Nis 20

KİTABIN KONUSU:

‘Doğunun Limanları’ isimli roman Osmanlı prensliğine dayanan bir babanın ve yahudi bir kadının oğlu olan Kitabdar adlı hayali kişinin hayat hikayesini anlatmaktadır. Kitabın yazarı olan Amin maalouf bu kitabı 60’lı yılların sonuna doğru tanıştığı bir kişinin hayatından esinlenerek yazıyor. Bu kişi Lübnan’da doğmuş Parise giderek direniş hareketine katılmış tekrar Lübnan’a döndüğünde ise bir kahraman gibi karşılanmıştır. Kitapta da aynı olayların işlendiği görülmektedir.

KİTABIN ÖZETİ:

“Doğunun Limanları” bir zamanlar Avrupalıların doğuya giriş yaptıkları, tespih taneleri gibi sıralanan ticaret kentlerine verilen isimdir. “Doğunun Limanları” kelime anlamı olarak “Doğunun Merdivenleri” olup, bazı Akdeniz limanlarına Fransızların taktığı isimdir.

Olay 1976 Haziranında Paris’te bir metroda geçmektedir. Yazar, romana tablodaki bir resimden söz ederek başlamaktadır. Tabloda, deniz ve o maviliğin üstündeki gemi bulumaktadır. Yazar, bu tabloya hayran kalmıştır. Metroda bu tabloyu seyrederken gözleri, son derece ilgi çeken bir adama takılır ve bu bu adamı takip etmeye başlar. Bu takip neticesinde her ikisi Hubert Hugles sokağında karşı karşıya gelirler. Yazar,türlü yollarla bu adama yaklaşmaya başlar.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , , , , , ,

Nis 19

Lokomotifi ilk düşünen, daha doğrusu ilk gerçekleştiren Trevithick oldu. 1801′de inşa ettiği ve kendinden öncekilerden daha başarılı bir sonuç alamadığı buharlı arabası hatırlardadır. Bu başarısızlık buharlı lokomotifin mucitini sarstı; sabırsız, ama hünerli bir kişi olduğundan başka şeyler üzerinde çalışmaya başladı. Ancak, emeklerinin büsbütün boşa gitmesini de istemediğinden, bir süre sonra makinesinin ray üzerinde giden arabaya bağlanmasını madencilere teklif etti.

İcadını yalnız Merthyr-Tydvil Firması kabul etti (1804), fakat bu büyük bir yarar sağlamadı. Araç, beygirin yerini tutmasına tutuyordu ama, ne ondan daha hızlı gidebiliyor, ne de güven verebiliyordu. Perdahlı bir yüzey üzerinde tekerlekli araçla taşıma, ancak hafif yükler için mümkündü. Çünkü belli bir ağırlık aşılınca, kayma yapıyordu. Mühendisler bu sakıncayı giderici çareler aramaya koyuldular. Bu yoğun çalışmalar, kömürün buharlı araçla taşınması işinin gerçek bir ihtiyaç halini aldığını ispatlamaktadır.

Trevithick ve Vivian, artık rahatça lokomotif diyebileceğimiz bu makinenin tekerleklerine çıkıntılar işlemeyi önerdiler. 1811′de John Blenkinsop (1783-1831), ray ve tekerlekleri bir dişli bindirmelik şeklinde imal etmenin gerektiğini ileri sürdü. 1812′de William Chapman (1749-1832), lokomotifi bir yana koyup yol boyunca sabit makineler kurmak, böylece yükü kablolarla ve bu makineler aracılığıyla çekmek gerektiği fikrini ortaya attı. 1813′te Brunton daha da saçma bir fikri, tekerleği bir yana atıp lokomotife atınki gibi ayaklar takılması gerektiğini savunmaya koyuldu. İşin garibi bunları dinleyenler hatta taraftar olanlar da çıktı.

Sonunda havadan sözler etmektense rayda kayma işinin ne olduğunu anlamak için deneyler yapmayı düşünen biri ortaya çıktı: Bu Wylam maden ocaklarında mühendis olan William Hedley idi. Lokomotife belli bir ağırlık verildiğinde tekerleğin raya yapıştığını ve kayma yapmadığını gözlemledi. Bunun üzerine Hedley, bütün ağırlığın yük çekmeye harcanması için çift dingilli bir lokomotif inşa ederek, bu aracın ağır yük taşımaya elverişli olduğunu ispatladı.

Hedley’in lokomotifinin Wylam’da, Blenkinsop’unki Middleton’da başarıyla işleyince yeni yük taşıma aracı dikkati çekmeye başladı. Makineyi görmek için koşanlardan çoğu mühendis ve teknisyenlerdi Bunlardan biri de Killing-worth taşkömürü ocaklarında teknisyen olan Stephenson idi.

Wylam’da 9 Haziran 1781′de doğan George Stephenson’un çocukluğu yoksulluk içinde geçmişti, önce çobanlık yapmış yedi ile on bir yaşları arasında, tarım işçisi olmuştu. Bir süre sonra da babasının çalıştığı maden ocağına kazancı olarak girdi. Görevi, başka birkaç işçiyle birlikte ocağa kömür atmaktan başka bir şey değildi. Buharlı makineye karşı büyük ilgi duymuş ve işleyişini incelemişti. Bu arada aracın değerini takdir etmekle kalmayıp kusurlarını bulmuş, bunları gidermenin çarelerini araştırmaya koyulmuştu, işte çalışmaları bu safhaya vardığında bu konuyla ilgili bilgisinin çok yetersiz olduğunu anladı.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , , , , , , , , ,

Nis 08

Tanzimat şair ve yazalarının hepsi batıcı, yenilikçi, ilim ve fen taraflısı aydınlardı. Batı hayranlardı, ama bunun yanında Türk haklının manevi değerlerine önem verirler. Hepsi millyetçitdi ama mason localarına bağlanmış olmalarına rağmen İslamiyete saygılıydılar. Neredeyse hepsi Fransız kültürüyle yetişti. Onlar için Avrupa, Fransa demekti. Düzenli bir okul eğitimi görmediler. Fransızcayu derinlemesine bilmedikleri için daha çok romantik edebiyatla ilgilenmişlerdi.

Sanatta çok fikir ve ülkü peşindeydiler. Bu nedenle Fransız edebiyatında Montesquieu, J.J. Rousseau ve Voltaire gibi devrimci düşünürlere bağlandılar. Onlar gibi mücadelecilerdi. Edebiyat yolu ile milleti yükseltmeye, dertlere öare bulmaya çalıştılar. Yeni fikirler içinde bir yeni nesil yetiştirmek istiyorlardı. Geniş bir kitleye ulaşmak için en basit dilde yazdılar.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , , , , , , , ,

Nis 08

ANADOLU TÜRK EDEBİYATI

Türklerin Anadolu’ya gelmeden önceki edebiyatları iki gruba ayrılmıştı. Arapçayı ve Farsçayı çok iyi bilen aydınların oluşturduğu “Yüksek Zümre Edebiyatı” ve İslam öncesinden gelen sözlü bir “Halk Edebiyatı.”

Anadolu’ya göç eden Türkler arasında aynı ayrım devam etti. Medrese eğitimi gören aydın kesim Arap ve Fars edebiyatları tesirini sürdürürken halk yine saz şairleri aracılığıyla Halk edebiyatını devam ettirdi. Öyleyse biz Anadolu Türk Edebiyatını iki grupta incelemeliyiz.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,

Nis 08

Anadolu’da doğrudan doğruya Türk büyükleri için ve daha XII. asırda söylenmeye başlanan İslamî Türk Destanları’nın XIII. asırda yazıya geçirilmiş bir örneği Dânişmendnâme’dir.
Dânişmendnâme önce Selçuk Sultanı II. İzeddin Keykâvus’un emriyle ve onun yazıcılarından İbni Alâ tarafından derlenmiştir. İbni Alâ bu eseri, halk içinde yaşayan rivayetlerin doğrularını toplayarak hükümdarın emri gereğince Türk diliyle yazmıştır.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , , , , , , , , , ,

Nis 08

Gazel divan edebiyatının en yaygın kullanılan nazım biçimidir. Önceleri Arap edebiyatında kasidenin tegaüzzül adı verilen bir bölümü iken sonra ayrı bir biçim halinde gelişmiştir. Gazelin beyit sayısı 5-15 arasında değişir.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , , , ,

Nis 08

İsim soylu kelimelerin sonuna gelerek onların yüklem olmasını sağlayan, ek hâlindeki fiildir.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: ,