona ağabey, o da bana kardeşim derdi.
Ben ona ağabey derdim, o da bana kardeşim derdi.
Toplantıda pasta ve meyve suyu ikram edildi.
Toplantıda meyve suyu ve pasta ikram edildi.
Biricik arzum bu yılki sınavı kazanmak ve iyi bir bölüme girmemizdir.
Biricik arzum bu yılki sınavı kazanmanız ve iyi bir bölüme girmenizdir.
Bu işi ben ve sen yapmalısınız.
Bu işi ben ve sen yapmalıyız.
Kendisine bütün sınıf adına teşekkür eder ve tebrik ederim.
Kendisine bütün sınıf adına teşekkür eder ve kendisini tebrik ederim.
Yarının mutlu günlerine özlem duyuyorum.
Özlem geçmişe duyulur.
Bu bölge coğrafî ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.
Bu bölge coğrafî açıdan ve iklim açısından ilgi çekici özelliklere sahiptir.
Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, kendi fikrinde ısrar ediyordu.
Hiçbiri anlatılanlara inanmıyor, herkes kendi fikrinde ısrar ediyordu.
Bir yıl boyunca devamlı çalışarak kazanıldı.
Bir yıl boyunca devamlı çalışılarak kazanıldı.
Bu yasadan özel ve kamu kuruluşlarında çalışanlar yararlanacak.
Bu yasadan özel kuruluşlar ve kamu kuruluşlarında çalışanlar yararlanacak.
Dünkü toplantıda Ali bana okul arkadaşını tanıştırdı.
Dünkü toplantıda Ali bana okul arkadaşını tanıttı.
Dünkü toplantıda Ali benimle okul arkadaşını tanıştırdı.
Beyin zarı iltihapları iyi tedavi edilmezse ölüme hatta sara nöbetlerine yol açabilir.
Beyin zarı iltihapları iyi tedavi edilmezse sara nöbetlerine hatta ölüme yol açabilir.
Her yolda kalan insana yardım etmeliyiz.
Yolda kalan her insana yardım etmeliyiz.
Bu tür konuşmalar gözlerimi yaşartırlar.
Bu tür konuşmalar gözlerimi yaşartır.
Şüphesiz ki bu sözleri bazı öğrenciler duymuş olmalı.
Mantık yanlışıdır.
Başarısını düzensiz çalışmasına borçludur.
Başarısını düzenli çalışmasına borçludur.
Kitap için kendisine verilen paranın eksik ve yeterli olmadığını söyledi.
Kitap için kendisine verilen paranın eksik olduğunu ve yeterli olmadığını söyledi.
Herkes onu görmek istemiyordu.
Hiç kimse onu görmek istemiyordu.
Japonya’daki arkadaşıyla on yıl boyunca karşılıklı mektuplaşmış.
Japonya’daki arkadaşıyla on yıl boyunca mektuplaşmış.
Büyüklere gereken saygıyı göstermeli ve incitmemeliyiz.
Büyüklere gereken saygıyı göstermeli ve büyükleri incitmemeliyiz.
Bu erikler çok tatlıdırlar.
Bu erikler çok tatlıdır.
Yanına gidin, konuşup derdinizi anlatın.
Yanına gidin, derdinizi anlatın.
Bu konuda söylenenlere inanıyor, her yerde öne sürüyordu.
Bu konuda söylenenlere inanıyor, söylenenleri her yerde öne sürüyordu.
Ağaç bayramında ben de birkaç fidan ektim.
Ağaç bayramında ben de birkaç fidan diktim.
Karaya yaklaşıyor mu, yoksa uzaklaşıyor muyuz?
Karaya yaklaşıyor mu, yoksa karadan uzaklaşıyor muyuz?
Hiç kimse bu paraya bu işi yapar.
Herkes bu paraya bu işi yapmaz.
Erzurum’da hava sıcaklığı sıfırın altında eksi otuz dolaylarındaydı.
Erzurum’da hava sıcaklığı eksi otuz dolaylarındaydı.
Güç ve müşkül zamanlarda üstüne düşeni yerine getirir.
Güç zamanlarda üstüne düşeni yerine getirir.
Mutlaka bugün çocukluk arkadaşını belki arayacak.
Mantık yanlışı vardır.
Öğrencileri, teşvik etmeli, yüreklendirmeli, destek olmalıyız.
Öğrencileri, teşvik etmeli, yüreklendirmeli, onlara destek olmalıyız.
Şirketteki mevcut ikilik günden güne büyüyor.
Şirketteki ikilik günden güne büyüyor.
Bu iki sınıf arasındaki ayrıcalık tespit edilemedi.
Bu iki sınıf arasındaki farklılık tespit edilemedi.
Yeni kaydolan öğrencilerin bu kadar çekimser davranmalarına bir anlam veremiyorum.
Yeni kaydolan öğrencilerin bu kadar çekingen davranmalarına bir anlam veremiyorum.
Son dakikada attığı golle takımının galip gelmesine yol açtı.
Son dakikada attığı golle takımının galip gelmesini sağladı.
Yol açmak olumsuz işler için kullanılır.
Sınavı düzenli çalışmasına karşın kazandı.
Sınavı düzenli çalışmasına karşın kazanamadı.
Ülkemizde bu tür ameliyatlarda ölüm şansı Avrupa’da yapılanlardan ancak yüzde bir fazladır.
Ülkemizde bu tür ameliyatlarda ölüm ihtimali Avrupa’da yapılanlardan ancak yüzde bir fazladır.
Aşağı yukarı bundan tam iki yıl önceydi.
Mantık yanlışlığı vardır.
Oturduğu yerden ayağa kalktı, yanıma geldi.
Oturduğu yerden kalktı, yanıma geldi.
O fabrikada benim iyi tanıdığım bir adam var.
O fabrikada iyi tanıdığım bir adam var.
Parktaki yeşil çimenlere basınca bekçiyi kızdırdık.
Parktaki çimenlere basınca bekçiyi kızdırdık.
Kardeşim yanıma geldi, kulağıma yavaşça bir şeyler fısıldadı.
Kardeşim yanıma geldi, kulağıma bir şeyler fısıldadı.
Arkadaşım gizli sırlarımızı ona da söylemiş.
Arkadaşım sırlarımızı ona da söylemiş.
Bugünden sonra sağlığınıza, sıhhatinize dikkat etmelisiniz.
Bugünden sonra sağlığınıza dikkat etmelisiniz.
Köyde birçok hayvanlar ölmüş.
Köyde birçok hayvan ölmüş.
Bana yardım ederek, işi kısa sürede bitirmeme neden oldu.
Bana yardım ederek, işi kısa sürede bitirmemi sağladı.

CEVAPLARI OLAN ÖRNEKLER
Sözcüklerin Seçiminde Yanlışlık Yapılıyor:
Düşüncelerimiz arasında ayrıcalık giderek büyüyor.
ayrım
Bahçeye ektiğin elma fidanı kurumuş.
diktiğin
Ali’nin saçları büyümüş.
Uzamış
İnsanlar, hırsızlık, dolandırıcılık, gibi bayağı hünerlerden uzak durmalı.
davranışlardan
Toplum içinde bu çekimserlik niye?
çekingenlik
Bu makine iyi resim çekmiyor.
fotoğraf
İçeri girdi, önce kendini tanıştırdı.
tanıttı
Her girişimden çekinmez.
Hiçbir

Anlamca Çelişen Sözcükleri Bir Cümlede Kullanıyoruz:
Bundan aşağı yukarı tam üç yıl öncesiydi.
olasılık kesinlik
Herhalde onlarda gelecek sanırım.
kesinlik olasılık
Eminiz ki saat üçte burada olsa gerek.
kesinlik olasılık
Bize öyle geliyor ki bunlar kaçmış olsa gerek.
kişisel görüş olasılık

Ses Bakımından Birbirine Benzeyen Sözcükleri Yanlış Kullanıyoruz
Öğle-öyle (1. Zaman adı, 2.Onaylama)
Porte- portre (1. Nota çizgisi, 2. Yağlı boya resmi)
Tesviye – tasviye ( 1.Düzeltme, 2. Arıtma, ayıklama)
Eğer- eyer (1.Şart anlamında, 2. Binek hayvanın sırtına vurulan nesne)
Basım – basın (1.Basım sanatı, 2. Basılıp dağıtılan
Etkin- etken (1.Etki yapan, 2.Devinimli )

Cümledeki Sözcükleri Yanlış Yerde Kullanıyoruz:
NOT: Öğelerin yerli yerinde olması gerekir.
Bir türlü aklım almıyor. Aklım bir türlü almıyor.
özne özne
Patatesler çok suda pişmiş. Patatesler suda çok pişmiş.
zarf zarf
Fazla canını sıkma. Canını fazla sıkma.
zarf zarf
Kısaca bazı bildiklerimi anlatmak istiyorum.
Bazı bildiklerimi kısaca anlatmak istiyorum.
Bazı çalışkan öğrencilerin notlarına bakın.
Çalışkan bazı öğrencilerin notlarına bakın.

Gereksiz Sözcük Kullanımlarıyla Anlatımdaki Duruluk İlkesi Bozuluyor:
Birbirine selam verdiler. “selamlaştılar” olması gerekir.
Okula arkadaşlarıyla birlikte gitmiş. “birlikte” sözcüğü gereksiz.
En güzel taşıt aracı trendir. “aracı” sözcüğü gereksiz.
Sabah pencereden baktığımda bulutlu ve hafif yağmurlu bir hava ile karşılaştım. “yağmur elbette bulutlu bir havada yağar.”
Artık bundan böyle başının çaresine bak. “bundan böyle” sözcüğü gereksiz kullanılmış.
İçeri girmek ve hem de onları görmek istiyorum. “hem de” söz grubu gereksiz kullanılmış.

Anlamca Yakın Sözcüklerin Seçiminde Yanlışlık Yapılıyor:
Atı alan Kadıköy’ü geçti. “Üsküdar’ı “olacak.
Neşeli şen şakrak bir adamdı. “şen şakrak” ikilemesi gereksiz.
Karşılıklı tartışmanın bir anlamı yok. “tartışma tek başına olmaz.”
Oysa bizim arkadaşın ise hiçbir suçu yok. “oysa ve ise ”sözcükleri gereksiz.”

Tümleçlerle İlgili Yanlışlıklar Yapıyoruz:
“Sanatçı gerçeğe ulaşır, yorumlar.” Cümlesinde nesne eksikliği var. “Sanatçı gerçeğe ulaşır, onu yorumlar.” olmalıydı.
“Bu güçlüklere nasıl göğüs gerdi, nasıl başa çıktı?”
“Bu güçlüklerle nasıl başa çıktı .”olmalıydı.
Arkadaşlarına gitmiş, yardım istemişti.”
onlardan (dolaylı tümleç ) eksikliği var.
“İnsanlara öfke veren, aşağılık duygusuna düşüren nedenlere bakalım.” İkinci yan cümleciğin nesnesi eksik (onları) olacak.
“Buna ancak yönetim kurulu karar verir, uygular.”
İkinci cümlede nesne eksikliği var. “Bunu uygular” olmalıydı.

