Eki 30

Diğer Tüm Messenger Programları

   Sayfa 1/ 1 – Her sayfada 20 program – Bu sayfada 5 program…

Başlık                 Vuruşlar Tarih
Skype 3
Skype VoIP messenger programı ile diğer skype abonelerini listenize ekleyebilir bir adet mikrofon ve hoparlörünüzün varsa onlarla tek kuruş bile ödemeden telefon görüşmesi yapabilirsiniz. (1253 hits)
2007-02-01
Google Talk (Türkçe)
Google Talk’un kullanimi oldukça kolaydir. Arkadaslarinizla istediginiz zaman mesajlasabilir ve konusabilirsiniz, üstelik ücretsiz olarak. (3543 hits)
2007-02-01
Mynet ICQ 5
Yeni ICQ 5 ile online mesajlaşma, dosya transferi, SMS gönderimi, Sesli chat, dünya çapında farklı insanlarla tanışma gerçekleşebiliyor. (3328 hits)
2007-02-01
mIRCTurk Türkçe mIRC 6.21
IRC serverlarına bağlanmak için bazı programlara gerek vardır. Bunlardan en iyisi ve en populer olanı mIRC’tir, ve mIRC üzerinden rahat sohbet edebilir ve üzerinde değişiklikler yapabilirsiniz. (1816 hits)
2007-02-01
Yahoo! Messenger 8
Sanal alemde arkadaş arayan kişiler için bir messenger (anlık ileti) programı. Bu programda özel iletilerle birlikte, arkadaşınızla müzik dinleyebilirsiniz ve oyun oynayabilirsiniz. (2144 hits)

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 30

Msn Kısayolları

Alt+K=Penceresi acık olan kisii engeller
Alt+E=Karsıdaki Kisiye dosya gönderme menüsünü acar
Alt+R=Karsıdan Bir Dosya Alır,Tema vs.
Alt+T=Yazı Tipini Degistirir
Alt+Y=Yardım Sekmesini Açar
Alt+U=Oyunlar Bölümünü Açar
Alt+O=Dosya sekmesini acar
Alt+P=Arkaplan belirler
Alt+Ü=Görüntülü Konusma acar

Alt+a=Araclar sekmesini acar
Alt+S=Sesli Görüsme acar
Alt+D=Konusmaya birini davet eder
Alt+F=Smiley Menüsünü acar
Alt+L=Eylemler Sekmesini acar
Alt+İ=Titresim yollar
Alt+z=Düzen sekmesini acar
Alt+N=Etkinlikleri acar
Alt+M=Göz Kırpmalarını acar

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 29

İş Hayatında İnsanlarla İlişkileri Geliştirmek ve Başarıyı Yakalamak

Bu konu ile ilgili çok yazı yazıldı. Kişiler arası ilişkilerin iş yaşamındaki olumlu sonuçları ile ilgili yazılan kitaplar okuduğumuzda ya da internette konu ile ilgili bir araştırma yaptığımızda, karşımızda bir bilgi okyanusu buluyoruz.

Kişiler arası ilişkiler söz konusu olduğunda, konu ile ilgili bilgi sahibi olmak bize önemli bir avantaj sağlıyor, ancak kişiler arası ilişkileri geliştirmek için bilgiden daha fazlasına ihtiyaç duyuyoruz. Sahip olduğumuz bilgiyi davranışlarımız ile uygulamaya geçirmek ve davranışlarımızın sonuçlarını izlemek; hem farkındalığımızı artırdığı, hem de amaçlarımıza ulaşmak için gereken hareketi başlattığı için çok daha önemli bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Belki de zaman zaman ıssız bir adada tek başımıza yaşamanın ne kadar rahat bir durum olacağını düşünmüşüzdür. İstediğimiz her şeyi, istediğimiz zamanda ve istediğimiz şekilde yapmanın rahatlığını, kimseye hesap vermeden dilediğimiz gibi yaşamanın keyfini…

İlk bakışta bu düşünce kendi içerisinde ne kadar rahatlatıcı görünse bile, 21.yy’ın şehirde yaşayan insanı için bu düşünce kendi kendini avutmaya yarayan keyifli bir hayalden öteye gitmiyor, çünkü yaşanılan gerçekler hayalden farklı…

21.yy’ın şehirde yaşayan insanları olarak, belki de ilk karşılaştığımız gerçek yalnız olmadığımız. En temel gereksinimlerimiz için bile diğer insanların katkısına ihtiyacımız olduğu… Ben şu anda yazımı yazarken, 10 dakika önce sipariş ettiğim tostumu alıyorum. Bir tost için bile diğer insanların desteğine ihtiyacımız var.

Şimdi bir yandan bu yazıyı okumaya devam ederken, bir yandan da hafifçe arkanıza yaslanın; iş ve özel yaşamınızda çevrenizde yer alan insanların sizin hedeflerinize ulaşmanızdaki katkılarını düşünün. Size sağladıkları maddi ve manevi desteği hissedin. İnsanların desteğinin derecesi birbirinden farklılıklar gösterecektir, sizin için taşıdıkları önem de…

21.yy’ın şehirde yaşayan insanları olarak istediğimiz amaçlara ulaşmak için, birbirimizin desteğine ihtiyaç duyduğumuz bir gerçek. Bu gerçeği görüyor, duyuyor ve hissediyoruz.

Peki, amaçlarımıza ulaşmak için bu kadar önemli olan insanların desteğini alabilmek yönünde ilişkilerimizi nasıl geliştirebiliriz?
İnsanların desteğini kazanmak için atılabilecek ilk adım, onların sevdikleri şeyleri yapmaktan geçer, ve insanlar ilgi görmeyi çok ama çok severler. Farklı oranlarda da olsa hepimiz ilgi görmek isteriz. İlgi gördüğümüzde varlığımızın kabul edildiği ve karşımızdaki kişi için önemli olduğumuz duygularını yaşarız.

Farkında olalım ya da olmayalım, insanlara üç şekilde ilgi gösterebiliriz:

Olumlu ilgi: Onları selamlamak, hatırlarını sormak, sahip oldukları bir özellik ya da becerilerini övmek, yaptıkları güzel davranışları ödüllendirmek gibi. Bunu bir hediye almak, güzel bir söz söylemek ya da omuzlarına hafifçe dokunmak şeklinde gösterebiliriz. Olumsuz ilgi: Yaptıkları yanlışları yüzlerine vurmak, yıkıcı tarzda eleştirmek, topluluk içinde küçük düşürmek, iğneleyici sözler söylemek, surat asmak vb. şekillerde ifade edebiliriz. İlgisizlik: Selam vermemek, sanki o kişi orada yokmuş gibi davranmak, söylenilen sözler karşısında tepkisiz kalmak vb. davranışlarla sergileyebiliriz. İlgisizlik bir insana verilebilecek en büyük cezadır, çünkü o insanın varlığını kabul etmemeyi temel alır.
İnsanlar sürprizleri çok severler. Beklemedikleri bir anda ilgi görmekten de son derece hoşnut olurlar. Doğum günlerinde kendilerine bir hediye geleceğini tahmin edebilirler, ancak ortada hiçbir neden yokken verilen bir hediye onları çok daha derinden etkileyebilir. Bu davranış, karşımızdaki kişiye “Sen benim için her zaman önemlisin” mesajını iletir.

İnsanlar ilgi gördükleri ve kendilerini önemli hissettiren insanlara içtenlikle destek olurlar. Bu destek karşılıklı yardımlaşmaya olumlu etkide bulunur ve amaçlarımıza ulaşmak için uygun zemini hazırlar.

Şimdi bir uygulama yapalım. Eğer açık ofis yerleşim düzeninde çalışıyorsanız, başınızı bilgisayar ekranından hafifçe kaldırın ve çevrenizdeki insanlara bakın. Eğer kendi odanızda iseniz, birlikte çalıştığınız kişileri zihninizde canlandırabilirsiniz.
Şimdi onlara tek tek bakarken ya da zihninizde canlandırırken, onların da sizin gibi bir insan olduğunun farkına varıp, kendinize aşağıdaki soruları sorun:

Olumlu ilgi gösterdiğim kişiler kimler? İsteyerek ya da istemeden de olsa olumsuz ilgi gösterdiğim kimler var? Kendisine ilgisiz kaldığım, görmezden geldiğim, bir merhabayı bile esirgediğim bazı kişiler var mı?Kendinizi ve çevrenizi dikkatle incelediğinizde, üç ilgi çeşitini farklı insanlara isteyerek ya da istemeden de olsa gösterdiğinizi fark etmeye başlayabilirsiniz, ve bu önemli konuda farkındalığınız artmaya başladıkça, çevrenizdeki kişilere bakışınız artık eskisi gibi olmayacak. Kişilere bakışınız ve yaklaşımızında yepyeni açılımlar keşfedeceksiniz.
Olumsuz ilgi ve ilgisizliği, olumlu ilgiye doğru yönlendirmeye başladıkça, insanlarla ilişkilerinizin daha da geliştiğini ve insanların amaçlarınıza ulaşmanız için size içtenlikle destek olduklarını görmeye başlayabileceksiniz.

İlişkileri geliştirmek için ilk adımı atacak olan kişi sizsiniz. Şu anda elde ettiğiniz sonuçlar, mevcut davranışlarınızın bir eseridir. Eğer, kendinize yeni ve farklı bir eser yaratmak istiyorsanız; ilk adımı siz atın ve insanlara farklı bir şekilde davranmaya başlayın.

Şimdi bir değişiklik yapma zamanı, yerinizden kalkıp insanlara gülümsemek, hatırlarını sormak, başarıları için cesaretlendirmek, onlara kendileri ile ilgilendiğinizi göstermek ve sizin için ne kadar önemli olduklarını göstermek zamanı…

Ercüment Paksoylu Kimdir?
Ercüment Paksoylu 1974 İstanbul doğumludur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Filoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. İngiltere’de The Chartered Institute of Marketing’in Pazarlama Sertifika Programı’na katılmıştır. Pazarlama alanındaki eğitimini Globe Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş.’de pazarlama uzmanı olarak uygulamıştır. Çalışmalarında edindiği pazarlama ve saha satış tecrübesini, eğitim alanına taşımaya karar vermiştir. Eğitim alanındaki çalışmalarına, Rota Yönetim Geliştirme Hizmetleri’nde eğitim uzmanı olarak başlamıştır. Satış eğitimlerine paralel olarak, kişisel gelişim ve öğrenen organizasyonlar alanlarında da eğitimler vermiştir. Ayrıca öğrenen organizasyonlar araçlarını kullanan takımlara koçluk yapmıştır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 29

İşte 2 Milyon Amerikalı´yı Müslüman Yapan Türk

İŞTE 2 MİLYON AMERİKALI´YI MÜSLÜMAN YAPAN TÜRK
ABD´de müslümanlığın köklerini o attı

Tohumlarını 75 yıl önce bir avuç Müslüman siyahın attığı İslam Ulusu Örgütü, bugün iki milyona yaklaşan taraftarıyla ABD´nin “En önemli iç tehdit unsuru.” Malcolm X´ten Muhammed Ali´ye, Michael Jackson´dan Mike Tyson´a kadar ABD´nin popüler kültürünü şekillendiren en önemli siyah ikonların destek verdiği grubun kurucusunun ise bir Türkajanı olduğu iddia ediliyor: Veli Ferit Muhammed Kusursuz bir örgüt kurup ortadan kaybolan ajanın gerçek kimliğinin anlaşılması ödüller vaat edildi ama ödüllerin sahibi hâlâ bulunamadı.

ONİKİ FARKLI İSİMLE ANILIYOR
O bir siyah değildi. Kayıtlara göre defalarca adi suçlardan tutuklanmış. Üç yılda ABD´nin en tehlikeli örgütünü kurmuş ama arkasında maddi-manevi bilinen hiçbir güç yok. Hakkında internette yazılan 372 sayfalık FBI dosyası var. Büyük çoğunluğu karartılarak sansürlenmiş. Bu raporlara göre ABD´nin Oregon eyaletine bağlı Portland´de doğmuş. Doğum tarihi kayıtlarda 1891 olarak görünüyor. Ne var ki resmi kayıtlarda anne ve babası HaWaii doğumlu görünen Veli Ferit, evliliğinden olan çocuğunun kaydını yaptırırken ise kendisini kayıtlara Yeni Zelanda doğumlu olarak geçirtmiş. Fakat ilerleyen yıllarda yeniden gözaltına alındığında kendisini Arap kökenli olarak tanıtarak Seyyid (Hz. Muhammed´in soyundan gelen) olduğunu iddia etmiş. Telaffuzu birbirlerine yakın 12 ayrı isimle tanınıyor. Ortada 12 ayrı kişi mi vardı yoksa 12 farklı isimle çağınlan bir kişi mi, hâlâ belirsiz. İslam Ulusu içinde onun Elijah Muhammed´in babası olduğuna inananlar da var. Ne var ki, Veli Ferit´in bilinen tek resminde şüpheye yer bırakmayacak kadar beyaz tenli olduğu görülüyor.

Amerika, 1920´li yılların sonlarında rengi siyah olanlar için hayatın çok kolay olmadığı bir coğrafyaydı. Pratikte kölelik düzeninin kaldırılmasının üzerinden neredeyse yüzyıl geçmiş olsa da siyahlara yönelik ayrımcılığın tüm sıcaklığıyla sürdüğü zamanlardı. İşte böyle bir ortamda, büyük çoğunluğu okuma yazma dahi bilmeyen zencilerin yoğun olarak yaşadığı Detroit bölgesinde esrarengiz bir adam belirdi, isminin Wa-li Fard Mohammed (Veli Ferit Muhammed) olduğunu söylüyordu. Adı kısa sürede bulunduğu yere uygun olarak evrimleşerek Wali halini aldı. Siyah değildi, fakat esmer teniyle beyaz Amerikalılardan hemen ayırt ediliyordu. Kim olduğunu, nereden geldiğini bilen yoktu. Köke-niyle ilgili soruları “Yarı Mekkeli, yan Avrupalı” diye yanıtlıyordu. Daha ötesi ise sırdı. Zenci mahallelerinde ev ev gezerek kumaş satan bu adam ABD´nin günümüzde “En önemli iç tehdit unsuru” olarak gördüğü bir örgütün kurucusu olacaktı. Örgütün ismi Nation of İslam (islam Ulusu) idi.

Beyazlardan alışık olmadıktan bir ilgiyi Wali´den gören siyahların ona güvenmesi uzun sürmedi. Gittiği her evde kumaş satmanın yanında cahil bırakılmış olan siyahlara alfabeyi, rakamları ve dünya ile ilgili temel bilgileri öğretiyordu. Ve bunu yaparken de islamiyet´i… Uyguladığı sistem dahiceydi. öğrettiği her harfin karşısına onu tanıştıracak bir Islami terim koydu; A: Allah, B: Besmele gibi… Siyahlara dünyanın sadece Amerika´dan ibaret olduğu öğretilmişti. Kıtaları ve denizleri bilmiyorlardı. Onlara yüzdeleri öğretmek için kara / deniz oranlarını ezberletti. Mesafeleri öğretmek için ise gezegenlerin birbirlerine uzaklıklarını kullandı. Bu içiçe geçmiş metotla kısa sürede çok şey öğretmeyi başardı.
Wali Ferit, ABD´yi dolaşarak sürdürdüğü faaliyetleriyle kısa sürede binlerce siyahı Müslüman yaptı. Ancak öğrettikleri, Müslümanlığın alışılagelmiş kurallarını içermiyordu. Örneğin siyahlar oruç tutarken sadece öğle yemeği yiyip ertesi gün aynı saate kadar aç duruyorlardı. Böylece iş yerlerinde oruç tuttukları deşifre olmuyordu. Zira o zamanlar ABD´de İslamiyet yasaktı. Bu yöntem ile siyahların iftar ve sahur saatlerini takip etmek gibi dertleri de olmuyordu. Ayrıca Ramazan´ı hep Aralık ayında yaşıyorlardı (Birkaç yıl öncesine kadar İslam Ulusu halen Aralık ayında Ramazan´ı yaşıyordu.) Aralık ayında Hıristiyanların bolca dini tatili vardı ve iş günleri sınırlıydı. Böylece hem ibadetlerini daha kolay yaşıyorlar, hem de Hıristiyan geleneklerinden kopuyorlardı. Bu şekilde ibadet etmek Tanrı katında kabul edilir mi, bunu biz bilemeyiz ama Veli bu orucu üç yıl içinde sekiz bin kişiye tutturmayı başardı. Orucu disiplin amacıyla tutturuyordu. Bu çok önemliydi ve çoğu eski suçlu olan Örgütün ilk üyeleri bu sayede nefisleri üzerinde disiplin kurabildiler. Hacca gitmek gibi zorunluluklar da Wali´nin Müslümanlığında yoktu. Kısaca siyahları zora koşacak, yeni dinlerine alışmalarını engelleyecek katı dini hükümleri uygulamıyordu. Bu, İslam´a yabancı olan Yeni Dünya´nın hiç tanımadığı ve içinde tasavvufi öğeler bulunan, daha ziyade Batılı bir gelenekti. Hatta belki daha sonra Arapların iddia edeceği gibi İslam bile değil sadece felsefeydi.
Wali´nin saçtığı tohumlar işe yaramış, maya tutmuştu. Sayıları binleri bulan ve kendisine “mehdi” diye hitap eden müritlerini bir çatı altında toplamak için düğmeye bastı. Ve kısa süre sonra, 4 Temmuz 1930, yani ABD´nin ulusal kurtuluş gününde İslam Ulusu kuruldu. Hareketin başındaki isim Elijah Muhammed´di. Ancak örgütlenmeyi hazırlayan kişinin Veliol-duğunu herkes biliyordu. Wali´nin çalışmaları FBI´ın dikkatini çekti ve Veli gözaltına alındı. Ancak onlar da bu gizemli liderin gerçekte kim olduğunu çözmekte aciz kaldılar. Wali, 1933 yılında aniden ortadan kayboldu. Gelişi gibi gidişi de esrarengiz olmuştu. Üç yılın sonunda arkasında on bin kişiye yaklaşan bir Müslüman zenci cemaati bıraktı. Halen Louis Farrakhan´ın liderliğini sürdürdüğü İslam Ulusu´nun ABD´de, sayılan iki milyona yaklaşan bir taraftar grubu bulunuyor. Her gün 250 kadar Hıristiyan siyahı Müslüman yapıyorlar ve böyle giderse yakın bir gelecekte ABD´deki siyahlarının beşte birinin Müslüman olacağı öne sürülüyor.

ABD´NİN EN BÜYÜK ULUSAL TEHDİDİ: İSLAM ULUSU
Her gün ortalama 250 Hıristiyan siyahı Müslüman yapan hareketi, başlıktaki gibi tanımlıyor ABD hükümeti. Ne var ki suçlanabilecek hiçbir açık noktaları yok. En büyük özelliği üyelerinin çakı bile taşımayacak kadar silahlardan uzak durmaları. Kendi iletişim kanallannı kullanıyorlar. Ülke genelindeki hapishanelerde birinci güç konumundalar. Şu anki başkanı Louis Farrakhan Hıristiyanlıktan dönme bir siyah. Bu nedenle ilk ibadethanelerinin eski bir kilise olması onlar için çok önemli. Muhammed Ali Clay, Mike Tayson, Michael Jackson en ünlü üyelerinden bazıları.

Yanı sıra pek çok hip hop ve rap grubunun da İslam Ulusu´nun sempatizanı olduğu bilinmekte. Başkan Louis Farrakhan´ın birkaç yıl önce Türkiye´de Necmettin Erbakan ile de görüştüğü biliniyor.

GİZEMLİ LİDER TÜRK MÜYDÜ?
Ancak aradan geçen 70 yılı aşkın bir süreye karşın ne İslam Ulusu´nun ne de Amerikan hükümetinin çözemediği bir soru var: Bütün bu hareketi başlatan Veligerçekte kimdi? Resmi kayıtlarda Wali´nin yan Suriyeli yan Jamaikalı olduğundan tutun da Arap, Kızılderili, Yeni Zelandalı, Kafkas veya İranlı olduğuna kadar onlarca iddia bulunuyor. Mahkemelerde delil kabul edilen Ana Britanica´ya göreyse Mekke doğumlu ancak bu konuda resmi bir dayanak yok. Ansiklopedi, Wali´nin kendisini tanımlarken “Ben yan Mekkeli yan Avrupalı´yım” ve “Peygamber soyundan geliyorum” sözlerinden yola çıkarak bu yorumda bulunmuş.
Wali´nin kimliğiyle ilgili günümüzde en çok kuvvet kazanan iddia ise onun Türk olduğu şeklinde. Bu iddia son yıllarda kiliselere bağlı araştırma gruplarınca sıkça ortaya atılmaya ve benimsenmeye başladı, iddianın ilk ağızdan sahipleri Ameri-ka´daki Müslüman hareketler üzerine araştırmaları bulunan ABD´li Teoloji uzmanı Craig Keener ile New Song Kilisesi papazlarından Adam Edgerly. Her ikisi de Veli Ferit Muhammed adıyla bilinen Veli´nin bir Türk olduğunda hemfikir.

Veli üzerine Türkiye´de en kapsamlı araştırmaları yapan ise beş yıl üniversite öğrenimi için kaldığı ABD´de bu sırnn peşinde koşan araştırmacı Ercüment özer. Türkiye´ye döndüğü 1997´ye kadar Veli´nin kimliğinin peşine düşen özer´e göre o bir Türk, hem de büyük ihtimalle bir istihbaratçı. Özer´in iddiaları şöyle:

“örgüt kurma konusunda Veli´nin sisteminin kelimenin tam anlamıyla kusursuz olduğunu görüyoruz. Eğer bu modelde tek bir açık nokta bırakılmış olsaydı, ABD bu organizasyonu çoktan yok etmişti. Veli´nin organizasyonu dışarıya karşı tamamen kapalı, içine sızılması çok zor olan, kadın kolu, imamlar konseyi, askeri kanat gibi dallan bulunan profesyonel bir yapı. Her şey yapılanların büyük bir planın parçalan olduğunu ve hedeflenenin zencilerin çözülemez bir “derin devlefe sahip olması olduğunu gösterir nitelikte. Onun Arap olması ise pek akla yatkın değil. Öğrettiği Müslümanlık, klasik Sünni inanışından çok tasavvufi ilkelere yakın. Bu nedenle islam Ulusu, bugün bile kendisini ´sufi bir tarikat´ olarak nitelendiriyor ve İslam´ı farklı algıladığı için Araplar tarafından “Küfür Ulusu” olarak nitelendiriliyor. Bu hareketi incelediğimde bizim kültürümüzde de var olan Mevlevilik ve Bektaşilik ile birçok benzer yanının olduğu görülüyor. Eğer Veli söylendiği gibi Mekkeli olsaydı büyük ihtimalle Vahhabi mezhebinden olurdu ki, bu inanışın tasavvufla hiç ilgisi yok. Veli´nin kendisini, ´Yan Avrupalı yarı Mekkeli´yim´ şeklinde tanımlaması, geldiği coğrafyanın hem Avrupalı hem Müslüman bir ülke olduğuna işaret ediyor. İslam Ulusu´nun bayrağına bakınca bu okumanın doğru olduğu görülecektir: Türk bayrağının ay yıldızı sola bakan hali!”

TEŞKİLATI MAHSUSA BAĞLANTISI
Şayet Veli istihbaratçıysa ve ABD´ye görevli olarak geldiyse onu yönlendiren kimdi peki? özer´e göre bu sorunun iki cevabı olabilir: “1930´lar Atatürk ile ABD´nin arasının iyi olmadığı yıllardı. ABD, taşıma gemilerini vererek İzmir´in Yunanlılar tarafından işgalini desteklemişti. Lozan Anlaşması´nı da kabul etmeyerek genç Türk Cumhuriyetine düşmanca davranışlar içine girmişti. Ermeni sorununa olan ilgisi nedeniyle Atatürk, ABD´nin düşmanlıklanna Veli yoluyla cevap vermiş olabilir. Atatürk´ün Kızılderililere de yakın ilgi gösterdiği biliniyor.”
ikinci iddia ise Veli´nin Almanya hesabına çalışan bir Türk ajanı olabileceği. Birinci Dünya Savaşı´nın ardından, bazı Teşkilat-ı Mahsusa ve İttihat Terakki üyelerinin Almanya´ya kaçtığı biliniyor. Bu istihbaratçılar Almanya´nın desteğiyle İngiltere ve Fransa´nın Müslüman sömürgelerinde çeşitli faaliyetlerde bulundular. Veli´nin de bunlardan biri olduğu, Almanya´nın hizmetine girdiği, güçlenen Nazi hareketiyle birlikte uzun vadede rakip olacağı düşünülen ABD´de iç karışıklık yaratmak amacıyla görevlendirilmiş olabileceğine inanan birçok araştırmacı var. Veli´nin kayboluşunun ardından Almanya´da görüldüğü iddialarının ortaya atılması bu iddiayı destekliyor.

Esrarengiz kayboluşunun ardından Elijah Muhammed´in “Görevliydi. Geri çağrıldığı için ayrıldı” demesi ve kurduğu sistemin sıradan biri tarafından organize edilmek için fazlasıyla komplike olması bile yeterli. “Bu sistemi kurarken bir ´talimname´ kullandığını biliyoruz çünkü bunu bizzat kendisi beyan etmiştir, İslam´ın önce kaybedilip sonra bulunmuş öğretileri´ dediği talimname bugün kayıp. Bütün krediyi kendi üzerine almak dururken bir talimnameyi rehber aldığını söylemiş olması ortada adım adım izlenmiş bir plan olduğunu gösteriyor” diyor Özer ve ekliyor: “Bazı resmi kayıtlarda Veli, İslam Ulusu´nu kurmadan önce eski bir uyuşturucu kaçakçısı olarak gösteriliyor. Sıradan bir mahkûmun bu talimnameyi bulması ve okuyup anlaması biraz fantastik açıkçası. Talimnamenin Veli dışında başka kişilerde de olması, yani bir ekip çalışması yapılmış olması muhtemel. Çünkü üç yıl gibi bir zamanda tek kişinin böylesine güçlü bir organizasyon kurması pek mümkün değil. Veli´nin 12 değişik isimle anılması da, ortada birden çok Veli´nin olduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu sorulara bu gün ABD devleti dahil yanıt verebilecek kimse mevcut değil.”

Veli´nin kimliği hakkında tartışmasız olan bir tek gerçek var, o da gerçek kimliğini bulup açıklayana zamanında 100 bin dolar ödül vaat edilmiş olduğu. Ödülü vaat eden ise bizzat İslam Ulusu. Bir örgüt düşünün ki kurucusunun kimliğini tespit ettirebilmek için ödül koysun. Dünyada ilk ve tek olan bu tuhaf durumu hâlâ çözümleyebilen yok. İslam Ulusu “Mehdi” diye nitelendirdikleri kurucusu hakkındaki sorulan muhatapsız bırakıyor. Grubun sözcüsü Haftalık´ın Veli´nin kimliği ile ilgili sorusu karşısında bizi resmi internet sitelerine yönlendirmenin dışında bir açıklama yapmadı. Sitedeyse Veli Ferit Muhammed, halen öğretici yönüyle hatırlanmakta:

´Tek başına geldi. Bize kendimizi öğretmeye başladı. Tanrıyı ve şeytanı gösterdi, Dünya´nın ölçülerini, öteki gezegenlerin ölçülerini öğretti ve bize dünya dışındaki gezegenlerdeki uygarlıklarını tanıttı” ibaresi bulunuyor.

HAFTALIK / Ali Kemal ERDEM

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 29

İki öğretmenin hikayesi

Sınıfı tam 67 kişilik.
İstanbul’un göbeği sayılabilecek bir semtte, bir devlet okulunda sınıf öğretmenliği yapıyor.

İsmini yazamıyorum, çünkü biliyorum ki hemen soruşturma geçirecek. Son günlerde her gördüğümde sürekli yakınıyor; yeni müfredatın kitaplarının verilmemesinden, öğrencilere ulaşamamaktan, tükenmişlikten söz ediyor.

Öğretmenlikte yedinci yılı.

Oysa ne hevesle başlamıştı!

Dün gibi hatırlıyorum.

Her öğretim yılı başında koşa koşa Eminönü’ne gider, kırtasiyecileri dolaşır, elleri kolları dolu dönerdi eve.

Okullar açıldığında öğrencilerine şekerler dağıtır, onlara küçük sürprizler hazırlar, başarılarını kitapla, kalemle ödüllendirirdi.

Oysa son iki yıldır yüzünden düşen bin parça.

Eski heyecanından eser kalmamış.

Artık ne meslektaşlarından, ne de öğrencilerinden memnun.

Dahası, bu mesleği bırakmayı düşünüyor ciddi ciddi.

*

Bir başka semtte bir başka okulda bir başka öğretmenin sınıfı tam tamına 20 kişilik.

Bu öğretmenin de ismini yazmıyorum.

Çünkü bizim insanımızın ne yapacağı belli olmaz.

Başına bir iş gelmesin.

Onunla son günlerde tanıştım.

Her gördüğümde o da telaş içinde.

Çocuklardan pek hoşlanmıyor.

Onlara tahammülü yok.

Sınıf yönetiminde sorunlar yaşıyor.

Sonunda itiraf etti:

Kadınlara en uygun meslek olduğu için öğretmenliği seçtiğini söyledi.

Mesleğini, yani öğretmeyi de bir türlü sevememiş.

Kısacası sadece ekmek parasını kazanmanın peşinde.

Ama o mesleğini bırakmayı düşünmüyor.

*

Bütün bunları niye yazdım?

Türkiye’deki üç büyük eğitim sendikasından biri olan Eğitim-Sen geçtiğimiz hafta öğretmenlerle ilgili önemli bir araştırma yaptı.

Bu araştırma sonuçlarına dikkatli bakınca, yukarıda örneğini verdiğim iki öğretmen tipini, mesleğe bakışlarını görebiliyorsunuz. İstanbul, Ankara ve İzmir’de üç bin öğretmenle yapılan araştırmanın sonuçları ilginç.

Okuyun ve kararı siz verin.

Öğretmenlerin sadece yüzde 5’i kendi branşlarında meslektaşlarının kesinlikle yeterli olduğunu düşünüyor.

Yüzde 80, meslektaşlarının yetersiz olduğuna inanıyor.

Öğretmenlerin yüzde 63’ü kalabalık sınıfların etkili bir öğretim için uygun olmadığını belirtiyor.

Yüzde 80’ine yakını öğrencilerin fiziksel aktivitelerini ortaya koymak için okul ortamının yetersiz olduğunu kabul ediyor. Öğretmenlerin yüzde 64’ü ders programlarının bilimsel gelişmeleri içermediğini, yüzde 16’sı öğrencilerine ücretli özel ders verebilmesi gerektiğini, yüzde 30’u notu silah olarak kullandığını açıklıyor.

*

Bir tarafta mesleğini taparcasına seven bir öğretmen. Olumsuz dış etkenlerle öğretmenliği bırakma noktasına gelmiş. Diğer yanda mesleğini sevmeyen bir öğretmen. Dış etkenler olumlu. Ama ayakları geri gitse de her gün okulun yolunu tutuyor.

İşte günümüzde sevgili öğretmenimin hali pür melali.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 29

Cici kızlar değil cesur kızlar kariyer yapıyor

Amerikalı yazar Kate White’ın, “Cici Kızlar Değil Cesur Kızlar Kariyer Yapar” isimli kitabının uluslarası en çok satan kitaplar listesine girmeyi başarmasının ardından, bu konuda birbiri ardına yayınlar çıkıyor. ABD’de Corporate Coaching International’ın Başkanı Lois P. Frankel’in son kitabı da bunlardan birisi. “Cici Kızlar Başarılı Kariyer Yapamazlar” başlıklı kitabında yazar, kadınlara iş yaşamında başarılı olmak istiyorlarsa herşeyden önce genç kızlıktaki davranışlarını geride bırakmalarını öneriyor. Frankel, daha çocukluktan itibaren kızlara mutluluk ve başarının kibarlık, naziklik, baş kaldırmama ve uyumlulukla erişilebileceğinin öğretildiğini söyleyerek, kadınların öncelikle bu inançtan kurtulmalarını öneriyor. Kadınlar daha başarılı Frankel kadınlara öncelikle diledikleri rolün ne olduğunu anlamalarını, sonra da çevrelerindeki tüm olumsuz ögelere karşı kendilerini korumaya alarak yalnızca içlerinden gelen sesi dinlemelerini öneriyor. Kadınların en önemli hatalarının aslında kendi kendilerine zarar verecek hareketlerde bulunmaları olduğunu söylüyor. The Independent’da yayınlanan ve ünlü Henley Management College’dan elde edilen veriler, genç kadınların yaşıtları erkeklere göre daha uzun saatler çalışıp, daha fazla emek harcadıklarını ve yaşıtları erkeklere göre daha başarılı olduklarını ortaya koyuyor. Erkekler samimiyetten uzak Bocconi Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Maria Cristina Bombelli de aynı konu üzerine İtalyan kadınlarını inceleyen bir kitap çıkarmak üzere. “Tutku ve Yorgunluk’ isimli kitapta Bombelli, kadınların en önemli sorununun başkalarının fikirlerini çok önemsemeleri olduğunu ve bu yüzden kendi yollarını bulmakta zorlandıklarını söylüyor. Aynı şekilde, iş yaşamında erkekleri babaları veya arkadaşları olarak seçen kadınların da bu ilişkilerde hayal kırıklığına uğradıklarını çünkü bu erkeklerin çoğu kez onların dilediği dürüstlük ve samimiyetten uzak davrandıklarını vurguluyor. Başarının püf noktaları Erkek gibi davranmayın Kadınlara özgü, işbirliğine ve dinlemeye açık olma özelliğinizi koruyun. Güç kullanmak yerine ilişkilerinizi kullanın. Polemiklere girmeyin İş yaşamı sizin inançlarınızı savunmak için bulunduğunuz bir alan değildir. Çatışmalarınızı seçerek yapın. Tacizleri tolore etmeyin Başta cinsel tacizler olmak üzere, haklarınıza yapılan her türlü tacize karşı direnin. Olayları net bir biçimde görmeye ve göstermeye çalışın ki sonradan başınıza gelecek daha tatsız süprizleri engelleyebilin. Vakit kaybetmeyin Başkalarına sizin vaktinizi çalmaları için izin vermeyin. Sınırlarınızı açıkça belli edin. Aptallara yardım etmeyin Aptallardan uzak durun, onları korumayın. Sonuçta onların hataları yüzünden suçlanmamak için baştan tehlikelerden uzak durun. Kendinizi motive edin Profesyonelliğinizi asla küçük görmeyin. Şirketinize yaptığınız katkılardan dolayı gurur duyun. Kendi kendinizi motive edin. Flört etmeyin Patronla veya müdürünüzle macera yaşamaya kalkışmayın. Böyle durumlarda her zaman kadınlar eleştirilen ve zarar gören taraf olur. Genelde erkekler kolaylıkla durumdan kendilerini kurtarır. Kendinizden bahsetmeyin Çevrenize verdiğiniz özel bilgileri ve bu bilgileri kime verdiğinize dikkat edin. Ağlamanız gerekiyorsa, bunu ofis dışında bir yerlerde yapın. Müdürü babanız yapmayın Duygularınıza hakim olun. Patronunuzu veya müdürünüzü bir baba figürü olarak görmekten kaçının. Objektif olursanız, uygun tepkileri de vermeyi başarırsınız.

Kaynak: Milliyet / Fatoş Karahasan

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 29

Bir Satış Sunumunda Ne Yapmalı? Beden Dili nasıl olmalı?

Bu pek çok satıcının cevaplayamayacağı direkt ve oldukça basit bir sorudur. Har satış profesyonelinin bir sunumun ne olduğuna ve nasıl yapılandığına dair kendi algılaması vardır. Bir tanım şöyle olabilir, “Bir ürün ya da hizmeti satın almasını sağlamak amacıyla bir müşteriye verilen bütün bir satış paketi.”

Bir satış sunumu, bir satıcı bir müşteriyle karşılaşmadan çok önce başlamalıdır. Başarılı satıcılar, sunumlarını, her bir parçanın başarılı bir satış yapmanın önemli bir unsuru haline geldiği kullanışlı parçalara bölerler. Ancak bu kendiliğinden olmaz. Hazırlık gerektirir ve satıcı ne kadar hazırlıklı ise, başarı şansı da o kadar yüksek olur.
Konunuzu daha iyi bildikçe ve daha hazırlıklı oldukça, sunum sırasında daha rahat olacak ve satışınız daha etkili ve heyecanlı hale gelecektir.
Sunumuzun temeli müşterinizin ihtiyaçları ve onları çözmeye nasıl niyetlendiğinizdir. Sunumu yapmadan önce, kendi kendinize bu sunumu neden yaptığınızı sormalısınız.
Hazırlık
Hazırlık aşamasının birinci bölümü organize olmaktır. Sunumunuzu ve malzemelerinizi önceden organize etmeniz gerekir. Bilgi yönünde ihtiyacınız olan şeylerin bir listesini yapın ve hiçbir şeyi şansa bırakmayıp ihtiyacınızın olan her şeyi toplayın.
Hazırlığın ikinci bölümü
• Satılan şeyin
• Rekabetin
• Müşterinin
bütün ve eksiksiz bilgisidir.
Ne Sattığınızı Bilin
Başarılı satış profesyonelleri ürün ya da hizmetlerini tamamen tanırlar. Sürekli olarak daha fazla öğrenmeye çalışırlar, eğitimlerini yeni ürün bilgisiyle ve sorular sorarak ilerletmeye çalışırlar. Havada uçuşan sözlere güvenmezler. Ürün ya da hizmetlerini vücutlarının bir parçasıymış gibi tanırlar.
Bilginizi bir müşteriye sunarken, ne sattığınızla ilgili hiçbir şey bilmediklerini varsaymalısınız. Müşteri bildiği noktaları size belirtecektir.
Aşağıda sattıklarınızla ilgili bazı ipuçları vardır:
• Ürün ya da hizmetin tarihçesini açıklayın.
Eğer şirketiniz ürün üzerinde teknik gelişmeler yaptıysa, ne olduklarını not alın ve sunumunuza dahil edin. Bu sadece sunumunuza değil satmaya çalıştığınız şeye de güvenilirlik kazandırır. Bu gelişmeler, ürün geliştirmede, imalatta, nakliyede ya da yeni paketleme tekniklerinde olabilir. Şirketinizin ürün ya da hizmetleri hakkında daha iyi hazırlandıkça sunumunuz daha iyi olacaktır. Eksiksiz ürün bilgisi daha büyük ve zorlu müşterileri takip ederken size güven verecektir. Ne sattığınızı daha iyi bildikçe, bu bilgiyi müşterilerinize karşı daha iyi açığa vurabilirsiniz.
• Şirketinizin tarihçesini anlatın.
Belki de şirketiniz küçük bir garajda 2 kişiyle işe başladı ve pek çok çalışana sahip bir organizasyona dönüştü. Yeni müşteriler büyümeyi görmeyi severler. Başarı ve istikrar izlenimi verir. Eğer şirket, kurucularından sonra gelen ya da üçüncü nesilleri tarafında yönetiliyorsa daha da iyi. Bu, şirketin kökleri olduğu ve sahiplerin şirketin ve çalışanlarının günlük işleri ile ilgilendiğini ortaya koyar. Şirket değerleri ve onların nasıl nesilden nesile aktarıldığı hakkında konuşmaktan korkmayın. Bu bir sıcaklık, güven ve güvenlik duygusu uyandırır
Rakipleri Bilin
Şirketiniz ve ürünleri hakkında çok fazla bilginiz olabilir fakat bu savaşın sadece yarısıdır. Diğer yarısı rakipler hakkında olabildiğince çok bilgi kazanmaktır. Bu, müşterinin itirazlarını ve sorularını cevaplamada avantaj sağlar. Anlamlı bir sunum yapmak için, kime ve neye karşı olduğunuzu bilmeniz gerekmektedir.
• Ürün ya da hizmetlerinin reklamını yapmak için ne tür bir broşür kullandıklarını öğrenin.
Renkli broşürler mi kullanıyorlar? Özel promosyonlar yapıyorlar mı?
• Rakiplerin güçlü ve zayıf yönlerini tanımlayın.
Yeni müşteri böyle bir bilgi için iyi bir kaynak olabilir. Sık sık size kullandığı ürün ya da hizmetlerle ilgili neyi sevip neyi sevmediğini anlatacaktır.
• Rakiplerin bölgesinde nasıl çalıştığını bulun.
Hangi yönlerde yeni müşteri arıyor? Yüz yüze görüşmeler yapıyor mu? Sadece telefona mı güveniyor?
Rakiplerinizin ürünlerini dikkatle inceleyin ve keşfettiğiniz bütün güçlü ve zayıf yönlerin bir listesini derleyin. Ne sattığınızı rakiplerinizin ne sattığıyla karşılaştırın. Müşteri, rakiplerin ürün ya da hizmetleri hakkında belirli noktaları gündeme getirdiği zaman satışı kazanabileceğiniz bir cevapla hazır olacaksınız.
Pek çok satıcı bir sunumun onlara yardım etmektense onları sınırladığını hissetmektedir. Yine de başarılı olmak için planlamalı ve sunmalısınız. Ne kadar iyi hazırlanırsanız, satışta o kadar başarılı olursunuz. İyi planlanmış, yapılandırılmış ve tam bir sunum size itirazlarla baş etmede ve yüksek oranda satış yapmakta daha fazla esneklik kazandıracaktır.
Eğer müşterinin şirketinizin uzun dönemli istikrarı hakkında bilmek istedikleri varsa, bunu tartışmaya hazırlanacaksınız. Eğer hizmetlerinizin ve ürünlerinizin başarısını bilmek isterse bunu da tartışmaya hazırlıklı olacaksınız. Eğer fiyat ve sonuçlarla ilgiliyse, ona ürünlerinizin ve hizmetlerinizin nasıl değer sunduğunu ve ihtiyaçlarını nasıl karşılayabileceğini gösterebilirsiniz.
Her konuda bilgili olduğunuzda, soruları önceden tahmin edebilir ve sorulmadan önce cevaplayabilirsiniz. Bir satıcı olarak kendinize ve yeteneklerinize olan güveniniz yükselir ve bu da sunumunuza yansır. Müşteriniz üzerinde olumlu bir izlenim yaratırsınız ve karşılığında o da sizinle iş yapmak ister. Size bir satıcı olarak güvenir ve bir müşteri güvendiği zaman satın alır!
İyi planlanmış bir sunumun başka bir avantajı, ürünlerinizin ya da hizmetlerinizin hakkında konuşmayı unutmamanızdır. İyi hazırlanmış bir sunumu olmayan pek çok satıcı müşteriyle yaptıkları toplantıdan sonra sık sık unuttukları şeyleri hatırlarlar. Aynı zamanda sunum iyi planlanmadığında, gerçek bir yapısı yoktur ve oradan oraya sıçrıyor, bilgileri tekrar ediyor ve müşterinin kafasını karıştırıyor gibi görünebilirsiniz. İyi planlanmış bir sunum olası müşterileri gerçek müşterilere dönüştürür.
Müşterinizi Tanıyın
Müşterinizin işinin her yününden haberdar olun. Ne kadar zamandır bu işte olduğunu, temel ürün ya da hizmetlerinin ne olduğunu, büyük müşterilerinin kim olduğunu ve onların ihtiyaçlarını karşılamada ne kadar başarılı olduğunu öğrenin. Rakibinizin de ona satış yapıp yapmadığını öğrenmek çok yararlı olacaktır. Eğer rekabet varsa, ürün ya da hizmeti hakkında her şeyi bilmeniz çok önemlidir. Ne sattığınızı rakiplerin ürünleriyle karşılaştırabilir belki de müşteriye sattığınız şeyin faydalarını gösterebilirsiniz. Fakat bunu yapmak için müşteriyi tanımanız gerekir.
Pazarı Tanıyın
Eğer müşterinizin satış yaptığı pazarı bilirseniz, ona amaçlarına ulaşmada nasıl yardımcı olabileceğinizi daha iyi belirleyebilirsiniz. Bu sizin için çok önemli bir satış noktası olacaktır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: