Ağu 23

10.SINIFLAR
DİL VE ANLATIM DERSİ
ANLATIM TÜRLERİ DERS NOTLARI

1.BETİMLEYİCİ ANLATIM
2.ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM
3.COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM
4.DESTANSI(EPİK)ANLATIM
5.EMREDİCİ ANLATIM
6.ÖĞRETİCİ ANLATIM
7.TARTIŞMACI ANLATIM
8.KANITLAYICI ANLATIM
9.DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM
10.GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM
11.SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIM (DİYALOG)
12.MİZAHİ ANLATIM

Hazırlayan:
Servet İLERİ
Oniki Haziran Lisesi
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Servet_ileri@hotmail.com

BETİMLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır.
2.kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir.
3.Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere simgesel betimleme denir.
4.Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, Şiir gibi türlerde kullanılır.
5.Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir.
6.

Sanatsal Betimleme:
1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
3.Ayrıntılar sübjektif olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmaktır.
Örnek metinler:s.91-92”İnce Memed” ve “Çarşı”

Açıklayıcı Betimleme:
1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.
Örnek metinler: s.92”Akdeniz Bölgesi”

ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Olay, kişi, mekân ve zaman ortak öğeleridir.
2.Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
3.Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
4.Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
5.Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır
6. Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
7.Öyküleyici anlatım hikâye, roman, anı, söyleşi, görüşme(mülakat) gibi metin türlerinde kullanılır.
8.Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır.
9.Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır.
10. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
11. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
12.Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
13.Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 73 (Kefil), 75 (Kıbrıs’ın Fethi)76,(Cemile),77(On İkiye Bir Var),78(Biz İnsanlar),81(Ayı ve İki Ahbap),82(İstanbul’un Fethi),83 (Başını Vermeyen Şehit)adlı metinler.

COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM
Özellikleri:
1.Lirik anlatımda dil “heyecana bağlı işlev”de kullanılır.
2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır.
3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.
4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.
5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.

DESTANSI(EPİK)ANLATIM
Özellikleri:
1.Olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
2.Destan türünün yiğitçe havası vardır.
3.Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.
4.Tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir.
5.Etkileyici bir özellik taşır.
6.Sürekli hareket vardır.
7.Kelimeler mecaz ve yan anlamlarda kullanılabilirler.
8 Şiir, destan roman, hikâye, tiyatro, destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
9.Anlatımda abartıya yer verilebilir.
10.Sanatlı bir dil kullanılır.

Örnek metin: s.124 Çanakkale Şehitlerine, s. 125Sivastopol,Osmancık, Kanije Kalesi’nin Fethi, Genç Osman

EMREDİCİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
2.Emir, telkin, öneri anlamı taşıyan ifadeler yer verilir.
3.Öğretici ve açıklayıcı yönleri vardır.
4.Cümlelerde fiiller hakimdir.
5.Uyulması beklenen bir üslubu vardır.(Zorlama anlamı vardır)
6.Sosyal hayatın düzenlenmesinde emredici anlatım kullanılır.
7.Trafik kuralları, bazı eşyaların kullanma kılavuzları, ilaçların kullanma kılavuzları emredici anlatıma örnek verilebilir.

ÖĞRETİCİ ANLATIM
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz anlamlarına yer verilmez.
3.Verilen bilgiler örneklerle ve tanımlarla pekiştirilir.
4.Daha çok nesnel cümleler kullanılır.
5.Açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır.
6.Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir.
7.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
8.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
9.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
10.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
11.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
12.Bu anlatım türü daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında kullanılır.
13.Tarihi metinler, Felsefi metinler, Bilimsel metinler gibi bölümleri vardır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabı sayfa 147–148 “Meridyenler” ,”Klasizm”, Maddenin Üç Hali”

TARTIŞMACI ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
3.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
4.Gereksiz ifadelere yer verilmez.
5.Karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz.
6.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
7.Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir.
8.İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir.
9.Fıkra, deneme, makale, röportaj gibi türlerde kullanılır.
10.Yeteneğe, bilgi ve deneyime göre yöntem belirlenir.
11.Eleştirici bir bakış açısıyla yazılırlar. Anlatım tarzı sohbete varabilir.
12.İhtimal bildirmeyen, kesin, kanıtlanmış bilgiler kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 160–161–162’deki metinler

KANITLAYICI ANLATIM

Özellikleri:
1.İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaç edinilir.
2.Kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir.
3.Okuyucu ve dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime grupları ve cümleler tekrar edilir.
4. Konuşmacı ve yazar üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurur.
5.Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder.
6.Kelimeler ve kelime grupları gerçek anlamında kullanılır.
7.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
8. ”Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma “ gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
9.Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 165–166–167–169 ‘daki metinler.

ÖĞRETİCİ METİNLER, AÇIKLAYICI METİNLER, TARTIŞMACI METİNLER, KANITLAYICI METİNLER’İN BENZER VE FARKLI YÖNLERİ

Anlatım türleri Ortak özellikleri Farklı özellikleri
Öğretici metinler şıı

ıı

ıııı

ışıı

şıı ğı
Açıklayıcı metinler
Tartışmacı metinler Tartışmacı anlatımda iki farklı bakış açısının olduğu konular işlenir.
Kanıtlayıcı metinler Kanıtlayıcı anlatımda kendi görüşünü kabul ettirme amaçlanır.

DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM

Düşsel Anlatımın Özellikleri:

1.D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip, hayal ürünüdür.
2.Zaman belirli ya da belirsizdir; olağanüstü özelliklere sahip olabilir.
3.Mekân, olağanüstü, düşsel öğelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
4.Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
5.Düşsel anlatımda hayal, varsayım, abartma, kişileştirme gibi unsurlar çok kullanılır.
6.Daha çok di’ li veya miş’li geçmiş zaman kipi kullanılır.
Örnekler: Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Gora, E.T,Yıldız Savaşları

Düşsel Anlatımla; Düşsel Olmayan Metinlerin Benzer Ve Farklı Yönleri:

Benzerlikleri:
Her iki anlatımda da yapıyı meydana getiren ögeler (kişi,zaman,mekan,ve olay örgüsü)aynıdır.

Farklılıkları:
1.Düşsel anlatımda: D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip,hayal ürünüdür.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Konu yaşanmış ya da yaşanabilir olmalıdır. Günlük yaşama ait unsurlar konu olabilir.

2. Düşsel anlatımda: Tema hayali unsurlardan oluşur
Düşsel Olmayan Anlatımda: Tema konuyla ilgili olarak günlük yaşama ait, yaşanabilir özelliktedir.

3. Düşsel anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. Bazen zaman ötesi nitelikler taşır.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. İçinde bulunduğumuz zamanın özelliklerine sahiptir.

4. Düşsel anlatımda: Mekân olağanüstü, düşsel ögelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Mekân, olağanüstü düşsel ögelerden uzak sıradan, günlük yaşamda karşılaşacağımız mekânlardır.

5. Düşsel anlatımda: Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Kişiler gerçekte olabilecek, sıradan, günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz kişilerdir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 176(“Bitmeyecek Öykü” ,”Ağrı Dağı”), 177 (Dünyalar Savaşı) adlı metinler

GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM

Gelecekten söz eden anlatımın kullanıldığı metin türleri: roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme

Gelecekten söz eden metinlerin ortak özellikleri:
Gelecekten söz eden metinler varsayım ile oluşmuştur.
Gelecekten söz eder.
Verilerden yola çıkılarak geleceğe ait tahmin yapılabilir.
Olandan çok olması istenilen anlatılır.
Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünceler(ÜTOPYA) anlatılır.
Genellikle gelecek zaman ifadesi kullanılır.

“Gelecekten söz eden anlatım” ile “Düşsel anlatım” arasındaki benzerlik ve farklılıklar: Gelecekten söz eden anlatımda ve düşsel anlatımda kişinin kendi hayal dünyasındakiler dile getirilir ve buna göre bir anlatım yolu seçilir. Düşsel anlatımda gerçeklikle ilgisi olmayan tamamen çağrışımlara dayalı olaylar, kişiler, zamanlar anlatılır ve bu yapı unsuruyla konu ve tema oluşturulur. Gelecekten söz eden anlatımda ise gerçeklerden yola çıkılarak tahmine dayalı bir anlatım yolu benimsenir. Yani gelecekten söz eden anlatım gerçeğe daha yakındır. (Bakınız dil ve anlatım kitabı sayfa 183 “Ütopya” ve “İklim Değişikliği” başlıklı metinler.)

SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIMLA OLUŞTURULMUŞ METİNLERİN ÖZELLİKLERİ
1.Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
2.Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
3.Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
4.Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.
5.Vurgu ve tonlama önemlidir.
6.Hikâye Roman Tiyatro, Mülakat, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
7.Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
8.Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
9.Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır.

MİZAHİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
2.Ses, taklit, hareket ve konuşma önemlidir.
3.Mizahi unsurlarda gerçekten sapma vardır.
4.Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir.
5.Amaç okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
6. Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde kullanılır.
7.Mizahi anlatımlarda dil bir olayı anlatmak için kullanılır.(sanatsal, edebi işlevlerde kull.)

Hazırlayan:
Servet İLERİ
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 23

AÇIKLAYICI ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.İfadeler kesin ve açıktır.
3.Kelimeler genelde gerçek(temel)anlamlarıyla kullanılırlar.
4.”Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma ,örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma “ gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
5. Yazarın amacı okuyucuyu bilgilendirmektir.
6.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
7.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
8.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
9.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
10.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 155–156–157–158 ‘deki metinler

BETİMLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır.
2.kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir.
3.Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere simgesel betimleme denir.
4.Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, Şiir gibi türlerde kullanılır.
5.Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir.
6.

Sanatsal Betimleme:
1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
3.Ayrıntılar sübjektif olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmaktır.
Örnek metinler:s.91-92”İnce Memed” ve “Çarşı”

Açıklayıcı Betimleme:
1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.
Örnek metinler: s.92”Akdeniz Bölgesi”

COŞKU VE HEYECANA BAĞLI (LİRİK) ANLATIM
Özellikleri:
1.Lirik anlatımda dil “heyecana bağlı işlev”de kullanılır.
2.Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır.
3.Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır.
4. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.
5.Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır.

DESTANSI(EPİK)ANLATIM
Özellikleri:
1.Olağanüstü olaylar ve kişiler anlatılır.
2.Destan türünün yiğitçe havası vardır.
3.Yapıp etmeler yani fiiller ön plandadır.
4.Tarihi konular ve kahramanlıklar işlenir.
5.Etkileyici bir özellik taşır.
6.Sürekli hareket vardır.
7.Kelimeler mecaz ve yan anlamlarda kullanılabilirler.
8 Şiir, destan roman, hikâye, tiyatro, destansı anlatımın kullanıldığı türlerdir.
9.Anlatımda abartıya yer verilebilir.
10.Sanatlı bir dil kullanılır.

Örnek metin: s.124 Çanakkale Şehitlerine, s. 125Sivastopol,Osmancık, Kanije Kalesi’nin Fethi, Genç Osman

DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM
Düşsel Anlatımın Özellikleri:
1.D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip, hayal ürünüdür.
2.Zaman belirli ya da belirsizdir; olağanüstü özelliklere sahip olabilir.
3.Mekân, olağanüstü, düşsel öğelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
4.Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
5.Düşsel anlatımda hayal, varsayım, abartma, kişileştirme gibi unsurlar çok kullanılır.
6.Daha çok di’ li veya miş’li geçmiş zaman kipi kullanılır.
Örnekler: Harry Potter, Yüzüklerin Efendisi, Gora, E.T,Yıldız Savaşları

Düşsel anlatımla; Düşsel olmayan metinlerin benzer ve Farklı yönleri:

Benzerlikleri:Her iki anlatımda da yapıyı meydana getiren ögeler (kişi,zaman,mekan,ve olay örgüsü)aynıdır.

Farklılıkları:
1.Düşsel anlatımda: D.A.da konu; olağanüstü ve fantastik özelliklere sahip,hayal ürünüdür.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Konu yaşanmış ya da yaşanabilir olmalıdır. Günlük yaşama ait unsurlar konu olabilir.

2. Düşsel anlatımda: Tema hayali unsurlardan oluşur
Düşsel Olmayan Anlatımda: Tema konuyla ilgili olarak günlük yaşama ait, yaşanabilir özelliktedir.

3. Düşsel anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. Bazen zaman ötesi nitelikler taşır.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Zaman belirli ya da belirsizdir. İçinde bulunduğumuz zamanın özelliklerine sahiptir.

4. Düşsel anlatımda: Mekân olağanüstü, düşsel ögelerden oluşmuş olabilir. Mekân günlük yaşamda karşılaşamayacağımız niteliktedir.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Mekân, olağanüstü düşsel ögelerden uzak sıradan, günlük yaşamda karşılaşacağımız mekânlardır.

5. Düşsel anlatımda: Kişiler çoğu zaman gerçekten uzak kişilerdir. Olağanüstü nitelikte olabilirler.
Düşsel Olmayan Anlatımda: Kişiler gerçekte olabilecek, sıradan, günlük yaşamda karşılaşabileceğimiz kişilerdir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 176(“Bitmeyecek Öykü” ,”Ağrı Dağı”), 177 (Dünyalar Savaşı) adlı metinler

EMREDİCİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil alıcıyı harekete geçirme işlevinde kullanılır.
2.Emir, telkin, öneri anlamı taşıyan ifadeler yer verilir.
3.Öğretici ve açıklayıcı yönleri vardır.
4.Cümlelerde fiiller hakimdir.
5.Uyulması beklenen bir üslubu vardır.(Zorlama anlamı vardır)
6.Sosyal hayatın düzenlenmesinde emredici anlatım kullanılır.
7.Trafik kuralları, bazı eşyaların kullanma kılavuzları, ilaçların kullanma kılavuzları emredici anlatıma örnek verilebilir.

GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM

Gelecekten söz eden anlatımın kullanıldığı metin türleri: roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme

Gelecekten söz eden metinlerin ortak özellikleri:
Gelecekten söz eden metinler varsayım ile oluşmuştur.
Gelecekten söz eder.
Verilerden yola çıkılarak geleceğe ait tahmin yapılabilir.
Olandan çok olması istenilen anlatılır.
Gerçekleşmesi mümkün olmayan tasarı ve düşünceler(ÜTOPYA) anlatılır.
Genellikle gelecek zaman ifadesi kullanılır.

“Gelecekten söz eden anlatım” ile “Düşsel anlatım” arasındaki benzerlik ve farklılıklar: Gelecekten söz eden anlatımda ve düşsel anlatımda kişinin kendi hayal dünyasındakiler dile getirilir ve buna göre bir anlatım yolu seçilir. Düşsel anlatımda gerçeklikle ilgisi olmayan tamamen çağrışımlara dayalı olaylar, kişiler, zamanlar anlatılır ve bu yapı unsuruyla konu ve tema oluşturulur. Gelecekten söz eden anlatımda ise gerçeklerden yola çıkılarak tahmine dayalı bir anlatım yolu benimsenir. Yani gelecekten söz eden anlatım gerçeğe daha yakındır. (Bakınız dil ve anlatım kitabı sayfa 183 “Ütopya” ve “İklim Değişikliği” başlıklı metinler.)

KANITLAYICI ANLATIM
Özellikleri:
1.İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaç edinilir.
2.Kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir.
3.Okuyucu ve dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime grupları ve cümleler tekrar edilir.
4. Konuşmacı ve yazar üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurur.
5.Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder.
6.Kelimeler ve kelime grupları gerçek anlamında kullanılır.
7.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
8. ”Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma “ gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır.
9.Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 165–166–167–169 ‘daki metinler.

MİZAHİ ANLATIM
Özellikleri:
1.Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir.
2.Ses, taklit, hareket ve konuşma önemlidir.
3.Mizahi unsurlarda gerçekten sapma vardır.
4.Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir.
5.Amaç okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir.
6. Roman, hikâye, tiyatro, şiir, deneme gibi türlerde kullanılır.
7.Mizahi anlatımlarda dil bir olayı anlatmak için kullanılır.(sanatsal, edebi işlevlerde kull.)

ÖĞRETİCİ ANLATIM
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz anlamlarına yer verilmez.
3.Verilen bilgiler örneklerle ve tanımlarla pekiştirilir.
4.Daha çok nesnel cümleler kullanılır.
5.Açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır.
6.Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir.
7.İfade hiçbir engele uğramadan akıp gider.
8.Gereksiz söz tekrarı yapılmaz.
9.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
10.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
11.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
12.Bu anlatım türü daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında kullanılır.
13.Tarihi metinler, Felsefi metinler, Bilimsel metinler gibi bölümleri vardır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabı sayfa 147–148 “Meridyenler” ,”Klasizm”, Maddenin Üç Hali”

ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM
ÖZELLİKLERİ:
1.Olay, kişi, mekân ve zaman ortak ögeleridir.
2.Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir.(Anlatıcı olay kahramanlarından biridir)
3.Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır.
4.Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir.
5.Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(Olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır
6. Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir.
7.Öyküleyici anlatım hikâye, roman, anı, söyleşi, görüşme(mülakat) gibi metin türlerinde kullanılır.
8.Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır.
9.Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır.
10. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir.
11. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır.
12.Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir.
13.Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 73 (Kefil), 75 (Kıbrıs’ın Fethi)76,(Cemile),77(On İkiye Bir Var),78(Biz İnsanlar),81(Ayı ve İki Ahbap),82(İstanbul’un Fethi),83 (Başını Vermeyen Şehit)adlı metinler.

SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIMLA OLUŞTURULMUŞ METİNLERİN ÖZELLİKLERİ
1.Jest ve mimikler anlatımın gücünü arttırır.
2.Sohbet, mülakat ve diyalog, monolog metinleri söyleşmeye bağlıdır.
3.Karşılıklı konuşmalar, bağlama ve konuşulan kişiye göre değişebilir.
4.Görme ve işitmeyle kurulan iletişim önemlidir.
5.Vurgu ve tonlama önemlidir.
6.Hikâye Roman Tiyatro, Mülakat, Röportaj, Monolog söyleşmeye bağlı anlatımın kullanıldığı metin türleridir.
7.Roman, hikâye ve tiyatrolardaki karşılıklı konuşmalara diyalog, iç konuşmalara ise monolog denir.
8.Tekrarlar söyleşmeye bağlı anlatımlarda ifadeyi kuvvetlendirir.
9.Söyleşmeye bağlı metinlerde anlatımın süresi sınırlandırılmalıdır.

TARTIŞMACI ANLATIM
Özellikleri:
1.Dil daha çok göndergesel işlevde kullanılır.
2.Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir.
3.Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür.
4.Gereksiz ifadelere yer verilmez.
5.Karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz.
6.Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur.
7.Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir.
8.İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir.
9.Fıkra, deneme, makale, röportaj gibi türlerde kullanılır.
10.Yeteneğe, bilgi ve deneyime göre yöntem belirlenir.
11.Eleştirici bir bakış açısıyla yazılırlar. Anlatım tarzı sohbete varabilir.
12.İhtimal bildirmeyen, kesin, kanıtlanmış bilgiler kullanılır.

Örnek metinler için bakınız Dil ve anlatım kitabında sayfa 160–161–162’deki metinler

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 23

19. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ VE SANATÇILARI

19. yy Türk edebiyatı, Divan edebiyatı, Halk edebiyatı ve Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı olmak üzere üç alanda gelişme göstermiştir. 17. yy’dan sonra Divan edebiyatı ile Halk edebiyatının birbirinden etkilendiği bilinmektedir. 19. yy’da bu etkileşimin belirgin bir biçimde sürdüğü gözlenmektedir. BU arada, Divan edebiyatı geleneğini sürdüren kimi sanatçılarda Batı edebiyatının etkileri görülmeye başlamıştır. Yerlileşme, bu dönemim divan geleneği şairlerinde de sürmüştür. Yerel renk ve motifler; deyim, atasözü türü yerli kültür ögeleri şiirlerde kullanılmıştır. BU, konuları bakımından genelde soyut bir görüntü veren Divan edebiyatının somuta daha çok yöneldiğini de göstermektedir. Bu dönemim eserlerinde bireysel yaşantılar dile getirilmeye, toplumsal yaşayış gündeme alınmaya başlamıştır. Gerek Batı ile ilişkiler gerekse bu eğilimler, mensur eserlerin çoğalmasını sağlamıştır.

Bu dönemde Enderunlu Vâsıf, Keçecizâde İzzet Molla, Yenişehirli Avnî, Leskofçalı Gâlip, Âkif Paşa gibi Divan edebiyatı geleneğini sürdürenler vardır. Yine aynı gelenek içinde Şeref Hanım, Leylâ Hanım, Âdile Sultan gibi kadın şairlerin varlığı dikkat çekicidir. Dönem sanatçılarının Halk edebiyatından aldığı en önemli özellikse sadeleşme eğilimidir.

Divan edebiyatı bu farklılaşmayı gösterirken Halk edebiyatının kimi temsilcileri de Divan edebiyatından konu, biçim, ölçü, dil ve mazmunlar … yönünden etkilenmişlerdir. Çünkü bu dönemde kimi halk şairleri tekke ve medrese kültürünü tanımış, okuryazar kimselerdir: Dertli, Seyrâni, Erzurumlu Emrah, Ruhsati, Sümmani Bayburtlu Zihni…

Buna karşın otantik geleneği sürdüren halk ozanları da vardır. Bunlar, bildiğimiz özellikleriyle birlikte, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülme döneminden halkın etkilenişini dile getirmiş, toplumsal konuları da işlemişlerdir: Dadaloğlu, Deli Boran, Tokatlı Nûrî, Âşık Şenlik, Kağızmanlı Hıfzî, Beyoğlu… bu geleneğin temsilcilerindendir.

YENİŞEHİRLİ AVNÎ ( 1826-1884)

Yenişehirli Avnî, herkesçe sevilen bir şairdir. Şiirleri sağlam ve doğal bir üsluba sahiptir. Söyleyişi son derece rahat ve kolaydır. Divan şiirinin mazmunları yanında batılılaşmayla gelen yeni sözcükleri de kullanmıştır. Divan’ı vardır.

ENDERUNLU VÂSIF (?-1824)

Vâsıf’ın şiirlerinde Nedim’in etkisi açıkça görülür. Vâsıf’ta iki ayrı kalitede şiir vardır: Biri Divan şiirinin mazmunlarının mükemmel kullanıldığı şiir; diğeri sıradan, anlamı fazla düşünülmeden söylenmiş şiirdir. Edebiyatımızda daha çok şarkı şairi olarak tanınan Vâsıf, İstanbul’u şiirlerinde bütün güzellikleriyle işlemiştir. Enderunlu Vâsıf, halk söyleyişlerini şiire yerleştirmeye çalışmış fakat çok yerde bayağılığa düşmekten de kurtulamamıştır. İstanbul kadınlarının konuşmalarını şiirine en çok yansıtan şairlerimizdendir. Divan’ı vardır.

KEÇECİZÂDE İZZET MOLLA (1785-1829)

Keşan’da sürgünde iken hayatının eseri olan Mihnet-i Keşân’da İstanbul hayatıyla, taşra hayatını karşılaştırır. Keşan sürgünündeki sıkıntılı yılların dile getirildiği uzun bir mesnevidir. Eserde, yeni görülen yerler ve ilginç tipler tasvir edilir. Divan şiirinin dil anlayışı göz önünde bulundurulursa, İzzet Molla’nın eserlerinde sade bir dil kullandığı görülür. Gülşen-i Aşk mesnevisinde kendisi gibi Mevlevi olan Şeyh Galip etkisi görülür. Gençlik şiirlerini Divan-ı Bahâr-ı Efkâr adlı eserde toplamıştır. Divân- ı Hazân-ı Âsar ise yaşamının son yıllarında yazdığı şiirlerinin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Şiirlerinde, Şeyh Galip ve Nâbi’nin etkileri sezilir. Nazirelerinde bile teknik ustalığı açıkça görülür. Özellikle eleştirilerinde, yıpratıcı yönü ağır basan yergiler göze çarpar. Zeki, nüktedan, sözünü esirgemeyen, mizaha ve lâtifeye düşkün, zevk ve eğlenceyi seven bir yapısı vardır.

ERZURUMLU EMRAH (19. yüzyıl)
Erzurum’da doğmuş, 1860’ta Niksar’da ölmüştür. Divan şiirini ve tasavvufu da bilir; ama asıl ününü aşık tarzı koşma ve semaileri ile yapmıştır. Akıcı ve lirik bir üslubu vardır.
DERTLİ (19. yüzyıl)
Gerede’de doğmuş, Ankara’da ölmüştür. XIX. yüzyılın güçlü halk ozanlarındandır. Divan, Tekke ve Halk edebiyatlarıyla ilgili geniş bir kültürü vardır. Bir divanı da vardır, ama aşık tarzı şiirleri ile tanınır. Dilinde Divan dili etkisi sezilir.
DADALOĞLU (1785-1868?)

Avşar Türkmenlerindendir. Koçaklama, ve güzellemeleri ile tanınır. Koşma, semai, varsağı biçimlerinde şiirleri vardır. Karacağolan ile Köroğlu üsluplarının birleşimi gibi duran bir anlatıma sahiptir.

BAYBURTLU ZİHNİ (19. yüzyıl)

Medrese öğrenimi görmüş, Divan tarzı şiirler de yazmıştır. Asıl ününü aşık tarzı şiirleri ile yap-mıştır.

SEYRÂNİ (1807-1866)

Kayseri’nin Everek (Develi) ilçesinde doğmuş ve ölmüştür. Yaşadığı dönemin usta ozanlarından-dır. Toplum konularıyla ilgilenmiş, taşlamalar yazmıştır. Hayatta, taşlamaları yüzünden İstanbul’da barınamayıp köyüne döndüğü söyle-nir. Güzellemeleri de başarılıdır

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 23

DİVAN EDEBİYATINDA DÜZYAZI

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı | İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı Genel Özellikleri | Geçiş Dönemi Eserleri | Halk Edebiyatı | Tasavvuf Edebiyatı |

Divan Edebiyatı | 13. ve 14. yy Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 15. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 16. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |

17. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |18.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |19.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |Divan Edebiyatında Düzyazı

Divan Edebiyatı’nda, şiir ağırlıklı olmakla birlikte, nesre (düzyazıyla) de yer verilir. Bu edebiyatta düzyazıya İnşa, yazara münşi denirdi. Münşeat terimi de “düzyazılar” (“İnşa”nın çoğulu)anlamında kullanılırdı.

Divan Nesri’nin Genel Özellikleri

a) Dil, konu ve tür yönünden Arap ve İran edebiyatlarının etkisindedir.

b) Konu ve düşünceden çok, söyleyiş güzelliğine önem verilir.

c) Dili yabancı sözcük ve tamlamalarla yüklüdür. Söz sanatlarına ve mecazlara önem verilir. Cümleler uzundur. Paragraf düzeni yoktur.

d) Cümlelere yerleştirilen secilerle (uyaklı sözlerle) şiirdekine benzer bir aheng yaratılmaya çalışılır.

e) Noktalama işareti kullanılmaz.

f) Düzyazıda dini-ahlaki konular ağırlıklı olarak işlenir. Tarihi olaylar ,gezi izlenimleri,toplumsal sorunlar, bireysel duygular gibi konuların da işlendiği olur.

Divan Nesri’nin Bölümleri

1) Sade (Yalın) Nesir: Halka hitap için yazılmış, dili ağır olmayan nesirdir. Yabancı sözcük ve tamlama sayısı azdır. Anlaşılması güç söz sanatları yapılmaz. Masallar, efsaneler, menkıbeler, destanlar, dini ve tasavvufi konular, tarih ve gezi eserleri, o devre göre, sade bir dille yazılmaya çalışılmıştır. Sade nesir örnekleri olarak aşağıdaki eserlerden söz edilebilir:

Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik adlı gezi yazısı ve Kitabü’l Muhit adlı coğrafya kitabı (16. yüzyıl)

Sehi Bey’in Heşt Behişt adlı şuara tezkiresi (16. yüzyıl)

Aşıkpaşazade’nin Tevarih-i Al-i Osman

(Osmanlı Tarihi adlı eseri (15. yüzyıl)

Mercimek Ahmed’in Kabusname tercümesi (15. yüzyıl)

Kul Mes’ut’un Kelile ve Dimme tercümesi (14. yüzyıl)

Evliya Çelebi Seyahatnamesi (17.yüzyıl)

2) Sanatlı (Süslü) Nesir: Şiirdeki gösterişli mecazlar ve söz sanatlarıyla süslenmiş, secili nesirdir.

Sinan Paşa (15. yüzyıl) Tazarruname adlı eseriyle bu alanın ilk örneği verilmiştir.

Fuzuli’nin (16. yüzyıl) Şikayetname’si Türkçe yazdığı diğer bazı mektupları Veysi ve Nergisi adlı yazarların (17.yüzyıl) eserleri sanatlı nesir örneğidir.

Önemli Bazı Divan Nesri Sanatçıları

SİNAN PAŞA (15. yüzyıl)

İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey’in oğludur. Müderrislik (medrese hocalığı) ve çeşitli devlet görevleri yapmıştır. Matematik ve felsefe ile de uğraşmış, tasavvufa gönül vermiştir. Şiirleri de vardır. Ama o süslü nesrin ilk temsilcisi sayılır. En önemli eseri tasavvufi düşüncelerin işlendiği Tazarrunamedir. Maarifname ve Tezkiretü’l-Evliya diğer önemli eserleridir.

ÂŞIKPAŞAZÂDE (15. yüzyıl)

Şair Ahmet Paşa’nın torunudur. Tarih yazarı olarak ün yapmıştır. Sade bir dili vardır. En önemli eseri Tevarih-i Al-i Osman (Osmanlı Tarihi) dir.

SEHİ BEY (16. yüzyıl)

Heşt Behişt adlı şuara tezkiresi ile tanınmıştır. Bu eserinde 200 kadar şair hakkında, sade bir dille, bilgi verir.

SEYDİ ALİ REİS (16. yüzyıl)

Şair ve yazardır; ama asıl ününü denizcilikte yapmıştır. Osmanlı donanma komutanlarından-dır. Çıktığı Hindistan seferinde donanmasını Hint Okyanusu’ndaki fırtınada kaybedip karadan ülkeye dönmüştür. Sade bir dili vardır. Hatta halk ozanları tarzında şiirler yazmış, bazı eserlerinde Nevai Türkçesini (Çağatay Türkçesi) kullanmıştır. En önemli eseri Mir’atü’l-Memalik adını taşır. Hint seferi sırasında yaşadıklarını anlatır. Bir diğer eseri, o zamana göre önemli denizcilik bilgilerini içeren Kitabü’l-Muhit’tir.

Piri Reis (16. yüzyıl): Ünlü Türk denizcisidir. Kitab-ı Bahriye adlı denizcilik kitabı ve buna eklediği haritalarla tanınır.

FERİDUN BEY (16.yüzyıl)

Feridun Bey Münşeatı adıyla tanınan bir eserin sahibidir. Eser Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan III. Murat zamanına kadar bazı önemli olaylarla, padişahlarla ilgili bilgi ve belgeleri içeren bir derlemedir. Şiirler de yazan Feridun Bey’in bir divanı ile birkaç düzyazı eseri vardır.

KÂTİP ÇELEBİ (17. yüzyıl)

Asıl adı Mustafa’dır. Hacı Halife diye de anılır. Çeşitli devlet görevlerinde bulunmuş, seferlere katılmıştır. Tarih, coğrafya, biyografi, bibliyografi, otobiyografi; ahlak, tasavvuf, eğitim, düşünce, toplum yapısı, tıp, etnoloji gibi, tür ve konularla ilgili geniş bilgisi olan bir kişidir. Süslü nesir akımına kapılmamış, topluma yararlı olmak için sade dili tercih etmiştir. Önemli eserleri şunlardır:

Keşfü’z-Zunun: 15.000 eser ve 10.000 yazarın tanıtıldığı bir bibliyografidir. Arapçadır.

Cihannüma: Batılı anlayışla hazırlanmış bir coğrafya eseridir. Dünyanın yuvarlak olduğunu da anlatır.

Fezleke: 16. ve 17. yüzyıl olaylarını işleyen bir tarih kitabıdır.

Tufetü’l-Kibar-i Esfarü’l-Bihar: (Büyüklerin deniz seferlerinden yadigar) Deniz seferlerinden ve büyük Türk denizcilerinden söz eder.

Mizanü’l-Hakk: Dini, ahlaki, toplumsal konuları işleyen didaktik bir eserdir. Pozitif bilimlerin gerekliliği, batıl inançların açtığı yaralar, inanç özgürlüğü, hoşgörü gibi konuları işler.

Düsturü’l-Amel: Devlet işlerinde gördüğü aksaklıkları ve çarelerini anlatan bir kitaptır.

EVLİYA ÇELEBİ (17. yüzyıl)

Seyahatname yazarıdır. Sade ve doğal, hatta yer yer özensiz ve serbest bir dili vardır. Özel olarak ve resmi görevlerle Osmanlı ülkelerinin pek çok yerini ve İran’dan Avusturya’ya kadar bazı dış ülkeleri dolaşmış, gördüklerini, yaşadıklarını anlatmış. On ciltlik Evliya Çelebi Seyahatnamesi; tarih, coğrafya, sosyoloji, folklor, hukuk, etnoloji gibi alanlar için de kaynaktır.

