Mar 30

1. Aşağıdakilerden hangisi klasisizmin özelliklerinden biri değildir?

A) XVII. yüzyılda ortaya çıkan, Yunan ve Latin

geleneğine bağlı bir edebiyat akımıdır.

B) Akıl, sağduyu ve doğaya önem verilir.

C) Konularını eski Yunan ve Latin kaynaklarından alır.

D) Eserlerde biçime, dil mükemmelliğine ve kurallara tam

uygunluğa büyük önem verilir.

E) Eserlerde seçkin, soylu kişiler değil, halktan kişiler

kahraman olarak seçilir.

2. Bu akım Fransa’da klasisizme tepki olarak doğmuştur. Bu akıma göre kişileri inanca götüren akıldan çok duygulardır.Duygu, coşkunluk ve hayal önemlidir. Akıl ve mantık bu coşkunluk içinde erir.Konularını tarih, milli kültür ve çağdaş edebiyattan alır. İyi ve kötünün ,ak ve karanın çatışması, yazarın açık bir şekilde taraf tutması bu akımın etkisi altında kalmış sanatçıların en belirgin özellikleridir.

Yukarıdaki parçada hangi edebi akımdan söz edil -

mektedir?

A) Klasisizmin B) Romantizm C) Realizm

D) Sembolizm E) Natüralizm

Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , ,

Eki 05

Hümanizm, Fransızca humanisme, insancılık, insanları sevme ülküsü, beşeriyetçilik.

Gelişimi
Hümanizm ve Din
Hümanizm insani
konularda doğaüstü inanışların hocalığını açıkça reddeder; fakat bunun yanında inançların kendisini hedef almaz. Genelde Ateizm ve Agnostisizm ile bütünleşebilir ama hümanist anlayış bunlara içkin değildir.

Hümanizm bu tür doğaüstü güçlerin varlığıyla ilgilenmeyen etik tabanlı bir görüştür. Seküler bir hayat duruşu ilkesi ve her otorite karşısında insanı özgürleştirme çabası hümanizmin ırasıdır.

Hümanizme göre doğruyu bulmak insanın bir yetisidir. Fakat doğruyu bulma yönteminde gizemcilik, mistisizm, gelenek ve bunlar gibi genel geçer kanıtlarla ve mantıkla bütünleşmeyen yöntemler izlenemez. Gerçeğe duyulan bu arzu, gözü kapalı kabullenimlerle değil, bilimsel şüphecilik ve bilimsel yöntemle doyurulmalıdır.

Otoriteyi ve aşırı şüpheciliği de reddederken, kaderin olaylar üzerindeki etkisini kabul etmez. Doğrunun ve yanlışın bilgisine kişisel ve ortak bilincin en doğru biçimde algılanmasıyla ulaşılabileceğini savunur.

Bunun yanısıra humanism insanın tüm diğer canlı türlerinden daha özel olduğu düşüncesini reddeder. Hümanist filozof Peter Singer “Birçok istisna olmasına rağmen, hümanistlerin çoğu kendilerini en büyük dogmadan özgürleştiremiyor… önyargılı türcülük…

Hümanistler diğer canlı türlerine karşı düşüncesizce istismarlara karşı durmalıdır.” diyerek hümanizmin doğalcılığını ve hayvanseverliğini belirtmiştir. Bizim diğer canlıların üzerinde tanrı-vergisi bir hüküm hakkımız olmadığını ekler.

Hümanizm insanın kapasitesine iyimser yaklaşır, bunun yanısıra insan doğasının tümüyle iyi ya da tüm insanların hümanizmin savunduğu ussalcı ve manevi değerlere ulaşabileceğini savunmaz. Bu hedef birey için azim ve diğerlerinin yardımını gerektirir.

İnsanın gelişimidir hümanizmin ereği, bütün insanlar için hayatı daha iyi yapmak. Hümanizm güzel şeyler yapmaya, şimdi ve burada iyi yaşamaya ve geleceğe daha iyi bir dünya bırakmaya yoğunlaşır, sonraki hayatta ödüllendirilmek üzere hayat boyu acı çekmeye değil.

Hümanizmin Tarihi

Hümanizm Rönesansa, İslamiyetin Altın Çağı’na ve Antik Yunan kalıntılarına dayandırılabilir ve hatta humanist düşünce Buddha ve Konfüçyüs’te de görülebilir. Bunun yanında humanism terimi daha çok batı felsefesiyle bağlaşıktır.

Hümanizm terimi 19. yüzyılın başlarında, 15. yüzyıl İtalya’sında klasik edebiyatla ilgilenen kimseler için söylenen umanista sözcüğünden kökenlenir.

Antik Yunanda Hümanizm

Milattan önce 6. yüzyılda yaşamış Miletus’lu Thales ve Colophon’lu Xenophanes kendilerinden sonrakiler için humanist düşüncenin yolunu hazırlamıştır. Thales “kendini bil”meyi dünyasının merkezine oturturken, Xenophanes döneminin tanrılarına inanmayı reddetmiş ve kutluluğu evrene ve evrendeki şeylere yüklemiştir.

Sonra gelen ve ilk serbest düşünür olarak görülen Anaksagoras bilimsel yöntemlere katkıda bulunarak evreni anlamanın başka bir yolunu göstermiş oldu.

Anaksagoras’ın öğrencisi Perikles de demokrasinin oluşumunu, özgür düşünceyi savunmuş ve etkilemiştir. Yazılarından çok azı bugüne gelebilmişse de Protagoras ve Demokritos da bilinmezciliği benimsemiş ve ruhani varoluşlarının doğaüstü bir varlıktan bağımsız olduğunu savunmuştur.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 05

Doğalcılık, edebiyat, resim ve felsefede yaşamı olduğu gibi yansıtmayı öngören akımların genel adıdır. Natüralizm olarak da bilinir. Doğalcılığa göre doğanın, nesnel yasalar uyarınca işleyen bir düzeni vardır. Gözlem ve deneye dayalı bilimler, işte bu yasalar sayesinde doğa ile ilgili her alanda sağlam, kesin bilgilere ulaşabilir. Doğ
alcılık, doğa bilimlerinin sanata ve edebiyata uygulanmasıyla ortaya çıkmıştır.

Doğalcı anlayışa göre gerçek olduğu gibi yansıtılmalı, yaşamın kaba ve bayağı sayılarak ele alınmayan yönleri de işlenmelidir. Doğalcı anlayışa göre birey, içinde yetiştiği toplumsal ve doğal çevrede biçimlenir. Ekonomik ve toplumsal baskılar altında ezilen bireyler, içlerinden gelen güçlü dürtülerle hareket ederler. Alınyazılarını belirleyebilme gücünden uzak olduklarından davranışlarından da sorumlu tutulamazlar.

Sanatta Doğalcılık

Görsel sanatlarda Doğalcılık, doğanın olduğu gibi betimlenmesi biçiminde ortaya çıktı. Gerçekte ilk Doğalcı yapıtları, Eski Yunanistan’da, klasik dönem sanatçılarının verdiği söylenebilir. Rönesans sanatçıları, bir bakıma bu anlayışı yeniden canlandırdılar. 17. yüzyılda yaşayan Doğalcı ressamlar doğayı, güzelliği ve çirkinliğiyle olduğu gibi yansıtmakta birleşiyorlardı. Doğalcı terimi de ilk kez bu yüzyılda kullanıldı.

İngiliz manzara ressamı John Constable, 1830′larda doğanın tüm yönleriyle, olduğu gibi betimlenmesi gerektiğini savundu. Constable’ın etkisinde kalan Fransız Barbizon ressamları, yeni Avrupa Doğalcılık’ının manzara resmindeki temsilcileriydi.

Bu yıllarda Jean-Baptiste Camille Corot, Alfred Sisley, Camille Pissarro ve Claude Monet de Doğalcı yapıtlar verdiler. 19. yüzyılın sonuna doğru Doğalcılık Alman ressamları üzerinde de etkisini gösterdi. ABD’de ise Doğalcılık 19. yüzyılda, Gerçekçilik’le iç içe gelişti.

Edebiyatta Doğalcılık

Edebiyatta Doğalcılık, 19. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da doğdu. Bu akımın kuramsal temellerini Fransız Hippolyte Taine’in oluşturdu. Taine’in düşüncelerinden etkilenen Goncourt Kardeşler, ilk Doğalcı roman olan Germinie Lacerteux‘u (1864) yazdılar. Ama edebiyatta Doğalcılık asıl anlatımını, Emile Zola’nın Le Roman expérimental (1880; “Deneysel Roman”) adlı deneme yazılarında buldu.

Goncourt Kardeşler’den etkilenen Zola’ya göre romancı, olguları yalnızca saptayarak yazmakla yetinen bir gözlemci değil, roman kişilerinin iç dünyalarını, duygusal ve toplumsal olguları bir dizi deneyden geçiren bir deneycidir. Doğalcılık’ın öngördüğü yöntemlere Zola kadar sıkı sıkıya bağlı kalmış çok az yazar vardır.

Ama bir süre sonra, ünlü öykücü Guy de Maupassant, romancı Joris-Karl Huysmans, Alman oyun yazarı Gerhart Hauptmann, Portekizli romancı José Maria Eça de Queirós bu akımdan etkilenerek yazmışlardır. Doğalcı yazarlar, nesnel gerçekleri yazdılar ve idealleştirmeye karşı çıktılar. Yaşamın acımasız ve kaba yanlarını da yansıttılar. Kalıtıma ilişkin görüşlerinin etkisiyle, güçlü tutkuların pençesinde kıvranan basit tipleri ele alarak işlediler. Doğalcı yazarlar, çevrenin birey üzerindeki ezici bir etkisi olduğuna inanıyorlardı.

Bundan dolayı yapıtlarında, iç karartıcı mekânları, gecekondu semtlerini ve yeraltı dünyasını bir belgesel diliyle işlediler.

Avrupa edebiyatında Doğalcılık’ın etkileri zayıflamaya başladığı bir dönemde ABD’de, Stephen Crane, Frank Norris ve Jack London bu anlayışla yazdılar. Theodore Dreiser, ABD’de Doğalcılık’ı doruğa ulaştırdı. James T. Farrell’ın Studs Lonigan (1932-35) başlıklı üçlemesi son Doğalcı yapıtlar oldu.

Türk edebiyatına Doğalcılık, deneye dayalı bilimlerin ateşli savunucusu Beşir Fuad’ın etkisiyle girdi. Beşir Fuad roman ya da öykü yazarı değildi, ama bazı yapıtlarında Doğalcılığın temel ilke ve yöntemlerini savunarak dönemin romancı ve öykücülerini etkiledi.

Türk edebiyatının ilk Doğalcı romanı, 1891′de Ahmed Midhat Efendi’nin yazdığı Müşahedat‘tır (“Gözlemler”). Bu akımın Türk edebiyatındaki ilk önemli temsilcisi ise Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Gürpınar Doğalcılık’a, Mürebbiye (1899) adlı romanında kahramanlardan birinin ağzından bu akımın ne olduğunu anlatacak kadar önem vermiştir. Ben Deli miyim? (1925) adlı romanı müstehcen bulunarak dava açılınca yazar, “gerçek öykücülük, tüm bilimleri, fenleri kapsayan, her kötülüğü, her hastalığı, her gizli fesadı, yarayı aydınlığa çıkaran yüce bir güçtür” diyerek duruşmada kendisini ve Doğalcılık anlayışını savunmuştur.

Doğalcılık, kısa ömürlü bir akım olmakla birlikte Gerçekçiliğin zenginleşmesini, yeni konuların bulunmasını, biçime öncelik tanımayan ve yaşama yakın olan bir anlatımın gelişmesini sağladı.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 05

1790′dan yaklaşık 1850′ye kadar Avrupa’da gelişim göstermiş büyük bir akım olan,edebiyatın,müziğin felsefenin görünümünü köklü bir şekilde değiştiren ve resimde bir yenilenmeye yol açan romantizm (fr.Romantisme),belli bir tanıma girmeyen niteliğni korumakla beraber,var olmanın özgür bir ruh halini işaret etmektedir

Edebiyatta Romantizm Romantizm bir edebiyat akımı olmanın ötesinde,18.yy.sonu ile 19.yy.başlarında Avrupa’da yer etmiş belli bir duyarlılığı belirtir.İngiltere ve Almanya’da doğan bu hareket Fransa ve Güney Avrupa ülkelerine (İtalya ve İspanya) biraz daha geç girmiştir.

Klasik edebiyat akımına tepki olarak 18. yüzyılın sonlarında doğan ve Victor Hugo’yla birlikte büyük ün kazanan Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. “En iyi kural, kuralsızlıktır” diyen romantikler, insanın duygularını, düş gücünü hayata geçirmesini ve insanı düzeltmenin toplumu düzeltmekle olabileceğini savunurlar.

İngiliz romantiklerinden Percy Bysshe Shelley. İngiltere [değiştir]İngiliz romantikleri yalnızca uygarlığın yapmacılığına,tarihin acımasızlığına değil,aynı zamanda köleliğin yeni biçimlerine,yabancılaşmaya,modern kapitalizm yolcuları acımasızca sömürmesine de karşı çıktılar.İlk kuşak İngiliz romantikleri William
Blake (Masumluk Şarkıları,1789),William Wordswoth (Olgunluk Şarkıları,1794) ve Samuel Taylor Coleridge (Lirik Badlar,1798) coşkuyla Fransız devrimcilerinin yanında yer almışlardır.İlk İngiliz romantizmi doğuya,kadınlık,çocukluk dünyasına yöneliktir.

İkinci romantik kuşak Lord Byron yaşamda duyulan acıyı dile getirmekte ya da asi kahramanların şarkısını söylemektedir.1824′te başkaldıran Yunanlılar’ın arasında ölümüyle romantik umutsuzluğun simgesi olmuştur.
Percy Bysshe Shelley doğada insan için bir avunma getirmiştir (Ode to a Nightingale).İrlanda melodilerin yazarı Moore ve onu izleyen Keats,Shelley ve yapıtıyla uluslararası başarı yakalayan Byron önemli romantiklerdir.Walter Scott “Göldeki Kadın-The Lady of the Lake,1810″ adlı tarihi romanıyla kendini kabul ettirmiştir.

Almanya
Friedrich Schiller,Alman romantiklerindendir.Alman romantizmin kaynakları XVIII.yy.’a kadar uzanır.Klapstock ve Lessing yenilenmenin öncüleridirler.”Sturmn und Drang” hareketinin kökennde de onların etkisi hissedirlir.

Herder’in yanı sıra Goethe ve Schiller de bu hareketin içindedirler.Romantizm, Hödlerlin ve Jean-Paul gibi sonraki kuşağın temsilcilerinde daha belirgindir.Son romantikler arasında Eichendorff,Ludwig Uhland,Mörike ile romantizmden etkilenmekle kalmayıp bu hareketin tüm özlemlerini paylaşmayan Heine sayılabilir.

Fransa
Geçmişten devralınan her şeyin söz konusu edilmesine dayanan ve anlaşılması güç bir modernlik verilerine göre biçimlenen bu yeni duyarlılığın ortaya çıkış biçimleri Fransız Devrimi’nin hemen öncesinden başlayarak Fransa’da her dönemde varlığını sürdürdü.Fransa’da romantizm Rousseau ve Mme de Stael’i okuyan ve Chateaubriand’ı ustaları sayan kuşağı temsil eder.

Romantizm Lamartin,sanatta özgürlüğü savunan Hugo,Vigny,Musset kendini kabul ettirdi ve Nerval,Gauter,P.Borel gibi sanatçıları etkiledi.Stendhal,Dumas gibi geçmişe yönelmek yerine içinde yaşadığı toplumu betimlemeyi yeğledi.

İtalya ve İspanya
İtalya ve İspanya’dan çıkan romantikler beklendiği kadar geniş bir çevreye yayılamadılar.Tarihsel koşulların etkisiyle,edebi hareket bu iki ülkede sıkı sıkıya siyasete bağlı kaldı.İtalya’da liberaller ve yurtseverler öncelikle, romantiklerdi.G.Brechet ve S.Pellico (Conciliatore’nin kurucuları) ile Manzani (Nişanlılar) önemli temsilciler arasındadır.

Büyük bir şair olan Leopardi döneme damgasını vururken Carducci de Risorgimento’nun bağımlı edebiyatına karşı çıkar.İspanyol romantizmi Rivas dükü ve José Zorrilla’nın oyunlarıyla tiyatroda etkili oldu.Ayrıca Espronceda’nın daha sonralarıyla Becaver’in şirleri önemli ürünlerdir.

Türkiye

Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra başlayan ve Batı edebiyatı örnek tutularak meydana getirilen Tanzimat edebiyatının (1859-1895) ilk yıllarında romantizm akımının başlıca kişilerinin başlıca yapıtları verildi.Hugo,Chateaubriand,Dumas;tiyatro alanında özellike Gothe ve Schiller anılabilir.

Tanzimat edebiyatının pek çok yazar ve şairi (Ahmet Mithat,Namık Kemal,Şemsettin Sami,Abdulhak Hamit,Recaizade Mahmut Ekrem) romantizm akımının etkisindedirler.

Namık Kemal’in İntibah romanı Kamelyalı Kadın’ın;Vatan yahut Silistre oyunu da Romeo ve Jülyet’in etkisindedir.Edebiyat-ı Cedide döneminde Halit Ziya Uşaklıgil’nın Mai ve Siyah adlı romanındaki Ahmet Celal karakteri romantik yazarları okumak için özlem duyar.[3]II.Meşruyet döneminden sonraMilli Edebiyat döneminde Yusuf Ziya Ortaç’ın Binnaz adlı oyununda Hugo’nun etkisi vardır

Rusya

Ulusal edebiyatın hızla gelişmesi karşısında romantizm,Rusya’da gölged kaldı.Puşkin,Gogol,Lermontov ulusal edebiyatın ilk örneklerini verdiler.

Sanatta Romantizm

Goya’nın Reading adlı tablosu.1820-1821. Museo del Prado, MadridRomantizm,resimde de kendini gösterdi ancak ifadesini biçimden çok düşüncede bulduğundan belirli bir üslup benimsemedi.Goya,Turner,Delacroix’in coşkunluğu kadar Blake’in yeniklasikçiliğiya da Delaruche’nin kurallara bağlı tarzı,Füssli’nin düşselliği,Biedermeier’in burjuva dünyası romantizm hareketinden kaynaklanır.

Romantizm,klasikçilik kuramının önderi Ingrer’i de etkilemiştir.Doğa duygusuna metafizik bir anlam kattı,kimilerine bir renk zevki aşıladı,özneliği,melankoliyi,kaygıyı doruk noktasına çıkardı;akıldışı olanı savundu,gotik hayranlığını kamçıladı;doğuculuğu yüceltti;şövalye romanları,İskandinav sagaları ve Ossian’ın düzmece şarkılarında kendine konular aradı.Plutarkhos’un kişilerinin yerini,Shakspeare’in,W.Scott,Bryon,Goethe,Hugo’nunkiler aldı.Fırtınalar,gün batımları,uçurumlar,baykuşlar,kurukafalar,ürkmüş atlar,ikonografide önemli bir yer tutmaya başladı.

İngiltere’de Edmun Burke’ün “A Philosophical Enquiry into the origine of our ideas of the sublime and Beautiful” adlı kitabıyla başlayan romantizm,Gainsbrarough’u son yapıtlarında ve bir ölçüde Reynolds,Reaburn,Lawrence ‘in büyük portrelerinde kendini gösterdi.Füssli (Kabus,1782,Goethe museum,Frankfurt),Blake,J.Martin,S.Palmer’in yapıtlarında da hayal gücü önemli bir yuer tuttu.Cozens,Cotman,Constabla gibi manzaracıların şiirsel anlatımı,Turner’da biçimlenip parçalanmasıyla kendini gösteren bir yoğunluk kazandı.İspanya’da romantizm Goya tarafından yüceltildi.

Fransa’da Oors (Nasıra Savaşı,1801,Nantes Müzesi) ile başlayan romantizm Gericalt (Madusa’nın şalı,1819,Louvre) ve İngiliz Bonington ile devam etti.Amerika’da da A.B.Durand ve şair Caleridge’in dostu W.Allston’un adları sayılabilir.

Felsefe ve Romantizm
XVIII.yy.da Alman düşünürler felsefeyi bir doğa felsefesi ve sanat felsefesi olarak tanımlar.Romantizm,akılcı eleştiriden çok,canlı hatta bilinçdışı yaratma adı verilen öncelikle dikkat çeken felsefi bir uyralılığı dile getirir.

Önemli ya da önemsiz bir çok düşünür romantik olarak kabul edilebilir;ama felsefede romantik olguyu en yetkin biçimde Novalis ve Schelling dile getirmiştir;şair yanı daha ağır basan Novalis, eserlerini tamamlyamadan genç yaşta ölmüştür; Schelling ise metafizikçi ve sistematiktir. Dipnotlar ve Kaynakça Axis 2000,Romantizm maddesi,cilt X,sf.180 ^ Lord Byron,Childe Harold’s Pilgrimage,1812 ^ Halit Ziya Uşaklıgil,Mai ve Siyah

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 05

Klasizm edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur.1660 ekolü olarak da bilinir.
Klasizm edebiyatta eski Yunan ve Roma sanatını temel alan tarihselci yaklaşım ve estetik tutumdur.1660 ekolü olarak da bilinir.

Yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akımın izleri bir önceki dönemde Rebelais ve Montaigne’de, hatta Aristoteles’tedir.

Klasizmin temel öğeleri kendi içinde soyluluk, akılcılık, uyum, açıklık, sınırlılık, evrensellik, idealizm, denge, ölçülülük, güzellik, görkemliliktir. Yani bir eserin klasik sayılabilmesi için bu özellikleri barındırması gerekmektedir. Kısaca klasik bir eser, bir üslubun en yetkin ve en uyumlu ifadesini bulduğu eserdir.
Klasizm temellerini Rönesans aristokrasisinden alır. Klasizm bir bakıma aristokrasinin ürünüdür.
Klasizm Akımının Özellikleri

17YY 2. döneminde Fransa’da ortaya çıkar.

Konuları Eski Yunan ve Latin Mitolojisi’nden alınmıştır.
Mükemmelliyetçidir ve ana dil esas alınmıştır.
“Sanat, sanat içindir” anlayışı benimsenmiştir.
Sanatçılar eserlerinde kişiliklerini gizlemişlerdir.
Eserlerde klasik, değişmeyen tipler oluşturulmuştur.
Fiziksel ve sosyal çevre önemli değildir çünkü değişkendir.
Kullanılan dil, seçkinlerin dilidir. Anlatım süssüz ve yalındır. Özellikle şiir, tiyatro ve deneme türlerinde gelişmiştir.
En önemli temsilcileri; Descartes, Moliere, İbrahim Şinasi, Ahmet Vefik Paşa, Ali Bey’dir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 05

Garip, Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın öncülüğünü yaptığı şiir akımının adıdır. Türk şiirinde o güne kadar yer etmiş kalıp ve anlayışlardan kurtulmak gerektiğini savunur ve biçimciliğe, duygusallığa karşı çıkıp, söyleyiş güzelliğini esas alır.

1941′de Orhan Veli, M. Cevdet Anday ve Oktay Rifat üçlüsü, şiirde var olan aşırı duygusallığa, şairaneliğe, basmakalıp söyleyişe başkaldıran şiirlerini Garip adıyla bir kitapta topladılar. Kitaba koyulan Garip adı zamanla hem üç şairi yansıtan bir kimlik kazandı hem de Türk şiirinde yeni başlayan akımı yansıttı.

Şiirde her türlü kurala ve önceden belirlenmiş kalıplara karşı çıkıp kuralsızlığı kural edindiler. Şiirin ölçü, uyak ve dörtlükle ilgisiz olduğunu, özgür yazılması gerektiğini savundular ve şiirin konularını genişlettiler. O güne kadar “seçkin” bir tür sayılan şiirin her konuda yazılabileceğini savundular. Konuşma dilini şiire dahil ettiler; “nasır” gibi bayağı bir sözcüğün de şiirde kullanılabileceğini gösterdiler.

Halk deyişlerini şiire aktardılar. Bütün bu aykırı özellikleriyle şiir gibi görünmeyen ve Türk Edebiyatı içinde tepki toplayan Garip Akımı, ancak günümüzde anlaşılabildi.

Garipçiler, Garip adlı kitaplarına yazdıkları önsözde, Türk şiirini katı kurallara bağlı ve doğallıktan uzak bulduklarını belirtmişlerdir. Garipçiler’e göre bu durumun temel nedeni hece, uyak, aruz gibi kalıpların şiirde vazgeçilmez sanılmasıydı.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 05

Şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlayan, Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Anadolu’yu ve vasat insan tipini şiire soktular.

Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik, işledikleri başlıca konulardır. Hecenin bu beş şairi millî edebiyat akımından etkilenmiş ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya başlamışlardır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır.

*Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
*Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
*Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
*Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.

*Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
*Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
*Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
*Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.

*Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur:
Faruk Nafız Çamlıbel, Yusuf Ziya Ortaç, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy , Orhan Seyfi Orhon

FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL (1898-1973)

*Şiire 1.dünya savaşında aruzla başladı. Daha sonra da hece vezniyle şiirler yazmaya başladı; fakat, heceyle şiirler yazarken aruzla de yazmaya devam etti.
*Duygu ve düşünceyi bir arada yürüten, romantik ve realist konu ve hayatları işleyen şiirleriyle ün yapmıştır.
*Şiirlerinde Anadolu’yu ve memleket sevgisini anlatır.
*Şiirlerindeki başlıca temalar aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık ve ihtirastır.
*Dili sadece akıcıdır. Söz sanatlarına yer veren güçlü bir üslubu vardır. ESERLERİ:
Han Duvarları, Dinle Neyden, Çoban Çeşmesi, Gönülden Gönüle, Bir Ömür Böyle Geçti,
Elimle Seçtiklerim, Heyecan ve Sükun
Tiyatroları: Özyurt, Canavar, Akın, Kahraman

ENİS BEHİÇ KORYÜREK (1891-1949)

*İlk şiirlerini servet-i fünun etkisinde yazdı.
*Şiire aruz vezniyle başlamıştır.
*Hece ile yazdığı ilk şiirlerinde aşk duygularına yer vermekle beraber, daha sonra kurtuluş savaşı yıllarında milli duyguları ve tarihi kahramanlıkları işleyen heyecan yüklü epik şiirler yazmıştır.
ESERLERİ: Miras ve Güneşin Ölümü adlı şiir kitabı vardır.

HALİT FAHRİ OZANSOY (1891-1971)

*Şiire aruzla başlamıştır. Aruza veda adlı şiiriyle, aruz veznini bırakıp heceye yönelmiştir.
*Şiirlerinde çoğunlukla egzotik sahnelere, hüzün ve melankoli gibi bireysel duygulara, aşk ve ölüm temalarına rastlanır.
*Şiirlerinde konuşulan Türkçe’yi başarıyla kullanmıştır.
*Şiir, roman ve tiyatro türlerinde eserler vardır.
ESERLERİ: Baykuş, Efsaneler, Cenk Duyguları, Hayalet.

YUSUF ZİYA ORTAÇ(1896-1967)

*Yusuf Ziya da diğerleri gibi şiire aruzla başlamış daha sonra heceye geçmiştir.
*Şiirlerinde günlük hayatın çeşitli görünümlerini sade bir dille işlemiştir.
*Akbaba adlı mizah dergisini çıkarmıştır.
ESERLERİ: Akından Akına, Bir Rüzgar Esti, Yanardağ, Aşıklar Yolu.

ORHAN SEYFİ ORHON (1890-1972)

*Şiire aruzla başlar daha sonra heceyle devam eder.
*Şiirlerinde daha çok şahsi konuları işler.
*Bazı şiirlerinde halk şiirinin şekillerini de kullanmıştır.
*Bireysel duyguları işleyen ,ahenkli,ve zarif şiirlerinde temiz duru bir Türkçe kullanmıştır.
*ESERLERİ: Fırtına ve Kar, Gönülden Sesler, Peri Kızı İle Çoban, O Beyaz Bir Kuştu.

Dönemin Bağımsız İsimleri

Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936)
Dinî, millî şiirleriyle tanınır.
Bir destan şairidir (Çanakkale Şehitlerine).
İslâmcılık akımının temsilcisidir.
Şiirlerinde dinî lirizm dikkati çeker.
Öğretici, öğüt verici, birliği ve bütünlüğü sağlayıcı şiirleri vardır.
Savaş sırasında ve sonrasında kurtuluşun ve gelişmenin ancak dine sarılmakla olacağını, batının sadece ilminin alınabileceğini savunmuştur.
Türk şiirine gerçek realizm onunla girmiştir.

O, toplum hayatını bütün yönleriyle aksettirmiştir. Hatta sokak aralarında konuşulan dili bile şiirine yansıtabilmiştir.
Gözlemlerinden çokça faydalanmıştır. Tasvir edici ve tahkiyeli anlatımı sayesinde şiirinde canlı tablolar çizmiştir.
Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır.

Nazmı nesre yaklaştıranlardandır. Manzum hikâye şeklinde şiirleri cardır.
Bu şiirlerinde günlük hayatı, toplum hayatını başarıyla anlatmıştır. Özellikle yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karşı acıma duygusu bu tür şiirlerinde belirgindir. Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasır, Mahalle Kahvesi bu türün örnekleridir.

Şiirlerini Safahat adlı kitabında toplamıştır. Safahat yedi kitaptan oluşur: Safahat, Hakk’ın Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım ve Gölgeler.
Makaleleri A. Abdülkadiroğlu tarafından yayımlanmıştır.

Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)

Şair ve yazar.
Eski nazım biçimleriyle -az da olsa değişikliğe uğratarak- yeni konuları işlemiştir.
Aruzu Türkçede başarıyla uygulamıştır. Sadece Ok şiirini heceyle yazmıştır.
Şiirde dile, uygun kelimelerin seçilerek yerli yerinde kullanılmasına özen göstermiştir.
Parnasizmin en önemli temsilcisidir.

Şiirde şekil mükemmelliğine, ahenge ve kafiyeye önem vermiştir.
İşlediği başlıca konu ve temalar: aşk,i tabiat, kahramanlık, ölüm, sonsuzluk.
Şiirlerinde Osmanlı hayranlığı oldukça açıktır ve İstanbul’u da şiirde en çok işleyen şairdir. O tam bir İstanbul aşığıdır.

Tevfik Fikret’in “Sis” adlı, İstanbul’u tahkir ettiği şiirine karşı “Siste Söyleniş” adlı şiiriyle cevap vermiştir.
Şiirleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şirin Rüzgârıyla, Rubailer.

Nesirleri: Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Edebiyata Dair. Kaynak: (Edebiyat Türk )

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: