.
May 07

Metinler edebi metinler ve edebi olmayan metinler şeklinde iki gruba ayrılabilir. Bizi ilgilendiren edebi metinlerdir.
Edebi metinler; düz yazı şeklinde oluşmuş edebi metinler ve nazım (şiir) şeklinde oluşmuş edebi metinler olarak iki ana gruba ayrılabilir.
Düz yazı şeklinde oluşmuş edebi metinler; olay bildiren edebi metinler ve düşünce bildirin edebi metinler şeklinde iki ana gruba ayrılabilir.
Olay bildiren edebi metinler; roman, hikaye, masal …
Düşünce bildiren edebi metinler; makale, deneme, fıkra

OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER

1) ANLATMAYA BAĞLI METİNLER

- Bu metinlerde anlatıcı , yaşanmış ya da tasarlanmış gerçeklikten alınan bir olayı kendince yorumlayıp dönüştürerek anlatır.

- Sanatçı, dış dünyadan aldığı gerçekliği, kendi duygusu, iç dünyası, yaşadığı dönemin özellikleriyle ve ve düşünceleriyle yoğurur.

- Anlatmaya bağlı metinlerde üzerinde yaşadığımız dünyada görülen varlık, eşye, insan ve olaydan hareketle yeni bir evren anlatılmaktadır. Bu evrene “KURMACA EVREN” denir. Bu metinlerin özelliklerinden biri kurmaca olmalarıdır. Bunun amacı, okuyucu ve dinleyicide estetik yaşantı uyandırmak, böylece onların ilgisini çekmektir.

- Anlatmaya bağlı eserler, yazıldıkları dönemin sosyal, kültürel, ekonomik, siyasal yapısını, sanat anlayışını çeiştli bakımlardan yansıtır.

- Anlatmaya bağlı metinlerde temel unsur “olay örgüsü” dür. Bu metinlerde yapı; olay örgüsü, kişiler, yer, zaman gibi birimlerin bir düzen içerisinde birleşmesiyle oluşur.

- Bu metinlerde olay örgüsü yaşanmaz, düzenlenir (bkz.kurmaca evren)

- Anlatmaya bağlı metinlerde ilahi bakış açısı, kahraman anlatıcının bakış açısı ve gözlemci anlatıcı olmak üzere üç tip bakış açısı ve anlatıcı vardır.

- Bu metinlede anlatılanlar, olayların durumuna göre zenginleştirilmiş durumdadır. Kullanılan edebi dil, metnin yazıldığı dönemin sosyal hayatına, edebi zevkine ve anlayışına göre değişiklik gösterebilir. Metnin dilinin, ele alınan temayla ve verilmek istenen mesajla da doğrudan ilişkisi vardır.

- Bu metinlerde dil, bilgi aktarmak veya öğretmek amacıyla kullanılmaz. Sözcükler, günlük hayatta herkesin bildiği anlamlarıyla değil; yazarın okuyucuya sunmak istediklerine göre yeni anlamlar yüklenerek kullanılır.

ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ TÜRLER

Destan: Önemli tarihsel olayların efsaneleşmiş hikayeleridir. Milletlerin tarih öncesi dönemlerdeki kuraklık, göç, deprem gibi büyük felaketlerini dile getiren destanlar bu bakımdan ulusal ve anonim ürünlerdir.

Masal: Yazarı belli olmayan, olayları bilinmeyen bir ülkede ve zamanda geçen, içinde olağanüstü olayların geçtiği, kendine özgü anlatım biçimi olan edebi metinlerdir. Başlangıçları ve sonuçları kalıplaşmıştır.

Halk Hikayeleri: Birtakım tarihsel şahsiyetlerin, âşıkların, halk arasında ünlü olmuş kahramanların serüvenlerini anlatırlar. Şiir ve düzyazı karışıktır.

Mesnevi: Uzun aşk maceralarının, öğütlerinve çeşitli konuların anlatıldığı her beyti kendi içinde uyaklı olan, Türk edebiyatı nazım biçimidir.

Manzum Hikaye: Bir mekan, bir zaman ve kişiler etrafında gelişen olay örgüsünü şiir halinde anlatan nazım biçimidir.

Hikaye: Gerçekleşebilecek olayları kurgulayarak, belirli bir hacim içerisinde anlatan metinlerdir. Dünyada Guy de Mauppasant ve Çehov kendi adlarıyla anılan iki hikaye tarzı oluşturmuşlardır. Birincisinde olay, ikincisinde durum ön plandadır.

Roman: Anlatıma bağlı metinlerin en gelişmiş olanıdır. Mekan, zaman ve kişiler etrafında gelişen geniş ve kapsamlı bir olay örgüsü, yazarın belirlediği bir anlatıcı tarafından okuyucuya aktarılır.

2) GÖSTERMEYE BAĞLI METİNLER

- İnsanın anlatma ve nakletmeyle gerçekleştirdiği etkinlikler, bu kez sahnede canlandırılarak sunulur.

- Genel olarak dramatik metinler ve tiyatro olarak adlandırabileceğimiz bu tarz metinlerde, kurmaca olay ve olay örgüsünü, bir sahne düzeninde topluluk önünde canlandırmak esastır.

- Tiyatro; oyun (metin), oyuncu, sahne tasarımı (dekor), sahne giysisi (kostüm), ışıklama gibi her biri başlı başına bir sanat etkinliği olan öğelerden oluşan bir sanattır.

GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ TÜRLER

Orta oyunu: Seyircilerle çevrili bir alanda, bir yazılı metne bağlı kalmadan, doğaçlama ile sergilenen bir oyundur.

Meddah: Tek kişilik bir seyir sanatıdır. Hikaye anlatma ve taklit yapma gibi yetenekler sergilenir.

Karagöz (Gölge Oyunu): Deriden kesilmiş renkli şekillerin hayalî tarafından ışıklı perdeye yansıtımasıyla gerçekleştirilir. Kargöz ve Hacivat baş kişilerdir.

Köy Tiyatrosu: Köy ve kasabada yaşayan insanların düğünlerde ve uzun kış gecelerinde eğlenmek üzere amatörce sergiledikleri oyunlardır.

Trajedi: Seyirciye, hayatın acıklı yönlerini göstermek, ahlak, erdemi anlatmak için yazılmış manzum eserlerdir.

Komedi: İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak, izleyenleri güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro eseridir.

Dram: Hayatı olduğu gibi acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermek için yazılan tiyatro eseridir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Nis 21


TÜRK EDEBİYATINDA MENSUR ESERLER

HİKÂYENİN TANIMI, UNSURLARI: PLAN, KONU, ZAMAN, MEKAN, KİŞİ/KİŞİLER, DİL VE İFADEL ÇEŞİTLERİ

Öykü ve romanın kaynağı destan ve masaldır.
XVI. yüzyılında, özellikle Rönesans döneminde destanlar önemini yitirip okuma yazma yaygınlaşınca, destanın yerini tutan bazı öyküler görülmeye başlandı.
İlkin italya’da yazılmış olan bu öykülerde, başlangıçta yalnız bir olay anlatıyor; bunlar bir halk öyküsü ve destan özelliği gösteriyor, Roma imparatorlu’nda halkın konuştuğu bozuk Latince yazılıyordu. Bu dile Roman denildiği için eserler de zamanla roman adını alır.
Rönesans’tan sonra sanatta ve düşüncede görülen gelişme, öyküleri de etkiledi. Bu kez, olaydan başka, insanın yaşadığı çevre; onun karekteri, duygu ve düşünceleri önem kazandı. Gittikçe gelişen öykü ve roman, özellikle XIX. Yüzyılında bu günkü anlamını buldu.

Edebiyatımızda öykü bu güne gelinceye değin birçok aşamalardan geçmiştir. Dede Korkut öykülerinden başlayarak halk masalları, Kerem ile Aslı, Âşık Garip öyküleri ve meddahların kahvehanelerdeki anlatıları ilk örnekler sayılabilir.
Batılı anlamda ilk olarak Tanzimat dönemi Türk Edebiyatında yazılmıştır. Sami paşazade Sezai’nin yazdığı küçük şeyler(1892) aslı öyküyü buna örnek gösterebiliriz.

ÖYKÜNÜN TANIMI VE ÖĞELERİ
Öykü, insan yaşayışını gerçeğe uygun olarak yansıtılan bir sanat eseridir. Öyküde bazı öğeler vardır. Bunlar şöyle özetlene bilir:
Plan ve bölümleri olan serim, düğüm, çözüm öykünün kurgusunu belirler.
Konu, öyküde yazarın seçimine göre değişir.
Zaman, yazarı isteğine ve kurguya bağlıdır.
Yer, öyküde olayın geçtiği yerdir.
Kişi/kişiler: her öyküde kişi ya da kişiler vardır. O da yazarın seçimine ve yaratısına bağlıdır.
Dil ve Anlatım, Öyküde yazarın başarısını gösteren en önemli anlatım öğesidir.

ÖMER SEYFETTİN
SAİT FAİK ABASI YANIK
MEMDUH ŞEVKET ESENDAL
HALDUN TANER

Gerçeği yansıtmaya çalışan bir anının öyküsünü okudunuz.
Gerçekçi öykü, insan yaşamının bir yönünü, gözleme önem vererek anlatan öykülerdir. Bu öykülerde, çevrenin tanıtılmasına, kişi niteliklerine, konuşmalarının geçeğe uygun olmasına önem verilir; belli bir düşünce güdülmez; yazar, kendi kişiliğini gizler. Doğal olarak bir öykü her yönüyle gerçeği yansıtmaz. İnandırıcı olmaya çalışılır. Yazar kurgusuyla biçimlenmiştir. Okur, kendine göre ondan sonuçlar çıkarır; yorum yapar.
Yukarıdaki öyküde efsane, bir anı içinde anlatıldığından, öyküde gerçeğe aykırılık olduğu söylenemez. Bu bakımdan, bunu gerçekçi bir öykü sayabiliriz.
Bir öyküde, genel olarak “serim”, “düğüm”, “çözüm” adı verilen üç bölüm bulunur. Serim bölümünde, kişi ya da kişiler; onların yaşadıkları yer, zaman, ortam tanıtılır; ana olaya giriş yapılır. Okuduğunuz öykünün başında, yazar ile kılavuz arasında geçen konuşmalar ve “Yalnız Efenin sır olduğu yer”e gidişleri,”serim” bölümüdür. Yalnız Efe ve başından geçen olayların anlatımı “düğüm” bölümüdür. Düğüm bölümünde, çeşitli küçük olayların sıralaması ya da karmaşık bir durum almasıyla gerilimli bir gelişme ortaya koyar. Çözüm bölümünde kişiler, karekter ve davranışlarına uygun sonuçlara ulaşılır. Okuduğunuz öyküde görüldüğü gibi Yalnız Efe, girdiği olaylara, davranış ve karekterlerin; yazar ve kılavuzu gezinti ve konuşmaların

Okuduğunuz bu metin gerçekçi bir öyküdür.
Öyküde balık (kişi yerine), çevre ve olaylar tanıma uygundur.
Okuduğunuz metinde görüldüğü gibi, bir öyküde bazı öğeler bulunmaktadır: kişiler, olaylar, yer, zaman.
Burada kişi olarak (bir insan olarak da düşünebileceğimiz) balık, İsa, balıkçılar ve onu gözlemleyip öyküleyen anlatıcıyla karşılaşıyoruz. Öykülerde bunlar görünüşleri ve davranışlarıyla bazen ayrıntılı olarak tanıtılırlar.

Kişilerin içinde bulundukları çevre ve ortamın anlatılması, yer ve zamanın belirlenmesine yarar. Bu öyküde olayın geçtiği “yer”, balıkçı kahvesi önü; “zaman” ise, bir dülger bağlının yakalanıp bu olay karşısındaki duygu, düşünce ve izlenimlerin yansıtıldığı süreçtir.

Kişilerin yaşadıkları, karşılaştıkları olaylar öyküde ilgiyi ve gerilimi oluşturan önemli bir öğedir. Buların öyküleme, konuşma(diyalog), betimleme ve çözümleme (tahlil)lerle anlatışları da öykücünün sanatı, biçim ve becerisinden yakın ilgilidir.

Olayların oluşmasıyla ilgili anlatım biçimine öyküleme denir. Olayların, kişilerin, bir yerin ya da doğa parçasının görünümlerini özellikleriyle birlikte ayrıntılı olarak anlatmaya betimleme; kişilerin olaylar ve durumlar karşısında duygu ve düşüncelerinin derinliğinin de çözümlenmesine çözümleme denir. Okuduğunuz öyküde bir insan yerine konularak betimlenen dülger balığı, yazarın duygu ve düşünceleriyle bütünleşerek ruhsal çözümlemenin yapılmasına olanak hazırlamıştır.

Okuduğunuz bu öyküde, Haldun Taner, yalın anlatımına ince bir yergi de katarak olay ve kişilerin gerçek yönlerini göz önüne sermeyi başarıyor. Örnek: “Fabrikatör, çıplak başında şaplayan ilk damla üzerine gayri ihtiyari yukarı baktığında, ikinci, üçüncü postalları yüzüne gözüne giydi. … Bir iki kadın davetli gülümsemesini tutamadı… Fabrikatör, yüzüne çok defa pisletilmiş insanların pişkin tebessümüyle mendilini çıkardı…”
Biçem anlatım özelliğidir; yani “kişiye özgü”, “kişiye özel” dır. Başka başka yazarlarda, başka başka eserlerde ya da ürünlerde aynı biçemi bulamaz. Ancak benzer biçemler olabilir. Reşat Nuri Güntekin’in, Sait Faik Abasıyanık’ın… her yazarın kendine göre anlatım, anlatım özelliği vardır.
Fransız yazar Boileau (Bualo), “üslüb-ı beyanı ayniyle insandır(biçim, insanın kendisidir.)” diyor. Her yazarın kendisine özgü cümle yapıları, anlatım yolları vardır.
Bir yazar “kısa cümlelerle, süse, sanata yer vermeden yazma alışkanlığı” ile başka bir yazarın “ uzun cümlelerle, benzetmeli, mecazlı, sanatlı bir anlatım” yoluna uygulaması biçem ayrımına örnek olarak gösterilebilir.
Anlatım özelliği olan ”biçem” ile her yazarı yerine göre başvurduğu “betimleme”, “çözümleme”, “öyküleme”, “eleştirme”, “gülmece” gibi anlatım biçimlerini karşılaştırmamalıdır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Nis 21


(Romanın tanımı, unsurları: Plan, konu, olay, zaman, mekân, kişiler, dil ve ifade çeşitleri)

Öykü bölümünde gördüğünüz gibi romanın kaynağı da destan ve masallardır. Roman, adını, Roma İmparatorluğu’nda halka konuştuğu Latinceden almıştır.
Kökeni belli olmayan roman benzeri anlatı, antik çağın klasik döneminde önemsiz bir tür sayılır. Hıristiyanlığın ilk yıllarında, Latin ve yunan edebiyatlarının gerileme döneminde ortaya çıkar; Orta Çağda yok gibidir. XII. Yüzyılında Fransa da eski Yunan ve Latin kaynaklarından alınan konular geliştirilir ve roman denilen klasik anılardan oluşan anlatılar yazılır…
İtalya’da Boccacio (bokasio)’ nun “Decameron” (Dekameron) u; Rönesans yıllarında Ariosto’nun “çılgın Orlando” bu tür anlatılardı.
Roman türünü ilk örnekleri XVI.-XVII. Yüzyıllarında Fransa’da Rabilais (rable)’nin yazdığı “Gargantua ve Pantagruel”, ispanya da Cervantes (Servantes)’in yazdığı “Don kişot” tur.
XVIII. yüzyılda İngiltere de Defoe (defo)’nun “Robinson Cursoe” (robinson Kurzo) ‘su; Swift’in “Gulliver’in Gezileri” roman türünü geliştiren ilk yapı yaşlarıdır.
XIX.yüzyılında, çağdaş romanın evrensel başyapıtlarının ortaya konulduğu dönem sayılır. Fransa’da, İtalya’da, İngiltere’de, Almanya’da, Rusya’da… yazarlar klasik, romantik, realist gerçekçi) anlayışıyla büyük romanlar yazmışlardır.
Türk edebiyatında ise roman, Tanzimat Dönemi ile başlar. Daha önce, öyküde olduğu gibi, roman yerini tutan anlatılar da masal, efsane (söylence), destan ve mesnevi türündeki eserlerdi.
Tanzimat döneminde Yusuf Kamil Paşa Fenelon’dan yaptığı “telemak” ilk çeviri romandır(1862). İlk yerli romanda Şemsettin Sami’nin 1872’de yayımlandığı “Taaşşuk-ı Talat ve fıtnat”tır. Namık Kemal’in “intibah” adlı romanı ise ilk yazınsal (edebi) roman sayılır.
Romandaki öğeler; öykü türü bölümünde gördüğümüz gibi, plan, konu, olay, zaman, yer, kişiler, dil ve ifade (anlatım) çeşitleridir. Ancak bunlar romanda daha geniş tutulmakta; ayrıntılara önem verilmektedir.

REŞAT NURİ GÜLTEKİN
YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU
PEYAMİ SAFA

Romandan, toplum yaşamımızdan kesitler veren bir bölüm okudunuz. Bu romanda, parçalardan da anlaşıldığı gibi Ali Rıza Bey ailesindeki kişilerin, hareket ve davranışlarıyla bir takım toplum kurallarına ve törelere uymadıkları öyküleniyor.
- Roman, insan yaşamındaki duygu ve düşünceleri, tutkuları çözümleyen; çevreyi ve görenekleri betimleyen; tasarlanan ve ya gerçek olan olaylara yer veren bir edebiyat türü, diye tanımlana bilir. Genel olarak romanda öyküler gibi serim, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşabilir.
- Bir roman konu, plan, kişi, olay, zaman, yer gibi öğeler ile dil ve anlatım özellikleri vardır.
Romanlar, konularına, etkilendikleri akımlara ya da taşıdıkları toplumsal ve ya kişisel özelliklerine göre adlandırılır; türleri de buna göre belirlenir:
Konularına göre; tarih konularını işleyen romanlar, serüven, gezi, polis… romanları
Yazımsal akımın etkisinde yazılmış olan romantik, realist, naturealist… romanlar
Ruhsal çözümlemelere ağırlık veren psikolojik romanlar.
Toplumsal konularda; töre… yabancı toplumları tanıtan egzotik romanlar.
Bir görüş ve düşünceyi savunan tezli romanlar
Bir roman, bu nitelik ve özelliklerinden bire kaçını da üzerinde topluya bilir.
Öyküde olduğu gibi her romanda kurgulanan bir ana olay, olay, kişiler, çevre, fiziksel-ruhsal ortam ve durumlar önemli öğelerdir.
Roman, bilim kurgu biçiminde gerçek dışı konularda yazılırsa, tıp kı masallardan olduğu gibi, kişi olaylarıyla okurun düş gücünde yeni bir dünya yaratmalı; insan yaşamına örnek olabilecek inandırıcılığı yaratmalıdır.
SAYFA: 159

Toplumdaki değişiklikleri, kişilerin karekter özellikleriyle birleştiren gerçekçi, toplumsal bir roman tanıdınız.
Toplumcu nitelik gösteren romanlarda(töre romanı), her şeyden önce toplumdaki gelenek, görenek, beğeni ve değerler ele alınır. Romandaki kişiler, kişilikler, davranışları ve konularıyla tanıtılır.
Kiralık konak’ta ana olay Tanzimat’tan başlayarak Çanakkale Savaşı’na değin süren II. Abdülhamit ve I. Meşrutiyet dönemlerinin üç ayrı kuşağının simgesi olan İstanbul’un orta düzey kişileri arasında geçer: Naim efendi, II. Abdülhamit döneminde devlet katlarında görev alarak emekli olmuş, görgülü bir İstanbul efendisidir. Birinci kuşağın simgesidir. Karısının ölümünden sonra her şey yozlaşmaya başlamıştır.
Sekine hanım, çekingen, gösterişsiz bir kadındır. Kocası Sermet Bey, ulusallığa uzak, alafrangalığa özlem duyan bir kişidir. İkinci kuşağın simgesidir.
Üçüncü kuşaktan olan çocukları Cemil ve Seniha ise aynı çatı altında yetiştirdikleri halde eskiyi tümüyle yadsıyan, yenilikçi geçinen ve her fırsatta Avrupa’da yaşamak isteyen, uyumsuz gençlerdir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,

Nis 21


Okuduğunuz yazı bir denemedir. Nurullah ataç, bu denemesinde düşünmek ve inanmakla ilgili düşüncelerini, karşılaştırmalı olarak ortaya koyuyor.
Deneme, bir bilim, bir sanat sorunu yeni ve kişisel görüşlerle bezenmiş bir anlatım içinde sunan düz yazı türüdür.
Yazar, düşünme ve inanma konularını; düşünen kişi ve inana kişiye kendi yorumlarını katarak özgürce irdeleyip anlatıyor. Bu yorumlama, “deneme” türünün en belirgin özelliğidir.
Denemenin tanımı ve genel nitelikleri, Türk Dili dergisinin Deneme özel sayısında(1961) şöyle açıklanmaktadır:
Bir edebiyat türü olarak deneme, özgürce seçilen konuda gelişen, çokluk orta uzunlukta bir düz yazı biçimidir.
“Ağır başlı edebiyat yazıları içinde deneme, en ilgi çekici olaydır. Gerçi kitapları koşarcasına okuyanlar ona pek yüz vermezler ama gerçek kitapseverlerin sık sık başvurdukları eserlerde çokluk deneme kitaplarıdır.
Okurlar, denemeyi hoşça vakit geçirmek için okurlar. Ondan beslenmeyi beklemesellerde gene de beslenirler.
Denemeci, kendi kendisiyle konuşurcasına yazar. Karşısında bir okur olduğunu hiç hesaba katmaz. Montaigne’in boyuna söz etmesi de bundandır.
Denemede gelişi güzellik vardır. Ama düzen içinde gelişi güzelliktir bu.
Denemeci, bizim önümüze kendi beğenilerini, kendi kinlerini, kendi inançlarını, şeftaliden tutunda külbastıya kadar sevdiği meyveleri, yemekleri ortaya döken kişidir. Bu iç dökmelerde hiçbir şey gülünç gözükmez. Denemecinin en büyük özelliklerinden biri de onun açık yürekli oluşudur.”
Deneme türü önce batıda gelişme göstermiştir. Fransız edebiyatında Montaigne(Monteyn), İngiliz edebiyatında Bacon (Beykın)… en önemli deneme yazıları arasında yer alır.
Türk edebiyatında bu tür Fecr-i Ati’de Ahmet Haşim’le başlar, Falih Rıfkı Atay, Yakup Kadir Karaosmanoğlu, Suut Kemal Yetkin, Nurullah Ataç, Salah Birsel’le geliştirmesinin sürdürür.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 31


MEKTUP:
Mektup, haber ulaştırma amacı güden, son derece içten yazılardır. Bir düşünce, duygu veya dileğin iletilmesi amacı güdülür mektupla. Genele, bir topluluğa seslenen mektuplar da olabilir. Ünlü kişilerin, sanat adamlarının birbirine yazdıkları mektuplar edebi mektup özelliği gösterir. Bunlar bir düşünceyi, bir sanat görüşünü açılayan mektuplardır.

Fuzuli’nin Şikayetname’ si edebiyatımızda ünlü bir mektup örneğidir. Tanzimat sonrası edebiyatımızda; Namık Kemal, Ziya Gökalp, Cenap Şahabettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı önemli edebi mektup örnekleri vermişlerdir.

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 31


GEZİ YAZISI(seyahatname):
Gezilip görülen yerlerin doğal güzelliklerini, tarihi, coğrafi, ekonomik ve sosyal özelliklerini anlatan yazılardır. Gezi yazıları yazarın izlenimlerine dayanır. Gerçeği yansıtması yönünden hukuk, foklor, toplum bilim gibi alanlar için belge görevini görür. Gezi yazılarının eski bir geçmişi vardır. Marco Polo ve İbni Batuta meşhur gezginlerdendir. Edebiyatımızda önemli gezi yazarları ve eserleri: Evliya Çelebi: seyahatname, Ahmet Mithat Efendi: Avrupa’da Bir Cevelan, Ahmet Haşim: Frankfurt seyahatnamesi, Cenap Şehabettin: Hac Yolunda, Reşat Nuri Gültekin: Anadolu Notları, Falih Rıfkı Atay: Denizaşırı, Tuna Kıyıları, Bizim Akdeniz.

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 31


BİYOGRAFİ:
Tanınmış bir insanın hayatını anlatan yazı türüdür. Amaç, biyografisi anlatılan kişinin yaptığı önemli işleri, eserlerini ve belirgin özelliklerini okura duyurmaktır. Biyografiler gerçeğe uygunluğu yanında ilginç de olmalıdır.

Biyografi belgelere dayanılarak yazılır. Biyografi türünün ilk büyük yazarı Plutarkhos’ tur.

Türk Divan Edebiyatında, şairlerin hayatlarını anlatmak için hazırlanan ve tezkire-i şuara diye anılan eserler birer biyografi kitabı niteliğindedir. Bunlar, çoğunlukla şairlerin isimlerinin ilk harflerine göre, alfabe sırasıyla düzenlenirdi. Eski edebiyatımızda bunlar dışında, peygamberler, halifeler, vezirler, şeyhler, tarihçiler, bilginler, çeşitli meslek adamları vb. üzerine hazırlanmış pek çok biyografi kitabı yazılmıştır.

Yeni edebiyatımızda bu türde eser verenlerin başlıcaları şunlardır: Bursalı Tahir, İbnülemin Mahmut Kemal, Yakup Kadri, Mithat Cemal Kuntay, Şevket Süreyya Aydemir, Abdülhak Şinasi Hisar, Sadettin Nüzhet Ergun, Behçet Necatigil…

OTOBİYOGRAFİ:
Ünlü kişilerin kendi hayatlarını anlattıkları yazılardır. Biyografiden ayrılan yönü, kişinin hayatını başkasının değil de kendisinin anlatmasıdır. İbrahim Alaaddin Gövsa, M. Cemal Kuntay, Yakup Kadri, A. Şinasi Hisar, Behçet Necatigil otobiyografi örnekleri vermişlerdir.

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 31


GÜNLÜK:
Yaşanan olayların, izlenimlerin tarih atılarak günü gününe yazılmasına günlük denir. Günlük ile anı arasındaki fark, günlüğün günü gününe yazılmasıdır. Anı ise geçmişteki olaylara aittir. Günlük’ ün eski adı ruzname’ dir.

Günlük 24 Ocak 1916
Dün akşam gün batımı, hiç görmediğim ir güzellikteydi. Pembe, turuncu bir buğu vardı gökte. Hele mavunaların geçtiği seine üzerinde gök öyle bir göründü ki, Grenelle köprüsünde ürperdim. Tramvayda baktım: kimse, ama hiç kimse görmüyor bu güzelliği. Farkında olan, kendinden geçen, tedirgin olan bir yüz yok… ama, diye düşündüm, güzelliği bulmak için yolculuğa kalkar, uzaklara giderler. Güzelliği satın almaya alışmışlar; parasız oldu mu görmüyorlar.
(Andre Gide, Günlük; çev. N. Alsan)

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 31


ANI:
Bir yazarın kendine veya yakın bir tanıdığına ait geçmiş olayları anlattığı yazı türüdür. Yazar, olayları kendi bakış açısı ile anlatır. Anılar, yazan kişinin yaşadığı dönem hakkında bilgi vermesi açısından önemlidir. Anı yazarı, devrine ve devrindeki kişilere ait görüşlerinde nesnel olmak zorundadır. Anılar, tarihi ve sosyal eserlere kaynak teşkil ederler. Bizde başlıca anı yazarları: Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Halit Ziya, Yahya Kemal, Yakup Kadri, Halikarnas Balıkçısı vs.

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 31


ELEŞTİRİ:
Bir eseri ya da sanatçıyı inceleyerek onun üstün veya eksik yanlarını ortaya koyan yazılardır. Eleştiride amaç kişinin ya da eserinin yalnızca kötü yönlerini göstermek değildir. Eserin üstün yanlarını göstermek de eleştirmenin görevidir.

Eleştiri yazarına eleştirmen denir. Eleştirmen objektif olmak, esere ve sanatçıya yanlış bir tavırla yaklaşmamak zorundadır. Eleştirmen, sanatçıya yol gösterir. Eleştirmenin tarafsız olduğu, duygularını yansıtmadığı eleştirilere nesnel; öznel yargılarını yansıttığı eleştirilere de öznel eleştiri denir. Bizde başlıca eleştiri yazarları; Namık Kemal, Muallim Naci, H.cahit Yalçın, Nurullah Ataç, Asım Bezirci, Fethi Naci, Mehmet Kaplan…

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:


Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık
guncel haberci bugunneleroldu Dilekçe Örnekleri