Tamlamalarla İlgili Yapılan Yanlışlıklar:
Sorunlar karşılıklı anlayış ve birlik içinde çözülmelidir.
Bu haliyle karşılıklı , birlik içinde … gibi bir anlam oluşuyor. Yanlıştır. ”Sorunlar karşılıklı anlayışla ve birlik içinde çözülmelidir.”olmalıydı.
Kıpkırmızı çiçekler, ekinler birbiriyle kucaklaşıyordu.
Kırmızı ekinler olmaz. “Kıpkırmızı çiçekler, sarı ekinler birbiriyle kucaklaşıyordu.” olmalıydı.
Bu karardan vazgeçmeyeceğim, üzerinde inatla durduğunu biliyoruz.”
Açıklama: İkinci cümlede tamlayan söylenmemiş. “kararın üzerinde…” olmalıydı.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 23

10.SINIFLAR
DİL VE ANLATIM DERSİ
ANLATIM TÜRLERİ DERS NOTLARI

1.BETİMLEYİCİ ANLATIM
2.ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM
3.COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM
4.DESTANSI(EPİK)ANLATIM
5.EMREDİCİ ANLATIM
6.ÖĞRETİCİ ANLATIM
7.TARTIŞMACI ANLATIM
8.KANITLAYICI ANLATIM
9.DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM
10.GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM
11.SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIM (DİYALOG)
12.MİZAHİ ANLATIM

Hazırlayan:
Servet İLERİ
Oniki Haziran Lisesi
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Servet_ileri@hotmail.com

BETİMLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır.
2.kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir.
3.Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere simgesel betimleme denir.
4.Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, Şiir gibi türlerde kullanılır.
5.Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir.
6.

Sanatsal Betimleme:
1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
3.Ayrıntılar sübjektif olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmaktır.
Örnek metinler:s.91-92”İnce Memed” ve “Çarşı”

Açıklayıcı Betimleme:
1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.
Örnek metinler: s.92”Akdeniz Bölgesi”

ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Olay, kişi, mekân ve zaman ortak öğeleridir.
2.Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
3.Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
4.Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
5.Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır
6. Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
7.Öyküleyici anlatım hikâye, roman, anı, söyleşi, görüşme(mülakat) gibi metin türlerinde kullanılır.
8.Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır.
9.Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır.
10. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
11. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
12.Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
13.Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 73 (Kefil), 75 (Kıbrıs’ın Fethi)76,(Cemile),77(On İkiye Bir Var),78(Biz İnsanlar),81(Ayı ve İki Ahbap),82(İstanbul’un Fethi),83 (Başını Vermeyen Şehit)adlı metinler.

COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM
Özellikleri:
1.Lirik anlatımda dil “heyecana bağlı işlev”de kullanılır.
2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır.
3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.
4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.
5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.

DESTANSI(EPİK)ANLATIM
Özellikleri:
1.Olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
2.Destan türünün yiğitçe havası vardır.
3.Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.
4.Tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir.
5.Etkileyici bir özellik taşır.
6.Sürekli hareket vardır.
7.Kelimeler mecaz ve yan anlamlarda kullanılabilirler.
8 Şiir, destan roman, hikâye, tiyatro, destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
9.Anlatımda abartıya yer verilebilir.
10.Sanatlı bir dil kullanılır.

Örnek metin: s.124 Çanakkale Şehitlerine, s. 125Sivastopol,Osmancık, Kanije Kalesi’nin Fethi, Genç Osman

EMREDİCİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
2.Emir, telkin, öneri anlamı taşıyan ifadeler yer verilir.
3.Öğretici ve açıklayıcı yönleri vardır.
4.Cümlelerde fiiller hakimdir.
5.Uyulması beklenen bir üslubu vardır.(Zorlama anlamı vardır)
6.Sosyal hayatın düzenlenmesinde emredici anlatım kullanılır.
7.Trafik kuralları, bazı eşyaların kullanma kılavuzları, ilaçların kullanma kılavuzları emredici anlatıma örnek verilebilir.

ÖĞRETİCİ ANLATIM
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz anlamlarına yer verilmez.
3.Verilen bilgiler örneklerle ve tanımlarla pekiştirilir.
4.Daha çok nesnel cümleler kullanılır.
5.Açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır.
6.Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir.
7.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
8.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
9.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
10.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
11.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
12.Bu anlatım türü daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında kullanılır.
13.Tarihi metinler, Felsefi metinler, Bilimsel metinler gibi bölümleri vardır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabı sayfa 147–148 “Meridyenler” ,”Klasizm”, Maddenin Üç Hali”

TARTIŞMACI ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
3.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
4.Gereksiz ifadelere yer verilmez.
5.Karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz.
6.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
7.Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir.
8.İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir.
9.Fıkra, deneme, makale, röportaj gibi türlerde kullanılır.
10.Yeteneğe, bilgi ve deneyime göre yöntem belirlenir.
11.Eleştirici bir bakış açısıyla yazılırlar. Anlatım tarzı sohbete varabilir.
12.İhtimal bildirmeyen, kesin, kanıtlanmış bilgiler kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 160–161–162’deki metinler

KANITLAYICI ANLATIM

Özellikleri:
1.İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaç edinilir.
2.Kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir.
3.Okuyucu ve dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime grupları ve cümleler tekrar edilir.
4. Konuşmacı ve yazar üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurur.
5.Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder.
6.Kelimeler ve kelime grupları gerçek anlamında kullanılır.
7.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
8. ”Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma “ gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
9.Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 165–166–167–169 ‘daki metinler.

ÖĞRETİCİ METİNLER, AÇIKLAYICI METİNLER, TARTIŞMACI METİNLER, KANITLAYICI METİNLER’İN BENZER VE FARKLI YÖNLERİ

Anlatım türleri Ortak özellikleri Farklı özellikleri
Öğretici metinler şıı

ıı

ıııı

ışıı

şıı ğı
Açıklayıcı metinler
Tartışmacı metinler Tartışmacı anlatımda iki farklı bakış açısının olduğu konular işlenir.
Kanıtlayıcı metinler Kanıtlayıcı anlatımda kendi görüşünü kabul ettirme amaçlanır.

DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM

Düşsel Anlatımın Özellikleri:

1.D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip, hayal ürünüdür.
2.Zaman belirli ya da belirsizdir; olağanüstü özelliklere sahip olabilir.
3.Mekân, olağanüstü, düşsel öğelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
4.Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
5.Düşsel anlatımda hayal, varsayım, abartma, kişileştirme gibi unsurlar çok kullanılır.
6.Daha çok di’ li veya miş’li geçmiş zaman kipi kullanılır.
Örnekler: Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Gora, E.T,Yıldız Savaşları

Düşsel Anlatımla; Düşsel Olmayan Metinlerin Benzer Ve Farklı Yönleri:

Benzerlikleri:
Her iki anlatımda da yapıyı meydana getiren ögeler (kişi,zaman,mekan,ve olay örgüsü)aynıdır.

Farklılıkları:
1.Düşsel anlatımda: D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip,hayal ürünüdür.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Konu yaşanmış ya da yaşanabilir olmalıdır. Günlük yaşama ait unsurlar konu olabilir.

2. Düşsel anlatımda: Tema hayali unsurlardan oluşur
Düşsel Olmayan Anlatımda: Tema konuyla ilgili olarak günlük yaşama ait, yaşanabilir özelliktedir.

3. Düşsel anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. Bazen zaman ötesi nitelikler taşır.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. İçinde bulunduğumuz zamanın özelliklerine sahiptir.

4. Düşsel anlatımda: Mekân olağanüstü, düşsel ögelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Mekân, olağanüstü düşsel ögelerden uzak sıradan, günlük yaşamda karşılaşacağımız mekânlardır.

5. Düşsel anlatımda: Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Kişiler gerçekte olabilecek, sıradan, günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz kişilerdir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 176(“Bitmeyecek Öykü” ,”Ağrı Dağı”), 177 (Dünyalar Savaşı) adlı metinler

GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM

Gelecekten söz eden anlatımın kullanıldığı metin türleri: roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme

Gelecekten söz eden metinlerin ortak özellikleri:
Gelecekten söz eden metinler varsayım ile oluşmuştur.
Gelecekten söz eder.
Verilerden yola çıkılarak geleceğe ait tahmin yapılabilir.
Olandan çok olması istenilen anlatılır.
Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünceler(ÜTOPYA) anlatılır.
Genellikle gelecek zaman ifadesi kullanılır.

“Gelecekten söz eden anlatım” ile “Düşsel anlatım” arasındaki benzerlik ve farklılıklar: Gelecekten söz eden anlatımda ve düşsel anlatımda kişinin kendi hayal dünyasındakiler dile getirilir ve buna göre bir anlatım yolu seçilir. Düşsel anlatımda gerçeklikle ilgisi olmayan tamamen çağrışımlara dayalı olaylar, kişiler, zamanlar anlatılır ve bu yapı unsuruyla konu ve tema oluşturulur. Gelecekten söz eden anlatımda ise gerçeklerden yola çıkılarak tahmine dayalı bir anlatım yolu benimsenir. Yani gelecekten söz eden anlatım gerçeğe daha yakındır. (Bakınız dil ve anlatım kitabı sayfa 183 “Ütopya” ve “İklim Değişikliği” başlıklı metinler.)

SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIMLA OLUŞTURULMUŞ METİNLERİN ÖZELLİKLERİ
1.Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
2.Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
3.Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
4.Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.
5.Vurgu ve tonlama önemlidir.
6.Hikâye Roman Tiyatro, Mülakat, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
7.Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
8.Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
9.Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır.

MİZAHİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
2.Ses, taklit, hareket ve konuşma önemlidir.
3.Mizahi unsurlarda gerçekten sapma vardır.
4.Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir.
5.Amaç okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
6. Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde kullanılır.
7.Mizahi anlatımlarda dil bir olayı anlatmak için kullanılır.(sanatsal, edebi işlevlerde kull.)

Hazırlayan:
Servet İLERİ
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 23

AÇIKLAYICI ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.İfadeler kesin ve açıktır.
3.Kelimeler genelde gerçek(temel)anlamlarıyla kullanılırlar.
4.”Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma ,örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma “ gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
5. Yazarın amacı okuyucuyu bilgilendirmektir.
6.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
7.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
8.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
9.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
10.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 155–156–157–158 ‘deki metinler

BETİMLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır.
2.kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir.
3.Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere simgesel betimleme denir.
4.Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, Şiir gibi türlerde kullanılır.
5.Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir.
6.

Sanatsal Betimleme:
1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
3.Ayrıntılar sübjektif olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmaktır.
Örnek metinler:s.91-92”İnce Memed” ve “Çarşı”

Açıklayıcı Betimleme:
1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.
Örnek metinler: s.92”Akdeniz Bölgesi”

COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM
Özellikleri:
1.Lirik anlatımda dil “heyecana bağlı işlev”de kullanılır.
2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır.
3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.
4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.
5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.

DESTANSI(EPİK)ANLATIM
Özellikleri:
1.Olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
2.Destan türünün yiğitçe havası vardır.
3.Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.
4.Tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir.
5.Etkileyici bir özellik taşır.
6.Sürekli hareket vardır.
7.Kelimeler mecaz ve yan anlamlarda kullanılabilirler.
8 Şiir, destan roman, hikâye, tiyatro, destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
9.Anlatımda abartıya yer verilebilir.
10.Sanatlı bir dil kullanılır.

Örnek metin: s.124 Çanakkale Şehitlerine, s. 125Sivastopol,Osmancık, Kanije Kalesi’nin Fethi, Genç Osman

DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM
Düşsel Anlatımın Özellikleri:
1.D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip, hayal ürünüdür.
2.Zaman belirli ya da belirsizdir; olağanüstü özelliklere sahip olabilir.
3.Mekân, olağanüstü, düşsel öğelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
4.Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
5.Düşsel anlatımda hayal, varsayım, abartma, kişileştirme gibi unsurlar çok kullanılır.
6.Daha çok di’ li veya miş’li geçmiş zaman kipi kullanılır.
Örnekler: Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Gora, E.T,Yıldız Savaşları

Düşsel anlatımla; Düşsel olmayan metinlerin benzer ve Farklı yönleri:

Benzerlikleri:Her iki anlatımda da yapıyı meydana getiren ögeler (kişi,zaman,mekan,ve olay örgüsü)aynıdır.

Farklılıkları:
1.Düşsel anlatımda: D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip,hayal ürünüdür.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Konu yaşanmış ya da yaşanabilir olmalıdır. Günlük yaşama ait unsurlar konu olabilir.

2. Düşsel anlatımda: Tema hayali unsurlardan oluşur
Düşsel Olmayan Anlatımda: Tema konuyla ilgili olarak günlük yaşama ait, yaşanabilir özelliktedir.

3. Düşsel anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. Bazen zaman ötesi nitelikler taşır.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. İçinde bulunduğumuz zamanın özelliklerine sahiptir.

4. Düşsel anlatımda: Mekân olağanüstü, düşsel ögelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Mekân, olağanüstü düşsel ögelerden uzak sıradan, günlük yaşamda karşılaşacağımız mekânlardır.

5. Düşsel anlatımda: Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Kişiler gerçekte olabilecek, sıradan, günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz kişilerdir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 176(“Bitmeyecek Öykü” ,”Ağrı Dağı”), 177 (Dünyalar Savaşı) adlı metinler

EMREDİCİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
2.Emir, telkin, öneri anlamı taşıyan ifadeler yer verilir.
3.Öğretici ve açıklayıcı yönleri vardır.
4.Cümlelerde fiiller hakimdir.
5.Uyulması beklenen bir üslubu vardır.(Zorlama anlamı vardır)
6.Sosyal hayatın düzenlenmesinde emredici anlatım kullanılır.
7.Trafik kuralları, bazı eşyaların kullanma kılavuzları, ilaçların kullanma kılavuzları emredici anlatıma örnek verilebilir.

GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM

Gelecekten söz eden anlatımın kullanıldığı metin türleri: roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme

Gelecekten söz eden metinlerin ortak özellikleri:
Gelecekten söz eden metinler varsayım ile oluşmuştur.
Gelecekten söz eder.
Verilerden yola çıkılarak geleceğe ait tahmin yapılabilir.
Olandan çok olması istenilen anlatılır.
Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünceler(ÜTOPYA) anlatılır.
Genellikle gelecek zaman ifadesi kullanılır.

“Gelecekten söz eden anlatım” ile “Düşsel anlatım” arasındaki benzerlik ve farklılıklar: Gelecekten söz eden anlatımda ve düşsel anlatımda kişinin kendi hayal dünyasındakiler dile getirilir ve buna göre bir anlatım yolu seçilir. Düşsel anlatımda gerçeklikle ilgisi olmayan tamamen çağrışımlara dayalı olaylar, kişiler, zamanlar anlatılır ve bu yapı unsuruyla konu ve tema oluşturulur. Gelecekten söz eden anlatımda ise gerçeklerden yola çıkılarak tahmine dayalı bir anlatım yolu benimsenir. Yani gelecekten söz eden anlatım gerçeğe daha yakındır. (Bakınız dil ve anlatım kitabı sayfa 183 “Ütopya” ve “İklim Değişikliği” başlıklı metinler.)

KANITLAYICI ANLATIM
Özellikleri:
1.İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaç edinilir.
2.Kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir.
3.Okuyucu ve dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime grupları ve cümleler tekrar edilir.
4. Konuşmacı ve yazar üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurur.
5.Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder.
6.Kelimeler ve kelime grupları gerçek anlamında kullanılır.
7.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
8. ”Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma “ gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
9.Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 165–166–167–169 ‘daki metinler.

MİZAHİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
2.Ses, taklit, hareket ve konuşma önemlidir.
3.Mizahi unsurlarda gerçekten sapma vardır.
4.Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir.
5.Amaç okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
6. Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde kullanılır.
7.Mizahi anlatımlarda dil bir olayı anlatmak için kullanılır.(sanatsal, edebi işlevlerde kull.)

ÖĞRETİCİ ANLATIM
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz anlamlarına yer verilmez.
3.Verilen bilgiler örneklerle ve tanımlarla pekiştirilir.
4.Daha çok nesnel cümleler kullanılır.
5.Açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır.
6.Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir.
7.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
8.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
9.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
10.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
11.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
12.Bu anlatım türü daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında kullanılır.
13.Tarihi metinler, Felsefi metinler, Bilimsel metinler gibi bölümleri vardır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabı sayfa 147–148 “Meridyenler” ,”Klasizm”, Maddenin Üç Hali”

ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Olay, kişi, mekân ve zaman ortak ögeleridir.
2.Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
3.Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
4.Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
5.Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır
6. Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
7.Öyküleyici anlatım hikâye, roman, anı, söyleşi, görüşme(mülakat) gibi metin türlerinde kullanılır.
8.Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır.
9.Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır.
10. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
11. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
12.Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
13.Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 73 (Kefil), 75 (Kıbrıs’ın Fethi)76,(Cemile),77(On İkiye Bir Var),78(Biz İnsanlar),81(Ayı ve İki Ahbap),82(İstanbul’un Fethi),83 (Başını Vermeyen Şehit)adlı metinler.

SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIMLA OLUŞTURULMUŞ METİNLERİN ÖZELLİKLERİ
1.Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
2.Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
3.Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
4.Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.
5.Vurgu ve tonlama önemlidir.
6.Hikâye Roman Tiyatro, Mülakat, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
7.Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
8.Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
9.Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır.

TARTIŞMACI ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
3.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
4.Gereksiz ifadelere yer verilmez.
5.Karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz.
6.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
7.Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir.
8.İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir.
9.Fıkra, deneme, makale, röportaj gibi türlerde kullanılır.
10.Yeteneğe, bilgi ve deneyime göre yöntem belirlenir.
11.Eleştirici bir bakış açısıyla yazılırlar. Anlatım tarzı sohbete varabilir.
12.İhtimal bildirmeyen, kesin, kanıtlanmış bilgiler kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 160–161–162’deki metinler

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 23

19. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ VE SANATÇILARI

19. yy Türk edebiyatı, Divan edebiyatı, Halk edebiyatı ve Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı olmak üzere üç alanda gelişme göstermiştir. 17. yy’dan sonra Divan edebiyatı ile Halk edebiyatının birbirinden etkilendiği bilinmektedir. 19. yy’da bu etkileşimin belirgin bir biçimde sürdüğü gözlenmektedir. BU arada, Divan edebiyatı geleneğini sürdüren kimi sanatçılarda Batı edebiyatının etkileri görülmeye başlamıştır. Yerlileşme, bu dönemim divan geleneği şairlerinde de sürmüştür. Yerel renk ve motifler; deyim, atasözü türü yerli kültür ögeleri şiirlerde kullanılmıştır. BU, konuları bakımından genelde soyut bir görüntü veren Divan edebiyatının somuta daha çok yöneldiğini de göstermektedir. Bu dönemim eserlerinde bireysel yaşantılar dile getirilmeye, toplumsal yaşayış gündeme alınmaya başlamıştır. Gerek Batı ile ilişkiler gerekse bu eğilimler, mensur eserlerin çoğalmasını sağlamıştır.

Bu dönemde Enderunlu Vâsıf, Keçecizâde İzzet Molla, Yenişehirli Avnî, Leskofçalı Gâlip, Âkif Paşa gibi Divan edebiyatı geleneğini sürdürenler vardır. Yine aynı gelenek içinde Şeref Hanım, Leylâ Hanım, Âdile Sultan gibi kadın şairlerin varlığı dikkat çekicidir. Dönem sanatçılarının Halk edebiyatından aldığı en önemli özellikse sadeleşme eğilimidir.

Divan edebiyatı bu farklılaşmayı gösterirken Halk edebiyatının kimi temsilcileri de Divan edebiyatından konu, biçim, ölçü, dil ve mazmunlar … yönünden etkilenmişlerdir. Çünkü bu dönemde kimi halk şairleri tekke ve medrese kültürünü tanımış, okuryazar kimselerdir: Dertli, Seyrâni, Erzurumlu Emrah, Ruhsati, Sümmani Bayburtlu Zihni…

Buna karşın otantik geleneği sürdüren halk ozanları da vardır. Bunlar, bildiğimiz özellikleriyle birlikte, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme döneminden halkın etkilenişini dile getirmiş, toplumsal konuları da işlemişlerdir: Dadaloğlu, Deli Boran, Tokatlı Nûrî, Âşık Şenlik, Kağızmanlı Hıfzî, Beyoğlu… bu geleneğin temsilcilerindendir.

YENİŞEHİRLİ AVNÎ ( 1826-1884)

Yenişehirli Avnî, herkesçe sevilen bir şairdir. Şiirleri sağlam ve doğal bir üsluba sahiptir. Söyleyişi son derece rahat ve kolaydır. Divan şiirinin mazmunları yanında batılılaşmayla gelen yeni sözcükleri de kullanmıştır. Divan’ı vardır.

ENDERUNLU VÂSIF (?-1824)

Vâsıf’ın şiirlerinde Nedim’in etkisi açıkça görülür. Vâsıf’ta iki ayrı kalitede şiir vardır: Biri Divan şiirinin mazmunlarının mükemmel kullanıldığı şiir; diğeri sıradan, anlamı fazla düşünülmeden söylenmiş şiirdir. Edebiyatımızda daha çok şarkı şairi olarak tanınan Vâsıf, İstanbul’u şiirlerinde bütün güzellikleriyle işlemiştir. Enderunlu Vâsıf, halk söyleyişlerini şiire yerleştirmeye çalışmış fakat çok yerde bayağılığa düşmekten de kurtulamamıştır. İstanbul kadınlarının konuşmalarını şiirine en çok yansıtan şairlerimizdendir. Divan’ı vardır.

KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA (1785-1829)

Keşan’da sürgünde iken hayatının eseri olan Mihnet-i Keşân’da İstanbul hayatıyla, taşra hayatını karşılaştırır. Keşan sürgünündeki sıkıntılı yılların dile getirildiği uzun bir mesnevidir. Eserde, yeni görülen yerler ve ilginç tipler tasvir edilir. Divan şiirinin dil anlayışı göz önünde bulundurulursa, İzzet Molla’nın eserlerinde sade bir dil kullandığı görülür. Gülşen-i Aşk mesnevisinde kendisi gibi Mevlevi olan Şeyh Galip etkisi görülür. Gençlik şiirlerini Divan-ı Bahâr-ı Efkâr adlı eserde toplamıştır. Divân- ı Hazân-ı Âsar ise yaşamının son yıllarında yazdığı şiirlerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Şiirlerinde, Şeyh Galip ve Nâbi’nin etkileri sezilir. Nazirelerinde bile teknik ustalığı açıkça görülür. Özellikle eleştirilerinde, yıpratıcı yönü ağır basan yergiler göze çarpar. Zeki, nüktedan, sözünü esirgemeyen, mizaha ve lâtifeye düşkün, zevk ve eğlenceyi seven bir yapısı vardır.

ERZURUMLU EMRAH (19. yüzyıl)
Erzurum’da doğmuş, 1860’ta Niksar’da ölmüştür. Divan şiirini ve tasavvufu da bilir; ama asıl ününü aşık tarzı koşma ve semaileri ile yapmıştır. Akıcı ve lirik bir üslubu vardır.
DERTLİ (19. yüzyıl)
Gerede’de doğmuş, Ankara’da ölmüştür. XIX. yüzyılın güçlü halk ozanlarındandır. Divan, Tekke ve Halk edebiyatlarıyla ilgili geniş bir kültürü vardır. Bir divanı da vardır, ama aşık tarzı şiirleri ile tanınır. Dilinde Divan dili etkisi sezilir.
DADALOĞLU (1785-1868?)

Avşar Türkmenlerindendir. Koçaklama, ve güzellemeleri ile tanınır. Koşma, semai, varsağı biçimlerinde şiirleri vardır. Karacağolan ile Köroğlu üsluplarının birleşimi gibi duran bir anlatıma sahiptir.

BAYBURTLU ZİHNİ (19. yüzyıl)

Medrese öğrenimi görmüş, Divan tarzı şiirler de yazmıştır. Asıl ününü aşık tarzı şiirleri ile yap-mıştır.

SEYRÂNİ (1807-1866)

Kayseri’nin Everek (Develi) ilçesinde doğmuş ve ölmüştür. Yaşadığı dönemin usta ozanlarından-dır. Toplum konularıyla ilgilenmiş, taşlamalar yazmıştır. Hayatta, taşlamaları yüzünden İstanbul’da barınamayıp köyüne döndüğü söyle-nir. Güzellemeleri de başarılıdır

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 23

DİVAN EDEBİYATINDA DÜZYAZI

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı | İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı Genel Özellikleri | Geçiş Dönemi Eserleri | Halk Edebiyatı | Tasavvuf Edebiyatı |

Divan Edebiyatı | 13. ve 14. yy Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 15. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 16. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |

17. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |18.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |19.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |Divan Edebiyatında Düzyazı

Divan Edebiyatı’nda, şiir ağırlıklı olmakla birlikte, nesre (düzyazıyla) de yer verilir. Bu edebiyatta düzyazıya İnşa, yazara münşi denirdi. Münşeat terimi de “düzyazılar” (“İnşa”nın çoğulu)anlamında kullanılırdı.

Divan Nesri’nin Genel Özellikleri

a) Dil, konu ve tür yönünden Arap ve İran edebiyatlarının etkisindedir.

b) Konu ve düşünceden çok, söyleyiş güzelliğine önem verilir.

c) Dili yabancı sözcük ve tamlamalarla yüklüdür. Söz sanatlarına ve mecazlara önem verilir. Cümleler uzundur. Paragraf düzeni yoktur.

d) Cümlelere yerleştirilen secilerle (uyaklı sözlerle) şiirdekine benzer bir aheng yaratılmaya çalışılır.

e) Noktalama işareti kullanılmaz.

f) Düzyazıda dini-ahlaki konular ağırlıklı olarak işlenir. Tarihi olaylar ,gezi izlenimleri,toplumsal sorunlar, bireysel duygular gibi konuların da işlendiği olur.

Divan Nesri’nin Bölümleri

1) Sade (Yalın) Nesir: Halka hitap için yazılmış, dili ağır olmayan nesirdir. Yabancı sözcük ve tamlama sayısı azdır. Anlaşılması güç söz sanatları yapılmaz. Masallar, efsaneler, menkıbeler, destanlar, dini ve tasavvufi konular, tarih ve gezi eserleri, o devre göre, sade bir dille yazılmaya çalışılmıştır. Sade nesir örnekleri olarak aşağıdaki eserlerden söz edilebilir:

Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı gezi yazısı ve Kitabü’l Muhit adlı coğrafya kitabı (16. yüzyıl)

Sehi Bey’in Heşt Behişt adlı şuara tezkiresi (16. yüzyıl)

Aşıkpaşazade’nin Tevarih-i Al-i Osman

(Osmanlı Tarihi adlı eseri (15. yüzyıl)

Mercimek Ahmed’in Kabusname tercümesi (15. yüzyıl)

Kul Mes’ut’un Kelile ve Dimme tercümesi (14. yüzyıl)

Evliya Çelebi Seyahatnamesi (17.yüzyıl)

2) Sanatlı (Süslü) Nesir: Şiirdeki gösterişli mecazlar ve söz sanatlarıyla süslenmiş, secili nesirdir.

Sinan Paşa (15. yüzyıl) Tazarruname adlı eseriyle bu alanın ilk örneği verilmiştir.

Fuzuli’nin (16. yüzyıl) Şikayetname’si Türkçe yazdığı diğer bazı mektupları Veysi ve Nergisi adlı yazarların (17.yüzyıl) eserleri sanatlı nesir örneğidir.

Önemli Bazı Divan Nesri Sanatçıları

SİNAN PAŞA (15. yüzyıl)

İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’in oğludur. Müderrislik (medrese hocalığı) ve çeşitli devlet görevleri yapmıştır. Matematik ve felsefe ile de uğraşmış, tasavvufa gönül vermiştir. Şiirleri de vardır. Ama o süslü nesrin ilk temsilcisi sayılır. En önemli eseri tasavvufi düşüncelerin işlendiği Tazarrunamedir. Maarifname ve Tezkiretü’l-Evliya diğer önemli eserleridir.

ÂŞIKPAŞAZÂDE (15. yüzyıl)

Şair Ahmet Paşa’nın torunudur. Tarih yazarı olarak ün yapmıştır. Sade bir dili vardır. En önemli eseri Tevarih-i Al-i Osman (Osmanlı Tarihi) dir.

SEHİ BEY (16. yüzyıl)

Heşt Behişt adlı şuara tezkiresi ile tanınmıştır. Bu eserinde 200 kadar şair hakkında, sade bir dille, bilgi verir.

SEYDİ ALİ REİS (16. yüzyıl)

Şair ve yazardır; ama asıl ününü denizcilikte yapmıştır. Osmanlı donanma komutanlarından-dır. Çıktığı Hindistan seferinde donanmasını Hint Okyanusu’ndaki fırtınada kaybedip karadan ülkeye dönmüştür. Sade bir dili vardır. Hatta halk ozanları tarzında şiirler yazmış, bazı eserlerinde Nevai Türkçesini (Çağatay Türkçesi) kullanmıştır. En önemli eseri Mir’atü’l-Memalik adını taşır. Hint seferi sırasında yaşadıklarını anlatır. Bir diğer eseri, o zamana göre önemli denizcilik bilgilerini içeren Kitabü’l-Muhit’tir.

Piri Reis (16. yüzyıl): Ünlü Türk denizcisidir. Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabı ve buna eklediği haritalarla tanınır.

FERİDUN BEY (16.yüzyıl)

Feridun Bey Münşeatı adıyla tanınan bir eserin sahibidir. Eser Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan III. Murat zamanına kadar bazı önemli olaylarla, padişahlarla ilgili bilgi ve belgeleri içeren bir derlemedir. Şiirler de yazan Feridun Bey’in bir divanı ile birkaç düzyazı eseri vardır.

KÂTİP ÇELEBİ (17. yüzyıl)

Asıl adı Mustafa’dır. Hacı Halife diye de anılır. Çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş, seferlere katılmıştır. Tarih, coğrafya, biyografi, bibliyografi, otobiyografi; ahlak, tasavvuf, eğitim, düşünce, toplum yapısı, tıp, etnoloji gibi, tür ve konularla ilgili geniş bilgisi olan bir kişidir. Süslü nesir akımına kapılmamış, topluma yararlı olmak için sade dili tercih etmiştir. Önemli eserleri şunlardır:

Keşfü’z-Zunun: 15.000 eser ve 10.000 yazarın tanıtıldığı bir bibliyografidir. Arapçadır.

Cihannüma: Batılı anlayışla hazırlanmış bir coğrafya eseridir. Dünyanın yuvarlak olduğunu da anlatır.

Fezleke: 16. ve 17. yüzyıl olaylarını işleyen bir tarih kitabıdır.

Tufetü’l-Kibar-i Esfarü’l-Bihar: (Büyüklerin deniz seferlerinden yadigar) Deniz seferlerinden ve büyük Türk denizcilerinden söz eder.

Mizanü’l-Hakk: Dini, ahlaki, toplumsal konuları işleyen didaktik bir eserdir. Pozitif bilimlerin gerekliliği, batıl inançların açtığı yaralar, inanç özgürlüğü, hoşgörü gibi konuları işler.

Düsturü’l-Amel: Devlet işlerinde gördüğü aksaklıkları ve çarelerini anlatan bir kitaptır.

EVLİYA ÇELEBİ (17. yüzyıl)

Seyahatname yazarıdır. Sade ve doğal, hatta yer yer özensiz ve serbest bir dili vardır. Özel olarak ve resmi görevlerle Osmanlı ülkelerinin pek çok yerini ve İran’dan Avusturya’ya kadar bazı dış ülkeleri dolaşmış, gördüklerini, yaşadıklarını anlatmış. On ciltlik Evliya Çelebi Seyahatnamesi; tarih, coğrafya, sosyoloji, folklor, hukuk, etnoloji gibi alanlar için de kaynaktır.

ÂİMA (1655-1716)

Asıl adı Mustafa Naima’dır. “Naima Tarihi” adıyla anılan (Asıl adı: Ravzatü’l-Hüseyin fi Hülasa-i Ahbar-ı Hafikayn.) eseri, daha önce yazılmış eserlerden de yararlanılarak hazırlanmış,

1591-1659 yılları arasını kapsayan bir Osmanlı Tarihi’dir. Çağına göre sade sayılabilecek üslubu ve hazırlanış biçimiyle önem taşır.

YİRMİSEKİZ ÇELEBİ MEHMET (18. Yüzyıl)

Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya gönderdiği sürekli elçilerden ikincisidir. Padişah III. Ahmet’e sunduğu Sefaretname’si ile tanınır. Fransa’da gördüğü yenilikleri anlatmıştır.

DİVAN EDEBİYATINDAKİ NESİR TÜRLERİ

Tezkire

Çeşitli Mesleklerden önemli kişilerin hayatlarını anlatmak üzere düzenlenen eserlere tezkire, şairleri tanıtan tezkirelere şuara tezkiresi denir. Batı edebiyatlarındaki biyografinin karşılığı gibidir.

İlk örneği Ali Şir Nevai’nin Mecalisü’n-Nefais’idir. Anadolu’daki en önemli örnek Sehi Bey Tezkiresi’dir. (Asıl adı Heşt Behişt.)

Siyer (Siyer-Nebi)

Peygamberimizin hayatını anlatmak üzere yazılan eserlerin ortak adıdır. Manzum (mesnevi) olarak da yazılabilir. Türk Edebiyatı’ndaki ilk örnek Erzurumlu Darir’in Siretü’n-Nebi’sidtir. (14. yüzyıl) Düzyazı-şiir karışımı bir eserdir.

Hilye

Peygamber Efendimizin iç ve dış özelliklerini anlatan eserlerdir. Manzum da olabilir. Bazılarına dört halifenin tanıtımı da katılır.

Mektup

Divan Edebiyatı’nda pek yaygın değildir. En bilinen örnek Fuzuli’nin Şikayetname’sidir.

Tarih

Divan Edebiyatı’nda tarih türünde epey eser verilmiştir. Bunların önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

Aşıkpaşazade Tarihi(15. yüzyıl.)

Tacü’t-Tevarih: Hoca Sadettin Efendi (16. yüzyıl)

Peçevi Tarihi: Peçevi İbrahim Efendi (17. yüzyıl)

Naima Tarihi: (18. yüzyıl)

Cevdet Paşa Tarihi: (19. yüzyıl)

Seyahatname

En önemli örnek Evliya Çelebi Seyahatna-mesi’dir.

Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik;

Nabi’ninTuhfet’ül-Haremeyn (Hac izlenimleri);

İzzet Molla’nın (19. yüzyıl) Mihnetkeşan (Keşan sürgünü izlenimleri) diğer ilginç örneklerdir.

Sefaretname

Siyasi görevle gönderilen elçilerin gittikleri yerlerle ilgili olarak yazdıkları eserlerdir. İlk örneği Kara Mehmet Çelebi’nin Viyana Sefaretnamesi (1655)

En tanınmışı 28 Çelebi Mehmet Paris Sefaretnamesi’dir.

Surname

Şehzadelerin sünnet düğünleri ve “kadın sultan”ların düğün törenleriyle ilgili eserlerdir. Manzum (genellikle kaside biçiminde) olanları da vardır.

Şehrangiz

Bir şehrin (bazen insanlarının ve özellikle kadınlarının özellikleri de katılarak) güzelliklerinin anlatıldığı eserlerdir. Manzum da olabilir.

Gazavatname

Gaza (din uğruna savaşların anlatıldığı manzum veya düzyazılı eserlerdir. Yükselme Devri’nde çok yazılmış, sonraları azalmıştır.

Habname

Görülen bir rüya anlatılıyormuş gibi, bir olay ya da kişi hakkında görüşlerin söylenmesi biçiminde yazılır. Manzum da olabilir. Veysi’nin (17. yüzyıl) Habname’si bu türün en önemli örneğidir. Habnameler eleştiri ve yergi içerir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:


Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık
guncel haberci bugunneleroldu Dilekçe Örnekleri