ÂİMA (1655-1716)

Asıl adı Mustafa Naima’dır. “Naima Tarihi” adıyla anılan (Asıl adı: Ravzatü’l-Hüseyin fi Hülasa-i Ahbar-ı Hafikayn.) eseri, daha önce yazılmış eserlerden de yararlanılarak hazırlanmış,

1591-1659 yılları arasını kapsayan bir Osmanlı Tarihi’dir. Çağına göre sade sayılabilecek üslubu ve hazırlanış biçimiyle önem taşır.

YİRMİSEKİZ ÇELEBİ MEHMET (18. Yüzyıl)

Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya gönderdiği sürekli elçilerden ikincisidir. Padişah III. Ahmet’e sunduğu Sefaretname’si ile tanınır. Fransa’da gördüğü yenilikleri anlatmıştır.

DİVAN EDEBİYATINDAKİ NESİR TÜRLERİ

Tezkire

Çeşitli Mesleklerden önemli kişilerin hayatlarını anlatmak üzere düzenlenen eserlere tezkire, şairleri tanıtan tezkirelere şuara tezkiresi denir. Batı edebiyatlarındaki biyografinin karşılığı gibidir.

İlk örneği Ali Şir Nevai’nin Mecalisü’n-Nefais’idir. Anadolu’daki en önemli örnek Sehi Bey Tezkiresi’dir. (Asıl adı Heşt Behişt.)

Siyer (Siyer-Nebi)

Peygamberimizin hayatını anlatmak üzere yazılan eserlerin ortak adıdır. Manzum (mesnevi) olarak da yazılabilir. Türk Edebiyatı’ndaki ilk örnek Erzurumlu Darir’in Siretü’n-Nebi’sidtir. (14. yüzyıl) Düzyazı-şiir karışımı bir eserdir.

Hilye

Peygamber Efendimizin iç ve dış özelliklerini anlatan eserlerdir. Manzum da olabilir. Bazılarına dört halifenin tanıtımı da katılır.

Mektup

Divan Edebiyatı’nda pek yaygın değildir. En bilinen örnek Fuzuli’nin Şikayetname’sidir.

Tarih

Divan Edebiyatı’nda tarih türünde epey eser verilmiştir. Bunların önemlilerini şöyle sıralayabiliriz:

Aşıkpaşazade Tarihi(15. yüzyıl.)

Tacü’t-Tevarih: Hoca Sadettin Efendi (16. yüzyıl)

Peçevi Tarihi: Peçevi İbrahim Efendi (17. yüzyıl)

Naima Tarihi: (18. yüzyıl)

Cevdet Paşa Tarihi: (19. yüzyıl)

Seyahatname

En önemli örnek Evliya Çelebi Seyahatna-mesi’dir.

Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l-Memalik;

Nabi’ninTuhfet’ül-Haremeyn (Hac izlenimleri);

İzzet Molla’nın (19. yüzyıl) Mihnetkeşan (Keşan sürgünü izlenimleri) diğer ilginç örneklerdir.

Sefaretname

Siyasi görevle gönderilen elçilerin gittikleri yerlerle ilgili olarak yazdıkları eserlerdir. İlk örneği Kara Mehmet Çelebi’nin Viyana Sefaretnamesi (1655)

En tanınmışı 28 Çelebi Mehmet Paris Sefaretnamesi’dir.

Surname

Şehzadelerin sünnet düğünleri ve “kadın sultan”ların düğün törenleriyle ilgili eserlerdir. Manzum (genellikle kaside biçiminde) olanları da vardır.

Şehrangiz

Bir şehrin (bazen insanlarının ve özellikle kadınlarının özellikleri de katılarak) güzelliklerinin anlatıldığı eserlerdir. Manzum da olabilir.

Gazavatname

Gaza (din uğruna savaşların anlatıldığı manzum veya düzyazılı eserlerdir. Yükselme Devri’nde çok yazılmış, sonraları azalmıştır.

Habname

Görülen bir rüya anlatılıyormuş gibi, bir olay ya da kişi hakkında görüşlerin söylenmesi biçiminde yazılır. Manzum da olabilir. Veysi’nin (17. yüzyıl) Habname’si bu türün en önemli örneğidir. Habnameler eleştiri ve yergi içerir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 23

18. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ VE SANATÇILARI

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı | İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı Genel Özellikleri | Geçiş Dönemi Eserleri | Halk Edebiyatı | Tasavvuf Edebiyatı |

Divan Edebiyatı | 13. ve 14. yy Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 15. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 16. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |

17. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |18.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |19.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |Divan Edebiyatında Düzyazı

Türk edebiyatı, 18. yüzyılda da gelişimini sürdürmüş, gerek nazım gerekse düz yazıda büyük sanatçılar yetiştirmiştir. Ancak, bu yüzyılın edebi gelişmelerine asıl damgasını vuran, “mahallileşme cereyanı” denilen yerlileşme olayıdır. Önceki yüzyıllarda güçsüz şairlerin çabalarında kendini gösteren Türkçeye dönüş istekleri, bu dönemde güçlü şairlerin katılmasıyla bir Yerlileşme Akımı’na dönüşebilmiştir. Lâle Devri (1718-1730)’nin zevk ve eğlence dünyasından edebiyata yansıyan yaşantılar da bu gelişmeyi hızlandırmıştır. Böylece bir yandan Âşık edebiyatı, öte yandan İstanbul ağzı ve halk zevki, Divan edebiyatımız üzerinde etkili olmuş, ona daha ulusal bir çehre kazandırmıştır. Divan edebiyatımız, bu dönemde iki büyük şair yetiştirmiştir. Bunlardan Nedim (öl. 1730) Yerlileşme akımının en önemli temsilcisi olmuştur. Kendine özgü bir söyleyiş tarzı yaratan Şeyh Gâlip ( öl. 1799) ise “Sebk-i Hindî” tarzının bu dönemdeki en önemli temsilcisi olmuştur. Koca Ragıp Paşa (öl. 1765), Nahifî (öl.1778), Fıtnat Hanım (öl.1780), Sümbülzâde Vehbî (öl. 1809) ve Enderunlu Fâzıl (öl. 1810) da bu yüzyılın önemli şairlerindendir.

Nesirde ise tarih türünde Raşit, Çelebizade Âsım, Silahdar Mehmet Ağa; tezkirecilikte ise Safai, Salim Efendi ve İsmail Beliğ Efendi sayılabilir. Sefaretname türünde ise Yirmisekiz Mehmet Çelebi (öl. 1724)’in Fransa Sefâretnâ-mesi önemlidir.

Halk edebiyatına gelince; dinî-tasavvufî konu-ları işleyen şairlerin başında Pendnâme yazarı Diyarbakırlı Ahmet Mürşidî ile Marifetnâme şairi Erzurumlu İbrahim Hakkı adları anılabilir. Aşık tarzında ise Âşık Ravzî, Âşık Mustafa, Âşık Kâmil, Âşık Nuri sayılabilir.

Bu yüzyılın genel özelliklerine gelince:

a) 18. yy Türk edebiyatında Yerlileşme akımı belirleyici olmuştur. Divan edebiyatının temsilcileri, Âşık edebi-yatından ve halk zevkinden etkilenmiştir. Halk edebiyatı deyim ve söyleyişleri şiire girmiş, şiir dili kısmen sadeleşmiştir.

b) Özellikle Lâle Devri’nde sosyal yaşayış edebiyata yansımıştır.

c) Sefâretnâmeler, düzyazı edebiyatımıza yeni bir çeşni getirmiştir.

d) Âşık edebiyatının gelişmesi, önceki yüzyıl-daki kadar parlak olmamıştır.

e) Edebiyatımız, Batı edebiyatından etki-lenmeye başlamıştır.

MAHALLİLEŞME (YERLİLEŞME)

Yerlileşme eğilimini ise biçim ve öz açısından iki ayrı düzeyde ele almak gerekmektedir. Biçimde yerlilik, dilde, söyleyişte yabancı sözcüklerden kaçınmak, Türkçeye yönelmek olarak özetlenebilir. Türki-i Basit (basit Türkçe) adı verilen bu akımın temsilcileri XVI. Yüzyıl ozanlarından Tatavlalı Mahremi ile Edirneli Nazmi’dir. Nazmi’nin basit Türkçe şiirleri 45000 beyti aşan divanına serpiştirilmiştir. Ancak konular divan şiirinin konularıdır, ölçü olarak da aruz kullanılmıştır. Türkçeye yöneliş Nazmi’yi halk şiirlerinde çokça görülen cinas örneklerine itmekle kalmamış, benzetmelerde yaşadığı çevreden, yaşamdan yararlanmasına da yol açmıştır. Yabancı sözcükler kullanmadan salt Türkçe şiirler yazılabileceğini de kanıtlamayı amaçlayan bu eğilim yaygınlık kazanamamıştır.

XVIII. yüzyılın sonlarında Nedim ile belirginlik kazanan yerlileşme eğilimi ise öze ilişkindir. Nedim’in divan şiirine yenilik getirdiğini söyleyenler, kalıpları kırdığını, bilinen manzumlarla yetinmediğini, yaşamı yansıttığını, yalın, akıcı bir söyleyişi olduğunu; şiirlerinde neşe ve alayın, ten zevkinin dile getirildiğini söylerler. Ama ondan önceki divan şiirine bakıldığında, bu sayılanların hiç de yeni olmadığı görülür. Dahası Nedim’deki neşeyi ve alaycılığı Baki’de bile bulabiliriz. Hele Rumelili ozanlarda yerlilik, neredeyse genellenebilecek bir özelliktir. Kısacası Nedim’i gelenekten koparmak olası değildir. Ancak, yine de onda kendisinden önce gelenlerden, hatta çağdaşlarından ayrılan, realite ile hepsinden başka ve daha sıcak bir şekilde kaynaşmış bir tarafında bulunduğu görülür. Nedim’in şarkı biçimini yeniden canlandırması ve bu biçimin en güzel örneklerini vermesi yanında; yansıttığı dünya ne ölçüde gerçekse, gerçekliğe yaklaşırsa; duyguları ne ölçüde içten ve yürekten geliyorsa, dili de o ölçüde gerçeğe yaklaşır. İstanbul Türkçesinin en güzel örnekleri sayılabilecek dizeler yazmıştır.
Ama, Nedim’in açtığı bu çığır da yaygınlık kazanamaz. Çünkü geleneğin dışına çıkamamıştır. Lale döneminin ozanıdır ve dönemin Patrona Ayaklanmasıyla kapanması Onun da sonu olur.

NEDİM (1680-1730)

18.yüzyılın en önemli Divan şairidir. Doğma büyüme İstanbulludur ve İstanbul’u anlatan şiirlerinden dolayı İstanbul şairi diye anılır. Bu arada Lale Devri eğlencelerine de özel bir yer ayırır. Dini konulardan uzak durur. İstanbul Türkçesi ile yazdığı gazel, kaside ve şarkıları ile anılır. Şarkı nazım biçimini sevdirmiş, kaside türünde de yenilikler yapmıştır. Mesnevi yazmamıştır. Hece ölçüsüyle yazdığı bir türküsü vardır. Tek eseri divanıdır.

ŞEYH GÂLİP (1757-1799)

Divan Edebiyatı’nın son büyük şairidir. Tasavvufa gönül vermiş. Mevlevi şeyhi olmuştur. Şiir dilinde, eskileri taklit etmeyi hoş görmemiş kendine özgü bir üslup yaratmıştır. Bu üslup, İran’da gelişen “Sebk-i Hindi” akımının etkilerini taşır. 19. Yüzyılda sembolizm etkisindeki Tanzimat şairleri, bu yüzden Şeyh Galip’i beğenirler.

Şeyh Galip şiirlerinde halk söyleyişlerine, İstanbul ağzına yer verir. Hece vezni ile şiir denemeleri vardır. Bu özellik; onun da mahallileşme akımından yana olduğunu gösterir. Tasavvuf konu ve temalarının yanında dünyevi aşkı da işlemiştir.

Divanından başka en önemli eseri Hüsn ü Aşk adlı sembolik mesnevisidir. Hüsn ü Aşk, edebiyatımızın, Allah aşkını işleyen en güzel örneklerindendir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 23

16. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ VE SANATÇILARI

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı | İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı Genel Özellikleri | Geçiş Dönemi Eserleri | Halk Edebiyatı | Tasavvuf Edebiyatı |

Divan Edebiyatı | 13. ve 14. yy Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 15. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 16. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |

17. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |18.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |19.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |Divan Edebiyatında Düzyazı

16.yüzyıl Divan edebiyatının, özellikle şiir ala-nında en parlak çağıdır. Her alanda pek çok değerlerin yetiştiği bu dönem Divan edebiya-tının “altın çağı” dır. 16. yüzyıl ayrıca Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi ve sosyal bakımdan en parlak çağını yaşadığı dönemdir.

13. ve 14. yüzyıllar boyu kuruluş aşamasında olan Türk Divan şiiri 15. yüzyılda bu kuruluşu tamamlamıştır. 16. yüzyıla gelindiğinde Arap ve Fars nazireciliği/ taklitçiliği Baki, Fuzuli gibi şairlerin öncülüğünde sona ermiş; Türk Divan edebiyatı kendi içinde özgünlüğüne kavuşmuş-tur. Türk edebiyatı, Anadolu dışında da gelişimini sürdürmüş, bu yüzyılda Azeri Türkçesine Fuzuli, Çağatay Türkçesinde de Babür Şah önem kazanmıştır. Önceki yıllarda Türkçeye girmekte olan Arapça ve Farsça sözcüklerin sayısı bu dönemde iyice artmış; böylece, Türkçe-Arapça-Farsça karışımı üçüzlü bir yapı gösteren Osmanlı Türkçesi oluşmuştur. Osmanlı Türkçesi’nin her türlü duygu ve hayal inceliğini anlatmaya elverişli bir şiir dili olarak görülmesi, şairlerin gittikçe Türkçeden uzaklaşmalarına yol açmıştır. Bu durumdan kaygılanan bazı şairler, salt Türkçe şiirler yazmaya yönelmişlerdir. 15. Yüzyılda Aydınlı Visâlî’nin başlattığı çabalar, bu yüzyılda Tatavlalı Mahremi ve Edirneli Nazmi ile Türkî-i Basît (Sade Türkçecilik ) akımına dönüşmüştür. Ancak, bu şairlerin güçsüz sanat-çılar olması nedeniyle Sade Türkçecilik büyük şairlerce kabul görmemiştir.16. yüzyıl, edebi-yatımızda “şehrengiz” yazıcılığının gelişme dönemidir. Türk edebiyatını ilk şehrengizi, 15. yüzyıl şairi Mesîhî’nin “Edirne Şeh-rengizi” dir. Divan edebiyatının ilk şehrengiz-leri olan Zatî’nin Edirne Şehrengizi ile Lâmiî’nin Bursa Şehrengizi bu dönemin ürünüdür.

Türk Divan edebiyatında tezkireciliğin temelleri de bu yüzyılda atılmıştır. İlk tezkire, Edirneli Sehî Bey’in Heşt Behişt ( Sekiz Cennet ) adlı tezkiresidir ki Osmanlı Türkçesi şairlerini içine alır. Diğer tezkire yazarları ve eserleri şunlardır :

LÂTİFÎ Lâtifî Tezkiresi

ÂŞIK ÇELEBİ Meşâirü’ş-Şuârâ ( Şairlerin Duyuları )

KINALIZÂDE HASAN ÇELEBİ Tezkiretü’ş-Şuârâ

AHDÎ Gülşen-i Şuârâ

Sözlü gelenek, Anadolu’da şehirleşmenin de etkisiyle âşıklık geleneğini oluşturmuş; bu âşıklık geleneği Divan edebiyatından ayrı bir kolda gelişimini sürdürmüştür.

FUZULİ (?-1556)

Sadece 16.yüzyılın değil, bütün Divan Edebiyatı’nın en büyük şairi kabul edilir. Platonik aşkı işlediği lirik şiirleri ve diğer eserleri bütün Türk ve İslam diyarlarında bilindiği gibi dünya çapında da üne sahiptir. Bağdat dolaylarında yaşamış, Azeri Türkçesiyle yazmıştır. Arapça ve Farsça eserleri de vardır. Din ve tasavvuf bilimleri kadar ; tıp, matematik, kimya gibi bilimlerde de ilerdedir.

Fuzûlî’de aşk :

Fuzûlî’nin ilhamının başlıca kaynağı “aşk”tır. Aşk teması Divan şiirinde çok kere ele alınmıştır; fakat hiçbiri Fuzûlî’ninki kadar derin, samimi ve yüksek bir heyecanla işleyememiştir. Fuzuli’ye göre insan hayatı ıstıraplarla doludur. Dünya, bütünüyle ıstırap ocağıdır. Bu ıstıraplar içinde aşk ıstırabı, insanı olgunlaştıran, yücelten kutsal bir ıstıraptır. İnsan, derece derece yükselerek Allah’a kadar ulaşan, maddi haz ve karşılıklardan uzak bir aşka bağlanmalı ve bu aşkın ıstırabını çekmelidir. Ancak böylece olgunlaşır ve gerçek insan, olgun insan haline gelir. Fransız filozof Descartes’ın “Düşünüyorum, öyleyse varım.” sözünü Fuzûlî’ye göre şöyle uyarlayabiliriz : “Aşığım, ıstırap çekiyorum; o halde varım.” Buna göre Fuzûlî, “var olma” yı âşık olmaya ve ıstırap çekmeye bağlamaktadır.

Tasavvufçudur denemez; ama Allah aşkı, Hz. Muhammed’e ve ehl-i beytine sevgisi eserlerinde büyük yer tutar. Sofiler gibi aşk acısından hoşnuttur. Ondan uzak kalmak istemez. Kendine özgü içten, içli, lirik bir anlatımı vardır.

Düz yazıda da güçlüdür. Divanında yer alan “Su Kasidesi” adlı şiiri çok başarılı bir naat örneğidir.

Eserlerinden önemlileri şunlardır;

1) Türkçe Divan,

2) Farsça Divan,

3) Arapça Divan,

4) Şikayetname ( Fuzûlî’nin nesir alanında önemli bir eseridir. Kendisine vakıflar idaresi tarafından bağlanan maaşı alamayan şair, memurlarla ilgili şikâyetini bir mektup halinde Nişancı Paşa’ya yazar. ”Dedim…Dediler…” biçiminde devam eden mektup oldukça ilgi çekicidir. Süslü nesrin bir örneğidir.)

5) Leyla ile Mecnun (Mesnevi’dir. Eserde, sevgiye olan aşktan Allah aşkına geçiş konu edilir.)

6) Kırk Hadis Tercümesi (İranlı, şair Molla Câmii’den)

7) Hadikatu’ s Suada (Kerbela olayını anlatır. Secili düzyazı biçiminde, Türkçe)
8) Beng ü Bade

9) Sıhhat ü Maraz (Farsça, sağlıkla ilgili)…

ZÂTİ ( 1471-1546 )

Yavuz ve Kanuni’ye kasideler yazmıştır.

Baki’nin yetişmesinde katkısı vardır.

Şems ü Pervâne adlı mesnevisi, Edirne Şehrengizi ve Divan’ı vardır.

BÂKÎ (1526-1600)

16.yüzyılın öteki büyük şairi Bâki’dir. “Sultanü’ş-şuara”(şairlerin sultanı) olarak tanınan bâki çok iyi eğitim görmüş, bunun sonucunda değişik medreselerde müderrislik yapmış; kadılık, ka-zaskerlik görevinde bulunmuştur.Osmanlı devle-tinin en ihtişamlı döneminde İstanbul’da yaşa-yan şair, şiirlerinde devrinin zenginliğini, görke-mini yansıtmıştır.

İlmiyle sınıfından olan Bâki, bu sınıfın en üst makamı olan şeyhülislamlığı çok istemiş, fakat bu isteğine ulaşamamıştır.

Şiirlerini Osmanlı Türkçesi ile yazan Bâki’nin dili çağına göre sadedir. Yer yer çok sade ve doğal bir Türkçe ile beyitler yazan şair, şiirlerinde halk deyimlerine bolca yer vermiştir.

Bâki, dili kullanmakta oldukça başarılıdır. Şiirlerinde sözcük oyunlarına, sözcüklerin birkaç anlam ifade etmesine özen gösterir. Söz sanatlarını kullanmada çok başarılıdır, sanatsız beytinin olmadığı söylenir. Her beyit, adeta bir kuyucu titizliğiyle işlenmiştir.

Divan edebiyatını Arap ve İran edebiyatının ile boy ölçüşecek düzeye getiren şairdir.

Bâki, tasavvufla hiç ilgilenmemiş; şiirlerinde tasavvufa yer vermemiştir.”aşk, tabiat, devrinin zenginliği, dünya zevki” şiirlerinde yer alan başlıca konulardır.

Bâki divan şiirinin gazel türündeki en önemli temsilcilerindendir.

” Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” dizesi ona aittir. Bütün bu özellikleriyle kendine özgü bir üslup geliştirmiştir. Arapçadan çevirdiği birkaç kitabın dışında başka eser vermemiştir. Onun en önemli eseri “Divan”ıdır. Özellikle gazelleri dikkat çekici güzelliktedir. Kanuni için yazdığı terkib-i bent biçimli mersiye de divanındadır ( Kanuni Mersiyesi)

Şairin dini konularla ilgili, düzyazı türünde eserleri ve tercümeleri vardır.

BAĞDADLI RÛHÎ (16. yüzyıl)

Anadolulu bir askerin oğlu olarak Bağdat’ta doğmuş olduğundan bu unvanla anılır. Konya ve İstanbul’da bulunmuş, Şam’da ölmüştür. Mevlevi tarikatına bağlıdır. Toplumsal konulara ağırlık veren bir Divan şairidir.En önemli eseri “Divan”ı ve divandaki “Terkib-i bend”idir.

HAYÂLİ BEY ( 16. yüzyıl )

Tasavvuf kültürüyle yetişti. Divan’ı vardır.

TAŞLICALI YAHYA ( ? – 1582 )

Divan edebiyatında mesnevi çığırının en önemli şairlerindendir. Mesnevilerinde İran etkisinde kalmamıştır. Şiirlerinde yerli renklere, özentisiz-liğe sade dil ve yalın anlatıma rastlanması, onun divan şiirinin yerlileşmesine katkısı olduğunu gösterir.

Hamse sahibidir.

Şah ü Geda, Yusuf u Züleyha

KAZAK ABDAL (16. yüzyıl)

Romanya Türklerinden olduğu söylenir. Bektaşi tarikatına bağlıdır. Taşlama özellikli şiirleriyle bilinir.

PİR SULTAN ABDAL (16. yüzyıl)

Sivas dolaylarında yetişmiş, bir isyana karıştığı için idam edilmiştir. Bazı şiirlerinde Karacaoğlan gibi dünya güzelliklerini, bazılarında Köroğlu gibi cenk duygularını, bazılarında Yunus’un üslubuyla ilahi aşkı ve tasavvufla ilgili temaları işlemiştir. Bütün şiirleri hece ölçüsüyle ve duru bir halk diliyle yazılmıştır. Koşma, semai, varsağı biçimlerini kullanmıştır.

KÖROĞLU (16. yüzyıl)

16. yüzyılda yaşamıştır. 24 bölümlük bir destanımsı halk hikayesinin de kahramanıdır. Koçaklama ve güzellemeleriyle ünlüdür. Yiğitçe ve tok bir söyleyişi vardır. Aynı yüzyılda, III. Murat döneminde yaşamış “Köroğlu” mahlasını kullanan bir ordu ozanı bulunduğuna dair iddialar da vardır ve bu iki Köroğlu’nun hayatları hakkında anlatılanlar ile şiirleri birbirine karışmıştır. İkisinin aynı kişi olduğunu öne süren araştırmacılar da olmuştur.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 23

15. YÜZYIL TÜRK EDEBİYATI GENEL ÖZELLİKLERİ VE SANATÇILARI

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı | İslamiyet Etkisindeki Türk Edebiyatı Genel Özellikleri | Geçiş Dönemi Eserleri | Halk Edebiyatı | Tasavvuf Edebiyatı |

Divan Edebiyatı | 13. ve 14. yy Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 15. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları | 16. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |

17. Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |18.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |19.Yüzyıl Genel Özellikleri ve Sanatçıları |Divan Edebiyatında Düzyazı

15. yüzyıl, Tük edebiyatının çeşitli alanlarda çok önemli gelişmeler gösterdiği bir dönemdir. Divan edebiyatı, bu dönemde Şeyhi, Ahmet Paşa, Necati gibi büyük şairlerle Anadolu’da kuruluşu-nu tamamlamıştır. Orta Asya’da gelişen Klâsik Çağatay edebiyatı ise eşsiz şair Ali Şir Nevâî ile en yüksek aşamasına varmıştır. Bir başka gelişme ise, bu yüzyılın ortalarında “Dede Korkut Hikâyeleri”nin yazıya geçiril-mesidir. 13. ve 14. yüzyıllarda başlayan İran edebi-yatının ünlü şairlerinin ( Nizâmi, Selman, Sadi, Hafız, F. Attar, Senâi… ) Türk şairleri üzerindeki etkisi bu yüzyılda da devam etmiştir.

ŞEYHİ (1375-1431):

15.yılın ünlü şairlerindendir. Kütahya’da yetiş-miştir. İran’da tahsil gördüğü bilinir. İran şiirin-den pek fazla etkilenmiştir. Bir divanı vardır.

“Harname” adlı 126 beyitlik satirik-mizahi mesnevisi meşhurdur. Büyükçe bir fabldır. Şair, bir taraftan bütün yaratılmışlar özellikle insanlar arsındaki eşitsizlikleri ve haksızlık gibi görünen sosyal farklılıkları tenkit eder. Öbür taraftan da yeteneğinin sınırlarını unutarak aşırı isteklerle ortaya atılıp nizamı bozan, haklı isteklerini başkalarına haksızlık haline getiren tiplerin durumunu hicveder.

Hüsrev ü Şîrin : İran şairi Nizami’nin Hüsrev ü Şirin adlı mesnevisini Türkçeye çevirmiştir. Bu çeviri Türkçedeki en iyi Hüsrev ü Şirin hikayesi olarak bilinir.

AHMET PAŞA (15. yüzyıl):

Divan şiirinin kuruluş döneminin en büyük şairi sayılır. 16. yüzyıl şairlerini etkilemiştir. Ünü İran’a, Türkistan’a kadar yayılmıştır. Önemli eseri “Divan”ıdır.

NECAİ BEY (15. yüzyıl):

Kuruluş döneminin Ahmet Paşa kadar ünlü şairidir. Divan şiirine milli zevkleri ve yerli söyleyişleri katmıştır. Önemli eseri “Divan”ıdır.

ALİ ŞİR NEVÂÎ (15. yüzyıl):

Anadolu dışında, Çağatay sahasında eser vermiş din dışı Divan şairidir. Platonik ve romantik bir aşk anlayışı vardır. Lirik ve canlı bir anlatıma sahiptir. Şiirlerinde dini-tasavvufi temaları da olgun bir samimiyetle kullanır.

Muhakemetü’l-Lügateyn’in yazarı Ali Şir Nevai, aynı zamanda Türkçenin en büyük şairlerinden kabul edilir. Orta Asya’da (Herat’ta) yetişmiş olmasına rağmen Osmanlı topraklarında ve bütün Türk yurtlarında da tanınmış ve sevilmiştir. Çağatay Türkçesiyle yazdığı şiirlerini dört divanda toplamıştır.

Hamse (beş mesnevi) Hayretü’l- Ebrâr, Leylâ vü Mecnûn, Sedd-i İskenderî, Ferhad ü Şîrin, Seb’â-yı Seyyâre.

Mecalisü’n-Nefais Türk Edebiyatı’nda ilk şuara tezkiresi olarak önemlidir.

Mizanü’l-Evzan Aruz ölçüsü ile ilgili inceleme eseri olan bu eser, yüzyıllarca medreselerde okunmuştur.

Muhakemetü’l-Lügateyn Türkçenin Farsçadan üstün bir dil olduğunu göstermek amacıyla yazılmış bir eserdir

SÜLEYMAN ÇELEBİ (?-1422)

Aslında bir din adamıdır. 1409’da Bursa’da yazdığı Vesiletü’n-Necat adlı mesnevisi ile tanınmıştır.

Vesiletü’n-Necat : Halk arasında “Mevlid” olarak tanınan bu eser, Hz. Muhammed’in hayatını destanımsı biçimde anlatarak Hz. Muhammed’in diğer peygamberlerden üstün olduğunu kanıtlamak amacıyla yazılmıştır. Süleyman Çelebi’nin bilinen başka eseri yoktur.

HACI BAYRAM VELİ (1352-1430)

Ankara’da tarikat kurmuş bir bilgin ve şairdir. İlahi ve şathiye tarzı birkaç şiiri günümüze kadar ulaşmıştır. Sade ve coşkun bir dili vardır. Hece ölçüsü yanında aruzu da kullanmıştır.

EŞREFOĞLU (1353-1469)

Bursa, Ankara, Suriye gibi yerleri dolaştıktan sonra İznik’te bir tekke ve tarikat kurmuş, Hacı Bayram Veli’nin etkisinde bir tasavvufçudur. Bir divan oluşturan şiirlerinden bir bölümü aruzla bir bölümü ise sade halk diliyle ve dörtlükler halin-de yazılmıştır. Müzekki’n-Nüfus adlı düzyazılı, tasavvufla ilgili bir eseri vardır.

KAYGUSUZ ABDAL (15. Yüzyıl )

Asıl adı Alaaddin Gaybi’dir. “ Sarayi” adını da kullanmıştır. Efsaneye göre Alanya Beyi’nin oğlu iken tasavvufu tercih etmiştir. Şiirlerinde Yunus Emre etkisi sezilir. Hece ölçüsüyle ve sade bir dille ilahiler, nefesler ve şathiyeler ilginçtir. Aruzla da yazdığı şiirleri vardır. Manzum ve mensur eserleri vardır.

Manzum olanlar:

Gülistan

Minbernâme

Gevhernâme

Mensur Olanlar:

Budalanâme,

Kitâb-ı Miglate,

Vücûdnâme

PADİŞAH ŞAİRLER

FATİH SULTAN MEHMED ( AVNÎ )

II. BAYEZID ( ADLÎ )

II.MURAD ( MURADÎ )

CEM SULTAN ( KENDİ ADIYLA )

SİNAN PAŞA ( 15. Yüzyıl )

Edebiyatımızda süslü nesrin ilk temsilcisidir. Dini, ahlaki ve felsefi konuları ele almıştır. Tazarrunâme : Süslü nesrin ilk örneği olarak bilinir. Ayrıca Maarifnâme ve Tezkiretü’l-Evliya adlı eserleri de vardır.

AŞIKPAŞAZADE ( 15. Yüzyıl )

Şair Ahmed Paşa’nın torunudur. Tarih türünde eser vermiştir. Sade bir dili vardır. Tevârih-i Âl-i Osmânî ( Osmanlı Tarihi ): Sade nesrin bir örneğidir. Âşıkpaşazade Tarihi adıyla da bilinir.

MERCİMEK AHMED ( 15. Yüzyıl )

Kâbusnâme Tercümesi : Sade nesrin bir örneğidir. Farsçadan çevrilmiştir.

DEDE KORKUT HİKÂYELERİ

Destan geleneğinden halk hikâyeciliğine geçiş eseri olan Dede Korkut Hikâyeleri, bir önsöz ve on iki hikâyeden meydana gelir. On iki hikâyelik tam nüsha Dresten Kütüphanesi’n-de, altı hikâyelik eksik bir nüsha ise Vatikan Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Eserler üze-rinde ilk defa ayrıntılı olarak Kilisli Muallim Rıfat, sonra da Orhan Şaik Gökyay ve Muhar-rem Ergin çalışmıştır.Hikâyelerde Oğuzların komşularıyla ilişkileri, aile ve toplum yapısı ve iç çekişmeler işlenmiştir. Bazı kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir. Bu yönüyle destanlara benzer. Hikâyeler nazım ve nesir karışımı yazılmıştır. Hikâyelerin dili sade ve akıcıdır. 15. yy Türkçesinin bütün özelliklerini yansıtmaktadır. Karşılıklı konuşmalar nazımla, betimleme ve öyküleme nesirle verilmektedir. Nesir kısmında seci, nazımda ise aliterasyon-lar çokça yer alır. Bazı kelimelerin söyleyişleri bugüne göre farklılık göstermektedir. Hikâyeler, Türk’ün öz benliğini yansıtmakta-dır. İdealizm vardır. Bu idealler ferdi değil, millidir. Hikayelerdeki en önemli özelliklerden biri kahramanlıktır. İslâmiyet’in etkisi vardır; ancak bağnaz bir inanış yoktur. Hikayelerde toplumda kadının önemli bir yerinin olduğunu görüyoruz. On iki hikâyede üslup ve yapılan benzetmelerin aynı olması bize bu hikâyelerin aynı ağızdan çıktığını göstermektedir. Eserde geçen ‘’Dede Korkut’’meçhul bir halk ozanıdır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: