Eki 21

CEMİLE
Yılkı çobanlarının dumana boğulmuş ve yağmurla yıkanmış çadırlara su basan arazide,kızarmış çayırların üzerinde,kapkara duruyordu.buğu tüten
kap agızlarında kokulu ince
mavi dumanlar yükseliyordu.Zayıflamış aygırlar sonbahar telaşiyla ve olanca sesleriyle kişniyor,kısraklar her tarafa dağılıyordu.
ilkbaharda bunları sürüde tutmanın hiç de kolay olmayacağı şimdiden belliydi.dağlardan inen davar sürüleri,bölünmüş gruplar halinde dolaşıyordu
tarlalarda.kurumuş,kararmış bozkır enlemesine ve boylamasına toynak izleriyle,patikalarla dolmuştu.
Çok gecmeden bozkır rüzgarı esmeye karın habercısı olan soğuk yağmurlar yağmaya başladı.havanın fena sayılmayacağı bir gün çay kenarına gittim.
Burada,kum setlerinin üzerinde,gözüme yanmış bir dağ üvezi çalısı ilişti.sonra çaydan pek uzak olomayan söğütlükte oturdum.akşamüzeriydi.birden,
yan yana giden iki insan gördüm.bunların çay geçidinden geçtikleri besbelliydi.Aa! danyar ve cemile idi bunlar! gözlerimi onların yüzünden ayıramadım.
ciddi ve endişeliydiler. danyar’ın sırtında bir eşya torbası vardı.çoşku içinde olduğu yürüyüşünden belliydi.önü açık kaputunun uçları.eskimiş çizmelerinin
konçlarına çarpıyordu. cemile beyaz bir şala bürünmüştü ve şal ensesinden sarkıyordu.Üzerinde pek sevdiği renkli bir entari,bu entarinin üzerinde de
pamuklu ceketi vardı.bir eliyle küçük bir bohça taşitor,öbür eliyle danyar’ın torbasının kayışını tutuyordu.
Yürürken konuşuyorlardı.
6.ETKİNLİK
1-”Cemile” metninden tabloda verilen isim çeşitlerine örnekler bularak uygun yerlere yazınız.
2-Bulduğunuz bu isim örneklerinin metne kazandırdıklarını tartışıp sonuçlarını deftere yazınız.
3-Bulduğunuz topluluk isimlerinin bildirdiği varlıklar, topluluk ismi kullanılmadan başka nasıl ifade edilebilir?
4-Bundan hareketle topluluk isimlerinin ifadeye kazandırdıklarını belirtiniz.
7.ETKİNLİK
1-Aşagıda verilen öyküleyici anlatım ögelerinden hareketle kısa bir hikaye yazınız.
Zaman=Bahar
Mekan=Köy
Kişi=Bir köy öğretmeni
2-Oluşturduğunuz metinden özel,cins,tekil,çoğul vb. isimlere örnekler bularak altını çiziniz.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 21

KEFİL
Meros, elbisesinin altında bir hançer saklayarak, Sirakuza Kralı Denis’in yanına sokuldu. Koruyucular hemen kendisini yakalayarak zincire vurdular.
Kral öfke ile sordu:
- Bu hançerle ne yapacaktın? Söyle bakalım!
- Şehri bir zalimden kurtaracaktım.

- Bu arzunun cezasını darağacı üzerinde göreceksin.
- Ölüme hazırım. Af ve aman dilemiyorum. Yalnız bana küçük bir lütûfta bulun: Kız kardeşimle nişanlısını evlendirmek üzere üç günlük mühlet. Arkadaşım bana kefil olacak ve sözümde durmaz isem, öcünü ondan alabileceksin.
Kral kızgın bir alayla güldü ve biraz düşündükten sonra, cevap verdi:
- Sana üç gün müsaade ediyorum. Fakat bilmiş ol ki, bu müddet bittiği zaman görünmediğin takdirde, arkadaşın senin yerine geçecek ve ben seninle ödeşmiş olacağım.
Meros, arkadaşına koştu:
- Kral benim talihsiz teşebbüsümün darağacı üzerinde cezalandırılmasını istiyor. Bununla birlikte, kardeşimin evlenmesinde bulunmak üzere bana üç gün müsaade ediyor. Ben dönünceye kadar onun yanında kefil ol!
Arkadaşı hiç sesini çıkarmadan onu kucakladı, kendini zalim krala teslime gitti. Meros oradan ayrıldı.
Üçüncü gün şafak sökmeden, kardeşi ile nişanlısını birleştirmiş, mühleti geçirmemek için mümkün olduğu kadar acele geri dönüyordu.
Fakat sürekli bir yağmur çabuk yürümesine mâni oldu. Geçtiği dağlarda kaynaklar sel hâline gelmiş, dereler ırmak hâlini almıştı. Yolcu değneğine dayana dayana bir ırmağın kenarına geldiği zaman, büyüyen suların iki kıyıyı birleştiren köprüyü kırıp götürdüğünü ve kemerleri yıldırım gürültüsü ile harap etmekte olduğunu gördü. Böyle bir engel karşısında umutsuzluğa düşerek, kıyıda çırpınmaya, sabırsız bakışlarla uzakları süzmeye başladı. Gütmek istediği yere onu geçirmek için kendisini tehlikeye atacak hiçbir kayık, yaklaşan hiçbir gemi görünmüyor ve sular gittikçe deniz gibi kabarıyordu.
Kıyıya düştü ve ellerini göklere kaldırarak, ağlamaya başladı:
- Ah, Tanrım! Bu kükreyen suları sakinleştir! Zaman geçiyor. Güneş tam tepemize geliyor. Biraz daha ufka yaklaşır ise, arkadaşımı kurtarmak için çok geç kalacağım.
Dalgalar kızgınlığı arttırmaktan başka bir şey yapmıyordu. Sular suları itiyor, saatler geçiyordu. Meros artık tereddüt etmedi, hemen coşkun ırmağın ortasına atıldı. Sularla çetin bir savaş yaptı ve zaferi kazandı.
Karşı kıyıya geçince, Tanrı’ya şükrederek yürüyüşünü hızlandırmaya başladı. Birdenbire, ormanın en sık yerinde kana susamış bir eşkıya sürüsü çıkarak üzerine atıldı ve korkutucu topuzlar ile yolunu kesti.
- Benden ne istiyorsunuz? Hayatımdan başka bir şeyim yok. Onu da krala ve kurtarmaya koştuğum arkadaşıma borçluyum. – diyerek, kendisine yaklaşan bir topuzu yakaladı. Üç haydudu vurarak yere serdi, ötekiler kaçtılar.
Yakıcı bir güneş. Meros yorgunluktan kırılan dizlerinin vücudunun altından kaçtığını hissediyordu.
- Ne işitiyorsun? Bu güzel sesi çıkaran acaba bu dere mi?
Durarak dinledi. Yanındaki taşlıktan neşeli bir kaynak fışkırıyordu. Sevincinden sarhoş olan yolcu eğildi ve yanan vücudunu serinletti.
Güneş şimdi bakışlarını yapraklar arasından uzatarak, yol boyunca dev gibi gölgelerle ağaç şekilleri işliyordu. İki yolcu geçti. Meros onlardan hemen uzaklaştı.
Fakat aralarında bir şey konuştuklarını işitmişti:
- Şu an onu darağacına çekiyorlar!
Yetişememek ihtimali Meros’a kanat verdi ve korku kendisini kamçıladı. Sonunda, uzaktan batan güneş altında Sirakuza şehrinin kuleleri göründü. Çok geçmeden evinin sadık bekçisi Flostratus’a tesadüf etti.
Flostratus onu hemen tanıdı ve titredi:
- Kaç! Artık arkadaşını kurtarmanın zamanı geçti. Hiç olmazsa kendi canını kurtar. Şu dakikada o can veriyor. Her an hiç umudunu kaybetmeden seni bekliyordu ve zalimin alayları sana olan itimadını sarsmamıştı.
- Pekalâ, mademki onu kurtaramayacağım, onun felâketini paylaşmalıyım. O kanlı zalim, “Bir dost, bir dosta ihanet etti!” demesin. Bir yerine iki kişiyi kurban ederek, fazilete daha çok insansın.
Meros, şehrin kapılarına geldiği zaman güneş batıyordu. Darağacını ve etrafında halkı gördü. Arkadaşını, asmak için bir ipe takmışlar, henüz kaldırıyorlardı.
- Dur cellat! İşte, ben geldim. Bu adam benim kefilimdir.
Halk hayret içinde kaldı. İki arkadaş yarı sevinç içinde kucaklaştılar. Hiç kimse bu manzara karşısında duygusuz kalamazdı. Kral bile bu parlak haberi heyecanla öğrendi ve ikisini de huzuruna getirtti.
Uzun bir müddet seyrettikten sonra:
- Hareketiniz kalbimi size bağladı, – dedi. – Demek ki mertlik ve dostluk bağlılığı boş kelimeler değilmiş. Şimdi benim de sizden bir ricam var. Beni de dostluğunuza kabul edin ve üçümüzün kalbi bundan sonra bir olsun.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

May 11

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Mar 02

Günün birinde bir çiçekle su karşılaşır ve arkadaş olurlar. İlk önceleri güzel bir arkadaşlık olarak devam eder birliktelikleri, tabii zaman lâzımdır birbirlerini tanımak için. Gel zaman, git zaman çiçek o kadar mutlu olur ki, mutluluktan içi içine sığmaz artık ve anlar ki, su’ya aşık olmuştur. İlk kez aşık olan çiçek, etrafa kokular saçar, “sırf senin hatırın için ey su” diye… Öyle zaman gelir ki, artık su da içinde çiçeğe karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştır. Zanneder ki, çiçeğe aşıktır ama su da ilk defa aşık oluyordur. Günler ve aylar birbirini kovalar ve çiçek acaba “su beni seviyor mu?” diye düşünmeye başlar. Çünkü su, pek ilgilenmez çiçekle… Halbuki çiçek, alışkın değildir böyle bir sevgiye ve dayanamaz. Çiçek, suya “seni seviyorum” der. Su, “ben de seni seviyorum” der. Aradan zaman geçer ve çiçek yine “seni seviyorum” der. Su, yine “ben de” der. Çiçek, sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler… Artık öyle bir duruma gelir ki, çiçek koku saçamaz etrafa ve son kez suya “seni seviyorum.” der. Su da ona “söyledim ya ben de seni seviyorum.” der ve gün gelir çiçek yataklara düşer. Hastalanmıştır çiçek artık. Rengi solmuş, çehresi sararmıştır çiçeğin. Yataklardadır artık çiçek. Su da başında bekler çiçeğin, yardımcı olmak için sevdiğine… Bellidir ki artık çiçek ölecektir ve son kez zorlukla başını döndürerek çiçek, suya der ki; “seni ben, gerçekten seviyorum.” çok hüzünlenir su bu durum karşısında ve son çare olarak bir doktor çağırır nedir sorun diye… Doktor gelir ve muayene eder çiçeği. Sonra şöyle der doktor: “hastanın durumu ümitsiz artık elimizden birşey gelmez.” Su, merak eder, sevgilisinin ölümüne sebep olan hastalık nedir diye ve sorar doktora. Doktor, şöyle bir bakar suya ve der ki: “çiçeğin bir hastalığı yok dostum… bu çiçek sadece susuz kalmış, ölümü onun için” der. Ve anlamıştır artık su, sevgiliye sadece “seni seviyorum” demek yetmemektedir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Şub 22

evimizdeki hayalet

öykü
evimizdeki hayalet

Pencerenin önüne oturuyorum..Kül rengi akşam-

lardan biri başlıyor yine…İnsanlar, akşamın geldiği-

ni fark ederek tüneğine tüneyen tavuklar gibi evle-

rine çekiliyor, ve cadde birazdan ıssızlaşıyor…

Çocukluğumun geçtiği kasaba yıllarına dönüyorum

doğduğum evi hayal meyal hatırlıyorum, bahçenin

içinde kocaman bir ceviz ağacı vardı, amcanın karı-

sı dikmişti galiba…Tek katlı, taştan yapılma, evin

rüzgar vurdukça garip sesler çıkaran pencere ka-

pakları, ve gök gürültülü gecelerde, bir kadın çığlı

ğına benzeyen sesler içimde ürperti yaratırdı.

Ebem, bu seslerin bahçeden geldiğini söylerdi.

Halamın kızı, Bedriye, bizim bahçede bir mezar ol-

duğu, ama bu mezarda kimin yattığını kimsenin bil

mediğini söylerdi..Eskiden evin içinde tuvalet ol-

madığı için-, tüm kasaba evlerinde tuvaletler dışar

dadır, çişimi yapmak için korka korka yüz numara-

ya girerdim. Arkamdan sanki bir tutacakmış gibi

bir hisse kapılır, kaçarak eve girerdim…

Geceleri , gerçekten de bahçeden tuhaf sesler

geliyordu. Ebem, çişimi yaparken, sakın ceviz ağa-

cının dibine işeme, gece sıcak su dökme diye beni

uyarırdı…Ebeme sorardım, ” torunum Cinler adamı

çarpar derdi…

O günden sonra Cin korkusu içime iyice yer-

leşmişti. Hacı amcamın köyüne gittiğimde, köy

çocukları küllükte gece yarılarına kadar korkusuz-

ca oynarken, ben evden dışarı çıkmazdım..Amcam-

ın kızları, mısır koçanları içinde ,anne ve babaları-

nın yatmasını da fırsat bilerek geç vakte kadar oy-

narlardı..En çok ta söbe oyunu oynarlardı. Biri ebe

olur, gözlerini kapar, diğerleri saklanır, gidip onları

bulmaya çalışırken, kurnaz olan gelir ebenin dur-

duğu yeri söbelerdi..

Cinden sonra, en çok korktuğum yılanlardı

Yazın Aleyçikte “bağ evi” yatılırdı…Amcanın kızları

yere yatak serer yatardık..Ama uyuyamazdım,

hışır hışır sesler duyardım. Bildiğim tüm duaları

okurdum, amcamın küçük kızı Nurgül, “yat sabaha

daha çok var !” diye beni teskin etmeye çalışrdı

Dışardan hışır hışır diye sesler geliyor derdim

“Sana öyle gelmiş, korkacak bir şey yok !”derdi

“Ya yatarken boğazımıza yılan akarsa derdim

Yılan, gece olmaz, hem çok sıcakta çıkar yılanlar

Sabah, güneşi tepeden doğarken, karpuz tarlasına

giderek, karpuzlardan olgun bir tanesini tefeğinden

koparan amcamın büyük kızı, Rahime, aleyçiğe

getirir, küçük bir naylon tabağa keserek, yanına da

çırpma “soğan domates biber maydonoz” yaparak

bize öğle ziyafeti çekerdi..

Küllüğe sakın işeme derdi Rahime abla..

“İşersem ne olur ?”derdim.

” Dişisine rastlarsan sana aşık olur ! Sonra bir

daha, hiçbir kızla evlenemezsin !” derdi..

Gece yatıyordum…Bir ses, davul zurna sesi

şamata, hayal mi görüyorum aceba dedim…Hayal

değildi, sesler bağın içinden geliyordu. Korkudan

sesimi çıkaramıyordum, sanki üzerime bir adam

oturmuş, boğazımı sıkıyordu, bağırmak istiyordum

ama ne mümkün…Amcamın kızları aşağı kavaklığa

gitmişti..Bostanları vardı orada. Birden bir hışıltı

duydum, koskocaman bir kafa, çatal dili olan en az

üç metre boyunda bir yılan ,yatağımın yanında

durmuyor mu ? Soğuk soğuk terler döküyorum

Amcamın ortanca kızı, ” haydi kalk Ertan abi !”dedi.

“Öğlen oldu, gözümü bir açtım yatakktayım…

Ama gördüğüm rüyanın etkisinde o kadar kalmışım

ki, yatağımın yanında yılan arıyorum. Nilgün, şaşkın

şaşkın yüzüme bakıyor. “Ne arıyorsun Ertan abi !”

dedi. ” Yılan…yatağımın yanında gördüm…Nereye

gitti ? “dedim. Güldü, yatağımın yamında renkli bir

ip duruyordu.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Şub 22

Hikayeler
Hikaye Ekle
Asker hikayeleri
Aşk Hikayeleri
Çocuk Hikayeleri
Diğer Hikayeler
Dini Hikayeler
Dostluk Hikayeleri
Gerçek Hikayeler
Komik Hikayeler
Korku hikayeleri
Mektuplar
Sevgi Hikayeleri
Türkü Hikayeleri

:.:.)Sen benim gözlerime hiç bakmadIn ki.:.:.)

Gözlerin kayIyor gözlerimden , sözlerin birer bIçak gibi ; karnIma saplanIyorlar teker teker.
sen anlatmaya devam ederken , ben asLInda seni dinlemiyorum. kokularIn anlatIyor bana gidecegini , simdiden gitmeye basladILar bile.

ellerini bir yukarI, bir asagI hareket ettirirken bile gözlerin yükselmiyor yerden.sürekli aynI kelimeleri seçiyorum cümlelerinden }olmadI.} }olmaz.} , bir döngü halinde 2
cümlede bir kendilerini tekrar ettiriyorlar , sen benim gözlerime hala bakamazken.

bütün oda dagILmIs , kitaplar yerlerde , yastIgIm kucagImda , bIraktIklarIn ise yatagIn üzerinde duruyorlar ; dokunulmamIs.
kIrIk kapImIn hemen berisinde durup bana bakIyorsun , agzIna gelen her lafI söylerken.

ben seni dinlemiyorum ki ; sadece ileriye geriye sallanIyorum. kokularIn gidisinin yasInI tutuyorum.

uzun bir sessizlikten sonra }bir seyler söyle} lafInla bozuluyor sessizlik.

ne diyebilirdim ki sana ; ellerim titrerken , ben yastIgIma sarILmIs ileri geri sallanIrken.diyecek gücüm mü vardı ki?

hatta , sana bir }gitme} diyebilecek gücüm bile yoktu. yastIgI sIkIyordum ben bütün gücümle ve senden kalanlar yatagIn üzerinde duruyordu.

sen beni }hiçbir seysizlik} ile suçlarken , ben seni dinlemiyordum ki.

sen benim }imkansIzLIk}larımdan bahsederken , ben seni hiç mi hiç dinlemiyordum.

sen bana küfür ederken ,
ben senin gözlerine son bir kez daha bakmaya çaLIsIyordum.

ki , sanIrIm basarIsIz oldum.
çünkü ; sadece gözlerim anlatabilirdi sana ne oldugunu. ne hissettigimi , neden yaptIgImı , o gün ne olduğunu , kapImI neden kIrdIgImI , neden sürekli tIrnaklarImI yedigimi , neden iç
çektigimi , neden oldugum yerde saydIgImI.

ama sen benim gözlerime hiç bakmadın ki.
hiçbir kelime anlatamazdI sana , seni ne kadar çok geri istedigimi , eskisi gibi.
ama sana dur da diyemedim , gücüm yoktu.
yitiktim , kötü bir sekilde düsmüstüm.
ve bu sefer kaldIran bir }sen} yoktun.

sen orada senden geri kalanlarI çabucak toplarken , ben yastIgImI IsIrIyordum , ileri geri sallanIyordum. içimden }gitme} diye bagIrIyordum , gözyaslarIma engel olmaya çaLIsarak.

}hala bir sey söylemeyecek misin?} derken parçalandI içim , kendimi bir türlü inandIramadIgIm }senin gidecegin} gerçegini artIk beynim de algILamaya baslamIstI.

ne diyebilirdim ki.
gitme demeye cesaretim ve gücüm yokken ;
}hosça kal} çIktI agzImdan.

sen benim KIrIk kapImI vurup çIkarken , ben yastIgIma sarILIyordum yere yatIp , kIrILmIs camlarIn üzerine , ilk ve son yas töreni için.

sana , }gitme} diyecektim.

ama sen benim gözlerime hiç bakmadIn ki..

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Şub 22

KANLI ÇİFTLİK

başlık :KANLI ÇİFTLİK
ekrem güneşli

Behram Bey, odanın içinde heyecan içinde

Oprt. Dr. Kaan’ın getireceği haberi bekliyordu.

Gidip geliyordu ,eli arkasında. Odaya bir hemşire

girdi, “hemşire hanım, Kaan Bey, ne zaman ame-

liyathaneden çıkar !” dedi..Hemşire, “bugün ancak

öğleden sonra gelebilir odasına, işiniz varsa görün

yoksa oturup bekleyin !” dedi..Odanın kapısı açıktı.

Bir koltuğa oturdu, masanın üstünde duran tıp

dergilerini karıştırmaya başladı. İlaç reklamları,

doktorların yazdığı makaleler, ve İngilizce bazı tıp

dergileri vardı. AIDS den nasıl korunalım diyen

duvarda çerçeveli yazı dikkatini çektmişti ,okuma -

ya başladı, sonra sıkıldı, pencereyi açıp dışarı baktı

Öğleye doğru, genç doktor odaya girdi..Yorgun

görünüyordu. “Yengen , ameliyata alındı mı ?”dedi..

Oprt.Dr.Kaan, tıp dilince birşeyler söyledi.

“Yahu, ben tıptan ne anlarım, şunu doğru dürüst

anlatsana !” dedi..

“Bak, arkadaşım, yengenin rahminde kist tespit

ettik, doku alınıp labaratuvarda incelenecek urun

habis mi değil mi olduğu belli olduktan sonra

tedavi ona göre yapılacak…Temenni etmem ya,

kanseli hücreye rastlarsak, kanserin diğer organ-

lara yayılıp yayılmadığı , hastalığın ne safhada

olduğu araştırılacak !”

“Peki, yavrumuzun durumu ?”

” Şey…! Üzgünüm , ama rahim içini kazıyaca-

ğımız için, yani daha açık konuşuyım, kürtaj yapa

cağımız için, bebeği de almak zorundayız….!”

“Bunun başka çaresi yok mu ? Gerekirse

tüm malımı ,hatta çiftliğimi satmaya razıyım

Kaan !”

“Amerika’da rahim kanserleri üzerinde araş-

tırma yapıldığını bir tıp dergisinde okudum, hatta

araştırmayı yapan ekipte bir de Türk doktor var-

mış…Ama, Amerika’ya gidersen, ne netice alırsın

hiç birşey söyleyemem….!”

Genç doktor, Behram Beye, acı hakikatı söy-

lemek istemiyordu. ” Yengeye, geç kalınmış

diyecek oluyor, zaten kalbi zayıf olan adamın bu

acıya dayanamayacağından endişe ediyordu.

* * * *

Ayşe hanım, ” bey , hastaneden çıkar beni,

ne yemeklerine alışabildim ne de ilaç kokusuna,

öleceksem, evimde ölüyüm !” dedi..

Behram Bey, gülümsedi, ” Kim demiş ölecek

sin diye…! Turp gibisin…! Ameliyat oldun, o kadar

halsizlik olur ! Eline bir diken batıyor da, canın

acıyor, eee, bu da bıçak yarası !” diye genç karısını

teselli etmeye çalışıyordu.

” Bebeğimizi de kaybettik !”

“Canın sağ olsun, daha genciz, çocuğumuz

olur yine…”

O gün öğleden sonra hastaneden taburcu

edildi, Hasan, cipi getirmişti, hastanenin bahçesine.

Behram Bey, koluna girdi, cipe kadar götürdü.

Hasan’a ” Yengen cipte otursun, ben Dr.

arkadaşıma bir Allaha ısmarladık deyip, gelirim

Opr. Dr.Kaan ‘la asönser çıkışında karşılaştı, o

yukarı çıkmak için, asönser bekliyordu.

“Kaan’cığım, seni bir hayli yorduk, kusurumuza

bakma !” dedi..

Genç doktor, yutkundu, ” geçmiş olsun !” dedi..

“Yine bir sıkıntınız olursa, beklerim, annemin de

selamı var…”

Sonra ayrıldılar. Behram Bey, “Şu Kaan çok

içli bir çocuk ! “diye söylendi.” Doktorları duygusuz

sanırdım, onu görünce, yanıldığımı anladım “

* * * *

Ayşe hanım, yatağını pencerenin yanına çektirdi.

Evin işlerini Hasan’ın karısı yapıyordu. Evi süpürü-

yor, bulaşıkları yıkıyor, yemekleri yapıyor, sonra

evine gidiyordu.

Ayşe hanım, ” Sağol kızım ! Allah ne muradın

varsa versin !” diye yataktan kalkamadığı için

gülümseyerek onun arkasından bakıyordu.

Gülbahar”Abla, senin bize gösterdiğin yakınlık

her şeye değer…Kocam da ben de, beyden de sen-

den de çok memnunuz…! Allah, tez zamanda iyi-

leştirir inşallah !” diye kapıyı çekip çıkıyordu evden

* * * *

Gülbahar, gece ağrıdan uyuyamıyor, Behram Bey

kasabadan bir sıhhıyenin eline birkaç kuruş vererek

acılarını dindirmek için, ağrı kesici iğne yaptırıyordu

Bazı geceler, karyolanın yanına bir sandalye atarak

karısının baş ucunda beklerken, uyuya kalıyordu.

Zavallı kadın, durmadan kilo kaybediyordu, aldığı

ilaçlar yüzünden başındaki saçlar dökülmeye baş-

lamış, bere ile kapatmaya çalışıyordu…O güzelim

kadından geriye kuru bir iskelet kalmıştı sanki…

Artık, tuvalete kadar gidecek bir gücü bile yoktu….

Gülbahar,”Bey, Allah’ın gücüne gitmesin ya, hep

iyileri alıyor, dün gece , çok kötü bir rüya gördüm

Ayşe hanımın koynuna, boz bir yılan girdi, ter içinde

uyandım…Seni uyandırmaya kıyamadım…Galiba

hanımım gidici…!” dedi..

“Ağzından yel alsın, bey de çok yaşamaz !

Biliyorsun, iki kere kalp krizi geçirmiş….!”

” Ben, evi süpürüyüm de, ablayı bir

yoklayım…! Beyin, kirli gömlekleri varsa ,

makinada yıkayım…! Yemek yapıyım ! Sen de

atlara tımar yaptıktan sonra oraya gel…!”

” Kahya, kasabada benim arkamdan atıp

tutuyormuş…Derviş Bey, yanına almış iti…! Onun

ne biçim adam olduğunu bilmiyor, şeytane papucu-

nu ters giydirir…Şoförü de yanına alacakmış …”

“Elin lafına bakma Hasan’ım ! El nalına da vurur

mıhına da…!”

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: