.
Eyl 03

Bateri (Davul) Çalmayı Öğrenin

1.

Bateride temel olarak hangi ritimler vardır?

2.

Baget nasıl tutulur?

3.

Evde bateri nasıl çalışır?

4.

Bateri çalmak için nota bilmek gerekir mi?

5.

Bateri çalmak isteyenler nasıl başlayabilir?

6.

Her isteyen bateri çalabilir mi?

7.

Bateride davulların sesleri arasında ne fark vardır?

8.

Davul ne ile çalınır?

9.

Bateride zillerin arasında ne fark vardır?

10.

Standart bir bateri hangi elemanlardan oluşur?

11.

Baterinin orkestradaki yeri nedir?

http://www.uzmantv.com/evde-bateri-nasil-calisir

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01


Japonlar bunu da yaptı. Çıplak gösteren kamera ve gözlükten sonra şimdi de çıplak gösteren lens ve telefon icat edildi.

Japon Kaya Optics adlı bir firma, kişilerin kıyafetlerinin altındaki tüm detayları(!) görmeyi sağlayan bir lens icat ettiklerini açıkladı. Güvenlik şirketlerinin kullanması için yapılan lensin başka niyetleri olan kişilerin eline geçmesi çok kötü sonuçlar doğuracak gibi gözüküyor. Lens derken göze takılan lenslerden bahsettiğimizi düşünmeyin. Lens, her türlü dijital kamera ve fotoğraf makinelerine takılabilecek bir aparat. Aşağıdaki resimlerde bu lensin marifetlerini görebilirsiniz.





Konu hakkında daha fazla bilgi edinmek ve örnek fotoğraflar için;
http://www.kaya-optics.com/products/experiments.shtml

Bir diğeri ise


Japonya’nın her zaman ilk teknolojik gelişmeleri kullandığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Gelecek nesil telefonları da ilk onlar buldu ve kullanıyor. X5005 adlı telefonda bir X-ray kamera mevcut. Peki ne demek X-Ray kamera? Erkeklerin rüyası demek, yıllardır hayali kurulan teknoloji demek. Bu telefonun Türkiye’ye geldiğinde olacak durumları düşenemiyorum bile.. Suç oranları artacağı kesin..

Kaynak : www.techno-labs.com

 

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01

bügünkü sabah gazetesinde ve bütün haber kanallarında yer alan bir haber dikkatimi çekti.abd de bir papaz kadınsız yaşamanın zor olduğunu söylüyor ve  uzun yıllardır bir kadınla birlikte olduğunu dile getiriyordu.bir de çocukları olmuş.malumunuz hristiyan din adamları evlenemez.halkın büyük destek verdiği papaz  kiliseden atılacakmış.o bizim sorunmuz değil.bizi ilgilendiren kısmı şu: erkekler kadınsız yaşayamaz mı

? bana sorarsanız yaşayamaz ve ben zaten uzun yıllardır şunu merak ediyorum.bizde de bazı din adamları cemaat önderleri var  evli değilller.mesela  Fethullah Gülen  Hocaefendi evli değil.bizi de ilgilendirmez evli olup olmadığı aslında .benimki sadece merak bir erkek normal bir erkek ilişkiye girmeden nasıl yaşar? yani evlenmeden nasıl yaşar?ben bunu bir kaç kişiyle de konuşmuştum  onlar da< bana merak edilecek başka konu kalmadı mı demişdi. bence  bir erkeğin uzun süre ilişkisiz yaşaması için hadım olması gerekir ya da  seçilmiş insan…siz ne dersiniz?

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01

TÜBİTAK’a gelen ilginç sorular

Kargaların ortalama ömrünün yaklaşık 200 yıl olduğunu duymuştum. Bu doğru mu?

Doğada vahşi olarak yaşayan kargalar en fazla 13-14 yıl kadar yaşar. Esaret altındaysa 40 yıldan fazla yaşayabilirler. İngiltere’den verilen bir kayda göre kargalardan bir tanesi 80 yıl kadar yaşamış. Bilindiği gibi kuşlar esaret altında iyi bakılırlarsa normal yaşamlarında çok daha fazla yaşayabiliyorlar. Doğada koşullar her zaman daha zordur.

Balıklar su içer mi?

Yaşamın kaynağı olan su, canlıların vücutlarında değişik oranlarda bulunur. Bu, suyu tüm canlılar fizyolojik olarak kullandığı anlamına gelir. Buna su içinde yaşayan canlılar da dahil. Bu yüzden balıklar su içerler.

Karnımız neden bazen guruldar?

Mide, sürekli olarak kasılan ve hareket eden bir organdır. Mide dolu olduğunda, tüm bu aktiviteler normal ilerleyişini sürdürür. Ancak boş olduğunda da kasılmalar devam eder. Bu kasılma hareketleri devam ederken, mide duvarlarının birbirine sürtünmesi sonucunda da, ‘karın guruldaması’ dediğimiz sesi duyarız.

Köpekbalıkları neden kansere yakalanmaz?

Köpekbalıkları hastalıklara karşı oldukça dirençlidir. Bunun nedenlerinden birisi son derece güçlü bağışıklık sistemine sahip olmaları. Bu sayede kansere de yakalanmazlar.

Çift sarılı yumurtadan çift civciv çıkar mı?

Çift sarılı bir yumurtada yavru gelişimi meydana gelse de yavrulardan biri yaşam savaşında diğerini yener. Ancak genellikle iki yavru da henüz yumurtadan çıkmadan yaşamlarını yitirir.

Neden kuru fasulye gibi baklagiller gaz yapar?

Sindirim enzimlerimizin yetersiz kaldığı besinler, kalın bağırsağımızdaki simbiyont bakteriler tarafından parçalanırlar. Bu işlem sırasında da bağırsak gazını oluşturan gazlar açığa çıkar. Baklagillerde bulunan oligosakkaritlerin sindirimi için enzimlerimiz yetersiz kaldığı için, bu besinler yendiğinde bağırsaklarda normalden daha fazla gaz oluşur.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01

1940 tarihli Yurtbilgisi Dersleri kitabı

Tarık Emin Rona’nın İlkokul 5. sınıflar için hazırlanan 1940 tarihli Yurtbilgisi Dersleri kitabındaki bazı ifadeler şöyle:

‘Hırsız ve yankesiciler ne kadar iğrenç, ne kadar kötü insanlardır. Fakat yeryüzünde ve yurt içinde bunlardan daha iğrenç, daha zararlı adamlar da vardır. Bunlara kaçakçı derler. Gümrük vergisi vermemek için yabancı memleket malını türlü düzenlerle gizlice yurda sokan adam, bir kaçakçıdır. Vergi vermemek için mal ve kazancını saklıyan nankör hainlere de kaçakçı denir.

Türk çocuğu! Yurdunu çiğneyen düşmanı ezmek için her zaman dinç olan kolun, kaçakçıları da en büyük yurt düşmanı sayarak gırtlağından kavramalıdır.’

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01

Nobel ile gelen cinayet

martin-luther-king.jpg

ABD’de siyahiler, kendi taleplerini dile getirirken, bazı bölgelerde siyah-beyaz çatışmaları yaşandığı günlerdi. Martin Luther King bu hareketin en sağduyulu sesiydi ve geniş taraftar kitlesi buldu. Vietnam Savaşı’na karşı çıkan Nobel Barış ödüllü King, 4 Nisan 1968′de kaldığı otelin karşısında bulunan otelden açılan ateş sonucu öldürüldü. King’in ölümü bütün ülkede üzüntü yarattı. Şiddet yanlısı siyahiler, bir dizi eyleme girişti. Suikasta kurban giden ABD Başkanı Kennedy’in kardeşi Senatör Robert Kennedy, şiddet olaylarını durdurmak için bir zenci mahallesinde yaptığı konuşma ile olayları durdurmaya çalıştı. Fakat, King ve ağabeyi gibi o da 5 Haziran 1968′de bir Filistinli tarafından öldürüldü. Bu suikastları, ABD’de demokrasi ve insan haklarını istemeyenlerin gerçekleştirdiği iddiaları gündemden hiç silinmedi.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01

Turgut Özal ermiş miydi?

Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın oğlu Ahmet Özal, Yeni Şafak Gazetesi’nde Taha Kıvanç takma adıyla yazan Fehmi Koru’ya babasının ermiş olduğunu ve mezarını bir evliyanın yaptığını anlattı. Koru’nun “Mahremi öldürdük” başlıklı yazısında Ahmet Özal, babasının mezarını yapan ustanın kamera kayıtlarında görünmediğini sadece mermerlerin hareket ettiğini iddia etti. Koru’nun “Sırlı programlara konu olacak” diye yorumladığı hikaye şöyle:

Ahmet Özal annesi ve babasıyla İstanbul Adnan Menderes Bulvarı’ndan geçerken, Turgut Özal, Adnan Menderes’in anıt mezarı hizasında otomobili durdurur. Başını pencereden çıkarıp mezara doğru bakar ve oğluna vasiyet eder: “Öldüğümde ne yap et, benim cesedimi buraya gömdür.” Ahmet Özal şaşırır ve “Allah gecinden versin, sen daha çok yaşayacaksın” der. Özal, yine de cumhurbaşkanlarının devlet mezarlığına gömüldüğünü, ancak kendisinin halkın yanında olmak istediğini söyler. Oğluna, “Sen bu dediğimi unutma yeter” der. Turgut Özal, bu olay yaşandıktan iki hafta sonra aniden yaşamını yitirir.

Vasiyet ettiği alanda mezarlık düzenlemesiyle, dönemin İstanbul Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürü Mustafa Bey (Dönemin Mezarlıklar Müdürü Kazım Gülmez’dir) ilgilenir. Mezarın pembe mermerden yapılması düşünülür. Ancak bir türlü aranan usta bulunamaz. Bir gün sakallı biri ortaya çıkar. Bursalı olduğunu ve bu işi parasız yapmak istediğini söyler. Ortaya beklenenden iyi bir işçilik çıkar. Mustafa Bey, işin kalitesini görünce, meçhul mezar ustasının peşine düşer. Mezar yapımında çalışan hiç kimse mezarcıyı hatırlayamaz. Adamı göstermek için çalışma sırasında çekilen görüntüleri izlemeye başladığında, mermer parçalarının işlendiğini, ancak işleyenin görünmediğini fark eder. Şaşırır. Kaseti Özal’ın oğlu Ahmet Özal ve eşi Semra Özal’a da izletir. Ahmet Özal, o görüntüleri, “Hayretle izledim. Mermer parçaları işleniyor, sonra birbirinin yanına konuyordu, tamam, fakat adam ortada görünmüyordu. Saatler ve saatler boyu sadece mermerler.”

(http://www.netpano.com)

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eyl 01
Anektodlar

1. Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:

- `Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem` der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:

- `Ben çekilirim.`

2. Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif` i küçük düşürmek ister:
- `Afedersiniz, siz veteriner misiniz?` Mehmet Akif hiç istifini bozmadan şöyle yanıtlamış:

- `Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?`

3. Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates`e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.

Sokrat, gayet sakin: – `Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum` demiş.

4. Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill`i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:

- `Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.` Churchill, hemen cevap göndermiş:

- `Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.`

5. Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:

- `İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum` diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:

- `Ben seni kaybettiğin para icin değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.`

6. Meşhur bir filozofa:
- `Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?` diye sorulduğunda:
- `Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan` demiş.

7. Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile` ye hasımlarından biri:
- `Efendim` demiş, `Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük degil mi?`

Galile: – `Doğru` demiş, `Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?`

8. Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca,
Yavuz ona: – `Sen sır saklamayı bilir misin?` diye sormuş.
Vezir: – `Evet hünkarım, bilirim` dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: – `İyi, ben de bilirim.`

9..Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu türleri incelemesi için Sheaksper’a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:

Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..

10 .Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui’ ye:Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü?
Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.
Kral, alaylı alaylı gülerek:
Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık,sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.

11.Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon’ un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.

12.İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında: Bu bana iyi bir ders oldu!!

13.Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der: Biz de onlara yaklaşıyoruz.

14.Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanır mısınız?
Filozof : Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım

15.Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca,
Sokrat:Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!

16.Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill` e kızgın kızgın şöyle seslenir:
- `Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım.`
Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır: – `Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.`

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 26

KRAL GERÇEKTEN ÇIPLAK MIYDI?

hikaye herkesin malumu o yüzden uzun uzun anlatmaya gerek yok. direk açıklamalara ya da sorgulamalara geçelim. bizce terziler haklıydı çünkü:

1- terziler krala “bu elbiseyi aptallar göremez” demişlerdi. bu durumda topluluk içinde kralın çıplak görülmesi elbisenin olmadığı anlamına geldiği gibi,-en az 1. hüküm kadar doğru olduğu kadar kuvvetle muhtemeldir ki- hazır bulunan topluluk içinde akıllı kişi olmadığı anlmına da gelebilir. kimsenin elbiseyi görmemesi öncülü bizi kesin olarak “elbise yok” sonucuna götürmez.
2- kralın çıplak olduğunu söyleyen bir çocuktu. buda bizim kralın çıplaklığından şüphe etmemiz için ciddi bir nedendir. Çünkü:
a- terziler “aptallar göremez” demişti. zihinsel olgunlaşma sürecini tamamlamaış hatta henüz başlarında olan bir kişi (burada bu kişi çocuk) aptal yada akıllı olarak nitelenemez.bu durumda elbise konusundaki yorumları doğal olarak delil kabul edilemez.
b- çocuğun zihinsel olgunluğunu tamamlamamış olduğunun bir başka dayanak noktası ise (yani aklı başında biri olmadığının delili) krala çıplak diyebilecek kadar davranışlarını tartmaktan aciz ve bir adım sonrasını hesaplayamayacak derecede akıl yürütme melekelerinden yoksun olduğunu gösterir.
her halükarda bu konuda çocuğun sözleri delil kabul edilemez ve buradan kralın çıplak olduğu sonucu çıkarılamaz. (aslında diğer insanların çocuğu onaylaması inandırıcılık arz eder gibi görünse de az sonra bu konuya da değinilecektir.)
sonuç olarak çocuğun “kral çıplaaaaak” diye bağırması kralın çıplak olduğu anlamına gelmez.

3- bir başka dikkat edilmesi gereken nokta da şudur ki; Söz konusu olan kişi bir kraldır ve düşmanlarının olması da son derece doğaldır. böyle bir durumda kralın yerine göz diken bir takım şer güçler ve hatta dış mihraklar kralı toplum içinde küçük düşürmek,karizmasını zedelemek için böyle bir yola başvurmuş ve ahaliyi (özellikle aptal olanları) daha önceden provake ederek “zaten elbise falan yok bu adamlar kralı kandırıyor kral da hazineyi çar çur ediyor bak göreceksiniz kral çıkınca elbisesi üzerinde olmayacak…..öle di mi abi sen aptalmısın?değilsin o halde elbiseyi görmüyorsan yok demektir…haksız mıyım abi?” bu soruya kimse evet demeyeceği için kitle gaza gelerek toplu bir hareket ile hem aptallılarını gizleyecek hem de halk kahramanı olacaklardı. bu gerçeğin farkında olan şer güç odakları elbette bunu kullanarak komplo hazırlamış olabilir. zaten duygusal ve naif bir insan olan kralın bu durumda çok utanmış ve kan dökülmesini önlemek için sarayına çekilmiş olması da muhtemeldir. (zaten bir dirayetli bir yöneticinin de farklı davranması beklenemez. bkz. muhtelif yeniçeri ayaklanmalarında ki padişahların durumu)

4- büyük bir çoğunluğun bir şeyi onaylaması onun doğru olduğu anlamına gelmez. bundan bin yıl önce de herkes dünyanın düz olduğuna inanıyordu. (örneğin euclides ve düzlem geometri)ama bu asla dünyanın düz olduğu anlamına gelmedi. bir grupta kimsenin elbiseleri görememesi, elbiselerin olmadığı anlamına gelebildiği gibi oradaki herkesin aptal olduğu anlamına da pekala gelebilir.

5- kralın çıplak olduğunu bir an için kabul edersek;bunu bağırarak ifade den bir topluluk zaten aptladır. çünkü;kralın çıplak olduğunun herkesçe bilinmesi ülkenin politik ve ekonomik konumunu,diğer ülkeler arasındaki karizmasını zedeler.(örneğin, ooooo sizin kral geçenlerde çıplakmış cillop gibi de kasesi varmış, abi sizin ülkede herkesin kasesi kralın ki gibi dimdizlak mı,yada politik bir toplantıda diğer ülke temsilcilerinin ara verildiğinde,kralın arkasından kral bey herkese göstertmişsiniz bize de gösterin hatta farkı neyse verelim de bi sürttürelim….vs vs vs) böyle bir ülkenin de dünya dengesinde söz sahibi olması ekonomisini düzeltmesi mümkün değildir. bu durumda eğer kral çıplaksa bile akıllı bir halkın susması ve el altından sorunu çözmeye çalışması gerekir. konumuz olan halk ise böyle yapmamış bağırmış çağırmış hatta bununla da yetinmeyip her önüne gelene bu hikayeyi anlatarak,unutulmasına da engel olmuştur. böylesi bir toplumun aptal olduğu tartışmasızdır. aptallarda bu elbiseyi göremediğine göre tabii ki kralı çıplak sandılar.

sonuç olarak : kralın çıplak olduğu yolunda inandırıcı hiç bir delilimiz yoktur.

sonuç olarak 2 : burada dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta da zavallı dürüst ve alınteriyle çalışan terzilerin şarlatan olarak karalanmasıdır. burada ota boka tepki gösteren sivil toplum örgütlerini özellikle de terziler federasyonunu göreve davet ediyoruz. tüm terzilerin alnına sürülen bu lekeyi temizlemek onların asli görevidir.

not : ayrıca çıplak olmak hiç te öyle kötü bir şey değildir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ağu 26

yalan söylemek gerçekten kötü müdür?

yalan söylemenin kötü olduğunu hep duyarız ama bunun gerçekten böyle olduğunun emprik bir deliline rastlanmış değildir.yalanın kötü olarak nitelenmesinin nedeni genelde yalanın kendisi ile değil de sonuçları ile ilgilidir. yani kötü sonuçlar doğurduğu (küçük düşme,başkalarının zarara uğraması vb.) için “kötü” olarak nitelendirilir.oysa bir şeyin iyi ya da kötü olmasının ölçütünün sonuçlarında aranması kaçınılmaz olarak göreliliği getirir. bu durmda ise duruma göre iyi ya da kötü şeyler ortaya çıkar.eğer “yalan kötüdür” diye evrensel olması gereken bir yargıdan söz ediyorsak,”kötü” yü sonuçlarda değil o yalanın içinde aramamız gerekir.

yalanın tanımına baktığımızda,en basit haliyle “gerçeğin olduğundan farklı gösterilmesi ya da gizlenmesi” ifadesi ile karşılaşırız.gerçeğin olduğundan farklı gösterilmesinde ne kötülük olabilir? eğer gerçeğin farklı gösterilmesi ya da saklanması özünde kötü ise,insanların hayatlarını kurtarmak,devletin bekasına yardımcı olmak,vb. amaçlar için yapılan farklı gösterme ya da gizleme eylemleri de kötü olmalıdır. bunun böyle olmadığı herkesçe malum. o halde “yalan” ın kötü olması özünde bir kötü değil göreli olarak kötüdür.

o zaman sorun “neye göre kötü?” dür. yalan insan ilişkilerinde ortaya çıkan bir durum olduğuna göre yalanın kötü olmasının ölçütüde insan ilişkilerini olumsuz yöne sürüklemesine göre olmalıdır. yalan söylenen bir durumda ilişkilerin kötüye sürüklenmesi yalanın söylendiği zaman değil ortaya çıktığa zamandır. yalan söylenen kişi gerçeği bilmediği için mutludur.çünkü kendisine yalan söylenmesinin nedeni zaten bireyin olumsuz duygulara kapılmasını önlemek içindir.(üzüntü,öfke vs.).yalan söyleyen ise işleri istediği yöne soktuğu için mutludur. durumu incelediğimizde yalanı ilgilendiren kişilerin tümünün mutlu olduğu açıkça görülebilir.mutsuz olma durumu(yani işlerin kötüye gitmeye başlaması) yalan söylendiği anda değil yalan ortaya çıktığı zaman başlar.

sonuç olarak yalanın kötü olması yalanın söylenmesi ile ilgili birşey değil,yalanın ortaya çıkması ile ilgili bir şeydir. yani kötü olan yalan söylemek değil söylenen yalanın anlaşılmasıdır. bu durumda yalan söylememeye çalışmak yerine, sağlam yalan söylemek ve ortaya çıkmasını engelleyici tedbirler almak daha ahlaklı ve erdemli bir davranıştır.ortaya çıkması muhtemel yalanların ise hiç söylenmemesi daha uygundur.

yalanın faydaları ise saymakla bitmez;örneğin sevgilisinin kendine aşık olmasını isteyen ama bunun gerçekleşmediğini bilen biri ne kadar mutsuzdur. oysa yalan da olsa delicesine sevilmek hiç sevilmemekten iyidir. yani hayat boyu mutsuz olmaktansa kısa süreli mutluluklar herzaman tercih edilmelidir. hem zaten gerçek dediğimiz şeyde sürekli bir değişim halindedir.değişen birşeye bağlanmaktansa kendi gerçekliğimizi yaratıp üzerine kurulmak daha gerçekçi ve saygıdeğer bir erdemdir.ayrıca hayatı değiştirmek içi çabalamak ama yenilince de bunu kabullenmek yerine kendi istediği dünyayı yaratarak orada yaşamak alkışlanası bir cesarettir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:


Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık
guncel haberci bugunneleroldu Dilekçe Örnekleri