Kas 10

4/11/2009 · Kategori: Türkçe-Edebiyat-Ödev

İNCELEME
Kamyon hikâyesinin yapı özellikleri:
Olay örgüsü:
• İzmir’e gidecek kamyonun zincirli Han’dan ayrılması
• Bir köylünün kamyona binmek istemesi
• Köylünün kamyona alınması
• Kamyonla yolculuk yapılması
• Kamyonun bir yarda yavaşlaması
• Parasız köylünün para ödememek için kamyondan aşağı atlaması Kişiler: Parasız bir köylü,kamyondaki yolcular, bakkalın oğlu, şoför.
Mekân: Kamyonun içi.
Zaman: Kamyonda geçirilen iki gün.

6. ETKİNLİK
• Kamyon hikâyesinin olay örgüsü, bir önceki soruda cevaplandırıldı.
• Bu parçalar arasında ahenkli bir ilişki vardır.Parçalar, ahenkle bir araya getirilerek hikâyenin teması oluşturulmaktadır.
• Tema, parasız kalan birinin başından geçen acı olaydır.
7. ETKİNLİK
• Ana kahraman, parasız köylüdür. Yardımcı kahramanlar ise bakkalın oğlu, şofördür.
• Köylü parasız bir gençtir. İzmir’e giderek ailesine para kazandırmak istemektedir. Bakkalın oğlu, uyanık bir gençtir.
• Parasız köylü ve bakkalın oğlu tiptir. Çünkü bunlar, geneli temsil etmektedir. Diğerleri ise kahramandır. Bunların karakteristik özellikleri yoktur.
3. Hikâyenin ilk mekânı Zincirli Handır. Daha sonra mekân sürekli kamyonun kasasıdır. Bu me*kânlar, hikâyenin oluşmasına katkı sağlamaktadır.
4. Hikâyedeki mekânlar, tema ve kahramanların özelliklerinin oluşmasına hizmet etmektedir.
5. Hikâyenin başlangıcında aydınlık vardır. Hikâyede net bir zaman olmamakla birlikte hikâyedeki olaylar genelde akşam vaktinde geçmektedir. Bu zaman dilimlerinin kullanılmasının sebebi, anlatılacak olayın etkisini daha da arttırmak, olaya zemin hazırlamaktır.
8. ETKİNLİK
• Tema, zor durumda kalan bir insanın başından geçen acı bir olayı ortaya çıkarır. Bu tema, evrenseldir.
• Hikâyenin yazıldığı dönemle teması arasında mutlak anlamda bir uygunluk vardır. Olaylar, ‘ 930-40′lı yıllarda geçmektedir. Bu yıllar, ülke ekonomisinin bozuk, kalkınmanın tam sağlanamadığı, halkın fakir olduğu yıllardır.
• Temayı güncelleşiriniz.

9.ETKİNLİK
• Birinci tekil anlatıcı ve üçüncü tekil anlatıcı vardır.

Hakim Bakış Açısı: Anlatıcı her şeyi bilir. Kahramanın ne yapacağını, neyi ne zaman, niçin söylediğine de hâkimdir. Metnin her şeyine hakimdir bu anlatıcı.

Kahraman Anlatıcının Bakış Açısı: Metindeki bilgiler, kahramanın bilgileriyle sınırlıdır.

Gözlemci Anlatıcının Bakış Açısı: Anlatıcı, bir kamera tarafsızlığıyla olayları anlatır. Metne hakim değildir.

• Yazar, metinde farklı anlatıcılar kullanmasının sebebi inandırıcılığı sağlayabilmek istemesi*dir. Tek tip bir anlatıcı, olayın gerçekliğinde inandırıcılık açısından zedelenmeler oluşturabilir.
• Bu farklı bakış açıları, tek bir anlatıcının egemenliğinde birleştirilmiştir.

6. Hikâyenin girişinde öyküleme ve betimleme, kahramanların konuştukları bölümde söyleşmeye çağlı anlatım, ilerleyen bölümlerde yine öyküleme ve betimleme anlatım teknikleri kullanılmıştır.

11.ETKİNLİK

• Hikâyede anlatılan olaylardan iki insanın birbirine duyduğu aşk, gerçek hayatta da görülür. Ama Ferhad’ın sınavı gerçek hayatta pek karşımıza çıkmayabilir.
• Bunlar, okuyucuyu etkilemektedir. Etkileme, estetik bir duygu uyandıracak ölçüdedir.

12. ETKİNLİK

Sedef Bacı
Kamyon
Ferhad ile Şirin
Zaman
Benzerlik
Bir günden fazla süren bir anlatıdır.
Bir günden fazla süren bir zaman vardır.
Bir günden fazla süren bir zaman vardır.

Farklılık
Zaman net değil*dir.
Zaman, masala ve halk hikâyesi*ne göre net veril*miştir.
Zaman net değil*dir.
Mekân
Benzerlik
Genel olarak bir*den fazla mekân vardır.
Birden fazla me*kân vardır.
Birden fazla me*kân vardır.

Farklılık
Geniş ve açık mekânlar vardır.
Birden fazla me*kân olmasına rağmen hikâye dar bir mekânda geçer.
Geniş ve açık mekânlar vardır.
» Halk hikâyelerinde bir günden fazla süren bir zaman vardır.
• Bu zaman da net bir biçimde belirtilmez.
• Birden fazla mekân işlenir.
• Bu mekânlar da genellikle açık ve geniş mekânlardır.
• Hikâyede anlatılan zamanın kronolojik zaman çizgisi üzerinde iz düşümü gösterilebilir. Yani, hikâyede anlatılan zaman, zaman çizelgesinde şema hâline getirilebilir.
• Hikâye zamanında doğal olarak bir değişiklik olmaz. Dolayısyla da olay örgüsü değişmez.

13. ETKİNLİK
Ferhad ile Şirin hikâyesinin kahramanları: Ferhad, Şirin, Sultan Mehmene Banu, Behzad Usta, Behram Ağa, İsfendiyar, Şapur, Hüsrev Şah.

• Bu kahramanların görünüş, tavır, hareket ve eylemleri gerçeklikle uyumludur. Yani Ferhad, âşık bir insan gibi görünmekte, tavırlarında bu hâlinin etkisi hissedilmekte, hareket ve eylemleri de bu hâlinin gerektirdiği özelliklere sahiptir.

14. ETKİNLİK
• Hikâyenin teması, aşktır.
• Aşk teması, o devirde aşka nasıl bakıldığını yansıtan ipuçlarına sahiptir. Evlilik her insanın sosyal ve mali statülerine bakılmadan yapılamaz. Evlenecek insanlar, hatta âşık olan insanlar arasın*da eşitlik aranır. Her âşık, istediği şekilde evlenemez. Âşkını ispat etmesi için o âşık sınava tabi tutu*lur.
8. Ferhad ile Şirin hikâyesi bir sanat metnidir. Çünkü, evrensel bir tema olan aşk, yerel unsurları da barındıracak şekilde, yüzyıllar halkın hafızasında saklanmış ve yazıya geçirilmiştir. Kullanılan dil, bu sebepten işlenmiş bir dildir. Anlatım halkın anlayacağı sadeliktedir.

15.ETKİNLİK
• Hikâyede işlenen olayda, hikâyenin kişileri canlı ve renkli işlendiği ve mekân bu unsurlara bir engel çıkarmadığı için okuyucularda gerçeklik duygusu uyandırmaktadır.
• Hikâyedeki çatışma ve karşılaşmalar, okuyucunun merakını uyandıracak şekilde kullanılmış*tır.
• Hikâyede, erkeğin söylediği rakama büyük ikramiyenin çıkacağı zannedilmektedir. Fakat ya*zar, hikâyenin sonunu beklenmedik bir biçimde bitirmektedir.
• Hikâyedeki mekânlar, insanların yapmak istediklerine engel çıkarmadıklarından mekân-insan bütünleşmesi başarılıdır.
• 5 Hikâyede, yazarın bireysel fantezisi işlenmiştir. Piyango rakamını söyleyip o rakama büyük ikramiyenin çıkabileceği ima edilmiştir.
• Doğal çevrenin anlatılmasında, hikâye kahramanının gözlemlerine yer verilmiştir.
• Maupassant tarzı hikâyenin özellikleri:
• Seçilmiş olay ve kişiler üzerine hikâye kurulur.
• Olay, kişi, mekân ilişkisi okuyucuda gerçeklik duygusu uyandırır.
• Hikâyenin çekirdeği durumundaki çatışma veya karşılaşmanın merak uyandıracak biçimde geliştirilerek anlatılır.
• Hikâye beklenmedik bir sonla biter.
• Mekân insan bütünleşmesine özen gösterilmektedir.
• Rastlantılardan kaçınılır.
• Bireysel fantezilerden kaçınılır, olayı ve kişiyi belirleyen faktörlere önem verilir.
• Doğal çevre anlatılırken gözleme bağlı kalmaya özen gösterilir.
16.ETKİNLİK
• Hikâyenin anlatıcısı, hikâye kahramanıdır. Ben anlatıcı kullanılmıştır. Aynı zamanda üçüncü tekil anlatıcı kullanılmıştır.
• Kahraman Anlatıcının Bakış Aç]
]>

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Kas 10

SAYFA 15 – 70 ARASI CEVAPLAR
S.15 **çme ve Değerlendirme Soruları

1.panel,saygı nezaket
2.y,d,y,d,y
3.b
4.C
5.D
6.TARTIŞMADA KURALLAR VARDIR MÜNAKAŞA DA YOKTUR….
7.KONU DIŞINA ÇIKMAMAYA…
8.TARAFSIZLIĞI

Sayfa 23
1.*güncel konular
*göndergesel
2.d,d,y
3.c
4.e

ünite sonu ölçme ve değerlendirme
1.d
2.a
3.c
4.d
5.e
6.b
7.a
8.e
9.d
10.e
11.e

Anlatıma Hazırlık
Sayfa 27
Hazırlık
1.Yarışmalara hazırlık yapmadan katılan bir sporcunun başarılı olup olmayacağını sebepleriyle açıklayınız.
Cevap:Başarılı olma ihtimali düşüktür;çünkü alt yapı olmalı zemin sağlam olmalı.
2.Duygu ve düşüncelerinizi sözlü olarak mı yoksa yazılı olarak mı daha rahat ifade edersiniz?
Cevap:Yazılı kişinin yüzüne söyleyemediğim şeyleri yazarak söyleyebilirim.
3.Duygu ve düşüncelerinizi ifade etmede okuduğunuz kitapların nasıl bir katkısı vardır?
Cevap:Kelime dağarcığımızı geliştirir.
4.’’Bakar kör’’ deyiminden hareketle, bakmak ile görmenin farkını açıklayınız.
Cevap:Bakmak =anlamak , görmek = aydınlatmak.
5.’’Kitap istikbale yollanan mektuptur.’’ Cemil Meriç’e ait bu sözden anladıklarınızı birkaç paragraf halinde yazıp sınıfta okuyunuz.
Cevap: kitap okumak ilk başta faydasız görülür.anlık faydası olmasına rağmen çok belirgin değildir.zaman geçtikçe, insan hayata atladıkça okuduğunun faydasını görmeye başlar.bunu kendiside fark eder.istikbale yol alan mektup derken bu kastedilir.
6.Hangi şair ve yazarların üslubunu beğendiğinizi nedenleriyle söyleyiniz.
Cevap:Reşat Nuri Gün tekin türkçeyi yalın halinde sade şekilde kullanması.

Sayfa 27
1.Etkinlik
’lirik şiir’’ hakkında hazırlık yapmadan bir metin yazınız.
Cevap: Lirik şiir: Toplumun hemen her kesimini ilgilendiren sevinç,coşku veya acı gibi ortak duyguların veya aşk, ayrılık, özlem gibi bireysel duyguların coşkulu bir tarzda işlendiği şiirlere lirik şiir denir.
Bu konunun anlatımında kendinizi başarılı görüp görmediğinizi nedenleriyle söyleyiniz.
Cevap:Evet başarılı gördüm.

Sayfa 28
Sorular
1.’’Hüzünlü dönüş’’ adlı metinde yazar neyi, niçin, nasıl anlatmıştır?
Cevap:Peyami Safa hakkında anlatmıştır
2.Neyi, niçin ve nasıl anlatmak gerektiği üzerinde düşünmeden konuşmanın ve yazmanın tutarlı olup olmayacağını nedenleriyle belirtiniz.
Cevap:Anlatımın kanıtlayıcı yönü olması.
3.Yazar, metni hazırlarken hangi kaynaklara başvurmuştur?
Cevap:Peyami Safa hakkında bilgi bulunan kitaplardan ansiklopedilerden faydalanmıştır.
4.Kaynak gösterilmesi metni hangi yönlerden etkilemiştir?
Cevap:Kanıtlayıcı yönüyle.
5.Alıntı yapılan kaynakların ne şekilde verildiğini çeşitli kapıları inceleyerek söyleyiniz.
Cevapipnot şeklinde.

Sayfa 29
Sorular
1.metinde hangi konu üzerinde durulmuştur?
Cevap:istanbulun güzelliklerinden bahsedilmiştir.
2.yazarların konuya bakış açılarının aynı olup olmadığını açıklayınız.
Cevap:her yazarın bakış açısı farklıdır. Örneğin bir yazar bir konuya ön yargılı yaklaşır farklı bir yazar ise o konuya farklı yaklaşır.
3.kültür birikiminin,deneyimin ve çevrenin anlatıma nasıl bir etkisi olduğunu açıklayınız.
Cevap:çok etkisi vardır.

Sayfa 30
2.etkinlik
 “gece ve “beş şehir” metinlerinde bütünlüğü sağlayan öğeleri bulunuz. Bu öğelerin anlamlı bir birlik sağlayacak şekilde bir araya getirilip getirilmediğini açıklayınız.
Cevap:anlamlı bir birlik sağlamazlar her yazının kendi teması ve ifade biçimi vardır.

Sayfa30
Sorular
1.”gençliğe hitabe”metninin hedef kitlesini ve yazılış amacını belirleyiniz
cevap:Türk gençlerine yazılmıştır.vatana sahip çıkmaları için
2.hedef kitlesinin ve yazılış amacının metnin anlatımını nasıl etkilediğini açıklayınız
cevap:hedef kitlesinin belli olması o kişiye karşı hitapta bulunması açısından önemlidir.
3.metinden Atatürk’ün tecrübelerini gösteren cümleleri bulunuz.
Cevap:seni,bu hazineden ,mahrum etmek isteyecek,dahi ve harici,bedhahların olacak.
4.bu metin sizde nasıl bir duygu uyandırdı?
Cevap:Atatürk’ün bize çalışmamız gerektiğini ve çalışmamı istediğini uyandırdı.

Sayfa31
Sorular
1.metinden kişisel gözlemlerin anlatıma yansıtıldığı cümleleri gösteriniz.
Cevap:ben farkına varmıyorum,adanın tepesine doğru gittiklerini görürdüm,içim cız ederdi.
2.metinden hareketle anlatımda gözlemin önemini belirtiniz
cevap:gözlem olduğu zaman kanıtlayıcı olmuş olur.

Sayfa31
4.etkinlik
hangi metin ve konuşmalarda gözleme ihtiyaç duyulur.açıklayınız
cevap:her yazıda ihtiyaç duyulur(makale,gezi yazısı,deneme vb.)

sayfa 32
7.etkinlik
yine yalnızım bu sokaklarda gidiyorum bilmeden nereye gittiğimi korkuyorum bana bakan o karanlık sokaklardan sanki üstüme üstüme geliyor sokaklar.
O eski korkunç günlerden biriydi yine rüzgar ve yağmur bütün sinirini çıkarırcasına nereye denk gelirse vuruyordu. Güneş eski güneş değildi.bulutlar,onun güzelliğini kıskanır gibi üzerini örtmüşlerdi.kazalar,çığlıklar, hasarlar hepsi bir aradaydı insanlar bu felaketin bitmesini çaresizlikle beklediler.

32. sayfadaki metinler

SONSUZLUK BU MU?
Sokaktayım,kalabalık bir sokak arasında
Koşuyorum,etrafıma bakmadan koşuyorum
Yolumun ufukla kesişen noktasında
Sanki beni çağıran bir uçurum görüyorum
33. Sayfa 12.Etkinlik
Bu metinelrde bireysel zevk ve anlayışın etkisi büyüktür..yani bireysel zevk ve anlayış yazarın eserine yansır..Çünkü Beş şehir ve Gece metinlerinde İstanbul anlatılıyor..Fakat ikiside aynı değildir..Biiri tarihi olarak bakıyor biri akşamki güzelliğini eserinde yansıtıyor…Sonuç olarak:zevkler farklı olduğundan aynı konu hakkındaki eserlerde farklı olur..

S.34 hazırlık soruları

1.Sevgi,aşk,özlem ,kıskançlık vb.
3.Sana kalmış.
4.Vatan millet aşkıyla yazılmış.Ayrıca şehitlere duyulan saygıve sevgi duygularıylada yazılmıştır.
5.İnsanların mutluluğa ihtiyaç duyduğu,özgür olmadan mutlu olunmayacağını ve mutluluğu paylaşmak deyimine deyinmiştir.
2. Çalışkanlık ve özgüven
Bütün insanlar yaşamlarını kontrol altında tutabilmek isteğindedirler. Herkes daha başarılı olabileceği bir noktaya giden yolda bir yol haritasına gereksinim duyar. Yani plan ve programa. İşte bu noktada karşımıza iki önemli yapısal özellik çıkar; Özgüven ve bir işi başarma azmi yani çalışkanlık. Gelgelim, hepimiz bizi şekillendiren alışkanlıkların ve değerlerin ürünleriyiz. Biz ne denli başarma azmi ve özgüvenle donatılmış olsak da çocukluktan başlayagelen alışkanlıklarımız, çevrenin, ailenin, kültürel yapının etkileme gücü ile bizde varolanı törpüleyip bilinci değil de bilinçaltını güçlendirebiliyor.
Adam çalışkan, çalışkanlığı ile de bugün Türkiye’de futbol gündeminin bir numaralı çalıştırıcısı. Bilerek veya bilmeyerek, bir insan için çalışkanlığın en büyük değerlerden biri olduğunun ayırdında. Ayrıca insanlık tarihine baktığımız zaman bütün büyük işleri çok çalışkan ve azimli insanların başardığı da ortada. İster büyük kuruluşlara, bütün büyük takımlara, büyük insanlara yakından bakın, onların ortak özelliğinin azim ve iş disiplini olduğunu görürsünüz. Kıtaları birl

eştiren köprülerden tutun da, insanın evreni keşfetmek için yaptığı uzay yolculuklarına kadar bütün insan eylemlerinin esrarlı bir yanı yoktur. Bunların hepsi, uzun süre planlı, programlı ve iş ahlakına dayalı çalışmaların eseridir.
Söz konusu iş ahlakı olduğunda bir teknik direktör için taviz asla yoktur. Belki başarı için başka alternatifler de vardır ama bunların hiçbiri çalışkanlık kadar değerli ve sonuç alıcı değildir. Diğer yolları seçmek, kolay yoldan başarı elde etmek, kestirmeden zengin oluvermek anl***** gelir ki bu tür kazanımlar asla kalıcı ve uzun ömürlü olamaz.
İmparatorumuz çalışkanlık gibi başarının en önemli unsuruna sahip olduğu halde bazen yaşama doğru yerden başlamamanın sıkıntısını yaşıyor. Bu durumu yerel maçlarda fazla sıkıntı yaratmıyor çünkü takımı ile diğerleri arasında büyük farklar var. Ancak uluslararası maçlarda bilinçaltı devreye girerek belki de istemediği halde birtakım mazeretlerden medet umar duruma geliyor. Kazandığı prestijin yara almaması için bir anda “Onların 18 yabancısı var benim ise kaybedecek birşeyim yok” deyiveriyor. Bu belki de bir dil sürçmesi ama biz dil sürçmelerinin biliçaltındaki gerçekleri dışa vurma yöntemi olduğunu biliyoruz.
Koşullar ne olursa olsun bir teknik direktör insanı yetkinleştirenin iş yani emek olduğu gerçeğini hiçbir zaman elden bırakmamalı. Ancak çalışma ile elde edilen kazanımları üst düzeyde üretime dönüştürmenin bir yolu da motivasyondur. Bir ekip birtakım mazeretlere sığınılarak motive edilemez. Böyle anlarda teknik direktörün görevi oyuncularının kapasitelerini sınırlamak değil onların içindeki potansiyeli açığa çıkarmaktır. Yani insanlara yapabileceklerini düşünmedikleri şeyleri yaptırabilmek. Bunun için de bugüne kadar elde edilen kazanımlarla yetinmeden yaşamda olumlu değişikliklerle birlikte yeni ufuklara yönelmek gerekiyor. Olumlu insan yeni hedeflere ve değişime bir fırsat olarak bakar. İyi bir hoca zamanın çoğunu eylemle, azını ise şikayetle geçirir. Şikayet edilen zaman ise, başka bir şey için kullanılabilecek enerjinin ziyan edilmesidir.
Sayfa 35
Sorular
1.hikayenin konusu nedir?
Cevap:hayattan bezmiş bir postacının işini yapmasıdır.
2.”Ömer-i tehi” hikayesinde hakim olan duygu nedir?
Cevap:yalnızlık
3. ”Ömer-i tehi” hikayesinde verilmek istenen duygu ve düşünceler hangi kişi,yer,zaman ve bağlamla sınırlandırılıp somutlaştırılmıştır?
Cevap:yer=sokaktır.zaman=sabah vakitleridir.kişi=ömerdir.bağl am=ömerin isyanı

Sayfa36
1.etkinlik
1.şiirlerin temasını bulunuz.
Cevap:yalnızlık
2. ”Ömer-i tehi” hikayesi ile bu şiirleri tema bakımından karşılaştırınız
cevap: . ”Ömer-i tehi” hikayesinde de yalnızlıktan söz ediliyor fakat o düz yazı şeklinde yazılmıştır.
3.özgürlük,yaşama sevinci,ölüm,hoşgörü vb duygular tüm insanlarda ortak olmasına rağmen bunların ifade ediliş biçimleri farklıdır.buna göre metinlerdeki duyguların dile getiriliş yönünden karşılaştırınız.
Cevap:herkezin düşünceleri farklıdır. Her birinin yaşadıkları dönem farklıdır.
5.şiirde hangi duyulardan yararlanılmıştır.
Cevap:dokunma,işitme görme gibi duyulardan yararlanmıştır.

Sayfa 37
4.etkinlik

BAKIŞLAR
Yine benden yüksek bir not almıştı sınavda.Ne kadar çalışırsam çalışıyım bir türlü geçemiyordum onu.Artık bu durumdan iyice sıkılmaya başlamıştım.Ve bir karar aldım diğer sınavda onu kesinlikle geçecektim.
Sınav oldukça zordu.Yaptığım cevapları toplasak beş puan etmezdi ama ben yine de geçecektim onu.Sınav sonrası öğretmenle beraber öğretmenler odasına gittim.Biri sorarsa niye geldiğimi tebeşir almaya geldim diyecektim.Ama hiçbir şey olmadı sınav kağıtlarının nereye konulduğunu gördüm ve birkaç tebeşir alıp çıktım.Öğlen öğretmenler odası boşalınca hemen içeri girdim ve sınav kağıtlarını çıkardım.Ve planım isimlerimizi değiştirmekti… Öyle de yaptım ve çıktım odadan.Şimdi sıra sınav sonuçları okunduğu gün onun suratını görmekti.
Ama öyle olmadı…O gün arka sıramı terk edip en öne oturdum öğretmenin ‘aferin!’ diyişini daha yakından duyabilmek için.Ve yazılılar okunuyordu.’ali dört ! aferin!’ , ‘Aslı beş , aferin Aslı! ‘….’ Ezgi sıfır ! umarım bir dahakine çalışma sitilini değiştirirsin’ . Dünya başıma yıkıldı öyle utandım ki ama öğretmenin durumu anladığından değil bakışlarından utandım.Bir daha da kıskanmadım kimseyi,ne zaman aklımdan öle bir şey geçse hemen öğretmenin bakışları geldi gözümün önüne…

Anlatımda sınırlandırma
1.”sanat,psikolojik roman,eylül,edebiyat,roman”kav ramlarını genelden özele doğru sıralayınız.
Cevap:Eylül-psikolojik roman-roman-edebiyat-sanat
2.televizyonlarımıza ulaşan görüntülerin kalitesinde ileti,verici ve alıcının özellikleri ne kadar önemlidir?
Cevap:anlamak ve anlatmakla biter her şey
3.konu ve tür serbest bırakıldığında öğrencilerin çoğunun yazı yazarken zorlanmasının sebebi ne olabilir?
Cevap:öğrenciler zorlanır çünkü konu geneldir.örneğin sanat dense öğrenci sanatı hangi konudan ele alsın mimari mi? Edebiyat mı? Müzik mi?
4.yazılara başlık konulmasının sebebi nedir?
Cevap: başlık yazının özetidir.
5.bir denizi bardağa döksen denizin alacağı yine bardak kadardır. Sözünden ne anlıyorsunuz.
Cevap: kapasite ne ise odur.
6.futbol sahasında çizgiler olmasaydı ne olurdu?
Cevap:belli kurallar olmazdı.

sayfa 39′daki 2.metinin soruları
1. Soru: İyilik, uygun bir başlık olur.
2. Soru: İyilik teması başlık dışında yaşlı kadının genç doktoru misafir etmesi ve trenden inecek yolcuları beklemesiyle somutlaştırılmıştır.
3. Soru: Soyut olan temayı olay, kişiler, zaman ve anlatılan konu ile somutlaştırırız.

SAYFA 40 **ÇME DEĞERLENDİRME:

1)………davranışlar ve sözler………
2)D-Y
3)E
SAYFA 41 **çme değerlendirme
1)etkili bir iletişim için dil gerekir.
2)en önemli öge dildir.cünkü dil olmassa ileişim sağlanmaz.

SAYFA 41

Hazırlık
1.etkili bir iletişimin gerçekleşmesi için neler gereklidir?
Cevap: dil,dilin doğru kullanılması
2.sizce iletişimde en önemli öğe hangisidir?
Cevap: en önemli öğe dildir.çünkü dil olmadan iletişim olmaz
3.anlatımda üslubunuzu amacınıza ve muhatabınıza göre değiştirir misiniz?
Cevap: Alıcının durumuna göre değiştirilir.Bunun nedeni ise anlatımı daha etkili kılmak ve karsınızdakilerin sizi daha iyi anlamasıdır.
SAYFA 43 2.etkinlik

gönderici…..yazar….şair… .yok
ileti……?………..her şey sennde gizli diyor…..ruh ve beden arasındaki ilişki
kanal…yazı ile…..şair…..yazı
alıcı…..biz(okuyucular)….. okuyucular….okuyuc ular
sayfa 43 ölçme değerlendirme
1)Gönderici,alıcı,kanal,ileti ve şifre gibi iletişim ögeleri rol ve işleve göre şekillenir.
2)D–Y–Y
3)Doğrudan etkiler.Örn:bilgi vermek isteniyorsa önceden araştırma yapılır.Duygu vermek istiyorsa şiir yazar.
SAYFA 47. 6.etkinlik

1.METİN(HİKAYE)……ÖZNEL…D OĞRUDAN…SOMUT
2.METİN(ŞİİR)……….NESNEL. …DOĞRUDAN….SOMUT
3.METİN………….ÖZNEL….. ….DOLAYLI……… .SOMUT
4.METİN………ÖZNEL……DOĞ RUDAN…………… SOMUT

41.sayfa hazırlık soruları

1.dil,dilin doğru kullanılması
2.en önemli öge dildir.çünkü dil olmadan iletişim olmaz
3.alıcının durumuna göre iletişim değiştirilebilir

Sayfa 44
Hazırlık

1. Dili geçmiş zaman eki:Eğer bir olay geçmişte yaşanmış ise ve bizde bu olayı bizzat görmüşsek o olay anlatılırken hikaye geçmiş zamanı kullanırız.
-Miş li geçmiş zaman:Olay yine geçmişte yaşanmışsa ama biz bunu görmemiş başkasından duymuşsak o zaman rivayet geçmiş zaman eki kullanılır.
2.-dönemin zihniyeti
-bireysel zevk ve anlayışlar
-dil ve uslup teknikleri
-anlatıcının bakış açısı
-anlatıcının tavrı
3.Trafikteki şöför için sıkıntı,sokak çocuğu için yalnızlık,çiftçi için sevinç,şair için bir ilham kaynağıdır.
1.etkinlik
İki ifadede doğrudur.İstanbul hem güzel hem de kalabalıktır.
2.etkinlik
Farklılığa dayanan ifadeler vardır.Tartışılabilir.

Biz birde bu metine başlık koyduk.”Hayata bakış açısı”

Sayfa 45
1.1.metin tartışılır.2.metin tartışılmaz.
2.1.metin sanat yapmak amacıyla 2.metin bilgi vermek amacıyla yazılmıştır.
3.Anlatılır.Her yazar kendine doğrularına ve baakış açısına göre metin yazar.

3.etkinlik

Çay konulu öznel anlatım:Senin çayla ilgili düşüncelerin sevip sevmemen gibi..
Çay konulu nesnel anlatım:Çayın tarihçesini yazabilirsin.

4.etkinlikte aynı şekilde öznel analatımda kendi düşüncelerin nesnel anlatımda bilgi vermek (Kapadokya’nın tarihi)
Sayfa 46

1.soru
Senelerden beri leylek görmüyorum.
Geçen gün sokakta gölgeleri mor ve …………………… takırtısıyla durdum.
Senelerden beri hasret kaldığı………………….g ülümsemesiyle gerilmişti.
Leylek yaz mevsimini kuşu değil bizzat yazdır.
Kırmızı gagasının takırtısı ,sese dönüşmüş bir sıcak temmuzdur.
2.soru
Sonradan öğrendik ki mısırlılar……………….. ..öldürüyorlarmış.

Sayfa 47

6.etkinlik
1.metin :öznel,doğrudan ,soyut
2.metin:nesnel,dolaylı,somut
3.metin:nesnel,dolaylı,somut
4.metin:nesnel,dolaylı,somut
3.etkinlik

Susuz yaşam mümkün değildir.İnsan gıda almadan haftalarca yaşayabilir.,fakat su içmeden birkaç gün yaşamını sürdürebilir.Biyologlar “susuz hayat olmaz” derler. Bu insanın biyolojik yapısının tartışmasız gerçeğidir.Antik çağda doktorlar hastalarını suyla tedavi ederdi. Su en eski güzellik malzemesi ve en iyi doğal ilaçtır. Temizler, canlandırır, zindeleştirir, güzelleştirir. Yani su hayat iksiridir.
İnsan vücudunun %70’i sudan oluşmuştur.İnsan vücudu susuzluğa en fazla 3 gün dayanabilir.Su bize aynı zamanda doğal güzellik verir. Vücudu temizler ve önemli besin maddelerini organlara taşır. Suyun içerdiği mineraller ve eser miktardaki elementler dokular ve kemikler için hayati önemi olan yapı taşlarıdır.
SU İLAÇTIR
• Su, vücudu içten temizler.Saç ,deri,tırnaklar bunların hepsinin sağlıklı ve temiz olması için suya ihtiyacımız vardır.
• Su,çok içildiğinde vücudun atıklardan temizlenmesini sağlar.
• Su, fazla içildiğinde sindirim sistemi ve metabolizma,böbrekler,kalp ve dolaşım görevlerini daha iyi yaparlar.Bu da organlar ve özellikle deri için iyidir.
• Su bize hayati önemi olan maddeleri sağlar.Taşıma aracı olan kan olmasa vücudumuzda hücreler metabolizma işlemini devam ettiremezler. Kan büyüme hücreleri ve organları hayati önemi olan maddelerle besler.Ne kadar fazla su içersek ,kan daha iyi akar ve vücut fonksiyonları daha iyi çalışır.
• Su, doyurur ve diyetlerde çok içilmelidir.
Bu yüzden içme ve kullanma suyu sürekli ve güvenilir bir şekilde temin edilebilmelidir.İnsanların içme,kullanma endüstri ve tarımsal sulama gibi ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra su çeşitli nitelik değişimlerine yani kirlenmeye uğramaktadır.Ayrıca kullanılan su tekrar doğaya geri verilmektedir.Bu nedenle içerik ve miktar açısından son derece kısıtlı olan su kaynakları da kirlenmektedir.Kullanılma özellikleri yok olmakta ve olumsuz sonuçlar açığa çıkmaktadır.
Bütün bunların sonucu olarak çevre temizliğine dikkat etmeliyiz.İçme suyu kaynaklarımızın korunması daha uzun süre temiz ve sağlıklı su içmemizi sağlar.Ayrıca depolarda sağlıklı şekilde toplanan sular binalarda hidrofor depolarında bekletilmeden kullanılmalıdır.Hidrofor depoları en az yılda bir defa temizlenip bakımı yapılmalıdır.Şebekede basınç yeterli olduğu için hidrofor depoları kullanılmayıp içinde su bekletilmektedir.Bu bekleyen su şebeke kesintilerinde bina içine verilmektedir. Bu durum sakıncalıdır.Depoda bekleyen suyun belli aralıklarla kullanılması ve suya devirdaim yaptırılması gereklidir.Aksi takdirde hidrofor deposunda uzun süre bekleyen suyun özellikleri değişebilir.Şebekeden sağlıklı bir şekilde gelen suyu temiz ve bakımlı hidrofor depolarında toplayarak kullanmalıyız. Hidrofor depolarının bakımı ve temizliğini KASKİ Genel Müdürlüğüne müracaat edildiği zaman yapılmaktadır.

S.47

1)”bu nednle kuramsal olarak güney yarı küre,kuzzey yarım küreden daha kısa ve daha sıcak yazlar,daha uzun ve daha soğuk kışlar geçirir”
”kuzey yarı küre güneşe yöneldiğinde kuzey yazları ortaya çıkar;kuzey kışlarındaysa güney yarı küre güneşe döner”
2)bütün cümleler olabilir.çünkü yazar öznel bir anlatım yapmış
3)1.metinde soyut kelimeler ve cümleler vardır.
2.metinde somut kelimeler vardır.
4)anlatımı güçlendirir.hayat etmemizi kafamızda o düşünceyi tasarlamamızı sağlar.
5)bence olay metinlerinde kullanılır.
6)metnin konusuna göre kişi anlatımını ona göre hazırlar ona göre düşünceler üretir

S.48 **çme ve Değerlendirme
1.soru : (sırayla).somut,nesnel anlarım,öznel anlatım,dolaylı anlatım ,doğrudan anlatım.
2.soru : (sırayla) y,y
3.soru : E
4.soru : B
5.soru : B
6. Anlatımın öznel veya nesnel dolaylı doğrudan somut veya soyut olması bakımından etkiler
7.soru : Somut Anlatımda,görülen,işitilen duyularla algılanan warlıklardır.
Soyut Anlatımda,5 duyu ile işitilmeyen anlatımlardır..
sayfa 50
1)dilimiz metni daha sadedir çünkü fazla bilmediğimiz kelimeler yoktur
2)dilimiz metni sadedir lisansımız metni ise değildir
3)uzun cümleler onlamı olumsuz etkiler anlam bozukluklarına neden olur okuyucuyu sıkar
4)sanatsal ifadelerde anlatımı zorlaştırmaktadır
2. etkinlik
1)mütünasip-orantılı,uygun-aynı anlamda
2)meftun-gönül vermiş,tutkun-aynı anlamda kullanılmiştır

Sayfa.51
4.etkinlik

1: d
2:A-D
3:C
5:E
6:B
7:A
8:E
9: D
10 : D
11: E

5.etkinlik
1)a.telafusu kolay olan kelimeler
b.anlamı bilinen kelimeler
c.gereksiz sözcükler
d.yanlış anlamda kelimeler kullanılmaz
e.belirtisiz cümle olması
f.uzun dolanbaçlı cümle
2)Kapalı anlatım olarak
6.etkinlik
Dünyada kulağa en ziyad lisan İtalyanca veya Rumcadır.Fakat tecrübe edenler dünyada kulağa en hoş gelen ve anlamayanları bile hayran eden bir lisan varsa İstanbul’da ve devletin büyük şehirlerinde konuşulan Türkçedir.
7.etkinlik

DENİZ YILDIZININ HİKAYESİ
‘Bir adam, okyanus sahilinde yürüyüş yaparken, denize telaşla bir şeyler atan birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca, bu kişinin, sahile vurmuş denizyıldızlarını denize attığını fark eder ve ‘Niçin bu denizyıldızlarını denize atıyorsunuz?’ diye sorar. Topladıklarını denize atmaya devam eden kişi, ‘Yaşamaları için,’ yanıtını verince, adam şaşkınlıkla, ‘İyi ama burada binlerce denizyıldızı var. Hepsini atmanıza imkân yok. Sizin bunları denize atmanız neyi değiştirecek ki?’ der. Yerden bir denizyıldızı daha alıp denize atan kişi, ‘Bak, onun

için çok şey değişti,’ karşılığını verir’ (alıntı)

S.54 ÇALIKUŞU İNCELEME SORULARI

1.CÜMLELER,PARAGRAFLAR,KELİMEL ER VS…DUVARDAKİ TAŞ VE HARÇLARIN YERİNİ TUTAR…
2.ANLAMLI CÜMLE OLMAYIŞININ NEDENİ EKLERİN KALDIRILMASIDIR…..
AKŞAM YAKLAŞIYOR,TEWPELERİN ARKASINDAKİ BOĞAZLARA KARANLIK ÇÖKMEYE BAŞLIYORDU..
*CÜMLENİN OLŞUMUNDA EKLERİN BÜYÜK ÖNEMİ VARDIR.EKSİZ CÜMLENİN ANLAŞILMASI GÜÇTÜR…
sayfa 55 :3.etkinlik
kelimler arsında bir anlam ilişkisi olmadığı için.
5.etkinlik:
1-tek başına birşey ifade etmediği için belirsizlik ortaya çıkıyor.
2-bu cümlenin geçtiği paragrafa ihtiyaç duyarız.
6.etkinlik:
yolların ıssızlığının verdiği endişedir.
7.etkinlik:
bozulmuş dal,çıplak ayak,sel çukurları,seyrek fasılalar,uzun bıyıklı….
sayfa 56:8.etkinlik:
gri bulutlar-ağlayan bulut
siyah bulutlar-hüzünlü bulut

*** 56
alışılmış
yanık sesli çıngırak
karanlığın çökmesi
sel çukurları
korku uyanması

alışılmamış
kırların yalnızlığı
inler gibi ses çıkaran kağnılar
sönük akisler

8.etkinlik
Alışılmış:Yanık sesli çıngırak, karanlığn çökmesi, sel çukurları, korku uyanması, ince sesli bir kadın.
Alışılmamış:Kırların yalnızlığı, inler gibi ses çıkaran kağnılar, sönük akisler.

S:59 **ÇME ve DEĞERLENDİRME

Boşluklar
1. Bağlaşıklık
2.Bağdaşıklık
3.Bağdaştırma
2.Soru Döktürmek Dökmek işini yamak İşlemek
Sallayan Hareket ettirmek Anımsatan, hatırlatan
Kansız Kanı olmayan cansız, soluk
İhtiyar Yaşlı Yorgun ve yavaş
3.Soru:Hafız Osman kelimesiyle başlayan cümleyle bağlaşıklık kurmuştur.
4.Soru:Yolumu kesen hangi yüzyıldı, kansız renkler, acele adımlar.
5.Soru:Etmezdi. Kimin İstanbul’un ilk şairri olduğunu anlayamıyoruz.
6.Soru D

Sayfa 60 daki hazırlık soruları
1.Paragrafların oluşturulması metni daha kolay anlamamızı sağlar.
2.Cümlelerin biririyle uyumlu olmasıyla oluşturulur.
3.Bir insan herşeyden önce düşünmesini bilmeklidir. Düşünmeyen insan hiç bişey yapamaz yazıda böyledir işte yazı yazabilmek için her şeyden önce düşünmek gerekir.

sayfa 62-63 teki soruların cevapları
1.tema:doğa sevgisi
konu:**** davut’un gülen adaya duyduğu sevgi

2.gönderici (yazar)——–ileti(doğa sevgisi)——–kanal(gülen ada)——-alıcı (okuyucu)
bağlam(metin)
3.doğa sevgisi temasını okuyucuya iletmek amacıyla yazılmış ve okuyucuda bu temanın etkisi uyandırılmaya çalışılmıştır.

4.anlatıcı doğa sevgisi temasını **** davut’un gülen adaya olan sevgisini konu edinerek vermeye çalışmış ve metni oluştururken okuyucuda bu etkiyi uyandıracak bir anlatım şekli ve tutum sergilemiştir.

5.**** davut’un gülen adaya duyduğu sevgiyi anlatmak amacıyla,bu anafikir etrafında oluşturulmuştur.

1.etkinlik
bir paragraf çıkarıdığı zaman metnin anlam bütünlüğünün bozulduğu fark edilir.çünkü metni oluşturan paragraflar gerek yargı gerek anlam bakımından metnin anlam bütünlüğünüde oluşturur.

2.etkinlik
paragrafta cümleler bir birimdir.belli bir bağlamda iletişime katılan kelimeler,kelime grupları ve cümleler çeşitli yönlerden birbirlerinin anlamını tamamlayarak bir anlatım birimi oluşturur.

3.etkinlik
iletişime katılan öğeler /gönderici,alıcı,ileti,kanal,ba ğlam),alıcıda uyandırılmak istenen etki (tema,konu) ve anlatıcının konu veya nesne karşısındaki tavrı (üslup,anlatım)anlatım türünü belirler.

4.etkinlik
Sanatsal Betimleme:
1.İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır.
2.Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur.
3.Ayrıntılar sübjektif olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmaktır.
Örnek metinler:s.91-92”İnce Memed” ve “Çarşı”

Açıklayıcı Betimleme:
1.Bilgi vermek amacıyla yazılır.
2.Genel ayrıntılar üzerinde durulur.
3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir.
4.Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir.
5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz.
6.Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz.
Örnek metinler: s.92”Akdeniz Bölgesi”

5.etkinlik
gülen ada hikayesinde kişiler tanıtılırken açıklama ve tanımlamaya ,gülen adanın özelliklerini verilirken betimlemeye ve hikayedeki olaylar anlatılırken öykülemeye başvurularak metnin anlatım türünün hikaye olması sağlanmıştır.metnin türünün oluşmasında anlatım türleri önemli rol oynar.

6.etkinlik
yaşamın değişmez olduğunu sanmak açık bir yanılgıdır.

sayfa 64 ve 65 ölçme ve değerlendirme soruları

1-a
2-d
3-d
4-c
5-c
6-a
7-a
8-b
9-b
10-b

S.67

1.A
2.C
3.E
4.C
5.B
6.E
7.B
8.A
9.B
10.A
11.C
12.B
13.E
14.E
15.E
16.E
17.A
18.D
19.E
20.B

S.73

1.doğada gördüğümüz her varlığın ismi olduğu gibi her insanında bir ismi vardır.isim insanı tanıtan ,diğer insanlardan ayıran bir unsurdur.

2.bilinmeyen varlıkların ismi ,zihinde bir çağrışım uyandırmaz.zihinde çağrışımın uyanabilmesi için ,söylenen varlığın bilinmesi,daha önce görülmüş yada biri tarafından anlatılmış olması gerekir.çağrışım ancak bu şekilde gerçekleşir.

4.bir tiyatro eserinde kişiler ,mekan ve zaman ”olay”etrafında birleşir

5.tarihçi kaybedilmiş bir savaşı,kazanılmış gibi anlatamaz;çünkü tarihçinin görevi gerçekleri tüm çıplaklığıyla ,değiştirmeden aktarmaktır.roman yazarı ise ,hayal gücüne bağlı olarak olaylkarı farklılaştırarak anlatabilir.

1 etkinlik
ÖRNEK:Ağır adamlarla kahveye girdi Hasan.Olanları düşündü bir süre.Otursam mı oturmasam mı diye bir tereddüt geçirdi.Sonra oturdu bir köşeye isteksiz.Babadan kalma tütün tabakasını çıkardı,kalınca bir sigara sardı.Öyle dalmıştı ki masasına konan çay bardağının sesi bile dikkatini çekmemişti.

Örnek :

Hamdi amcamı en son 1960-1961 yıllarında gördüm. Bir iş nedeniyle Ankara’ya gelmişti. Beni görmeden gitmeyi içine sindirememiş, telefon edip geleceğini söylemişti. Tıpkı çocukluğumda babamı beklediğim gibi, camdan cama koşup gelişini bekledim. Uzun yıllar sonra birbirimizi görüp konuşacaktık. Amca yeğen birbirimize sarıldık. Hem sevinçten hem de annemi babamı anımsayıp ağladık. Çocuklarımı kucağına aldı. Onları öpüp öpüp sevdi. Kardeşim Leman Hanım, bunları görseydi, dedi. O gün onu son görüşüm oldu. **düğünü duyduğum zaman ne yapacağımı şaşırdım..

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Kas 10

sayfa 147 hazırlık
1.bir konu hakkında bilgi edinmek için o konuyla ilgili yazılmış metinlere,ansiklopedilere ve konuyla ilgili diğer kaynaklara başvurulur.
2.”ansiklopedik bilgi”sözüyle ansiklopedi ile ilgili bilgi,ansiklopedilerde verilen bilgiler gibi verilmiş bilgi anlatılmaya çalışılır.
3.öğrenilen bilgiler notlar alınarak ve tekrar edilerek kalıcı hale getirilebilir.
4.öğrenilenlerin başkalarına aktarılırken doğru ve eksiksiz olarak aktarılmasına dikkat edilmelidir.
5.bir metnin anlaşılması ve yorumlanmasında okuyucunun gerekli bilgi birikimine sahip olması gerekir.

sayfa 148
1.metin
1.metinde meridyenin ne olduğu ve özellikleri verilmiştir.
2.metin,okuyucuya meridyenler hakkında bilgi vermek amacıyla yazılımıştır.

2.metin soruları
1.verilen metinde klasisizmin gayesi,dayandığı temel özellikler ve bunların açıklaması verilmiştir.
2.öğretici anlatımlarda daha çok nesnel anlatım türü kullanılır.

3.metin soruları
1.metinde maddenin 3 hali hakkında öğretici bilgiler verilmiştir.
2.verilen mtindeki parçalar arasında konunun daha iyi öğretilmesi ,anlaşılması açısından bir ilişki kurulmuştur

9.etkinlik
*”futbol yirmi iki oyuncu ile oynanan bir spordur.90×50 boyutunda bir sahada oynanan bu oyunda amaç rakip kaleye topu belli kurallar dahilinde atabilmektir.”

sayaf 149
2.etkinlik
*tabloda verilen özelliklerin hepsi bütün metinler içindir.

3.etkinlik
merdiyenler—-meridyenler hakkında bilgi vermek
klasisizm—klasisizm hakkında bilgi vermek
maddenin üç hali—maddenin üç hali hakkında bilgi vermek

sayfa 150
5.etkinlik
*4.metinde söz sanatlarına ,yan anlam ifade eden kelime ve kelime gruplarına yer verilmiş buna karşın 5.metinde bu ifadelere yer verilmemiştir.
*öğretici metinlerde söz sanatlarına ,yan anlam ifade eden kelime ve kelime gruplarına yer verilmez.
8.etkinlik
ortak yönleri
bir konu hakkında açıklama yapma,bilgi verme ,konuyu aydınlatma amacıyla yazılırlar.
*dil göndergesel işlevinde kullanılır.
*söz sanatları ,yan anlamlı kelime ve kelime grupları bulunmaz.

farklı yönleri
*herbiri farklı bir konu işler.

11.etkinlik
birdenbire
giderek
birdenbire
çok
hep
gözünüzün içine bakıp
sabırla
şu tarihte
hemen ardından
artık durmadan
uzun uzun
ballandıra ballandıra
uzun da
birdenbire
şöyle
böyle
yazar
dursuz duraksız
bir o kadar da
hiç mi hiç
yine
bugün

*metne yerleştirilen zarflar ,yapılan iş,olu veya hareketlerin anlamını çeşitli yönlerden etkileyerek metnin anlatımına katkıda bulunmuştur.
*sıfatlar isimleri niteler veya belirtir,zarflar ise fiilleri belirtir

7. metnin anlaşılması için okuyucunun bilgiyi kavrayabilecek belli bir birikime sahip olması gerekir.

sayfa 155-159
hazırlık
1-bilgi sahibi olunan bir konu hakkında açıklama yapılırken açıklaması yapılan konu özetleyici ve yargı bildiren ifadelerle verilmektedir.
2-düşünceyi geliştirme yollarından(örneklendirme,açık lama,karşılaştırma) yararlanırdım.
3-yaşadığımız her an zamn kavramını algılarız..

1.Etkinlik
>metinlerin ortak özellikleri
-dil göndergesel işlevde kullanılır
-ifadeler kesin ve açıktır
-düşünceyi geliştirme yollarındn yararlanılır
-yazarın amacı okuyucuyu bilgilendirmektir
-ifadeyi veren cümleler özetleyicidir
-sade,gösterişsiz,yalın,duru anlatım vardır
-kelimeler gerçek anlamıyla kullanılır
-alıcının ve sunucunun bilgi birikiminin olması gerekir
-konunun can alıcı,dikkat çekici yönleri ön plandadır.

İNCELEME
1.metin
1-metin kompozisyon kavramını açıklamak için yazılmıştır.
2-yazar açıklanan konuyla ilgili yeterli bilgiye sahiptir.
3-çoğunda bir yığın bilgi var fakat bunların konu ile ilgisi yok ve çoğu karmakarışık.Kompozisyon işte bunların zıddıdır.Çeşitli konularda düzensiz bir yığın bilgiye sahip olmak yeterli değildir.Öğrenci herhangi bir konuda lüzumlu ile lüzumsuzu seçebilmeli,fikirlerini bir sıraya koymasını öğrenmelidir…vs.
4-yazar düşüncey geliştirme yollarından yararlanmıştır.

2.metin
1-metinde işlenen çiçek konusu değişik milletlern çiçeğe ve dolayısıyla doğaya duyduğu sevgi yönüyle ele alınmıştır.
2-değişik milletlerin(Japonlar,Çinliler, Türkler) karşılaştırlması ve bu milletlerin çiçeğe ve doğaya verdiği önemi belirten örneklerle işlenmiştir.

2.Etkinlik
bu metinlerde dil göndergeselişlevde kullanılmıştır.
3.Etkinlik
durum zarfları fiil veya fiilimsileri durum yönünden niteleyerek metindeki cümlelere bu yönüyle anlam kazandırmıştır.

3.metin
1-hikayede yoğunluk kavramının hikayelere göre değişen yönleri üzerinde durulmuştur.
2-yazar,bu metinde açıkladığı konuya hakimdir.

4.Etkinlik
yazar okuyucuya seslenmiştir.
yazar,işlediği konuyu okuyucuy olduğu gibi, karmakarışık ve anlaşılması zor cümlelere yer vermeden aktrmaya çalışmıştır.

5.Etkinlik
tablodakilerin hepsini işaretleyin.

ANLAMA ve YORUMLAMA
6.Etkinlik
-dil göndergesel işlevde kullanılır,düşünce ve duygu kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir, konu örneklerle ve karşılaştırmalarla açıklanmaya çalışılır.
7.Etkinlik
tablodaki özellikler..

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Kas 10

10. sınıf dil ve anlatım kitabı, ANLATIMDA ANLATICININ TAVRI konusu anlatımı, hazırlık çalışmaları, etkinlikleri, ÇAY: KUTSAL RİTÜELLERİN, SOĞUMUŞ ELLERİN İÇECEĞİ, KEYİF EHLİ metni, konuyla ilgili tüm metinler, ANLAMA – YORUMLAMA, GARİP BİR HİKÂYE,
4/11/2009 · Kategori: Türkçe-Edebiyat-Ödev

10.Sınıf Dil ve Anlatım – Anlatımda Anlatıcının Tavrı
ANLATIMDA ANLATICININ TAVRI

hazırlık
1. “-di’li geçmiş zaman” eki fiillerin yapılışına tanık olunduğu anlamı verir. Fiil geçmiş bir zamanda gerçekleşir, bu geçmiş zaman belirlidir, kesindir. Öğrenilen geçmiş zaman eki “-miş” fiilin başkasından duyulduğunu ifade eder.
2. Edebiyatın ele aldığı konular geçmişten günümüze kadar pek fazla değişikliğe uğramamıştır. İnsan ne yaşarsa onu anlatır, yaşanan temel olayların değişmemesi edebiyat eserlerinde konuların değişmemesini beraberinde getirmiştir. Fakat eserler incelendiğinde aynı konuda yazılmış eserlerin birbirinden çok farklı özellikler gösterdiği görülür. Bunun sebepleri; metin türlerinin faklılığı, yazar ve şairlerin farklı edebiyat anlayışları benimsemeleri, bilgi birikimlerinin, ilgi alanlarının, kişisel özellikleri*nin, yetişme tarzlarının, inançlarının, geleneklerinin vb. pek çok şeyin farklı olmasıdır.
3. Yağmur bir şoför için trafik sıkışıklığını ve kaza riskini, bir sokak çocuğu için zaten zor olan ya*şam şartlarının daha da zorlaşmasını, bir çiftçi için ürünlerinin verimli olmasını, bir şair için de hayalle*rini tetikleyen bir ilham kaynağı anlamı taşıyabilir.
1. EtKİNLIİK
iyi, doğru, güzel gibi kavramlar göreceli kavramlardır. Kişiden kişiye değişir. Bu açıklamaya göre İstanbul’un Türkiye’nin en güzel şehri olduğunu kimse ispatlayamaz; çünkü genel bir doğru değildir. Kalabalıklık ise ölçülebilen bir durumdur. İstanbul’un nüfus sayımındaki kayıtlarına bakılarak Türki*ye’nin en kalabalık şehri olduğu ispatlanabilir.

2.etkinlik
İnsan, çevresindeki pek çok olayı, durumu veya nesneyi kendi iç dünyasına göre yorumlar, de*ğerlendirir çoğu zaman. Yaşadığımız yer, toplumdaki statümüz, ruh halimiz olaylara bakış açımızı etkiler. Geçimini sağlayamayan veya kıt kanaat geçinen birinin ekonomik olaylara bakışıyla yeterince iyi kazanan birinin bakış açısı ve yorumları birbirinden farklı olacaktır. Başka bir örnek verecek olursak; çok sevdiği birini kaybeden bir ressam güneşli bir günde yaptığı resimde güneşi siyah çizebilir.

1. Simit ve çay herkes için ideai ve sevilen bir kahvaltı olmayabilir. 1, metin kişisel doğruları yan*sıttığı genel ve ispatlanabilir doğruları yansıtmadığı için tartışmaya açıktır. 2. metin Kutadgu Bilig ile ilgili edebiyat tarihinin bulgularını sunan bir metindir. Nesnel bir tavırla yazıldığı ve herkes tarafından kabul edilen bilimsel doğrular içerdiği için bu metin üzerinde tartışılamaz.
2. “Simit ile Çay” sanat kaygısı taşıyan bir metindir. “Yalnız simitten, sabahın o leziz, insan icadı yemişinden söz açmalıydım.”, “Bu başlığa kaşar peynirini de eklemek isterdim ama onun çayla simidin dostluğu karşısında silinip ikinci planda kalması, daha doğru.” cümlelerindeki benzetme ve kişileştirme sanatları buna somut örneklerdir. 2. metinde anlatıcının kaygısı sanat değil, bilgi vermek ve öğretmek*tir.
3. Metinlerde verilen ayrıntılar, başka bir yazar tarafından farklı bir şekilde anlatılabilir. Bu durum, yazarın bakış açısıyla, birikimi, içinde yetiştiği kültür ve medeniyetin zihniyeti ile ve yazarın amacıyla ilgilidir.
4. Öznel anlatımda anlatımın sınırlarını anlatıcı belirler. Konuyla ilgili söylemek istediklerini çok çeşitli yollardan ifade etme serbestliğine sahiptir. Nesnel anlatımda böyle geniş bir anlatım ve üslup alanı yoktur. Anlatıcı lafı en açık ve net haliyle, ciddi bir üslupla söylemek durumundadır. Anlattıkları*nın doğru ve güvenilir olması şarttır. Bu yüzden ciddi araştırmalar ve bilgi birikimi isteyen bir anlatım türüdür.

3.ETKİNLİK
1. Metin
ÇAY: KUTSAL RİTÜELLERİN, SOĞUMUŞ ELLERİN İÇECEĞİ
60 milyonluk bir ülkeyiz… Ve bu ülke, sabahki bir bardak çayını içmezse güne asla başlayamayacak olan insanlarla dolu…
Evden çıkmadan hemen önce ve alelacele… Evden tam çıkarken… Annelerin hazırladığı… Va*purda martıları izlerken… Dağları seyrederken ya da denizi düşünürken… Güneşi özlerken ya da sev*giliyi beklerken içilen bir bardak çay…
O çay ki, içine girdiği andan itibaren bir alışkanlığın tatminini, bir sıcaklık hissini ya da güzel bir aromayı hissettiren kutsal bir içecek.
5000 yıl öncesine giden çayın tarihi konusunda çeşitli efsaneler var: Bunlardan ilki Çin’e gidiyor. M.Ö. 2700′lü yıllarda tıp Dilimine meraklı olduğu bilinen Çin imparatoru Shen Nung, sıcak su içmenin sağlığa olan olumlu etkilerini gözlemlemiş. Bir gün kendi sıcak suyunu hazırlarken, demliğine birkaç yaprak düşmüş. Kaynayan suyun buharından mistik ve rahatlatıcı bir aroma yükseldiğini görmüş ve bu sıcak içecekten bir bardak içerek onun harika lezzeti ve araması karşısında hayret etmiş. Demliğine düşen bu yapraklar bir çeşit yaban çay ağacına aitmiş….
Çayın Japonya’daki efsanesi bizi Bodidharma isimli bir Budist keşişe götürüyor. Hayatının yedi yı*lını Buda’ya adayarak uyumadan geçiren bu keşiş, meditasyon sırasında istemeyerek uyuya kalınca çok kızmış ve ardından göz kapaklarını kesip toprağa atmış. Toprakta köklenerek büyüyen bitki, çay bitkisiymiş.
Hindistan da çayın keşfini Bodidharma’ya bağlar. Onların öyküsüne göre bu rahip uykusuz geçirdiği yılların beşincisinde yanındaki ağaçtan birkaç yaprak alır ve çiğner. Birden bire canlandığını gören rahip bunu sık sık tekrarlayarak yedi yıllık meditasyonunu bitirir. Bu yabani ağaç elbette ki çay bitkisidir.
Sudan sonra en eski ve en çok tercih edilen içecek olan çayın ülkemizdeki serüveni oldukça ye*nidir. 1888′deki ilk ciddi girişimden sonra üretimdeki gerçek başarı ancak 1940′larda elde edilmiştir. Bugün Türkiye, üretimde Hindistan, Seylan gibi ülkelerden sonraki yerini korumakta ve aynı başarıyı tüketimde de İngiliz ve İrlandalılardan sonra en çok çay tüketenlerden biri olarak göstermektedir.
Çay, bazen enerji kaynağı, bazen de rahatlatan büyülü bir içecektir. Ülkemizde 7′den 70′e herkes çay tüketir, bu tüketim yaş, meslek, gelir durumu farklılığı gözetmez.
Çayı demlerken sadece büyük bir demlik kullanan birçok ülkenin yanısıra Türkiye’de çay hazırla*nırken önce çaydanlığın alt bölümünde su kaynatılır, kaynayan su, üst demlikte bulunan çaya eklenir ve alttan gelen buhar ile demlenen çay, geleneksel olarak ince belli cam bardaklarda içilir. Çayın fin*canla içilmesi de ayrı bir zevktir. Çayını açık ya da koyu tercih edenler, limon ya da şeker ekleyenler vardır, ancak tüm bu kişiler için en önemli şeylerden biri çayın rengidir. Günlük deyişle “tavşan kanı” olan bu renk, berrak ve güzel bir kırmızı tonudur.
Dünyanın diğer yerlerinde; İngilizler klasik beş çayından vazgeçemez ve çaya süt eklemeyi sever, Çinliler için “yeşil çay” yaşamsaldır, Japonların en popüler çayı “Sencha”dır, Kuzey Afrika’da çay nane ile aromalandırılır, Orta Doğu’da çay genellikle limonla içilir, Ruslar içine reçel koyar ya da “kıtlama” şeker ile içer, kahve tutkunu Amerikalılar ise çayı demleyip buz gibi soğuttuktan sonra keyfini çıkarır, daha çok sağlık yönü ile çay yeniden popülarite kazanmıştır. Tibet’te ise çay, süt veya su ile demlendikten sonra tereyağı ile karıştırılarak yoğun bir beslenme içeceği elde

edilir. Ve saire, ve saire….
Siyah (tam fermente), Oolong (yarı fermente) ve yeşil (fermente edilmemiş) türleriyle içilebilen, tüm güzelliğine ek olarak içindeki antioksidanlar sayesinde yararlı da olan kutsal içecek çay, herkese farklı bir lezzet, farklı bir içim sunsa da, yaşamlarımızda yüzyıllardır vardır.
Çay bitkisini merak ederseniz, hiç üşenmeyin, Doğu Karadeniz’e doğru bırakın kendinizi. Arka*nızda dağlar, önünüzde engin Karadeniz ve beliniz yüksekliğinde yemyeşil, taptaze çay bitkileri…Çay bahçelerindeki kadınlarla konuşun, o çocukların güzel yüzlerine bakın, sizi çepeçevre saran çay zen*ginliğine dalın. Bu arada üzerinize tatlı ve ince bir yağmur yağsın, siz bir yere girin, oturun, sıcak bar*dağı tutarken eliniz ısınsın, bu güzel lezzetin tadına varın…..

Kaynak: Gökçe Doğanay EROL, Hürriyet Agora, 31 Mart 2000

2.METİN
KEYİF EHLİ
Sabahları bir bardak çaydan alınan keyfi başka ne verebilir ki! Her sabah insanlar birbirinin ben-zeri-hatta aynısı-işler yaparlar. Çalışanlar işine, öğrenciler okuluna, çalışmayanlar da yataklarında düşlerine doğru yol alırlar.
Bu yolculuk çoğu zaman sıkıcıdır. Hele de çalışanlar için. Saatin cazgırlığıyla son bulan gece dinginliği, yerini otobüsün fren ve korna seslerine, yolcuların uyku ile uyanıklık arasındaki direnişlerine bırakır. Ve nihayet bu zorlu yol biter ve sabah serinliğinin ferahlığıyla az da olsa uyanışlar başlar.
Sonra ne mi olur? Sabahın anlamı, günün kahramanı yetişir imdada. Bütün yol yorgunluğu, uyanamayışlar bir bardak çaya teslim olur. Ağzınızdan başlayıp bütün zerrelerinizi mutlu ettikten sonra midenize ulaşan bu lezzet tarife sığmaz.
Fatma ERYILMAZ

1. metin çayın tarihiyle ilgili bilgi vermek amacıyla yazılmıştır. Bu metindeki bilgileri çeşitli kaynak*lardan araştırıp doğruluğunu ispatlayabiliriz. 2. metin ise çayla ilgili tamamen öznel bir anlatımdır. Ge*nel ve kanıtlanabilir nitelikte bir metin değildir.
Yazacağımız bu yazılar sonucunda öznel anlatım kanıtlanamayan yargıları, nesnel anlatımın ka*nıtlanabilen yargıları; öznel anlatımın kişisel duyguları içerdiği, nesnel anlatımın kişisel duyguları içer*mediği kanıtlanabilen doğru bilgileri içerdiği; öznel anlatımda ifadelerde kesinlik olmadığı, nesnel anla*tımda ifadelerde kesinlik olduğu görülecektir.

4.ETKİNLİK
Fotoğrafı öznel olarak ve nesnel olarak betimleyen metinlerden hareketle şu sonuçlara ulaşırız:
Kanıtlanabilen yargılar nesnel, kanıtlanamayan yargılar özneldir( Fotoğrafta yeşil ve mavi renk-erde bir balon ve topraktan evler olması nesnel; bu evlerin köstebeğe benzetilmesi öznel bir yargıdır.).
Kişisel duyguları içeren yargılar öznel, içermeyen yargılar nesneldir(Fotoğraftaki evlerde yaşa-nak zordur, yargısı öznel; bu evlerin kıraç bir alanda kurulmuştur, yargısı nesnel bir yargıdır.)
Kesinlik taşıyan ifadeler nesnel, taşımayan ifadeler özneldir.

3. metin
1. “Senelerden beri leylek görmüyordum.”, “…birden damlar tarafından gelen bir leylek gagası ta-kırtısıyla durdum.”, “Leylek yaz mevsiminin kuşu değil, bizzat yazdır.”, “Bir baca üstünden ufka iz dü*şümlü bir leylek şekli, hayal gücümüze neler katmaz: Maviliği içi bayıltan, sonsuz, derin bir gökyüzü… Yeşil bir vadide gizlenmiş, minareli, küçük, beyaz bir şehir… Yarasaların uçuştuğu, kavak ağaçlarının hafif hafif sallandığı yeşil bir akşam… Sıcak bir Asya gecesi… Damların yan duvarlarına dayanarak, gizli gizli konuşan ve doğacak bakır bir ayı bekleyen; siyah zülüflü, kırmızı dudaklı, altın ve mercan gerdanlıklı kadınlar… Alçak bir gece semasına serpilmiş büyük yıldızlar… Bütün bu yıldızlar içinde bir leyleğin düşünen gagası… Muhakkak leylek, ressam ve şairi birtakım karmaşık ve vezinli hayallere davet etmek üzere yaratılmış bir kuştur. İşte onun içindir ki maddeye tapan Mısır köylüsü, kendisine yaramayacak kadar güzel olan bu hayvanı öldürmek cesaretini kendinde buluyor.” ifadeleri bize şairin leylek ile ilgili gözlemlerini yansıtır.
2. “Hatta bu kanatlı yaz seyyahlarının son senelerde İstanbul’a az uğradığı herkesin dikkatini çekmişti. Sonradan öğrendik ki Mısırlılar, bilmem ne sebepten dolayı, bu saygıdeğer kuşları arsenikli yemlerle öldürüyorlarmış.” ifadeleri yazarın başkalarından duyduğu ifadelerdir.

5.ETKİNLİK
1. Metin:
Dedem bundan 50-60 yıl önce bayramlarda aile ziyaretlerinin şimdiye göre daha çok olduğunu söyledi. Bayramda aile, komşuluk ve akraba ilişkilerini güçlendiren geleneklerin uygulandığını dâ ekle-’ di. Veya “Bundan 50-60 yıl önce bayramlarda aile ziyaretleri günümüze göre daha çökmüş. Bayram*larda aile, komşuluk ve akraba ilişkilerini güçlendiren geleneklere uyulurmuş. Şeklinde ifadeler anlatımın anlatan kişinin gözlem ve deneyimlerine değil duyduğu kişinin deneyimlerine dayalı ol*duğunu gösterir.

2.Metin:
Günümüzde yoğun iş temposu ve stresi altında çalışan insanlar bayram tatillerini fırsat bilerek ka*falarını dinleyecekleri sakin ortamları tercih ediyorlar. Bu da bayram geleneklerinin unutulmasına, eş-dost, akraba ziyaretlerinin azalmasına sebep oluyor. Bu ifadede de anlatım tamamen anlatan kişi*nin gözlemlerine dayanmaktadır.

Doğrudan Anlatım
Başkasına ait bir sözün, konuşanın ağzından çıktığı biçimiyle (aynen) anlatıcının yazısı içine gir*mesidir.

Dolaylı Anlatım
Başkasına ait bir sözün anlatıcının ağzından anlatımıdır.

4. metin , 5. metin
1. “İklim” adlı metinde “Bu nedenle kurumsal olarak Güney Yarım Küre, Kuzey Yarım Küre’den daha kısa ve daha sıcak yazlar, daha uzun ve daha soğuk kışlar geçirir.” cümlesinde geçen “soğuk” ve “sıcak” ifadeleri dokunma duyumuza bağlı olarak yazılmıştır.

2. “Düşünce… Nasıl Bir Olay?” metninde “Düşünce bir süreklilik ve akış olayıdır. Hep öğretildiği ve alıştırıldığı mecrasında akmaya meraklıdır. Çok büyük dürtüler, çok büyük eylemler olmadıkça ne yatağından taşar ne de deltalar oluşturur. Bir alışılmışlık hâli, normal hâldir diye hep öyle olmasında ısrarlı olacak değiliz. Çünkü normal dediğimiz, hiçbir zaman acı ve ıstırabın yolu değildir. Ancak yanlış alışkanlıklar, yaşam tarzı hâline gelmiş ıstıraplar şeklinde görüntü verir. Zaten doğası gereği düşünce hep tedirginlik üretmeye yatkındır. Düşüncenin huzursuz eden ıstıraplar üretmesine sebep olan hep dizgin tutmayan, kural tanımayan arzu ve korkulardır.”Düşüncenin bir akarsuya benzetilmesi, bir mecrasının olduğunun söylenmesi, düşünce ürünlerinin delta ovasına benzetilmesi gibi ifade*ler kişisel tespitlerdir.

3.”Düşünce… Nasıl Bir Olay?” adlı metinde soyut bir konu olan “düşünme” konusu ele alındığı için metnin konuyu ele alış biçimi de soyut olmuştur. “İklim” adlı metinde ise “mevsimler” konusu du*yularımıza bağlı olarak verildiği için somut bir şekilde ele alınmıştır.

4.Soyut kavramları biz duyu organlarımız aracılığıyla algılayamayız, varlığını fikren kabul ederiz. Göremediğimiz, duyamadığımız, koklayamadığımız, dokunamadığımız ve tadamadığımız şeyleri’, ta*nımamız ve anlatmamız zordur. İşte bu kavramları gördüğümüz, duyduğumuz… şeylere benzeterek onları görünür, duyulur…hale getiririz. Bu. işleme somutlaştırma denir. Yukarıdaki metinde düşünce kavramı akarsuya benzetilerek somutlaştırılmıştır.
Soyutlama, okurda bir konuyla, bir kavramla ilgili uzak çağrışmalar yaratmak amacıyla kullanılır. Bu durum anlatımı-akıl dışına çıkarma yoluyla sağlanır Bir baş

ka deyimle soyutlamada kavramların gerçekle bağı koparılır.
Soyutlama, anlamdan uzaklaşma olduğu için daha çok şiirlerde kullanılır.

5.Somut anlatım daha çok bilimsel, soyut anlatım da edebî, felsefî metinlerde kullanılır.

6.Metinlerde konunun içeriği anlatım tarzlarını belirleyen önemli bir etkendir. Konunun soyut ve*ya somut olması anlatım tarzının öznel veya nesnel olmasını belirler.

ANLAMA – YORUMLAMA

1,metin

GARİP BİR HİKÂYE
Austin’in kuzeyinde bir zamanlar Smothers adında namuslu bir aile yaşıyordu. John Smothers, karısı, beş yaşındaki küçük kızları ve onun ebeveynlerinden oluşan bir aileydi. Kentin ‘özel”nüfus sayıımında altı kişi görünseler de, aslında üç kişidirler,
Bir gece akşam yemeğinden sonra küçük kız şiddetli bir mide sancısıyla kıvranmaya başladı. John Smothers hiç vakit kaybetmeden kente ilaç almaya gitti. Ama asla geri dönmedi.
Küçük kız bir süre sonra sağlığına kavuştu büyüdü ve güzel bir genç kadın oldu. ‘ ‘ : ; -
Anne yıllarca kaybolan kocasının arkasından gözyaşı döktü. Fakat üç ay önce evlenip San Antonio kentine yerleşti.
Bir süre sonra küçük kız da evlendi ve aradan yıllar geçti, küçük kızın da kızı beş yaşına bastı.
Genç kadın hâlâ babasının onları terk edip asla geri dönmediği evde yaşıyordu.
Bir gece garip bir olay meydana geldi. Yıllar önce John Smothers’in kaybolduğu gece genç kadının küçük kızı mide sancılarıyla kıvranmaya başladı. Eğer John Smothers yaşıyorsa ve sürekli bir işi varsa artık torun sahibi de olmuştu.
John Smith (genç kadının kocası), “Kente gidip küçük kızıma ilaç almalıyım,” dedi.
Karısı “Hayır, hayır, sevgili John gitme.. Belki ser de eve dönmeyi unutup ebediyen kaybolursun,” diye bağırdı, „
Böylece John Smith ilaç almaya gitmedi. Karısıyla birlikte küçük Pansy’nin (küçük kızın adı Pansy’ydi) başında beklediler.
Bir süre sonra Pansy iyice fenalaştı. John Smith tekrar ilaç almaya gitmek istedi ama karısı engel oldu. Birdenbire kapı açıldı ve uzun beyaz saçlı, kamburu çıkmış yaşlı bir adam iki büklüm içeriye girdi. Pansy, “Merhaba büyükbaba,” dedi. Yaşlı adamı diğerlerinden önce tanımıştı. , ; Yaşlı adam cebinden ilaç şişesini çıkarıp Pansy’ye bir kaşık şurup içirdi. Küçük kız hemen iyileşti.
John Smothers, “Tramvayı beklediğim için biraz,geciktim,” dedi.
O’Henry (VVilliam Sydney Porter)’ Dünya Edebiyatından Seçme Öyküler

2.metin
BU BİZİMKİ
Yıkıcı bir aşk bu,
Yıkıyor milletin ortasına
Tutku yükünü.
Bölücü bir aşk,
Ekmeği suyu bölüyor
Günde üç öğün.
Hain bir aşk bu,
Sizin eve hırsız girer
Onunkine polis.
Yasadışı bir aşk,
Evlenmeyi
Hiç mi hiç düşünmüyor.
Soyguncu bir aşk bu,
En sıradan ezgilerden
Sevinçler devşiriyor.
Kökü dışarda bir aşk,
Dante ile Beatrice’inkine
Fena öykünüyor.
işgalci bir aşk bu,
Samanlık sevişenin diyor
Başka şey demiyor.
Cemal Süreya
3.metin HAMLET

V. PERDE – I. SAHNE
(Bir mezarlık, ellerinde kazma küreklerle iki soytarı girer.)
HAMLET — Şu adamla konuşacağım. Bu mezar kimin mezarı, aslen? BİRİNCİ SOYTARI — Benim, efendim. (Şarkı söyler.) Bir de çukur rahatça gömülecek, Bu deminde insana yetmez mi ki?
HAMLET — Herhalde senin olacak, çünkü içindesin.
BİRİNCİ SOYTARI — Siz dışındasınız, efendim, onun için sizin olmasa gerek. Bana gelince, içinde yatmıyorum ama gene benim.
HAMLET — Mademki içindesin, yatıyorsun sayılır, hem de kendinin olduğunu söylü-
yorsun. Hâlbuki burası ölüler içindir, diriler için değil. Buna göre yalan söylüyorsun.
BİRİNCİ SOYTARI — Mezar içinde söylenmiş yalandan ne çıkar; gömüveririm.
BİRİNCİ SOYTARI — Al sana bir kafa. Bu kafa yirmi üç senedir toprakta.
HAMLET — Kimin kafasıydı?
BİRİNCİ SOYTARI — Sahibi köpoğlunun biriydi. Kimin dersiniz?
HAMLET — Ben ne bileyim?

BİRİNCİ SOYTARI — Delinin dik âlâsı oydu işte! Bu kafa özbeöz Yorick’in kafasıydı efendim, Kralın maskarasının.
HAMLET — Bu mu?
BİRİNCİ SOYTARI —O, ya.
HAMLET — Bakayım. (Kafatasını alır.) Vah zavallı Yorick! Onu tanırdım Horatio; fevka-
lade hoş bir adamdı. Kaç kereler beni sırtında taşımıştı. Hâlbuki şimdi bana ne iğrenç geliyor! Nerde şimdi o latifelerin, o oyunların, o şarkıların? Nerde sofrayı kırıp geçiren şakaların? Avurtların büsbütün çöktü mü ki? Öyleyse şimdi git hanımımızı odasında bul; ona, yüzünü bir parmak kalınlığında da bo-yasa yine bu hâle geleceğini söyle; bakalım buna gülebiliyor mu? Kuzum Horatio, bana şunu söyle.
HORATİO — Neyi, efendimiz?
HAMLET — Acaba İskender de toprağın altında bu hâle geldi mi? HORATİO — Elbette.
SHAKESPEARE Hamlet

4.metin
ZORLUĞUN DEĞERİ
Filozofların en akıllıları derler ki: akla uygun hiçbir şey yoktur ki tam tersi de akla uygun olmasın. Yakınlarda gevelediğim bu güze! sözü eskilerden biri (Seneca) yaşamayı küçümseme yolunda kul*lanmış: Ona göre, yalnız yitirmeye hazırlandığımız bir nimet bize zevk verebilir.
İn auquo est dolor amissae rei, et timor amittendae. (Seneca)
Yitirme acısıyla yitirme korkusu bir kapıya çıkar.
Demek ister ki bununla, yaşamayı yitirme korkusunda olursak, yaşamanın tadını çıkaramayız. Ama bunun tersi de söylenebilir: Yaşamaya bu kadar sıkı sarılıp, böylesine bir sevgiyle bağlanmamış, onun temelli olmadığını gördüğümüz, elimizden çıkmasından korktuğumuz içindir. Gerçek ortada çün*kü: Ateş nasıl soğuktan hız alıyorsa bizim istemimiz de kendi karşıtıyla bilenip keskinleşiyor:
Si numquam Danaen habuisset abenea turis,
Non esset Danae de Jove facta parens. (Ovidius)
Danae yi funçtan kuleye komasalardı
Jüpiter den hiç gebe kalmazdı Danae.
Bolluğun verdiği doygunluktur zevkimizi en fazla körleten; zevkimizi en fazla bileyen, coşturan şeyse özlediğimizi az ve zor bulmaktır.
Ominum rerum voluptas ipso quo debet fufare periculo crescit (Seneca)
Her şeyin zevki, bizi itmesi gereken tehlikeyle artar.
Galla, nega: satiatur amor, nisi gaudia torquent. (Martialis)
Galla, hayır de: aşk azapla beslenir yalnız.
Aşkın gevşememesi için Likuros Lakedemonya’da evlenenlerin gizli yatıp kalkmalarını buyur*muş: Evlilerin yatakta görülmeleri, bir başkasıyla yatmaları kadar ayıp sayılıyormuş.
Buluşmaların zorluğu, yakalanma tehlikesi, sonradan duyulacak utanç:
Et languor, et silentium,
Et latere petitus imo spritus (Horatius)
Ya o baygınlık, o sessizlik,
Ya o derinden gelen gizli ahlar,
Bütün bunlardır salçayı kıvamına getiren. Sevişmenin nice hoşlukları aşkın etkilerinden çekine*rek, utanarak söz etmekten doğmaktadır. Şehvetin kendisi bile acı duyarak kızışmak ister, incittiği,tırmaladığı zaman daha tatlı olur. Fahişe Flora, Pompeus’la yatıp da üzerinde dişlerimin izini bırakma*dığım olmadı, dermiş.
Quod petire premunt arcte, faciuntque dolorem Corporis, et dentes inlidunt saepe lebellis:
Et stimuli supsunt, qui instigant laedere id ip’sum Quodcumque est, rabies unde illi germina surgunt. (Lucretius)
Arzuyla sarıldıklarının canı yanar; Dişleri ısırır çok kez nazik dudakları. Gizli dürtüler incitmeye iter onları. Her tuttuklarını; azgınlıkları artar böylece.
Her işte görülen budur: Zoduk değer kazandırıyor her şeye.
Montaigne
Denemeler

Öznel- Nesnel Anlatım
Doğrudan-Dolaylı Anlatım

Somut-Soyut Anlatım
1. metin Hikâye
ÖZNEL
DOĞRUDAN
SOMUT
II. metin Şiir.
ÖZNEL
DOĞRUDAN
SOYUT
III. metin Tiyatro
ÖZNEL
DOĞRUDAN
SOMUT
IV. metin Deneme
ÖZNEL
DOĞRUDAN
SOMUT

ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME

1.
• Anlatıcının; gördüklerini, işittiklerini, duyularıyla algıladıklarını ve deneyimlerini dile getirdiği her düzeydeki anlatıma somut denir.
» Kişiden kişiye değişmeyen, kanıtlanabilen bilgilerin kullanıldığı anlatıma nesne! denir.
• .Kişisel düşüncelerin ve duyguların ifade edildiği anlatıma öznel denir.
• Başkasından öğrenilenleri, duyulanları ifade etmek amacıyla gerçekleştirilen anlatıma dolaylı denir. ;
» Anlatıcının kendi gözlemlerini ve deneyimlerini dile getirdiği her düzeydeki anlatıma doğrudan denir.

2.
• “Türkiye, Asya ile Avrupa arasında bir köprüdür.” cümlesi öznel anlatımlı bir cümledir. (Y)
• “İbrahim Bey, başarılı öğretmenlerimizdendir.” cümlesi nesnel anlatımlı bir cümledir. (Y)

3. E) Nedim Bey, iş toplantısı için yedi uçağıyla İzmir’e gitti
.
4. B) Tevfik Fikret, aruzu Türkçeye uygulayan en önemli şairdir.

5. B) Işığın boşluktaki yayılma hızı sabit ve saniyede üç yüz bin kilometredir.

6. İletişimde anlatıcı ile anlatılan nesne veya konu arasındaki ilişki anlatımın öznel veya nesnel, doğrudan veya dolaylı, somut veya soyut olması bakımından anlatımı etkiler.

7. Anlatıcının; duyu organlarıyla algıladıkları varlık ve nesnelerin anlatımı somut anlatım, anlatıcı*nın sadece varlığını bildiği ancak duyu organlarıyla algılayamadığı, bilimsel olarak ispatlayamadığı olguların anlatımı ise soyut anlatım özelliği kazanır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Kas 10

11.Sınıf Dil ve Anlatım kitabı -Gezi(Seyahatname)-Etkinlikler-Ölçme ve Değerlendirme cevapları,hazırlık cevapları, etkinlik cevapları, gezi yazıları, Cevdet Kudret Örneklerle Edebiyat Bilgileri, Erzurum Şehri İle İlgili Gezi Yazıları
4/11/2009 · Kategori: Türkçe-Edebiyat-Ödev

GEZİ (SEYAHATNAME)

“Bir yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. Gezi yazıları gezip görmenin, iyi bir gözlemin ürünüdürler. Gezi yazılarının tarihi çok eskidir. İnsanlar hep uzak ülkeleri, uzak ülkelerin doğasını, insanlarını, bu insanların yaşayış biçimlerini ve yarattıkları kültür eserlerini merak etmişlerdir. Bir nedenle başka ülkelere giden kişilerle karşılaştığımızda, onları soru yağmu*runa tutmamız bundandır. Günümüzde televizyon görüntüleri dünyanın birçok kültürünü yanı başımıza ge*tirdiği halde, hâlâ gezi anılarını dinlemenin ya da okumanın tadı başkadır.

Gezi yazılarının çok yönlü anlatım olanakları vardır. Uzunluğu çoğu zaman kitap olacak kadardır. Gazetenin iç sayfalarından birinde dizi halinde günlerce yayınlandığı da olur. Okuyucunun sıkılmadan, merakla okuduğu bir yazı türüdür. Gezi yazısı yazarken ilgiyi uyanık tutmak, okuyucuda okuduğu yer*leri görme isteği uyandırmak çok önemlidir. Gezi yazarlığı ayrı bir ustalığı gerektirir. Yazar gezdiği yerlerin ilginç özelliklerini hemen fark edecek kıvrak bir zekâya ve kültür birikimine sahip olmalıdır.

Gezi yazısı ile röportaj arasındaki ayrılıklar nelerdir?
Gezi yazılarıyla röportaj birbirine karıştırılmamalıdır. Gezi yazısında ilgi çekici yerler anlatılır. Röpor*tajda olduğu gibi, sorunları deşmek, arkasındaki sorunları duyurmak, kamuoyu oluşturmak amacı güdülmez. Gezi yazıları bir bakıma anıya ve günlüğe de benzer, fakat onlardan ayrı bir yazı türüdür.

Gezi yazısının belirleyici özellikleri nelerdir?
• Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yolcu*luk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler…
• Gezi yazılarında da kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmak önemlidir. Aynı yerler daha önce de başkaları tarafından görülmüş, yazılmış olabilir. İkinci gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki farklara bile değinmek gerekir. Bu da gezi yazılarının zamanla tarihsel belge olduğunu ortaya koymaktadır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğunu; konuşma ile, bilgi toplama ve fotoğraflarla desteklemeli, an*lattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.
• Resim kullanılmalıdır.”
(Canan İleri, Yazılı Anlatım Türleri I)

HAZIRLIK

1. Seyahatname, yazarların yurt içi veya yurt dışı gezilerinde gördüklerini anlattığı yazılara denir. Gezinmeyi iş edinen kişi seyyah veya gezgin adıyla anılır. Gezgin, gezip gördüğü yerlerin insanlarını, yaşayışlarını, tarihlerini medeniyetlerini anlatır. Seyahatnameler, yazarların sadece gezip görmek ihti*yacından doğmamıştır. Çeşitli savaşlar, hac ziyareti, görevle başka ülkelere gönderilen memurların yolculukları sebebiyle seyahatnameler yazılmıştır.

2. “Yediğin içtiğin senin olsun; gezip gördüğünü anlat.” sözüyle vurgulanmak istenen gezip gör*menin önemidir. Seyahatten dönüşte gezip görülen yerler hakkında bilgi edindiği düşünülen kimseler*den yeni görülen bu yerlerle ilgili bilgi edindiği düşünülür. Genellikle bu soruyu soran kişiler de seyahat edilen yer hakkında bilgi almak isterler meraklarını gidermek için sabırsızca “Yediğin içtiğin senin ol*sun; gezip gördüğünü anlat.” sözünü söylerler.

3. Görmediğimiz yerlerle ilgili bilgilere kitaplardan, görsel ve yazılı medyadan, internetten ve ora*ları gezip gören veya hakkında okuduğunu düşündüğümüz arkadaşlarımızdan ya da büyüklerimizden öğreniriz.

4. İnsanların farklı farklı ilgi alanları vardır. Bu ilgilere göre bir yeri görme isteği uyandıran etkenler değişir. Yeni yerler görerek oranın tarihi, doğası, insanı hakkında merak ettiklerimizi öğrenme isteği bu etkenlerden biridir. Merak, ilgi, eğlenme, dinlenme ve öğrenme ihtiyacı, bir yeri görme isteği uyandıran etkenlerdir.

5. Gezilen bir yerin yaşayış, gelenek, görenek, doğal güzellik, tarihi özellik ve daha değişik yön*lerden ilgi çekici ve farklı bulduğumuz yanlarının başkaları tarafından mutlaka bilinmesi gereği düşün*cesi, gezilen yerlerle ilgili izlenim ve bilgilerin yazılması isteğini doğurur.

6. Yurt içinde veya yurt dışında gördüğümüz yeni yerlerin bize kültürel açıdan yarar sağlayacağı muhakkaktır. Çünkü biz seyahat ettiğimiz yerlerde yeni ve farklı bir insan topluluğuyla karşılaşırız. Bu yeni toplumun, dolayısıyla bu yeni kültürün insana, eşyaya, mekâna bakışını ve yaşam felsefelerini öğrenmiş oluruz. Gelenek, görenek, doğal güzellik, tarihi mekânlar bize yepyeni dünyaların kapısını açar. Biz eğer meraklı isek ve öğrenmeye açıksak gerçekten bu seyahatlerin bilgi-görgü arttırma açı*sından, kültürel açıdan büyük yararlar sağlayacaktır.

1. ETKİNLİK

Daha Dün
Anadolu notları arasına bugün dumanı üstünde bir Rumeli notu sıkıştırıyorum.
Trenle Çatalca’ya şöyle bir gidiş, geliş… İstanbul sonbaharı için bundan daha hoş bir gezinti
olur mu?
Arkamda ipincecik bir elbise, ayağımda bir yazlık iskarpin… Yalnız geceye doğru belki hava serinler diye koluma hafif bir pardösü alıyorum. Ben, daha köşe başını dönerken hafif bir yağmur çise-lemeğe başlıyor. Ziyanı yok. Yaz yağmuru ne kadar sürer…
Kompartımanda yalnızım. Tren Kumkapı’ya yaklaşırken pencereden hafif bir serinlik geliyor. İhtiyaten pencereyi kapıyorum. Fakat serinlik kesilmiyor. Etrafıma bakınarak bir delik deşik arıyorum. Bulamayınca pardösüyü sırtıma alıyorum.
Bakırköy’ünü geçtikten sonra o da beni ısıtmamağa başlıyor. Bu defa, gene etrafıma, pencere ve kapı aralıklarına bakıyorum. Nihayet iskarpinlerim gözüme ilişiyor: Sokakta ben farkında olmadan altlan ıslanmış; su, yavaş yavaş çoraplara yürümüş…
Florya’dan sonra artık ayaktayım. Çünkü gittikçe artan anlaşılmaz soğuğa karşı vagonun içinde dolaşmaktan başka çare yok.
Hava, duman ve yağmur içinde. Görünürlerde ağaç ve yeşillik olmadığı için etraf birdenbire bir kara kış rengi bağlamış.
İki buçuk saat Sonra Çatalca. Trene yazın binmiş, kışın iniyor gibiyim, Üç, beş yolcu seller içinde istasyona doğru koşuyoruz Bir dakika içinde iskarpinlerim çamur, pardösüm su içinde kalıyor.
Baskın o kadar ani ki yaz sıcağı bekleme odasından çıkmağa daha vakit bulamamış. Şimdiden soba yanmasına imkân olmadığı halde adeta şüphe ile sobayı yokluyorum.
- Arkadaş, Çatalca nerede?
- Ta şu karşı tepelerin ardında,
- Arabalar, otomobiller nerede durur?
- Karşıda durur amma, bugün yok… Yol fena olduğu için otomobiller yalnız güzel havalarda işler*ler.
- Ben, şimdi ne yapacağım?
- Şimdi de bir tane var.
Tren yolunun karşı tarafında adamın gösterdiği yere bakıyorum. Üstü açık birtakım ça

rdaklar ara*sında bir otomobil görüyorum.
Meğer ben, alık alık etrafıma bakınıp bekleme odasında sobayı muayene ederken öteki yolcular Orsaya koşmuşlar.
Ben, soluk soluğa yetiştiğim zaman araba dolduktan başka birkaç kişiyi, yerde açıkta kalmış bu*luyorum.
Şoför: – Ben artık gelemem yollar çok fena; diye nazlanıyor, kalanlar:
“Yapma Allah aşkına… İstasyon binasında bir de iki çocuklu kadın kaldı”, diye yalvarıyorlar
Nihayet, şoför tekrar döneceğine söz veriyor ve gidiyor.
Yolculardan bir, ikisi tekrar istasyon binasına dönüyorlar. Ben, bu sefer de atlarım korkusu ve yağmur altında beklemek bir nevi kıdem hakkı kazandım ümidiyle ondan ayrılmıyorum.
Çardaklardan biri kır kahvesi… Üstünde ağaç dalları ve tek tük yapraklar var. Kahve ocağının bu*lunduğu yerin üstü ve etrafı nispeten daha muhafazalı… Fakat nihayet tramvay sahanlığı genişliğinde bir yerde kahveci, kahvecinin bir alay hırdavatı ve iki müşterisi barınıyor. Ben, yanaşmağa cesaret edemeyerek uzaktan hasetle bakıyorum.
Onlar, bu hissimi anlamışlar gibi: “Siz de buyurun, ıslanmayın” diyorlar.
Müşteriler benden beter giyinmiş iki genç. Birisi tepemizdeki otların arasından akan yağmuru gös*tererek:
“Haşa huzurdan çıplak biri zemheride balık ağının içine girmiş, Allah dışarıda kalanlara imdadeylesin, demiş… Bizim vaziyetimiz de ondan farklı değil amma gene Allah şu kahveciden razı olsun” diyor.
Dert arkadaşlığı başka şey. Çabucak ahbap oluyoruz, birbirimize kahveler ısmarlıyoruz. Kahveci izahat veriyor:

— Hava bugün Çorlu panayırını berbat etti, Panayır haftaya burada kurulacak. Bu çar-dakları onun için hazırlıyorlar. Hemen Allah fakir fukaraya acısın da hava böyle gitmesin…
Kahveci insaniyetli adam. Şoförün “gelemem” diye nazlanmasının yol bozukluğundan ziyade ni*yet bozukluğundan ileri geldiğini, yani bizden fazla para çekmek için bu ağzı kullandığını söylüyor ve böyle bir teklif karşısında sıkı dayanmamızı tavsiye ediyor.
Otomobilin durmasıyla istasyona giden yolcuların, yerden biter gibi birdenbire ortaya Çıkmaları ve otomobile atlamaları bir oldu. Benim kıdem hakkı yandı; gene açıktayım Fakat biraz evvel kahvede tanıştığım gençlerden biri büyük bir nezaketle bana yerini verdi.
İstasyon kadının iki çocuğu ve bohçasıyla beraber daha yeni bekleme odasından çıktığı görülü*yordu Fakat görmemezlikten geldik. Halbuki biraz evvel şoföre geri dönmesi için yalvarırken kendimiz*den ziyade o biçareyi ileri sürmüştük.
Evet, İstanbul’un burnunun dibindeki Çatalca’ya bu eski vilayet merkezinde istasyonla şehir arasın*da adamakıllı bir yol yok. Yağışlı havalarda arabalar ortadan çekiliyor, halk, muhasarada kalıyor.
Biz yağmurların ilk başladığı günde bu on dakikalık yolu adeta maceralarla geçtik. Bir, iki kere devrile*cek gibi olduk; küçük bir dereye daldık, çıktık. Sonra bir tarladan iki, üç metre yüksekliğinde caddeye çıka*bilmek için, beygirle mania atlama yarışı yapar gibi, dört yahut-beş-defa-gerileyip-ileri-saldırdık.
Her defasında tam tepeyi tutacağımız saniyede makine soluya, hırlıya duruyor, sonra geriliyor, şoför bizi kenardaki hendeğe dökmemek için türlü manevralar yapıyor. Yolcular “aman oğlum, biz ine*lim bari” diyorlar. Şoför: “Araba ağır olursa daha iyi” diye cevap veriyor. Biz, beş yolcu, adeta safra vazifesi görüyoruz.
Çatalca’da yemek ve gezinti:
Yağmur aşçı dükkânının camından geçerek önümdeki masanın muşambasına damlıyor. Hazır yemekleri gözüm kesmediği için ateşe bir dilim et koydurdum. Tavanları delip geçen yağmurun benim yazlık iskarpinleri ne şekle soktuğunu anlatmağa hacet yok. Potinimin içine kat kat gazete kağıtları yayarak etin pişmesini bekliyorum. Sonra, artık hiç bir yağmurdan pervam kalmayacak surette ıslan*mış olduğum için rast gele çarşıyı, sokakları dolaşıyorum.
Reşat Nuri Güntekin
Anadolu Notları

Kırıkkale’ye Giderken
Ankara kalesi, telsiz direkleri ve bir tünel… Yarım dakika karanlık. Ankara geride kaldı. Bu yol, bütün bozkırı geçer, Karadeniz’e dek ulaşır.
İsmet Paşa yıllardır fikir döktü, ray döşedi. Şimdi ben, bu ray üstünden fikir taşıyan kültür savaşı*nın zırhlı trenine yetişmek için kilometrelerin sekişini sayıyorum. Tren yolunda… Gezici eğitim sergisi Kırıkkale istasyonunda… Tren yolunda dediğim zaman dudaklarımızda yabansı bir kıvrıntı seziyor gibiyim. Sezmeye de gerek yok gerçekten:
“Tren yolunda da laf mı a canım.” diyebilirsiniz. Eğer siz, bir zamanlar Yahşıhan’a dek böyle gidip gelen eski tren bozuntusunu anımsarsınız hiç de böyle düşünmezsiniz. Hele benim gibi Yahşıhan yolunda tuhaflıklara tanık olmuşsanız…Size, istasyonların kimi bodurumsu, kimi kavaklar gibi birbirleri*nin sırtından sırıtan uzun dallı ağaçlarından, çeşmelerinden, bayrak direklerinden, makaslarından, telgraf direklerine tünemiş güvercinlerinden, yol kenarında doygun doygun treni seyreden öküzlerden, özgür ve neşeli sıpalardan söz edeceğimize bizim orta Anadolu’ya kültür ve yeninin aşkını taşıyan trene rast gelinceye dek bugünkü güzel trenin yerindeki o eski tren ve ray bozuntusundan söz edeyim, her halde canınız sıkılmaz.
Yıl 1921, İnönü ile Sakarya savaşının araları… Ankara’dan Kayseri’ye doğru bir akın var. Kağnı, kağnı, kağnı… Yollardan, dağlardan, taşlardan gıcırtıdan geçilmiyor. Mumyalanmış bir eşeğe benze*yen cılız, sanki tenekeden yapılma bir lokomotif, ince, uzun hörgücünü kaldırmış, bitkin develeri anım*satan vagonlar da bunların arasında Kayseri yolunu tutuyor.
Her nedense o zaman burada işleyen dekovilde, sudan geçmeyen hayvanın inadına benzer bir inat vardı. Zaman zaman tutarağı tutardı. Bakarsınız, tıpış tıpış giderken birdenbire zınk yerinde sayar. Bir ses duyulur:
“Lokomotifin suyu tükendi. Allah’ını seven su getirsin!..”
Kovalarla, ibriklerle, testilerle bir sürü halk su aramaya çıkar, su bulunmayan bir yerde ise herkes mataralarındaki, testilerindeki, teneke ya da toprak ibriklerindeki suları lokomotife boşaltırlar. Mübarek, yürümeye başlar. Ama yürüyüş de ne yürüyüş!… Trenin üstünde pinekleyen ihtiyarlar, kimi zaman şöyle konuşurlardı:
“Tren giderken indim, aptes bozdum, elimi yudum, trene bindim.”
“Aptes tazeledim, yine geldim, yetiştim.”
Yokuş bir yere gelindi mi bir ses yükselirdi:
“Allah’ını seven vagonları ardından itsin!”
Yüzlerce adam trenden iner, trenin durduğunu gören köylüler de gelir. Helesa yelesa ile treni yü*rütürlerdi. Trenin kömürü tükenip yöreden çalı çırpı topladığımızı da ben bilirim. Bunları söylerken sa*dece bir anıyı anlatıyorum. Dün süngüsünü tüfeğine çaputla bağlayıp düşmana saldıran bir ulusun o günü böyle geçerdi.
Şimdi İsmet Paşa’nın döşediği raylar üstünde fikir gibi hızlı, düzenli ve rahat trenle Kırıkkale’ye yaklaşıyoruz. Makinenin, tekniğin dokunduğu yer, çölün ortasında bile olsa yepyeni bir uygarlığı fışkırtı veriyor. Kırıkkale işte böyle bozkırın ortasında baca. fabrika, asfalt, geometri, boyalı ev, sağlam tavan, iş gömleği giyen alın terli insan demektir. Kırıkkale bana, kopmuş bir film parçasının san bakkal kâğı*dına yapıştırılması etkisini yaptı. Kırıkkale, başlı başına minnacık bir fabrika yuvasıdır. Sağı solu, önü arkası bozkırdır.
İstasyon kalabalık… Siyahlar giyinmiş öğretmenler, iş gömlekli işçiler, ustalar, mühendisler, bereli kadınlar, irili ufaklı çocuklar vagonların çevresinde toplanıyorlar…
Sadrl Ertem,Türk Dili Dergisi, Gezi Özel Sayısı, 1 Mart 1973.

2.ETKİNLİK

GEZİ YAZILARI

“Gezi yazısı, g

ezilip görülen yerler üzerine yazılan yazıdır.
Geziye çıkmayı uğraş edinen kimselere gezgin denir. Eskiden, “gezi yazısı” yerine se*yahatname, “gezgin” yerine de seyyah terimleri kullanılırdı.
Gezi yazılarında, gezilen yerlerin görünümleri, insanların ırkları, dilleri, yaşayışları, gelenekleri, ta*rihleri* uygarlıkları, vb. anlatılır.
Gezi yazılarında yalnız görülen ve duyulan şeyler anlatılıp hayalden doğma hiçbir olguya yer ve*rilmediğinden, bu çeşit eserler tarih, coğrafya, toplumbilim, hukuk, folklor, vb. bilimleri için yardımcı kaynakların başlıcalarındandır.
Ya zevk için, ya keşif amacıyla ya da görevle yapılan geziler dolayısıyla yazılan bu türdeki yazıla*ra çok eski devirlerden beri rastlanmaktadır.

Dünya edebiyatında bu yolda eser verenlerin en ünlüleri şunlardır:

Çin’e kadar gitmiş olan Venedikli Marco Polo (1254-1324), Arap gezgini İbni Batuta (1304-1369?).vb.
Türk edebiyatında gezi türünde eser verenlerin en önemlisi Evliya Çelebi’dir (1611 -1685′ten son*ra).
XVIII. yüzyılda Avrupa ile ilişkiler çoğalınca, elçilik göreviyle yabancı ülkelere giden kimseler de, gittikleri yerler üzerine, sefaretname adı verilen eserler yazmışlardır; yapılan görevin sonucunu saraya bildirmek amacıyla yazılan bu eserler de gezi yazısı niteliği göstermektedir; Yirmi sekiz Çelebi Mehmet 7-1732) Efendi’nin Paris, Ahmet Resmî (7-1779) Efendi’nin Berlin üzerine yazdıkları sefaretnameler bunların en ünlüleridir

Yeni Türk edebiyatında gezi yazısı türünde eser verenlerin başlıcaları şunlardır:

Ahmet Mithat (Avrupa’da Bir Cevelan),
Ali Bey (Seyahat Jurnali),
Cenap Sahabettin (Hac Yolun*da),
Ahmet Haşim (Frankfurt Seyahatnamesi),
Falih Rıfkı Atay (Denizaşırı, Yeni Rusya, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Bizim Akdeniz. Hind, Yolcu Defteri, vb.),
Reşat Nuri Güntekin (Anadolu Notları)
Azra Erhat (Mavi Yolculuk),
Melih Cevdet Anday (Anadolu ve Sosyalist Ülkelerde),
Oktay Akbal (Hiroşimalar Olmasın), vb.

Bunlardan yalnız Falih Rıfkı Atay gezi yazısı yazmayı uğraş edinmiş; edebiyatın başka dallarında çalışan öteki sanatçılar, bir yan uğraş olarak bu yolda yazmışlardır.

Gezi yazısı türünün bir dalı da, gezi röportajıdır. Röportaj (fr. Reportage) türü çeşitli olayları ve yerleri inceleyip okuyuculara anlatmak üzere, gazetelerin her yana gönderdikleri “muhabirlerin yazıla*rından doğmuştur. Röportajın başlıca özelliği, yerinde toplanmış canlı ve ilgi çekici gözlemlere dayan*masıdır. Röportajın alanı çok geniştir: toplum hayatında rastlanan her olay (yangın, kaza, salgın hasta*lık, grev, vb.), her yer (fabrika, okul, mahkeme, devlet dairesi, sokak, vb.), her memleket (şehir, kasa*ba, köy, vb.) ve her kişi (sanatçı, iş adamı, memur, esnaf, köylü, şehirli, vb.) röportaj konusu olabilir. (Tanınmış kişilerle belli bir konuda yapılan röportajlara, eskiden mülakat denirdi; bugün görüşme den*mektedir). Bizim konumuzla ilgili röportaj çeşidi, yurt köşelerini anlatan gezi röportajı’dır. Bu alanda eser veren yazarların başlıcaları şunlardır: Ahmet Şerif (Anadolu’da Tütün), Yaşar Kemal (Bu Diyar Baştan Başa), Fikret Otyam (Gide Gide, 13 cilt), vb.”

Cevdet Kudret Örneklerle Edebiyat Bilgileri-2

İNCELEME
1. Okuduğunuz ve dinlediğiniz gezi yazılarının ortak özelliklerini belirleyiniz.
·Gezilip görülen yerler hakkında yazılan yazılardır.
·Gezi yazısında yazar gezdiği yerleri anlatmış, abartma, uydurma bilgiler verilmez. « Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri sanatçıyla gezer gibi olur.
·”Gezi yazılarında çoğu kez kronolojik zamanlı plân uygulanır. Gezi için yapılan hazırlıklar; yol*culuk, yolculuk sırasında görülen ilgi çekici olaylar; varış, varıştaki ilk izlenimler…”
·Gezi yazılarında yazar; açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmalı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Ayrıca okuyucuya değişikliği gösterebilmek için ör*nekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden de yararlanabilir.”

2. İncelediğiniz gezi yazısında yazarın ilgisini çeken unsurlar nelerdir?
• Japonların çok çalışkan bir millet olmaları, millet değil şirket gibi çalışmaları,
• İnsanlar birbirine çok saygılı. Sorumluluk duygusu çok gelişmiş, s • Temizlik çok önem vermeleri,
• Aile yaşamı çok önemli olması, boşanmanın çok zor olması,
• Japonların imparatorlarına kutsal bir değer yüklemeleri, o kadar ki Japonya’da her imparatorla birlikte takvimin yenilenmesi,
• Çok okuyan bir millet olmaları,
• Japon insanına doğduğu günden itibaren sabır öğretildiği için sövmek nedir bilmiyorlar.
• Japonya’da çocuğun çok önemli olması,
• Öğrencilerin tatillerinin kısa olması, tatil süresince bile okula gidip ödevlerini göstermeleri,
• Turizm açısından çok hareketli bir ülke olan Japonya’da önemli kahramanları Samurai’lerin tu*rizmde kullanılması,
• Japonya’da dört kişiye bir araba düşmesi ve trafiğin çok yoğun olması,
• Gerçekten de teknolojide dünyada bir numara olmaları,
. Japonya’nın, geiir dağılımı açısından dengeli ülkelerin başında gelmesi,
• Dünyanın en gelişmiş inci endüstrisinin Japonya’da bulunuyor olması.
• Japonya’da insanların iki odalı evlerde yaşıyor olması,
• Japonya’da insanların ev gezmesine bile vakitlerinin olmaması,

3. Gezi yazılarında, görülen her şeyin anlatılıp anlatılamayacağını tartışarak belirleyiniz.
Gezi yazılarında, görülen her şey anlatılmaz. Yazar seçicidir. Yazarın kendisi için farklı olan, sıradan olmayan şeyleri anlatması önemlidir. Aynı şekilde hitap ettiği kitlenin de ilgisini çekecek şeyleri işlemesi gereklidir.

4. İncelediğiniz metinden tanımlama, betimleme ve açıklama cümleleri bulunuz. Bunlar olmadan yazının aynı etkiyi gösterip göstermeyeceğini açıklayınız.
Japonya’nın resmî adı Japonya, ama millî adı “Nippon” (Nipın). Toplam 377 bin kilometrekare*lik bir ülke, dört adadan oluşuyor ve 123 milyon nüfusu var. İrili ufaklı adaların bütünü Japonya ama büyük adalar Hokkaido, Hondo, Şikoku, Kiyuşiyo.. cümlesi açıklama cümlesine örnek verilebilir.

İyi dövüşen, saygın savaşçılara verilen Samurai adının Japonca’da asıl anlamı “hizmet eden kişi”dir. cümlesi tanımlama cümlesine örnek verilebilir.

Japonya’da dört kişiye bir araba düşüyor: trafik çok yoğun. Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar… cümlesi betimleme cümlesine örnek verilebilir.

Gezi yazısında yazarın bu anlatım yollarına başvurması bu türün özelliğinden dolayıdır. Bunlar gezilip görülen yerin en iyi şekilde ve inandırıcı anlatılması için çok önemlidir. Çünkü gezi yazıları öğ*retici, karşılaştırma imkânı sağlayan yazılardır. Bunlar olmadan yazı aynı etkiyi göstermeyecektir.

5. İncelediğiniz gezi yazısındaki bütünlüğün hangi ögeler etrafında sağlandığını açıklayınız.
Kelimede sesler, cümlede kelimeler, paragrafta cümleler, metinde paragraflar birer birim oldu*ğu için paragraflar da bu metni oluşturan birimdir. Bu paragraflar dil bilgisi kuralları içinde kelimeler, kelime grupları ve cümleler arasında anlam ilişkisiyle iç içedir. Konunun ortaya konduğu veya sezdirildiği cümle ve cümlelerin paragrafın başlarında olduğu görülmektedir. Her paragrafı kendisinden önce ve sonrakine bağlayan söz veya söz grupları vardır. 2. soruda hangi konuların ortaya konduğun

u maddeler halinde göstermiştik. Dikkat edilecek olursa bunlar her bir paragrafın konusudur. Ancak yine de bu paragraflar birbirinden bağımsız değildir. Dil bilgisel öğelerle ve anlam ilişkisiyle birbirine bağlıdır, örneğin birinci paragrafta isim vermeden Japonlardan bahseden yazar, ikinci paragrafa ”Kimlerden söz ettiğimi hemen anladınız değil mi?” cümlesiyle başlayarak birinci paragrafla anlam ve dil bilgisel ilişki kurmuştur.

6. Okuduğunuz gezi yazılarının üzerinizde bıraktığı etkileri arkadaşlarınızla paylaşınız.
Okunan gezi yazıları insanı içine öyle çekiyor ki insan sanki oraları gezmiş, görmüş hissine ka*pılıyor. Örneğin bu yazıyla birlikte Japon milletini ve Japonya’yı tanımanın ortaya koyduğu psikolojiyle artık o insanlara karşı sempati hissetmeye başlıyorsunuz.

7. Okuduğunuz gezi yazısında anlatılan yerlerle ilgili ne tür bilgilere ulaşıyorsunuz? Bunlardan hareketle gezi yazılarının okuyucuya sağladığı yararları belirtiniz.
Japonya’nın tarihi, toplum yapısı, ekonomisi, Japonların hayat felsefeleri, kültürleri, hakkında geniş bilgilere ulaştık. 2. soruda bunları maddeler halinde sıraladığımızdan tekrar açmıyoruz. Bunlar*dan hareketle gezi yazıları öğretici, karşılaştırma imkânı sağlayan yazılar olduğundan okuyucu bir milletin tarihini, sosyolojisini, felsefesini, doğal güzelliklerini, kültürünü öğrenme fırsatı bularak kendi devleti ve milletiyle bu durumu karşılaştırma imkanı sağlamaktadır.

8. Dil, metinde ağırlıklı olarak hangi işlevde kullanılmıştır?
Dil, metinde ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılmıştır.

3.ETKİNLİK
İncelediğiniz gezi yazısındaki paragrafları yapı ve anlam bakımından birbirine bağlayan unsurların neler olduğunu tespit ediniz.
İncelediğiniz gezi yazısındaki paragrafları yapı ve anlam bakımından birbirine bağlayan unsurlar hakkında 5. soruda açıklama yapmıştık. Bu açıklamalara ek olarak örneğin üçüncü paragraf “Konuya imparatorlardan girdiğimize göre. bir şeyler daha eklemek yerinde olur sanıyorum.” cümlesiyle başlı*yor. Burada hem anlam olarak hem de dilbilgisel olarak bir önceki paragrafa gönderme vardır. 5. pa-• agraf “Başlıca kentleri. Tokyo, Yokohama….” cümlesiyle başlar. Burada Japonya adı zikredilmez. Çünkü bir önceki paragrafta söz edilmişti, “kentleri” kelimesinde Japonya’nın Kentleri isim tamlama*sının sadece tamlananı burada verilmiş. Dilbilgisel olarak ve anlam olarak biz tamlananı biliyoruz ve bir önceki paragrafa bağlıyoruz. Bu örnekleri bütün paragraflar için çoğaltabiliriz.

4.ETKİNLİK

“Babaların eşleri ve çocukları ile aile yaşamı sürdürmesi olanaksız.” cümlesinde “babaların” ke*limesinden sonra virgül konmalı virgülden kaynaklanan bu anlatım bozukluğu giderildikten sonra öznede anlam eksikiği giderilmelidir. “Babaları, eşleri ve çocukları ile beraber bir aile yaşamı sürdürmesi olanaksız.” demesi daha doğrudur.
“…yönetim de kendilerini aynı aileden saydıkları için birbirlerine güveniyorlar” burada özne yük*lem uyuşmazlığı söz konusudur. “Çalışanlar ve yöneticiler kendilerini aynı aileden saydıkları için birbirlerine güveniyorlar”şeklinde söylenirse anlatım bozukluğu giderilmiş olur.

“Temizlik çok önemli; evler, iş yerleri, taşıt araçları, sokaklar, parklar pırıl pırıl.” cümlesinde gereksiz sözcük kullanımından doğan anlatım bozukluğu söz konusu, “taşıt araçları” yerine “taşıtlar” demek yeterli olacaktır.
Bu örnekleri şu şekilde daha da çoğaltabiliriz:
“Sonra biri bitmeden öteki baştan uçsuz bucaksız banliyöler, kasabalar.”

“İngilizce öğretim yapan pahalı kolejlere gidiyor.”
“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kayıtsız şartsız teslim olan Japonya, ordu bile kuramıyor ulusla*rarası antlaşmaya göre ama teknoloji ordusuyla, değil Batılı ülkeleri, Amerika’yı bile işgal etmiş du*rumda. “
‘Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar…”

Bu cümlelerde anlatım bozukluğu söz konusu. Dolayısıyla bu anlatım bozuklukları yukarıdaki an*latım bozukluklarıyla birlikte ele alındığında cümlelerde akıcılık, duruluk – açıklık ve yalınlık açısından da sıkıntı doğurmakta. Ancak bir sonraki etkinlikte akıcılığı, duruluğu- açıklığı ve yalınlığı bozan ifade*ler aynı zaman da anlatım bozukluğu olduğu için orada tekrar ele alınacaktır.

5.ETKİNLİK

Ölçütler
Değerlendirme
Japonya

Akıcılık
“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kayıtsız şartsız teslim olan Japonya, ordu bile kuramıyor uluslararası antlaşmaya göre ama teknoloji ordu*suyla, değil Batılı ülkeleri, Amerika’yı bile işgal etmiş durumda.”

Duruluk-Açıklık
“…..yönetim de kendilerini aynı aileden savdıkları için birbirlerine
güveniyorlar”
“Sonra biri bitmeden öteki bastan uçsuz bucaksız banliyöler. kasaba*lar.”
“İngilizce öğretim yapan pahalı kolejlere gidiyor.”
“Genellikle feodal beyleri koruyan ve onlar adına savaş veren özel şövalyeler olan samurailer Japon tarihinin en renkli kahramanları ara*sında yer alıyor.”

Yalınlık

“Tehlikeli yılanlar gibi sarmaş dolaş olmuş yollar; üst yollar, alt yollar…” “…robotizasyon ve otomatizasyonu çok ilerletmişler.”

Bu tabloda yapılacak değerlendirmede büyük ölçüde bütün gezi yazısı için akıcılık, duruluk-açıklık ve yalınlık konusunda olumlu bir sonuç ortaya çıkacaktır. Yani metin genel olarak akıcı, duru-açık ve yalındır.
Değerlendirme sonuçlarından hareketle akıcılık, duruluk-açıklık ve yalınlığın gezi yazısının anla*şılmasına büyük katkı sağladığı görülmektedir.

6. ETKİNLİK
Erzurum Şehri İle İlgili Gezi Yazıları:
• Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısında kronolojik zamanlı plâna uyulmuştur. İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısının üslubu farklıdır. Bu yazının kendine göre bir kronoloji olsa da Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısındaki gibi kronolojik zamanlı plâna uyulmamıştır.
• İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısı yazarın daha önce gezdiği bir yeri tekrar an*lattığı gezi yazısıdır. Bu son gidişte görülenlerle, ilk gidişte görülenler arasındaki fark anlatılmaya çalışılmıştır. Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısı ise muhtemelen ilk kez görülen bir yerin yaşayış, gelenek, görenek,doğal güzellikler, tarihi özellikler ve değişik yönlerden ilgi çekici yanlarının anlatıldığı bir yazı. İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısı şehrin insan portrelerini çizen, şehri bildiği ve yaşadığı şehir*le ve yaşam tarzıyla karşılaştıran bir yazı.
• Ahmet Refik Altınay’ın Erzurum adlı gezi yazısında yazar: açıklayıcı anlatım, öyküleyici anla*tım, betimleyici anlatıma başvurmuş ancak İbrahim Minnetoğlu’nun Erzurum adlı gezi yazısında ağır*lıklı olarak tartışmacı anlatımdan da yararlandığı görülmektedir.

Ses Düşmesi Olan Kelimeler
Ses Türemesi Olan Kelimeler
Ses Daralması Olan Kelimeler
Ses Benzeşmesi Olan Kelimeler
ilerletmişler
ürünlerini
arıyorlar
işçisine
çevreler
biliyorlar;
başlıyorlar
açıktır.
…………..;……………i
birbirine
pazarlamasını
yaşıyorlar
Elbette
oğlu
……………………………………’
asır
yiyecek
çektikten
ömrü
sabır
kaybetmiyor
ettiğimi
devrine
asıl
uyguluyorlar
olmuştu
akla
mahkemeye
diyecek
tah

tta
kaybetmesinden
iktidarlarına
——
ilerlettim
aslında
kayıt
……
savaşçılara
ayrıcalıklı
gazetesi
……
soğukta

Metinde aynı türden ses olayı görülen birçok kelime olduğundan farklı örnekleri almayı tercih et*tik. Daha onlarca bazı ses olaylarının görüldüğü kelime olmasına rağmen ses daralması olan kelimele*rin sayısı tabloda görüldüğü kadardır.
Ses Düşmesinin Sebebi:
Sözcüğün aslında bulunduğu halde, ek geldiğinde bazı sesler düşebilir. Bu düşme hem ünlülerde hem ünsüzlerde görülür.
Ünlü Düşmesi
Sözcüğün aslında bulunan bir ünlünün düşmesidir. Türkçede iki ünlünün yan yana geldiği birle*şik kelimelerde bir ünlünün düştüğü görülür. Yine sözcüğün son hecesinde bulunan dar ünlüler, ünlüy*le başlayan bir ek sözcüğe eklendiğinde düşer. Bu özellik bazı organ isimlerinde, Arapçadan dilimize geçen bazı sözcüklerde, bazı Türkçe fiillerde görülür.
Iler-l-letmlşler, çev-l-reler, blr-l-blrlne, oğ-u-lu, öm-ü-rü, dev-i-rine, ak-ı-la, kay-ı-betmesinden, as-ı-lında, ay-ı-rıcalıklı
Ses Türemesinin Sebebi:
Sözcüğün aslında olmadığı halde, ek geldiğinde ortaya çıkan seslerdir. Türkçede şimdiki zaman eki alan ünsüzle biten kelimelerin araya bağlantı ünlüsü aldığı görülür.

Türkçe kurallara göre bir sözcükte iki ünlü yan yana gelmez. Araya kaynaştırma harfi girer. Türkçede dört tane kaynaştırma harfi vardır: ş. s, n, y. Bunların her birinin özel kullanım yerleri vardır.
“-s-” kaynaştırma harfi veya yardımcı ünsüz: Üçüncü tekil şahıs iyelik ekinden önce kullanılır. Daha çok isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcükte görülür.
“-n- “kaynaştırma harf) veya yardımcı ünsüz:
Zamirlerden sonra ek geldiğinde kullanılır. İyelik eklerinden sonra hal eki gelirse kullanılır, ilgi eklerinden önce kullanılır.
“-y-” kaynaştırma harfi veya yardımcı ünsüz: Yukarıdaki kuralların dışında olan her yerde “y” kaynaştırma harfi kullanılır..
Kaynaştırma harfleri aslında iki ünlü arasında kullanılır. Ancak bazen iki ünlü arasına gelmediği halde de kullanıldığı olur.
Ürünlerl+n+l, bll+l+yorlar, pazarlama+sı+nı, as+ı+r. sab+ı+r, as+ı+l, mahkeme+y+e, Iktldar-ları+n+a, kay+ı+i, gazete+s+i
Ses Benzeşmesinin Sebebi:
Dilimizde ünsüzler sert ve yumuşak olmak üzere iki gruba ayrılır. Sert ünlüler “ç, f, t, h, s, k, p, ş” ünsüzleridir. Bunun dışında kalanlar ise yumuşak ünsüzlerdir.
Bir sözcük sert bir ünsüzle bitiyor ve o sözcüğe ünsüzle başlayan bir ek geliyorsa, ekin başındaki ünsüz sertleşir. Buna ünsüz benzeşmesi denir. Elbette bu benzeşme sert ve yumuşak şekli olan ses*lerde söz konusudur. Bu özelliği dört seste görüyoruz;
p – b, ç – c . t – d. ğ – g
iş-c/çisine, açık-d/tır, elbet-d/te, çektik-d/ten, et-d/tiğimi, olmuş-d/tu, taht-d/ta, ilerlet-d/tim, savaş-c/çılara, soğuk-d/ta
Ünlü Daralması (a -1, e – i):
Türkçede a, e ünlüsü ile biten fiillerin şimdiki zaman çekiminde, söyleyiş ve yazılışta da a ünlüleri ı, u;.,e ünlüleri i, ü olur.
Tek heceli a, e ünlüleri ile biten fiiller, ünlüyle başlayan ek aldıklarında araya kaynaştırma harfi (yardımcı ünsüz) gelir ancak bu fiillerdeki a. e ünlülerinde bir daralma (ı ve i’ye dönme) görülür, de- ve ye- fiillerinde olduğu gibi.
Ar-a/ıyorlar, başl-a/ıyorlar. yaş-a/ıyorlar, y-e/lyecek, kaybetm-e/iyor uygul-a/uyorlar, d-e/lyecek

8.ETKİNLİK

Japonya

Ağaçkakan Kuşu ve Başka*ları
Amaç bakımından

Gezip, görülen bir yerleri ilginç ayrıntılarıyla tanıtmak

Yazar kendi başından geçen olayları gözlemlerine ve
görüşlerine bağlı kalarak an*latmak

Üslup bakımından

Okuyucuları aydınlatıcı, öğre*tici bilgiler sunulduğundan duygulara çok yer verilmemiş*tir. ~

Yaşadığı olaylar karşısındaki duygularını okuyucularıyla paylaşmak istediğinden içten ve samimidir

Gözlem tekniği bakımından
(J) Objektif bir gözlem ve izlenim burada da söz konusudur.
(A) Kişisel gözlem ve izlenim son derece önemlidir.
Dilin işlevi bakımından
İki metinde de : Göndergesel işlev
Anlatım türleri bakımından
(J)Yoğun olarak açıklayıcı an*latım kullanılmaktadır.
(A)Öyküleyici anlatım ön plan*dadır.

ANLAMA VE YORUMLAMA

9. ETKİNLİK
Erzurum şehrini anlatan bir belgesel hazırlanmıştır. Bu belgeseli VCD şeklinde temin edebilirsi*niz. [Sadece Kayıtlı Kullanıcılar Linkleri Görebilir. Üye Olmak İçin Tıklayın...]internet sitesinden bu belgesele ulaşabilirsiziniz.
Belgesel başka bir insanın dikkati ve gözlemiyle çekilmiştir. Asla kendi gezip görmenizle aynı şey değildir. Gezilip, görülen yeri hissetmek ve yaşamak lazımdır. O yüzden izlediğiniz belgeselden hare*ketle gezi yazısı yazılamaz. Sadece TV’den seyretmek yeterli olsa idi, kimse seyahat etmez sadece seyrederdi. İnsanlar belgesellerle yetinmeyip bir de bizzat görmek istiyorlarsa, bizzat gezip görmenin bir ayrıcalığı kişisel ve insani boyutu var demektir. Dolayısıyla belgeselden seyredilerek bir yerle ilgili gezi yazısı yazılamaz.

10.ETKİNLİK
Günümüzde teknoloji çok ilerlemiş durumda. Eskiden aylarca seyahat erek gittiğiniz yerlere şimdi birkaç saatte varmanız mümkün. O zaman gördüğünüz her şeyi uzun uzun tasvir etmek zorundaydınız. Şimdi ise fotoğraf makinesi destekli mükemmel yazılar yazabilirsiniz. Hatta gezip gördüğünüz yerleri filme çekip belgesel haline bile getirebilirsiniz. Bu açıdan fotoğraflarla, filmlerle yazdıklarınızı destekleyebilir daha inandırıcı ve ölümsüz kılabilirsiniz. Bu açıdan bakıldığında teknoloji tabiî ki olum*udur. Ancak eskiden yazılanları gözümüzde canlandırma kendimize göre hayal kurma imkânı bulabilirdik. Herkesin gezi yazısından aldığı lezzet bu anlamda daha başkaydı.

11.ETKİNLİK

Coğrafi Konumu: Antalya ili, Türkiye’nin güneyinde, merkezi Akdeniz kıyısında olan bir turizm merkezidir. Kuzeyinde: Burdur, İsparta, Konya, doğusunda: Karaman, Mersin, batısında; Muğla illeri vardır. Güneyi, Akdeniz ile çevrelenmiştir. Türk Riviera’sı Antalya kıyılarının uzunluğu 630 km’yi bulur.
Tarihçe : “Attalos Yurdu” anlamına gelen Antalya, II. Attalos tarafından kurulmuştur. Bergama Krallığı’nın sona ermesiyle (M.Ö. 133) bir süre bağımsız kalan kent, daha sonra korsanların eline geçmiştir. M.Ö. 77′de Komutan Servilius Isauricus tarafından Roma topraklarına katılmıştır. M.Ö. 57′de Pompeius’un donanmasına üs olmuştur. M.S. 130′da Hadrianus’un Attaleia’yı ziyaret etmesi şehrin gelişmesini sağlamıştır. Bizans egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan ismi görülen Attaleia, Türklerin eline geçtikten sonra büyük bir gelişme göstermiştir. Modern şehir, antik yerleşme*nin üzerine kurulduğundan, Antalya’da antik çağ kalıntılarına çok az rastlanmaktadır. Görülebilen kalıntıların ilki, eski liman olarak nitelenen liman mendireğinin bir kısmı ve limanı çevreleyen surdur. Surların park dışındaki kısmında restorasyonu yapılan Hadrian Kapısı Antalya’nın en güzel antik eserle*rden biridir.

Antalya şehri ve çevresine antik çağda, “çok verimli” anlamına gelen Pamphylia, Batı kesimine ise Lykia denirdi. Milattan önce VIII. yüzyıldan itibaren buraya Ege denizinin Batı kıyılarından göçenler: Aspendos ve Side gibi şehirleri kurmuşlardır. II. yüzyıl ortalarında hüküm süren Bergama Kralı II. Attalos, Side’yi kuşatmıştı. Antalya’nın yaklaşık 75 km. doğusundaki Side’yi alamayan kral, şimdiki il merkezinin olduğu yere ge

lerek bir şehir kurdu. Buraya onun adı verilerek Attaleia dendi. Zaman için*de Atalia, Adalya diyenler oldu. Antalya, onun adından gelmektedir.
Yapılan arkeolojik kazılarda Antalya ve bölgesinde, günümüzden 40 bin yıl önce insanların yaşa*dığı ispat edilmiştir. Milattan önce 2000 yılından bu yana bölge, sırasıyla; Hitit, Pamphylia, Lykia, Ki*li kya gibi kent devletlerinin ve Pers, Büyük İskender ile onun devamı sayılan Antigonos, Ptolemais. Selevkos, Bergama Krallığı’nın idaresine girmiştir. Daha sonra Roma Devleti, hüküm sürmüştür. An*talya’nın antik çağdaki adı Pamphylia idi ve burada kurulan şehirler bilhassa II. ve III. yüzyılda altın çağını yaşadı. V. yüzyıla doğru da eski ihtişamını kaybetti.
Yöre Doğu Roma ya da Türkiye’de tanınan adıyla Bizanslıların hâkimiyeti altındayken, 1207′de Selçuklular tarafından Türk topraklarına katıldı. Anadolu Beylikleri devrinde ise Teke Aşiretinin bir kolu olan Hamitoğulları’nın egemenliğine girdi. Teke Türkmenleri, Türklerin eski yurdu bugünkü Türkmenis*tan’da da nüfus olarak en büyük boylardan biridir. XI. yüzyılda bir kısmı buraya gelmiştir. Bugün Antal*ya’nın kuzeyi ile Isparta ve Burdur’un bir kısmı olan Göller Bölgesinin, bir adı da Teke yöresidir. Os*manlılar zamanında Anadolu eyaletine bağlı Teke sancağının merkezi, şimdiki Antalya il merkeziydi. O yıllarda buraya Teke sancağı denirdi. İlin şimdiki adı ise aslında antik çağdaki adının biraz değişmiş şeklidir ve Cumhuriyet döneminde verilmiştir.
XVII. yüzyılın ikinci yarısında Antalya’ya gelen ünlü Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, kale içinde dört mahalle ve üç bin ev, kale dışında 24 mahallesi olduğunu -belirtir. Şehrin çarşısı ise kale dışın-daymış. Evliya Çelebi’ye göre limanı, 200 parçalık gemi alacak büyüklüktedir. İdarî bakımdan Kon*ya’ya bağlı Teke Sancağı’nın merkezi olan Antalya, Osmanlı imparatorluğunun son yıllarında bağımsız sancak haline getirildi.
Kaleiçi: büyük bir bölümü yıkılmış ve yok olmuş at nalı şeklinde içten ve dıştan surlarla çevrili*dir. Surlar, Helenistik, Roma, Bizans. Selçuklu ve Osmanlı devirleri ortak eseridir. Surların 80 burcu vardır. Surların içinde kiremit çatılı 3.000 kadar ev bulunmaktadır. Evlerin karakteristik yapıları Antal*ya’nın sadece mimari tarihi hakkında fikir vermekle kalmaz, aynı zamanda bölgedeki yaşam tarzını, gelenek ve görenekleri en iyi şekilde yansıtır. 1972 yılında Antalya iç limanı ve Kaleiçi semti, özgün dokusu nedeniyle “Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu” tarafından “SİT bölgesi” olarak koruma altına alınmıştır. Turizm Bakanlığı’na “Antalya- Kaleiçi Kompleksi” restorasyon çalışmasından dolayı. 28 Nisan 1984de FİJET (Uluslararası Turizm Yazarları Birliği) tarafından Altın Elma Turizm Oskan ödülü verilmiştir. Günümüzde Kaleiçi otelleri, pansiyonları, restoranları ve barları ile eğlence merkezi haline gelmiştir.
Eski Antalya Evleri: Yazların çok sıcak ve kışların ılık geçtiği Antalya’da eski evlerin yapı*mında soğuktan çok, güneşi önlemeye ve serinlik sağlamaya önem verilmiştir. Gölgeli taşlıklar ve av*lular hava akımını kolaylaştıran özelliklerdir. Depo ve hol görevi yapan girişi ile üç kat üzerine kurul*muştur.
Yivli Minare: Antalya’nın ilk Türk yapısıdır. Merkezde liman yakınındadır. Üzerindeki yazıta göre Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin Keykubat’ın yönetimi zamanında (1219-1236) inşa edilmiştir. Tuğla ile örülen gövdesi, sekiz yarım silindirden oluşur. Bu minarenin bitişiğinde bir cami varsa da yıkılmış olmalıdır. Çünkü Minarenin yanındaki Cami daha geç devre. 1372 yılına aittir. Bir Türk Beyliği olan Hamitoğulları zamanında, Tavas i Balaban adlı bir mimar tarafından yapılmıştır.
Ulu Cami: Kesik Minare adıyla da bilinir. Aslında bir Bazilika olarak V. yüzyılda inşa edilmiştir, ilk eserden çok az bölüm ayakta kalmış, Bizans döneminde değişikliklere uğramıştır. Eser, Osmanlılar zamanında tamir görmüş, bir kısmı Mevlevihane olarak kullanılmış, sonra cami olarak hizmete açılmış*tır.
Karatay Medresesi: İl merkezindeki önemli Türk İslâm yapılarından olup XIII. yüzyıl ortasında inşa edilmiştir.
Evdir Han: 20. yüzyıl başlarına kadar ulaşım at ve develerle sağlanır, ticaret malları da bu hay*vanlarla nakledilirdi. Kervanlar yollarda, “Han” ve kervansaraylarda konaklardı. İşte Evdir Han da bun*lardan biridir. Antalya’dan kuzeye giden yol üstündedir. Bugünkü Antalya-Korkuteli kara yolunun 1 km.
doğusunda ve ii merkezine 18 km. uzaklıktadır. En fazla dikkati çeken kısmı sivri kemerli portalıdır. XIII. yüzyılın başlarında yapılmış bir Selçuklu eseridir.
Kırkgöz Han: Antalya – Afyon eski yolundaki ikinci durak yeri Kırkgöz Han’dır. Kırkgöz Han An*talya’ya 30 km. uzaklıkta bulunan Kırkgöz’de, Pınarbaşı mevkiindedir. Çok sağlam bir durumdadır.
Düden Şelâleleri: Antalya il merkezinin yaklaşık 10 km. kuzeydoğusundaki bu şelâle, şehri sim*geleyen tabiat güzelliklerindendir. 20 metre yükseklikten dökülür. Ana kaynağı Kırkgöz mevkisidir. Aşağı Düden Şelâlesi ise Lâra Plajı yolundadır. Kent merkezinin güneydoğusunda, 40 metre yüksek*likteki falezlerden denize dökülür. Antalya’nın simgeleşmiş tabiat güzelliklerindendir.
Kurşunlu Şelâlesi: il merkezinin doğusundaki Alanya yolunun 24. km’sindeki sapaktan İsparta yoluna girildikten 7 km. sonra ulaşılabilir. Bu tabiat harikası da en çok ziyaret edilen yerlerden biridir. Şelâle bir masal diyarından çıkıp gelmiş gibidir. Yemyeşil derin bir vadinin içindedir. Bütün çevresi yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle gezilebilir. Yer yer gölcüklerin oluştuğu sularda çok sayıda balık yaşamaktadır. Aynı zamanda zengin faunası ile dikkat çeker. Düden, Kurşunlu ve Manavgat Şelâleleri, birçok Türk filminde mekân olarak kullanılmıştır. Hepsine de otobüsle rahatlıkla gidilebilir.
Lâra – Konyaaltı Plajı: Antalya il merkezinin 10 km. kadar doğusundaki doğa harikası Lâra Plajı ile Antalya merkezinin batı kıyısındaki Konyaaltı Plajı şehrin en güze! kıyılarıdır.
Perge: Antalya 18 km doğusunda, Aksu Bucağı yakınındadır. Kilikya – Pisidia ticaret yolunun üs*tünde yer aldığı için önemli bir Pamphylia şehridir. Kuruluşu diğer Pamphylia şehirleriyle aynı zamana rastlar (Milattan Önce VII yüzyıl). Perge, Hıristiyanlar için önemli bir kent idi. Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelmiştir. Magna Plancia gibi kimi zenginler buraya önemli anıtlar kazandırmışlar*dır. İlk kazıların 1946 yılında İstanbul Üniversitesi tarafından başlatıldığı Perge’de; Tiyatro, Stadyum, Sütunlu Cadde, Agora’dan oluşan şehir kalıntıları bulunmuştur.
Karain Mağarası: Antalya’nın 27 km. kuzeybatısında, Yağcılar sınırları içindeki Karain Mağara*sında bulunan kalıntılar Paleolitik, Mezolitik, Neolitik ve bronz çağlarına aittir. Bu mağara, görülmesi gereken yerlerdendir.
Ariassos: Antalya-Burdur otoyolunun 48. kilometresinde, sola dönülen bir sapaktan 1 km. içer*dedir. Bir dağın yamacında kurulmuş olup, hamamları, kaya mezarları açısından görülmeye değerdir. Ariassos kentine girilen vadinin başlangıcında kentin en görkemli kalıntısı olan giriş kapısı yükselir. Roma devrinden kalma bu anıt, 3 kemerli ve dolayısıyla 3 girişli olduğu için, yöre halkınca “Uç kapı” diye anılır. Kentin şaşırtıcı bir özelliği, dörtte üçünün, olağanüstü gösterişli anıtsal mezarlar olan nekropolis kalıntısı olmasıdır.
Hayat Tarzı: Antalya ve çevresinde, asırlardır süzülen iki hayat tarzının da mirası vardır. Türkler buraya ilk geldiklerinde yerleşik düzene hemen uymuşlar; köy, kasaba ve şehirler kurmuşlardır. Nüfu*sun bir kesimi ise Türklerin Anadolu

‘ya gelmesinden önce olduğu gibi konargöçer hayatı sürdürmüştür. Yarı yerleşik demek olan bu hayat tarzına göre, birbirine akraba en az 15-20 aile, bazen de yüzlerle ifade edilen sayıdaki aileler; kıl çadırlarda yaşar, yazın dağlara çıkar, kışın ise kışlak denen sıcak ova-ara inerlerdi. Deve, koyun gibi hayvanları yetiştirir bunlardan ürettikleri ürünleri, yerleşik halkın ürünle*riyle değişerek ya da satarak geçinirlerdi. Et, süt, yağ üretirler, kıl çadır ve doğal kökboyalı kilim dokur-iardı. Kışlaklarda dar alanlara tahıl, sebze ekenler bile olurdu. Hatta Osmanlı ordusuna at yetiştiren oüyük konargöçer grupları (aşiret, oymak) vardı.
Bugün Avrupa’nın en önemli müzelerini süsleyen Türk kilimleri, bu insanların el emeği göz nurudur. Günümüzdeki halk müziği kültürünün çok büyük bir kısmı konargöçerlerden mirastır. Karacaoğlan, Dadaloğlu gibi Türk halk şiiri ve müziğinin en büyük ozanları, bu kültürün temsilcileridir. Eskiden beri kırsal kesimdeki köylerde yerleşik hayatı sürdürenler kendilerini, “yerli, köylü” gibi tabirlerle niteler*in, Yörüklerin topluca yerleştiği bir köye gitseniz “Burası Yörük köyü” derler. Türkiye’nin hemen her :arafında bu tür nitelemeleri duyabilirsiniz. Ancak insanlar eskilere uzanan bu hayat farkını bu şekilde vurgulasa da, hepsi aynı köke sahiptir ve Türk’tür. Aslı birbirlerine farklı gözle bakmazlar ve bunu bir zenginlik olarak görürler.
Bugün Türkiye, çağdaş modern hayata en iyi uyum sağlayan, teknolojiyi en iyi şekilde kullanan ülkelerden biridir. Ama hem nostaljik hem de kültürel değeri olan, binlerce yıldır devam eden hayatı sürdüren, birkaç küçük konargöçer grubu kalmıştır günümüzde. Sayıları da birkaç yüz kişiyi geçmez..Hazin bir biçimde, o hayat tarzından sadece develer kalmıştır. Yolunuz düşerse yaz aylarında Belek, Manavgat ve Alanya’da süslenmiş, canlı çıngırdaklı turist taşıyan develer görürsünüz, işte o günlerden hatıradır bu develer. Ayrıca Kemer’de ve Antalya Kumluca yolunda yine yerli yabancı turistlere hizmet
veren Yörük çadırları görürsünüz. Yarı müze görünümündeki bu çadırlarda Yörüklere has ayran ve gözleme yiyebilirsiniz. Antalya’nın yerli halkı bugün bile imkân bulduğunda yazın Gömbe, Sütleğen, Alanya gibi yaylalara çıkar. Bu gelenek, atalarından kalan bir hatıradır. Alanya gibi bazı ilçelerde kışın Toros dağlarında kuyularda saklanan karların, Ağustos ayında dağdan indirilerek ilçe merkezine geti*rildiğini, şerbet haline getirilerek seyyar satıcılar tarafından satıldığını görürsünüz. Bu da yine Yörüklerin eski geleneklerinden sadece biridir.
Yerel Yemekler : Yörüklerin beslenme tarzının temelini, hayvancılık ve buğdaydan elde edi*len besinler belirler. Kıyı şeridinde az da olsa yaş sebze üretilmesine karşın iç bölgelere gidildikçe buğday ve kuru sebze ağırlık kazanır. Antalya’da dünya mutfaklarının tamamına turistik otel ve lokan*talarında bulmak mümkündür. Ama yöreye has yerel yemekler şunlardır: Saç kavurması, Tandır keba*bı, Kölle (buğday, fasulye, nohut ve bakla haşlaması), Domates civesi, Hibeş, Arapaşı
İklimi: Akdeniz ikliminin hâkim olduğu Antalya’da, kışlar ılıman ve yağışlı, yazlar ise sıcak ve kurak geçer.

12.ETKİNLİK
Konya’nın kurucusu, Yunanlılar’dan Yanuvan Tarihi sahibine göre Harkılan oğlu Aleksandıran oğ*lu Nişan’dır. Sonra Hazreti Ömer’le mektuplaşan meşhur kayser ikinci defa onarmıştır. Buraya Mu-hammed ümmeti’nden ilk gelen Selçuklulardan Alâaddin Keykubad’dır. Bu da Rûm (= Anadolu) Sel-çuklulan’ndandır. Selçuklular, Manan diyarından Danişmendoğulları’yla gelerek Azerbaycan memle*ketlerini fethederek amcaoğulları olan “Çobanbay”ı buraya hâkim nasbettiler. Fakat bu aralık iran’da “Ebûsaid” cihangir padişah olduğundan “Çobanbay” veziri yerinde idi. Bunun çocuklarına “Çobanoğulları” derler. Sonra Ebûsaid bir kız meselesinden Çobanoğulları ile Pasin Ovası’nda savaştı. Her ne kadar Selçuklular ve Danişmendliler yardım ettilerse de yine Çobanlılar yıkılıp devletleri Akkoyunlular’a geçti.
Danişmendiler ile Selçuklular ilerleyerek Sivas ve Amasya’yı zaptettiler. Danişmendliler burada Niksar (221) şehrini başkent edindiler. Sonra bunların yardımıyla Selçuklular Konya’yı zaptedip orada istiklâl kazandılar ki bunların son zamanında da Osman Gazi davul ve sancak sahibi oldu. İşte Konya Kalesi’nin üçüncü yapıcısı da Selçuklulardan Sultan Alâaddin’dir.
Konya Kalesi 569 tarihinde (= 12 Ağustos 1173-1 Ağustos 1174) yontma taş ile Mesud oğlu Sul*tan izzeddin Kılıç Arslan tarafından yapılmıştır. Sağlamlaştırarak kalenin dördüncü yapıcısı olmuştur. Bir köşk ve divanhane yaptırmıştı ki o asırda kisrâların sarayından nişan verirdi. Depremden yıkılınca Selçuklu Keykubad onararak büyük bir hendek yaptırmıştı ki derinliği 11, genişliği 50, duvar boyu 30 zirâdır. Dışarı katındaki hisarın duvarı çepeçevre 10.000 germe adımdır. Atpazarı Kapısı üzerine zin*cirlerle asılmış bir kuru at kafasına gem vurup ibret olsun diye koymuşlardır. Binici olan bu memleket ahalisine öğüt için konmuştur. Yani avrata ve ata güvenmeyip at, kuru kafa bile olsa başından gemi eksik etmeyerek yuları ve dizgini eksik etmeyesin demektir.
İç kalesinin büyüklüğünü bilmiyorum. Bu kale Selçuklular zamanında 12 kapılı idiyse de, Osman*lılar eline geçtikten sonra 4 tanesi bırakılıp ötekiler kapatılmıştır. Dört köşesi beyaz mermerle türlü türlü, hendesî çizgilerle süslü, kubbeli ve sanatkârane bir kaledir. En sonra Gıyâseddin oğlu Sultan Alâaddin yeniden yaptırmıştır. Sonra Erzurum taraflarında yağma ve çapul çoğaldığından intikam al*mak üzere iken babası merhum olmuştur.
Anadolu Selçuklularının sonu bu Alâaddin’dir. Hepsi 14 padişahtır. 699 tarihinde Ertuğrul Beğ’in oğlu Osman Beğ hutbe okutup sikke kestirerek emîr olmuştur. Bu Konya yöresi Karamanoğulları’nın ellerinde kalıp Kosova savaşında Hüdavendigâr Gazi şehid olduktan sonra önce itaatli olan Karamanoğulları dahi isyan etmiştir.
Bunun üzerine 792 tarihinde (— 20 Aralık 1389-8 Aralık 1390) Yıldırım Bayazıd Han kalabalık askerle yıldırım gibi gelip Konya kalesini aman zaman vermeyekfetheyledi. Böylece Selçuklular’ın eski mülkü Konya dahi Osmanlı şehirlerinden oldu. Kanunî Sultan Süleyman Han yazdırışı üzere şimdiki halde Karaman Eyaleti adıyla başka eyalet olup paşa karargâhıdır. Paşasının hası 660.070 akçadır. 2000 askerle eyaleti idare edip 50.000 kuruş tahsil ederek gider.
Bu eyaletin Hazine Defterdarı, Defter Kethüdası, Defter Emini, Çavuşlar Kethüdası, Çavuşlar Emini vardır. Eyalette 7 sancak vardır. Paşa şehri olan Konya Sancağı’ndan başka ‘Kayseri?’, “Niğ*de”, “Yenişehir”, Kırşehri”, “Akşehir”, ‘Aksaray” Sancaklar» vardır.
Zeametleri 68, tımarlan 2111 tanedir. Defterdarının hası 65.000, Defter Kethüdası’nın hası 6500 dür. Tımar Defterdarı da böylecedir. Alaybeğisi, Çe-ribaşısı, Yüzbaşıları vardır. Bu eyaletteki tımar ve zeamet sahipleri, seferde, Cebelileri ile, Paşasının askeriyle 12.000 seçme kılıç askeri olur. Savaşta bir tımarlı bulunmasa tımarı başkasına verilir.
Konya 500 akçalık mollalıktır. Nahiyelerinden kadısına yıllık, adalet üzere, 20 kese hâsıl olur.
Mezhepleri hep Hanefî’dir. Nakîbüleşrafı, ileri gelenleri, bilginleri, dindar adamları vardır. Mevlevi dervişleri de çoktur. Asker tayfası çok olduğundan Sipah Kethüda Yeri ve Yeniçeri Serdarı yerine bir azametli Yeniçeri Çavuşu ve Muhtesib Ağası, 3 yerde Şehir Naibi ve Şehir Subaşısı, Bac Alıcısı, (222) Kale Dizdarı, 40 tane büyüklü küçüklü topu, yetişir derecede cebehanesi vardır. Toplu bakışla mamur bir şehirdir. Bu büyü

k şehir Meram Dağı’nın doğusunda düz bir ovada olup dağa bir saat mesafededir.
Camilerinin en eskisi iç kalede “Birinci Sultan Alâaddin Camisi”dir ki dil ve kalemle anlatılamaya*cak kadar sanatkârane bir camidir. Lâkin iç kalede olduğu için cemaati kalmamıştır. Bu iç kale yüksek bir yerde olup mükellef ve mükemmel cebehanesi ve topları vardır. Bu kalenin doğu ve kuzey yönleri ova ile bir gölceğizdir. Konya’dan geçen bütün pınarlar bu göle dökülür.
“Sultan Süleyman Han Camisi” birer tabakalı iki minareli, geniş haremli, has kurşunla örtülü bir camidir.
Konya’nın mescitleri de çoktur. Dârüttedrislerinin en meşhuru “Nalıncı Medresesi”dir. 11 tane dârülkurrâsı. 3 tane dârülhadîsi vardır. Sibyan mektepleri 170 tanedir. Her yıl hediyesi verilen 40 kadar tekkesi vardır. En meşhuru “Şems-i Tebriz’i Tekkesi”dir. Yüksek bir kubbe altında olup orada dahi Mevlânâ ayini yapılır. Mahkemeye yakın, eski bir tekkedir.
Çeşmeleri de çoktur. Kaynakları hep Meram Dağı’nda olup taksim kubbesinden gelir. 300 den çok sebili vardır. 11 tane aşevi olup nimeti her zaman bol olanları “Mevlânâ Tekkesi imareti” ile “Sultan Süleyman Han İmareti”dir.
Hamamlarının en meşhuru “Âstâne Hamamı” olup eski tarzda, suyu güzel bir hamamdır. Kale içindeki “Sunkur Hamamı” da böyledir. Vilâyet ileri gelenlerinin söylediğine göre bütün saraylarında 80 kadar saray hamamı vardır. 340 kadar bağlı bahçeli, akarsulu sarayı vardır. Paşa Sarayı meşhurdur.
Hanlarından, Atpazarı Kapısı dışında, Bağdat Fatihi’nin annesi “Kösem Sultan”ın yaptırdığı büyük han meşhurdur. 26 tane bekâr hanı vardır. Bedesteniyle birlikte 1900 dükkânı vardır. Yüzlercesi ma*mur olup kagir yapılardır.
Kagir yapılı ve demir kapılı kanatlarla kurulmuş kurşun örtülü bedestenindeki zengin tüccarlarda bütün dünyanın kıymetli malları bulunur.Sipah Pazarı, Saraçhanesi. Tahtelkalesi mamur ve süslüdür.
Havasının ve suyunun güzelliğinden bütün halkı sağlam ve güçlü yapılıdır. O kadar çok yaşarlar ki kuvvetleri gitmiş, ömrü yüz yetmişe yetmiş, gücü kuvveti bitmiş olduğu halde yine dinç olurlar. Bilgin*leri akıllı, efendi, asil, olgun kimselerdir. Konya’nın helvacı ve berber gençleri meşhurdur.
Eşrafının en başta geleni “Hazreti Mevlânâoğlu Halim Çelebi”dir. 20 kadar Eflâtun ve ibn Sina’*dan nişan verir usta doktorları vardır. Konuştuğumuz adamlar içinde duası kabul olunanlar vardı.
Asker tayfası hep samur kürk ve kıymetli kumaşlar giyer. Bilginleri türlü türlü soflar ve molla ku*maşları giyer. Sanat sahipleri hep Mevlânâ muhibbi olduklarından Mevlevi külahları üzerine Muham*medi sarık sararlar.
Ahali hep Türk’tür. Güzel konuşan kimseleri vardır. (223) Gayet doğru ve yabancı dostu kimse*lerdir. Suyu ve havası herkesçe övülür. Sabah vakti esen esintiden insan taze hayat bulur.
Kale dışında, suyun taksimi için bir kubbe yapılmıştır. O kubbede 366 lüleye su ulaştırılıp şehrin cami, mescit, han. hamam ve ileri gelenlerin saraylarına hep oradan su gider. Kaynağı Meram Dağı’n-dadır. 2700 su kuyusu vardır ki bostanlar suvarılır ve bütün bitkiler bu sayede büyür. Şehir, beşinci iklimin ortasında olup yazı, kışı itidal üzeredir.

7 türlü taneli buğdayı olur. Devedişi denen bir iyi cinsi vardır ki ancak Şam civarında bulunur. Fa*kat arpası çok yağlı olduğundan ata çok vermekten çekinmek lâzımdır. Tahılı ve otları çok, tarlaları çok, bereketli bir şehirdir.
Kuyumcuları, külâhçıları, terzileri, berberleri, meşhurdur. Fakat debbâğları, Osmanlı ülkesindeki debbâğların en ustalarıdır.
Meram Dağı’nda mavi renkli bir çiçek olur. Debbâğlar onunla deriyi muamele edip gök, sarı, tu*runcu, kırmızı sahtiyan yaparlar ki Arap ve Acem’de maruftur.
Yiyeceklerinden beyaz ekmeği, kâhisi, (224) çöreği, ballı böreği, helvasının çeşitleri, zülbıyesi, (225) pandisi, (226) pişmanisi, (227) tahînesi (228) meşhurdur. Ama sabunısi (229) ile canım beyaz halka çinisini (230) âşıklar yedikleri zaman lezzetinden damakları iki şak olur.
Hususi Helvacı Çarşısı vardır. “Konya’

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Kas 10

10. sınıf dil ve anlatım kitabı sayfa 35,36 Anlatımda Tema ve Konu İnceleme konusu cevapları
4/11/2009 · Kategori: Türkçe-Edebiyat-Ödev

İNCELEME

1. Hikâyede hayattan fazla bir beklentisi kalmayan, yalnız ve kendisini mutsuz hisseden bir pos*tacının, hayatının alelade bir günü konu olarak işlenmiştir.

2. Halit Ziya Uşaklıgil bu hikayede anlatmak istediklerini bir postacının kişiliğinde, mekan olarak bir sokağın sınırları içinde, yağmurun olduğu bir öğle vaktinde, yalnızlık bağlamında ele almıştır.

3. Hikayenin adı “Boş Ömür”dür. İkinci paragrafın başında yer alan cümle metne hakim olan duy*gunun yalnızlık olduğunu desteklemektedir: “Ona daha hayatında hiçbir mektup gelmemişti. O, yalnız başkalarının mektuplarına memurdu. Hiçbir kimsesi yoktu ki ondan gelecek mektubu olsun.”
1. ETKİNLİK

1. Şiirlerde işlenen tema yalnızlıktır.

2.”Ömr-i Tehi” hikayesiyle bu şiirlerin temaları aynıdır. “Ömr-i Tehi” hikâyesinde ve şiirlerde yalnızlık teması işlenmiştir.

3. ilk metinde yalnızlık duygusu bir olay çevresinde verilmiş hikâye şeklinde verilmiş, diğer metinlerde ise bu duygu coşku ve heyecanı dile getiren metinle yani şiirle verilmiştir. Her iki metinde de dil edebî şekilde yani dilin şiirsel işleviyle kullanılmıştır.

4. Yalnızlığım adlı şiirde ritim ve ahengi sağlayan unsurlar: Hece ölçüsü (14′lü)
……..gibidir, içimde yalnızlığım.
……..ürperir içimde yalnızlığım.

-ir’ler tam kafiye, -içimde yalnızlığım’lar redif

…….gibidir.
…….gelir -ir’ler tam kafiye,

Mısra sonları ses benzerliği dışında ses ve kelime tekrarlarıyla ölçü ve söyleyişle ahenk sağlan*mıştır.
……belâdan gayrı
……Sabâdan gayrı -â’lar yarım kafiye, -dan gayrı’lar redif.
Mısra sonları ses benzerliği dışında ses ve kelime tekrarlarıyla aruz ölçüsü ve söyleyişle ahenk sağlanmıştır.
Şiirlerde ses akışı, söyleyiş, ritim, ölçü ve kafiyelerle ahenk sağlanmış ve yalnızlık teması işlen*miştir.

5. Şiirlerde görme, işitme ve dokunma duyularından yararlanılmıştır.
Görme duyusuna hitap eden kelimeler: Su, sabah, mavi, yaprak, ney, mısra, herkes; çevre, çizgi,kapı.
İşitme duyusuna hitap eden kelimeler: Ses, şarkı, rüzgar, ney, perde perde.
Dokunma duyusuna hitap eden kelimeler: Ilık, ürperir, rüzgar, esecek, bad-ı saba.

6. “Yalnızlığım” adlı şiir günümüz şiiri olduğu için kelime ve tamlamaların anlaşılır olduğu, “Gazel”de ise yazıldığı dönem gereği Arapça ve Farsça kelime ve tamlamaların varlığından dolayı dil özel*liklerinin farklı olduğu görülür. Dil özellikleri farklı olmasına rağmen aynı tema işlenmiştir. Buradan da farklı dönemlerde, farklı dil özellikleriyle aynı temanın işlenebileceği sonucuna varılabilir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Kas 10

Güvencilik büyük ünlü uyumuna uyan bir sözcüktür. (DOĞRU)
Ördek kelimesi küçük unlu uyumuna uymaz. (YANLIŞ)
Sabahçı kelimesi ünsüz benzeşmesine uğramıştır. (doğru)
Evin onu bu kelime grubunda ulama vardır. (doğru)
Biricik daracık bu kelimelerde ünlü türemesi olmuştur. (doğru)
Minik kelimesinin yanına “-cık” eki getirilerek “minicik” kelimesi oluştur buna ses düşmesi denir. (doğru)
Göl, taş” kelimelerinin basit yapılı sözcüklerdir. (yanlış)
“sakacı” kelimesinde “-cı” eki yapım ekidir. (doğru)
Anayasa, Yargıtay basit yapılı sözcüklerdir. (yanlış)
Kulak, kitaplık kelimesinden –lık eki yapım ekidir. (doğru)
Bahçede kelimesinde hem yapım hem de çekim eki almıştır. (doğru)
Düşünceden kelimesindeki hem yapım hem de çekim eki almıştır. (yanlış)
Hizmetçilik kelimesinden hem yapım hem de çekim eki almıştır. (yanlış)
Yemeğe, balığa” sözcükten unsuz yumuşaması vardır. (yanlış)
Doğa tırmanmak deki doğa kelimesi unsuz yumuşaması vardır. (yanlış)
Çocukça kelimesi doğru yazılmıştır. (doğru)
Cümleler birbirlerine bağlaçlarla bağlanıyorsa bağıl cümlelerdir. (DOĞRU)
Fiil cümleleri “me, ma, mez, maz” ile olumsuz yapılır. (DOĞRU
Burun ağız karın kelimeleri ek aldığında unlu düşmesi uyar.(doğru)
18 Ocak Perşembe buradaki gün küçük harfle yazılmıştır. (yanlış)
Çamaşırhane sözcüğü çamaşır hane şeklinde yazılmıştır. (yanlış)
İhtiyar doktora zor gelmişti cümlesinde (,) kaldırılırsa cümlede herhangi bir anlam bozulması olmaz. (yanlış)
Ne şair yaş döker ne aşık ağlar olumlu cümledir. (YANLIŞ)
İsim cümleleri değil ve yok kelimesi ile olumsuz yapılır. (DOĞRU)
Vatan al bayrağın dalgalandığı yer cümlesi olumsuz cümledir. (YANLIŞ)
Bir varlık ya da kavramın daha belirgin hale gelmesi için olun başka bir kavrama benzemesine basit cümle denir. (YANLIŞ)
Bir varlık ya da kavramın daha belirgin hale gelmesi için onun başka bir kavrama benzemesine karşılaştırma denir. (DOĞRU)
Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir durumun belli bir şekilde sonuçlanmış haline ön yargı denir. (YANLIŞ)
Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir durumun bir şekilde sonuçlanmış haline varsayım denir. (DOĞRU)
KLASİK SORULAR

Somut anlamlı kelimelere denir?
Cevap: Duyu organlarımızla algılayabildiğimiz varlıklara denir
Soyut anlamlı kelime denir?
Cevap: Duyu organlarımızla algılayabildiğimiz varlıklara denir.
Gerçek anlam nedir?
Cevap: Sözcüklerin akla gelen ilk anlamına gerçek anlam denir.
Mecaz anlam nedir?
Cevap: Sözcüklerin gerçek anlamlarından sıyrılarak başka sözcüğün yerine kullanılmasına mecaz anlam denir.
Kelime grubu nedir?
Cevap: En az iki sözcükten oluşan belli bir düzen içinde yan yana gelip bir bütünlük oluşturmuş sözcüklere denir.
Deyim nedir?
Cevap: Kalıplaşmış söz gruplarına denir.
Öğe nedir?
Cevap: Birleşik bir şeyi oluşturan basit şeylerden her biri, unsur, eleman.
Cümlenin temel öğelerini yazımız.
Cevap: Özne yüklem.
Cümlenin yardımcı öğeleri yazınız.
Cevap: Nesne be tümleç.
Özne nedir?
Cevap: Yüklemin bildirdiği işi hareketi yapandır.
Yüklem nedir?
Cevap: Cümlede yargı bildiren çekimli öğeye nedir.
Tanım cümlesi nedir?
Cevap: Bir varlığın ne olduğunu bildiren cümlelere denir.
Önyargı nedir?
Cevap: Bir durum ya da olayın sonucunun ne olacağını bilinmeden onunla ilgili olumsuz bir yargıda bulunmaya denir.
Nesne nedir?
Cevap: Öznenin yaptığı işten etkilenen öğeye denir.
Karşılaştırma nedir?
Cevap: Bir varlık ya da kavramın daha belirgin hale gelmesi için onun başka bir varlık ya da benzetilerek anlatımdır.
Varsayım nedir?
Cevap: Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir durumun belli bir şekilde sonuçlandığını kabul etmeye denir.
17. Haber cümlesi nedir?
Cevap: Haber (zaman) kipleriyle çekimlenen cümlelere denir.
18.Dilek istek cümlesi nedir?
Cevap: Dilek (tasarlama) kipleriyle çekimlenen cümlelere denir
19. Olumlu cümle nedir?
Cevap: Yargının gerçekleştiği anlatan cümlelere denir.
20. Olumsuz cümle nedir?
Cevap: Yargının gerçekleşmediğini anlatan cümlelere denir.
21. Basit cümle nedir?
Cevap: İçerisinde tek yargı bulunan cümlelere denir
22. Eş sesli sözcük nedir?
Cevap: Yazılışları ve okunuşları aynı anlamları farklı olan sözcüklere denir.
23. Eş anlamlı sözcük nedir?
Cevap: Yazılışları ve okunuşları farklı anlamları aynı olan sözcüklere denir.
24. Birleşik cümle nedir?
Cevap: Temel cümle ve yan cümleden oluşur.
25. Sırları cümle nedir?
Cevap: Cümlenin birbirleriyle nokta ve virgülle bağlanmış halidir.
26. Geçişli fiil nedir?
Cevap: Nesne olmayan fiillere denir.
27. Zıt anlamlı sözcük nedir?
Cevap: Birbirine karşı olan sözcüklere denir.
28. Geçişli fiil nedir?
Cevap Nesne olmayan fiillere denir.
28. Geçişsiz fiil nedir?
Cevap: Nesne olmayan fiillere denir.
29. sıfat nedir?
Cevap: Varlıkların durumunu, biçimini belirten sözcüklere denir.
30. Birleşik cümle nedir?
Cevap: İki sözcüğün birleşmesiyle oluşan anlamalı cümlelere birleşik cümleler denir.

DOĞRU YANLIŞ

1.Beş duyumuzdan biri yada bir kaçıyla algılayabildiğimiz nesneleri ve kavramları karşılayan kelimelere ……. Anlamlı kelimeler denir.
Cevap: somut
2. Beş duyumuzla algılayamadığımız ancak zihnimizde kavrayabildiğimiz kelimelere …… Anlamlı kelimelerdir.
Cevap: soyut
3. Marmara da her yelken uçar gibi neşeli cümlesinde altı çizili kelimelerde ………. Sanatı vardır.
Cevap: mecaz-ı mürsel
4. Yeni aldığım kitaplarım bana güzel hikâyeler anlattılar. “cümlesinde ….. vardır.
Cevap: intak sanatı vardır.
5. Bir kelimenin ilk anlamıma ……. Denir.
Cevap: gerçek anlam
6. Edebiyat dünyamız bir çınarını daha yitirdi. Cümlesinde …… sanatı vardır.
Cevap: istiare sanatı
7. Bir yandan bu sıkıntılar bir yandan eski dostu ve ahbaplar birer birer sönmeleri yüzünden yalnızlığı arttı. Cümlesinde “-son” fiili ……. Anlamında kullanılmıştır.
Cevap: ölmek
8. Son yıldan vadinin üstünde bir yanıp sönüyordu cümlesin de “-son” fiil ….. anlamında kullanılmıştır.
Cevap: parlama
9. Nesne olan fiile ….. fiil denir.
Cevap: geçişli fiil
10. içlerinde tek yargı bulunan cümlelere ….. cümle denir.
Cevap: basit cümledir.
11. cümleler birbirine bağlaçlarla bağlanıyorsa bu tip cümlelere ….. denir
Cevap: bağıl cümle,
12. cümleleri oluşturan biçimlere ……. Denir.
Cevap: öğe
13. insan dışındaki varlıklara insan kişiliğini vermeye ….. denir.
Cevap: kişileştirme
14. kelimelerin benzetme amacıyla güdülmeden başka bir kelime yerine kullanılmasına …….. denir.
Cevap: mecaz-ı mürsel
15. içinde şart kipi bulunan cümlelere …… denir.
Cevap: şartlı birleşik cümle
16içinde birden fazla yargı bulunduğu cümlelere ……… denir
Cevap: birleşik cümle
17.bir kelimenin hem gerçek hem de mecaz anlamı düşündürecek şekilde kullanılmasına ….. denir.
Cevap: kinaye
18.yüklemi sonda olan cümlelere ……. Denir.
Cevap: fiilimi cümle
19. yüklemi sonda olan cümlelere ….. denir.
Cevap: kurallı cümle
20. yüklemi başta olan cümlelere ……. Denir.
Cevap: d

evrik cümle
21. Küsmek-darılma, incinmek- gücenmek bu kelimeler arasında …….. ilişkisi vardır.
Cevap:Yakın ve eş anlamlı
22.Yüklemi neyi, kimi, nereye sorularını cevaplayan cümle öğeleri …… denir.
Cevap: Belirtili nesne
23.“Bu gün okula gideceğim” cümlesindeki “gideceğim” ……. Soylu kelimedir.
Cevap: Fiil soylu
24:Gitmeyeceğim bugün okula cümlesi ……. Cümledir.
Cevap: Devrik cümle
25.Bugün okula gitmeyeceğim cümlesi …….. cümelesidir.
Cevap: Kurallı cümle
26.Anlamca birbirine uygun kelimelerin bir arada kullanma sanatına ….. denir.
Cevap: Tenasüp
27.Herkes tarafından bilinen geçmişteki bir olayı olayın canlı kahramanı yerine bir veya birkaç kelime ile hatırlatma sanatına ……… denir.
Cevap: Telmih
28.Sebebi bilinen bir olayın bir durumun gerçek sebebi dışında daha güzel bir sebebe bağlama sanatına ……. denir.
Cevap:Hüsn-i talil
29.Yazılışı ve okunuşları aynı olduğu halde anlam ve kök yönüyle farklı olan kelimelere …….. denir.
Cevap:Sesteş
30.Anlamı güçlendirmek ve anlama çekicilik kazandırmak amacıyla yapılan söz tekrarlarına …….. denir.
Cevap:İkileme

DOĞRU-YANLIŞ

Bir kelimenin gerçek anlamı dışında kullanılmasına mecaz anlam denir. (D)
Bir kelimenin akla gelen ilk anlamına terim anlam denir. (Y)
Aynı anlama gelen kelimelerin bir arada kullanılması anlatım bozukluğuna yol açar. D(D)
Dilek kipiyle çekimlenen cümlelere devrik cümle denir. (Y)
Dilek kipiyle çekimlenen cümlelere dilek cümlesi denir. (D)
Haber cümlesinde tasarlama anlamı vardır. (D)
Yüklemi haber kipiyle çekimlenen cümle haber cümlesidir. (D)
Duyu organımızla algıladığımız varlığa soyut varlık denir. (Y)
İsim cümlelerinde nesne bulunmaz. (D)
İçerisinde yargı bulunan cümlelere basit cümle denir. (D)
Birleşik cümleler temel ve yan cümleden oluşur. (D)
Bağlaçlar, edatlar, ünlemler, ara sözler cümle dışı unsurlardır. (D)
Senin adın ne? Soru cümlesidir. (D)
‘’En çok politik-roman kurum.’’cümlesi olumlu cümledir. (D)
Devrik cümlelerde yüklem sonda bulunur. (Y)
Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir durumun belli bir şekilde sonuçlanmış haline varsayım denir. (D)
Geçişli fiillerle kurulan cümlelerde nesne bulunmaz. (Y)
Geçişli fiillerle kurulan edilgen yapılı cümlelerde ‘’sözde özne’’ bulunur. (D)
Özne olan kelime ve kelime grubu, ismin hal eklerini,eşitlik ekini ve vasıta ekini alır.(Y)
‘’Bunu da yapsan iyi olur.’’cümlesi öneridir.(D)
‘’Ya devlet başa ya kızgın leşe’’eksilti cümledir.(D)
Cümlede tek özne ve tek yüklem varsa birleşik cümledir.(Y)
Aralarında ilgi bulunan ve birbirine bağlaçlarla bağlanan cümle basit cümle denir.(Y)
Birleşik cümleler, temel cümle ve yan cümlelerden oluşur.(D)
Yüklemi neden, araç, birliktelik yönüyle tamamlayan öğeye zarf tümcesidir.(Y)
Bu akşam size geleceğim’ cümlesinde altı çizili sözcük zarf tümlecidir. (D)
Annemi arabayla getirdiler cümlesinde altı çizili sözcük edat tümlecidir. (D)
‘’Duvarın, gökyüzünün,çamurun o devamlı pis halini rengini alır.’’cümlesinde altı çizili sözcük edat tümlecidir. (Y)
Bütün sorular çözüldü’’ altılı çizili sözcük sözde öznedir. (D)
‘’İsimler, fiiller, tekrar grupları, isim tamlamaları, sıfat tamlamaları,zamirler, isim-fiiller, sıfat-fiiller, edatlar, yansımalar, deyimler’’ cümlede yüklem olarak kullanılabilir. (D)

BOŞLUK DOLDURMA

Beş duyu organlarımızdan biri yada bir kaçıyla algıladığımız varlılara ……. Denir.
Somut
Beş duyu organımızdan biri yada bir kaçıyla algılayamadığımız varlıklara …… denir.
Soyut
Kelimeler ………. Kaynaşmasıyla ortaya çıkar.
Ses ve anlam
İletişim en geniş anlamda …….. Gerçekleşir.
Dil
Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şeye …….. denir.
İmge
Bir bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konuyla ilgili özel ve belirli bir kavaram karşılayan kelimeye denir.
Terim
Felsefi yazıların ve düşüncelerin hareket noktası …….. dır.
Kavram
Bir kelimenin akla gelen ilk anlamına …….. denir.
Gerçek anlam
Benzerlik ilgisiyle bir sözün gerçek anlamı dışındaki anlamına …….. denir.
Mecaz anlam
İki temel unsurdan sadece biri sağlanarak yapılan teşbihe ……. denir.
İstiare
İnsan olmayan varlıklara insanların yaptığı işleri yaptırmaya …….. denir.
Teşhis
Konuşturma sanatı ……. denir.
İntak
Hem gerçek hem de mecaz anlamında anlaşılabilen söz sanatı ….. dır.
Kinaye
Abarta sanatı …… denir.
Mübalağa
Aynı varlığın iki zıt yönünü bir arada ifade etme veya birbirine zıt kavram arasında ilgi kurma sanatı …… denir.
Tezat
Anlamca birbirine uygun kelimelerin bir arada kullanma sanatına ….. denir.
Tenasüp
Herkes tarafından bilinen geçmişteki bir olayı olayın canlı kahramanı yerine bir veya birkaç kelime ile hatırlatma sanatına ……… denir.
Telmih
Sebebi bilinen bir olayın bir durumun gerçek sebebi dışında daha güzel bir sebebe bağlama sanatına ……. denir.
Hüsn-i talil
Yazılışı ve okunuşları aynı olduğu halde anlam ve kök yönüyle farklı olan kelimelere …….. denir.
Sesteş
Anlamı güçlendirmek ve anlama çekicilik kazandırmak amacıyla yapılan söz tekrarlarına …….. denir.
İkileme
Küsmek-darılma, incinmek- gücenmek bu kelimeler arasında …….. ilişkisi vardır.
Yakın ve eş anlamlı
Yüklemi neyi, kimi, nereye sorularını cevaplayan cümle öğeleri …… denir.
Belirtili nesne
“Bu gün okula gideceğim” cümlesindeki “gideceğim” ……. Soylu kelimedir.
Fiil soylu
Gitmeyeceğim bugün okula cümlesi ……. Cümledir.
Devrik cümle
Bugün okula gitmeyeceğim cümlesi …….. cümelesidir.
Kurallı cümle
Gece gündüz denizlerin yolunu tutmak cümlesinde tutmak kelimesi ……….. cümle grubudur.
İsim fiil-
Aşık olmuştu cümlesinde ……. Fiildir.
Yardımcı eylemle yapılan birleşik
Baka kaldım cümlesinde …….. fiil dır
Kurallı birleşik fiil

KLASİK SORULAR

S1) Soyut ve somut nedir? Örneklerle açıklayın?
C1) Soyut= 5 duyu organımızla algılayamadığımız nesnelerdir. Aşk,sevgi,mutluluk.
Somut= 5 duyu organımızla algılaya bildiğimiz nesnelerdir. Tahta, kalem
S2) Mecaz anlam nedir?
C2) Bir sözcüğün gerçek anlamından tümüyle sıyrılıp bir başka anlamda kullanılan haline ‘mecaz anlam’ denir.
S3) Anlamlarına göre cümleler nelerdir?
C3) Olumlu cümle-olumsuz cümle- ünlem cümleleri-soru cümleleri-şart cümleleridir.
S4) Yapılarına göre cümle nelerdir?
C4) Basit cümle, bileşik cümle, bağlı cümle ve sıralı cümle.
S5) Özne nedir? Kaça ayrılır?
C5) Yüklemin bildirdiği işi, hareketi yapan ya da bir oluş içinde bulunan varlığa denir.3’e ayrılır: Gerçek özne-sözde özne-gizli özne
S6) Yüklem nedir?
C6) Cümlede yapılan işi, oluşu ya da eylemi bildiren kelimeye yüklem denir.
S7) Cümlenin öğeleri nelerdir?
S8) Tümleç nedir?
S8) Yüklemi tümleyen ya da kuvvetlendiren kelimelere denir.4’ e ayrılır: Düz tümleç-dolaylı tümleç-zarf tümleci-edat tümleci
S9) Devrik cümle nedir?
C9) Yüklemi sonda olmayan basta veya ortada olan cümlelerdir.
S10) Kurallı cümle nedir?
C10) Yüklemi sond

a olan cümlelerdir.
S11) Bağlam gruplarının cümledeki görevlerini yazınız?
C11) Cümlede eş görevli kelimelerin bir bağlaçla hem biçimce hem de anlamca birbirine bağlanmasıyla oluşur.
S12) Şiirlerde neden devrik cümlelere ihtiyaç duyulur?
C12) Şiirlerde anlatımı daha etkili, dikkat çekici kılmak ve kafiyeye uydurabilmek için ihtiyaç duyulur.
S13) Olumlu cümle nedir? Örnekle açıklayınız.
C13) Tek yüklemi ve tek yargı bildiren cümlelere yapı bakımından olumlu cümle denir.
Annem hastaneye gitti.
S14) Olumsuz cümle nedir? Örnekle verin.
C14) İşin ve eylemin yapılmadığını bildiren cümlelerdir.’me-ma ‘ eki getirilerek yapılır.
Annem hastaneye gitmedi.
S15) Ünlem cümlesi nedir? Örnek verin.
C15) Sevinç, üzüntü, heyecan gibi duyguları belirten cümlelerdir. Tüh tüh yazık oldu.
S16) Öznesi gizli cümle olan cümle kurun?
C16) Bize gelecekler.(kim gelecek?) Onlar gizli özne
S17) Haber kipi nedir?
C17) Haber kipiyle çekimlenen fiillere denir.
S18) Dilek kipi nedir?
C18) Dilek-istek kipiyle çekimlenen fiillere denir.
S19) Geçişli fiil nedir?
C19) Nesne alan fiillerdir.
S20) Geçişsiz fiil nedir?
C20) Nesne almayan fiillerdir.
S21) Deyim nedir?
C21) Kalıplaşmış söz gruplarına deyim denir.
S22) Önyargı nedir?
C22) Nasıl sonuçlanacağı belli olmayan bir cümle üzerinde düşünce üretmektir.
S23) Cümlenin yan unsurları nelerdir?
C23) Nesne tümleç.
S24) Tanım cümlesi nedir?
C24) Bir varlığın ne olduğunu bildiren cümledir.
S25) Gerçek anlam nedir?
C25) Bir kelimenin akla gelen ilk anlamına gerçek anlam denir.
S26) Devrik cümleye örnek verin?
C26) Siz bugün geldiniz bize neden.
S27) Yapılarına göre sözcükler nelerdir?
C27) Basit sözcük-türemiş sözcük- bileşik sözcük
S28) İsim tamlamaları kaç çeşittir?
C28) 4 çeşit. Takısız-belirtisiz –belirtili-zincirleme isim tamlaması
S29) Belirteç çeşitleri nelerdir?
C29) Durum-zaman-miktar-yön-soru belirteçleri.
S30) Bunları pazardan aldım cümlesinin öğelerini bulun?
C30) aldım=yüklem kim aldı? Ben / g.ö nereden aldım pazardan =dolaylı tümleç
Neyi =bunları=belirtili nesne

DİL VE ANLATIM SORULARI

Soru1).Köklerin kelimeler için önemini belirtiniz… 9.A NO:11
cevap1).Her kelimenin bir kökü vardır.Zaten kökü olmayan bir kelime olamaz.Kelimeler kökten türeyerek oluşur.
Soru2).Köklerin değişip değişmediğini belirtiniz…
cevap2).Kelimelerin kökü değişmez kök neyse odur,kelimede kökten türer.
Soru3).Dilimizdeki kelimeler sizce yeterlimi?
cevap3).Bence yeterli biz bu kelimelere alıştık dilimize başka kelimeler girerse onların kullanımı zor olur.ce
Soru4).İsimden isim yapan ekler nelerdir?
cevap4).su-cu,iş-çi-lik,vatan-daş
Soru5).Fiilden isim yapan ekler nelerdir?
cevap5).uç-ak,yaz-(ı)-m,öl-ü
Soru6).Fiilden fiil yapan ekler nelerdir?
cevap6).oku-t,sev-(i)-n,koş-(u)-ş
Soru7).İsimden fiil yapan ekler nelerdir?
cevap7).iz-le,ince-l,deli-r
Soru8).”hanımeli”birleşik isimli bir kelimedir bu kelime nasıl oluşmuştur?
cevap8).İki ismin bir araya gelmesiyle oluşmuştur.
Soru9).”sivrisinek”birleşik isimli bir kelimedir nasıl oluşmuştur?
cevap9).Sıfat ve ismin bir araya gelmesiyle oluşmuştur.
soru10).Basit kelimelere bir örnek veriniz…
cevap10).Bardak
Soru11).Türemiş kelimelere bir örnek veriniz…
cevap11).Gülümseme
Soru12).Birleşik kelimelere bir örnek veriniz…
cevap12).Cumartesi
Soru13).İsmin halleri nelerdir?
cevap13).*yalın hali -
*belirtme hali-ı,-i,-u,-ü
*yönelme hali-a,-e
*ayrılma hali-dan,-den,-tan,-ten
*ilgi hali -un,-ün,-ın,ün
*eşitlik hali-ca,ce,çe,çe
Soru14).Çokluk ekleri nelerdir?
cevap14).-lar,-ler
Soru15).İyelik ekleri nelerdir?
cevap15).-(ı)m,-(ı)mız,-miz,-muz,-müz
-(ı)n,-(ı)nız,(ı)niz,-nuz,-nüz
Soru16).Vasıta eki nedir?
cevap16).-la,-le
Soru17).”KIRGINLIK”kelimesini kök ve eklerine ayrınız…
cevap17).kır – gın – lık
f.k f.i.y.e i.i.y.e
Soru18).Kelimede yapı kaça ayrılır?
cevap18).*Basit kelime
*Birleşik kelime
*Türemiş kelime
Soru19).Basit kelime nedir?
cevap19).Yapım eki almamış,kök durumundaki kelimelerdir.Çekim eki alırlar.
Soru20).Birleşik kelime nedir?
cevap20).İki kelimenin birleşmesiyle oluşan kelimelerdir.
Soru21).Türemiş kelime nedir?
cevap21).İsimlerin ve fiillerin kök yada görevlerinden yapım ekleriyle türetilmiş yeni anlamlı kelimelerdir.
Soru22).Türkçede çekim ekinin önce yapım ekinin sonra geldiği istisnai durumlar?
cevap22).Dinle -r -ken
f.k ç.k y.k
Soru23).Türkçede kelime sırası nasıldır?
cevap23).Önce yapım eki,sonra çekim eki alır
Soru24).”BİNA”kelimesinin yerine aynı anlama gelecek şekilde cümlede kullanınız…
cevap24).Ev,apartman,yuva
Soru25).Eş,ana ,hatun,hanımefendi kelimelerini birer cümlede kullanınız…
cevap25).*Ahmet Bey eşiyle birlikte gelmişti.
*Anasının boynuna sarılarak ağladı.
*Hatun diyerek içerden Ayşe’yi çağırdı.
*Hanımefendiler sonradan geldiler.
Soru26).Somut anlamlı kelimeler nelerdir?
cevap26).Beş duyumuzdan bir ya da bir kaçıyla algılayabildiğimiz nesneleri ve kavramları karşılayan kelimelerdir.
Soru27).Soyut anlamlı kelimeler nelerdir?
cevap27).Beş duyumuzda algılayamadığımız.Ancak zihnimizle algılaya bildiğimiz kelimelerdir.
Soru28).”Kuşun kanadını tedavi ettirdi’cümlesindeki altı çizili kelime hangi anlamda kullanılmıştır?
cevap28).Gerçek anlam
Soru29).”Uçağın kanadında arıza çıktı” ” ” ”
cevap29).Yan anlam
Soru30).”Kırıldı kanadım kaldım çaresiz” ” ” ”
cevap30).Mecaz anlam
Soru31).Takımın sağ kanadı bu maçta iyiydi. ” ”
cevap31).Terim anlam
Soru32).”Kara günümde elimden tuttu” cümlesinde mecaz sanatını bulunuz…
cevap32).Mecaz
Soru33).”Böyle çalışırsan ÖSS’de Türkiye birincisi olursun”cümlesindeki mecaz sanatanı bulunuz…
cevap33).Tariz
Soru34).Eş sesli kelimelere bir örnek veriniz…
cevap34).yaşı benden büyüktü.
yaş elbisesini sobanın üstüne astı.
Soru35).Eş anlamlı kelimelere bir örnek veriniz…
cevap35).Eşyaları taşıyanlar çok güçlü,çok kuvvetli gençlerdi.
Soru36).Zıt anlamlı kelimelere bir örnek veriniz…
cevap36).Ağlarım hatırıma geldikçe
Gülüştüklerimiz
Soru37).Yakın anlamlı kelimelere bir örnek veriniz…
cevap37).Bayramda eşimizi , dostumuzu ziyaret ettik.
Soru38).Zıt anlamlı kelimelere örnek veriniz…
cevap38).Güzel-çirkin
Çalışkan-tembel
Doğru-yalan
Soru39).”YAŞLI” kelimesinin eş anlamlısı nedir?
cevap39).İhtiyar
Soru40).”GELECEK” ” ” ”
cevap40).İlerisi
Soru41).”HAYAT” ” ” ”
cevap41).yaşam
Soru42).”DUY-” ” ” ”
cevap42).Anla
Soru43).”SENE” ” ” ”
cevap43).Yıl
Soru44).Eskide kullanılan kelimeler hala kendi değerliğini korumakta mı?
cevap44).Hayır günümüz git gide modernleşmektedir.
Soru45).”SATIN AL”fiilini bir cümlede kullanınız…
cevap45).O elbiseyi çok beğendi ve satın aldı.
Soru46).Diller kendini yeniler mi?
cevap46).Evet yeniler eğer yenilemeseydi bugün iletişimde zorluk olurdu.
Soru47).Bir işi yaparken başkalarına ihtiyaç duyarmıyız?
cevap47).Evet duyarız her işi tek başımıza halledemeyiz.
Soru48).Kelime grubundan kelime çıkarılmasını ya da deiştirilmesi anlatım bozukluğuna yol açar mı?
cevap48).Anl

atım bozukluğuna yol açar.
Soru49).Deyimleri anlamlarıyla eşleştiriniz…
cevap49).Dilinde tüy bitmek-Bir şeyi tekrar tekrar sölemekten usanmak.
Soru50).Tekrar grubu nedir?
cevap50).Eş anlamlı,yakın anlamlı,karşıt anlamlı,bir anlamlı bir anlamsız,iki anlamsız kelimenin ve yansıma kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşan kelime grubuna denir.

DİL VE ANLATIM SORU VE CEVAPLARI BOŞLUK DOLDURMA VE DOĞRU YANLIŞ
1:Beş duyumuzdan biri yada birkaçıyla varlıkları karşılayan kelimeler somut anlamlı kelimelerdir.
2:Beş duyumuzla algılayamadığımız yani duyamadığımız ,göremediğimiz,dokunamadığımız kelimeler soyut anlamlı kelimelerdir.
3:’’Akdeniz de her yelken yüzer gibi neşeli’’cümlesindeki altı çizili kelimede mecazimürsel sanatı vardır.
4:’’Yeni aldığım kitaplar bana güzel şeyler öğretti’’cümlesinde teşhis sanatı vardır.
5:Bir kelimenin ilk anlamına temel anlam denir.
6:’’Edebiyat dünyamız bir büyüğü daha kaybetti’’cümlesinde istiare sanatı vardır.
7:’’Tarihimiz bir yanıp,bir sönüyordu’’ cümlesinde’’sön-’’ fiili parlamaz olmak anlamında kullanılmıştır.
8:Türkiye mizin bütün güzellikleri söndü,bütün bu değişikliğin silsesi saymakla biter mi? Cümlesinde sön fiili parlaklık olarak kullanılmıştır.
9:Türk edebiyatımızdaki çınarlar yavaş yavaş söndü’ cümlesinde ‘sön- fiili ölmek anlamında kullanılmıştır.
10:Nesne alan fiillere geçişli fiil denir.
11:Yüklemi hal ,zaman,miktar,yer ve yön bakımından tamamlayan cümle ögesinde zarf tümleci denir.
12:İçinde tek yargı bulunan cümlelere basit cümle denir.
13:Cümleler birbirine bağlaçlarla bağlanmışsa bu tip cümlelere bağlı cümleler denir.
14:Zaman kipleriyle çekimlenen cümlelere haber cümleleri denir.
15:Tasarlama kipleriyle çekimlenen cümlelere dilek cümleleri denir.
16:Kökler parçalanamaz ,çünkü parçalandıkları zaman anlamlarını yitirirler.
17:Kökler sözcüğün başında bulunur,sonra yapım ekleri getirilir.
18:İş,oluş ve hareketleri karşılayan köklere fiil kökler denir.
19:Kavram ve varlıkları karşılayan köklere isim kökleri denir.
20:Eylemlere gelen çekim eklerine fiil çekim ekleri denir.
21:Eklendiği fiilin zamanını bildire kiplere haber kipleri denir.
22:İsim taşıdığı kavramın etkilendiği belirten hallere belirtme hali denir.
23:Adlara soru anlamı katan eklere soru eki denir.
24:İsimlerin çoğul şekillerini oluşturan eklere çoğul ek denir.
25:İsimlere gelerek varlık yada kavramların kime yada neye ait olduğunu belirten eklere iyelik ekleri denir.
26:Yapım eki almış sözcüklere türemiş sözcükler denir.
27:Yazılışları farklı olduğu halde aynı anlamı karşılayan sözcüklere eşanlamlı sözcükler denir.
28:Doğada var olan seslere yansıma denir.
29:Cümlenin temel ögesine yüklem denir.
30:Cümledeki işi,oluşu,hareketi yapan sözcüklere veya sözcük gruplarına özne denir.
DOĞRU-YANLIŞ
1:Çekim ekleri,kelimenin kök yada gövdesinden ,yeni anlamlı kelimeler türetir.(YANLIŞ)
2:Türkçe de kelimeler önce yapım eki sonra çekim eki alır.(DOĞRU)
3:Haber kipleri cümleye zaman ,dilek kipleri ise tasarlama anlamı katar.
4:Millilerimizi bu akşam dişli bir rakip bekliyor.cümlesinde altı çizili kelime soyut anlamda kullanılmıştır.(DOĞRU)
5:Çocuk cesaretle aslanın üzerine atıldı cümlesinde soyut anlamlı kelime yoktur.(YANLIŞ)
6:Bedr ini aslanları ancak bu kadar şanlı idi dizesinde açık istiare vardır.(DOĞRU)
7:Kan tükürsün adını candan onan dudaklar ,sana benimle bakan gözler kör olsun yukarıdaki beyitte kinaye vardır.(DOĞRU)
8:Bir kelimenin gerçek anlamının dışında kullanılmasına mecaz anlam denir.
9:Aynı anlamla gelen kelimelerin bir arada kullanılmasında anlatım bozukluğuna yol açar. (DOĞRU)
10:Atatürk hiçbir zaman onların oyununa kanmış değildi cümlesinde oyun kelimesi düzen hali anlamında kullanılmıştır.(DOĞRU)
11:Bağlaçlar ,edatlar,ünlemler cümle dışı unsur kabul edilir.(DOĞRU)
12:İsim cümlelerinde nesne bulunmaz.(DOĞRU)
13:Geçişli fiillerde kurulan edilgen yapılı cümlelerde sözde özne bulunur.(DOĞRU)
14:Geçişli fiillerde kurulan cümlelerde nesne bulunmaz.(YANLIŞ)
15:Birleşik cümleler ,temel cümle ve yan cümlelerden oluşur.(DOĞRU)
16:Haber cümlelerinde tasarlama anlamı vardır.(YANLIŞ)
17:Dilek cümlelerinde zaman ve kesinlikle anlamı vardır.(YANLIŞ)
18:Yüklemi dilek kipleri ile çekimlenmiş cümlelere dilek cümlesi denir.(DOĞRU)
19:Ne şair yaş döker,ne aşık ağlar cümlesi anlamca olumlu cümledir.(YANLIŞ)
20:Mavi ve siyah batılı anlamdaki ilk kitaptır,cümlesi öznel bir anlatımdır.(YANLIŞ)

1)İsmin halleri nelerdir
-yalın hali,belirtme hali,yönelme hali,bulma hal,
2)kelimede yapı kaça ayrılır
-basit kelime,türemiş kelime,birleşik kelime
3)birleşik kelimeye 2 tane örnek veriniz
Ayakkabı,Beşiktaş
4)yapım ekleri nelerdir
İsmin yapım ekleri=isimden isim yapan ekler,fiilden isim yapan ekler,
5)kökler kaça ayrılır
İsim kökleri ,fiil kökleri,ortak kök
6)yeterlilik fiili nedir?
Kök veya gövdelerine ek fiil gelir.bu fiil başarmak anlamına gelir.
7)çekim eklerine 1 tane örnek veriniz.
Anne-m-siz
KELİMEDE ANLAM
9)Soyut ve somut kelimelere örnek veriniz.
Somut: rüya
Soyut: telefon
10)Yan anlam nedir?
Yan anlam kelimenin tam anlamını kavramayan ve biraz mecaz olan anlamıdır.
ANLAM ÇEŞİTLERİ
11)anlam çeşitleri nelerdir?
Gerçek anlam,yan anlam , mecaz anlam ve terim anlam
14)EŞ ANLAM NEDİR?
Yazılışları farklı anlamları aynı kelimelere denir.
15)Eş sesli nedir?
Anlamları ve yazılışları aynı oldugu okunuşları farklı olan kelimelerdir
16)yaz kelimesine örnek veriniz
Yazın denize gitmeye bayılıyorum
Yaz yaz nereye kadar hocam
17)zıt anlamlı kelime nedir
Anlamca birbirinin karşıtı alan kelimelerdir
18)zıt anlamlı kelimeye örnek veriniz
İyi-kötü,çalışkan-tembel,uzun –kısa,al-kırmızı
19)yan, ayak,yak anlamların farklı anlamda kullanarak örnek veriniz
Yana örnek;orman yangınında bir çok orman yanmış
Akşam olunca birçok lamba yandı
Çoçuklar ateş içinde yanıyor
Ayak kelimesine örnek=futbol oynamaktan ayaklarım argıdı
Bu masanın ayagı kırılmış
20)satın al,içine sığ,anlamlara gelecek şekilde örnek kullanınız
Satın al=evi ucuza aldık
İçine sığ=bu salon iki bin kişi aldı
21)hayat kelimesini degişik şekilde örnek kullanınız
Hayat suda başlamış
Aşık olunca hayatı anladım
Ayda hayat yok köy hayatı çok farklı
22)kelime gurubu nedir
Sözcükler bazen farklıdırbütün özellikleriyle anlatmaya yetmez
23)ara ,denk, geçtigi deyimer bulunuz örnek kullanınız
Ara=arası açık ol
Nurdan ile nisanın arası açılmış
24)dilinde tüy bitmek kelimesini açıklayınız
Bir şeyi tekrar tekrar söylemek
26)tekrar gurubu nedir
Eş anlamlı yakın anlam
Karşıt anlam bir araya gelmesiyle oluşan kelimwe
27)için, gibi, görekelimee lerinin edat gruplarınınoluşturarak cümle içind kullanınız
Seni göremedigim için aradım
Börek mis gibi kokuyor
31)zarf-fiil gurupları yükleme anlam durumve zaman bakımından tamamlar
32)isim yardımcı fiile bir tane örnek veriniz
Yatak-al=yatak al
34)fiil isim gurubu nedir
Fiillere getirilen bir takım akleri oluşturan

fiilleri isim sıfst, zarf yapan fiillere denir
35)isim fiil gurubu nedir
An ,en , ası, esi,maz ,mez,ar,er,vb
36)öge kelimesi nedir
Beir şeyin oluşturan basit şeylerden her biri unsur elemandır
37)cümlenin oluşması için neler gerekir
Bir yargı gerekir, dile getiren kişiye ihtiyaç vardır cümlede yüklem ve özne gerekir
38)yüklem nedir
Cümlede iş hareket bildiren kelimelerdir
39)özne nedir
Yüklemde eylem alan karşılayan ögedir
40)özne kaça ayrılır
Gerçek ö. ,açıkö.,gizliö.,sözdeö.,

41)nesne nedir
Cümlede öznenin yaptıgı işten etkilenen öznedir
43)nesneler kaça ayrılır
Belirtili nesne ,belirtisiz nesne
44)yüklemin cümle için önemini yazınız
Cümle yüklem üzerine kurulur
46)dolaylı tümleç nedir
Nereye nedeyöneldigini belirtir
47)Zarf tümlecine örnek ver
Toprak derin derin ürperdi
48)özneye örnek
Bu saatte sokağa çıkmak tehlikelidir.
49) Ne desem yalan gibiydi cümlesini açınız
Ne desem özne yalan gibiydi yüklem
50)kırmzı arabayı beğendim cümlesini açınız
55)nesne alan fiillere ne ad verilir?
Geçişşşşşliii fiil
56)cümlenin bir yapısı war mıdır?
vardır
57)özne kaça ayrılır ?
Özne 4 ayrılır
58)bağlı cümle nedr?
Birlerine deli gibi aşık bir şekilde deli gibi bir aşkla bağlanmış cümlelere bağlı cümle denir
59)yapılarına göre cümleler kaça ayrılır?
2’ye ayrılır
60)birleşik cümleler kaça ayrılır?
8/e ayrılır
61)örnek weriniz
Sev ki sewilesin
62)örnek weriniz
Gün bitiyor
65)2 göz 2 çeşme cümlesine yüklem getirilirse ne olur?
Ağşıyordu.
66)Cümlede anlamın oluşmasında iletişimi açıklayınız
67kelime nasıl oluşur?
Kelime harflerden oluşmuş anlamlı hece we hece topluluklarından oluşur
68)cümle nasıl oluşur?
Kelime harflerden oluşmuş anlamlı hece we hece topluluklarından oluşmuş hece topluluklarından oluşur
70)okula kış mevsiminde …………. Noktalı yere yüklem koyunuz
Giderim
71)duyulan geçmiş zamana kelime örnekleri weriniz
Gitmiş
72)göülen geçmiş zamana kelime örnekleri weriniz
gitdi
74)gelecek zamana örnek weriniz
Gidecek
75)geniş zamana örnek weriniz
Gider
76)şimdiki zamana kelime örnekleri weriniz
Geliyor
81)yapmak fiilini tekil we çoğul şahıslara örnekle weriniz
Yaparız
82)etmek fiilini tekil we çoğul şahıslara örnekle weriniz
Ederiz
86)keseriz fiilini tekil we çoğul şahıslara örnekle weriniz
Keseriz
88)delirmek fiilini tekil we çoğul şahıslara örnekle weriniz
Deliririz
90)damdan atlamak fiilini tekil we çoğul şahıslara örnekle weriniz
Damdan atlarız
91)ek fiillere örnek weriniz
Kalabalıktı
93) ek fiillere örnek weriniz
Gideriz
94)haber cümlesi neeedir?
Haber kipleriyle çekimlenmiş cümlelere denir
96dilek kipleriyle çekimlenen cümlelere ne ad weririlr?
Dilek_istek kipi
97)güven cümlesiyle ilgili cümle kullanınız
Babam doğum günümü hiç unutmaz
98)abartma cümlesiyle ilgili cümle kullanınız
Ayyyyy!şunun tipine bak
100)tanım cümlesi nedir?
Bir warlığın ne olduğunu bldiren cümlelere denir

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: