Eyl 01
Anektodlar

1. Dünya nimetlerine ehemmiyet vermeyen yaşayış ve felsefesiyle ünlü filozof Diyojen, bir gün çok dar bir sokakta zenginliğinden başka hiçbir şeyi olmayan kibirli bir adamla karşılaşır. İkisinden biri kenara çekilmedikçe geçmek mümkün değildir. Mağrur zengin, hor gördüğü filozofa:

- `Ben bir serserinin önünden kenara çekilmem` der. Diyojen, kenara çekilerek gayet sakin şu karşılığı verir:

- `Ben çekilirim.`

2. Bir toplantıda, bir genç Mehmet Akif` i küçük düşürmek ister:
- `Afedersiniz, siz veteriner misiniz?` Mehmet Akif hiç istifini bozmadan şöyle yanıtlamış:

- `Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?`

3. Sokrates ve eşi bir türlü iyi geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates`e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiç bir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.

Sokrat, gayet sakin: – `Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağanak zaten bekliyordum` demiş.

4. Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill`i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:

- `Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa.` Churchill, hemen cevap göndermiş:

- `Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa.`

5. Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:

- `İyi ama ben çok az bir paraya oynuyordum` diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:

- `Ben seni kaybettiğin para icin değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.`

6. Meşhur bir filozofa:
- `Servet ayaklarınızın altında olduğu halde neden bu kadar fakirsiniz?` diye sorulduğunda:
- `Ona ulaşmak için eğilmek lazım da ondan` demiş.

7. Kulaklarının büyüklüğü ile ünlü Galile` ye hasımlarından biri:
- `Efendim` demiş, `Kulaklarınız, bir insan için biraz büyük degil mi?`

Galile: – `Doğru` demiş, `Benim kulaklarım bir insan için biraz büyük ama,
seninkiler bir eşek için fazla küçük sayılmaz mı?`

8. Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca,
Yavuz ona: – `Sen sır saklamayı bilir misin?` diye sormuş.
Vezir: – `Evet hünkarım, bilirim` dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış: – `İyi, ben de bilirim.`

9..Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu türleri incelemesi için Sheaksper’a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:

Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın..

10 .Dostlarında biri, Fransız kralı 15. Lui’ ye:Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü?
Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder.
Kral, alaylı alaylı gülerek:
Hakikatten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık,sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.

11.Fransa hükümet ricalinden biri Napolyon’ un bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek:
Önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zapdetmeliydiniz, gibi fikirler belirtmeye başlayınca, Napolyon:Evet, demiş. Onlar parmakla alınabilseydi dediğin gibi yapardım.

12.İdam edilmek üzere olan bir mahkuma:Diyeceğin bir şey var mı? diye sorduklarında: Bu bana iyi bir ders oldu!!

13.Sultan Alparslan 27 bin askeriyle Bizans topraklarında ilerlerken, keşfe gönderdiği askerlerden biri huzuruna gelip telaşla:300 bin kişilik düşman ordusu bize doğru yaklaşıyor, der.
Alparslan hiç önemsemeyerek şöyle der: Biz de onlara yaklaşıyoruz.

14.Bir filozofa sormuşlar: Şansa inanır mısınız?
Filozof : Evet, yoksa sevmediğim insanların başarısını neyle açıklardım

15.Sokrat Ölüme mahkum edildiğinde, eşi:Haksız yere öldürülüyorsun, diye ağlamaya başlayınca,
Sokrat:Ne yani, demiş. Birde haklı yere mi öldürülseydim!

16.Churchill, avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill` e kızgın kızgın şöyle seslenir:
- `Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım.`
Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır: – `Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.`

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 26

KRAL GERÇEKTEN ÇIPLAK MIYDI?

hikaye herkesin malumu o yüzden uzun uzun anlatmaya gerek yok. direk açıklamalara ya da sorgulamalara geçelim. bizce terziler haklıydı çünkü:

1- terziler krala “bu elbiseyi aptallar göremez” demişlerdi. bu durumda topluluk içinde kralın çıplak görülmesi elbisenin olmadığı anlamına geldiği gibi,-en az 1. hüküm kadar doğru olduğu kadar kuvvetle muhtemeldir ki- hazır bulunan topluluk içinde akıllı kişi olmadığı anlmına da gelebilir. kimsenin elbiseyi görmemesi öncülü bizi kesin olarak “elbise yok” sonucuna götürmez.
2- kralın çıplak olduğunu söyleyen bir çocuktu. buda bizim kralın çıplaklığından şüphe etmemiz için ciddi bir nedendir. Çünkü:
a- terziler “aptallar göremez” demişti. zihinsel olgunlaşma sürecini tamamlamaış hatta henüz başlarında olan bir kişi (burada bu kişi çocuk) aptal yada akıllı olarak nitelenemez.bu durumda elbise konusundaki yorumları doğal olarak delil kabul edilemez.
b- çocuğun zihinsel olgunluğunu tamamlamamış olduğunun bir başka dayanak noktası ise (yani aklı başında biri olmadığının delili) krala çıplak diyebilecek kadar davranışlarını tartmaktan aciz ve bir adım sonrasını hesaplayamayacak derecede akıl yürütme melekelerinden yoksun olduğunu gösterir.
her halükarda bu konuda çocuğun sözleri delil kabul edilemez ve buradan kralın çıplak olduğu sonucu çıkarılamaz. (aslında diğer insanların çocuğu onaylaması inandırıcılık arz eder gibi görünse de az sonra bu konuya da değinilecektir.)
sonuç olarak çocuğun “kral çıplaaaaak” diye bağırması kralın çıplak olduğu anlamına gelmez.

3- bir başka dikkat edilmesi gereken nokta da şudur ki; Söz konusu olan kişi bir kraldır ve düşmanlarının olması da son derece doğaldır. böyle bir durumda kralın yerine göz diken bir takım şer güçler ve hatta dış mihraklar kralı toplum içinde küçük düşürmek,karizmasını zedelemek için böyle bir yola başvurmuş ve ahaliyi (özellikle aptal olanları) daha önceden provake ederek “zaten elbise falan yok bu adamlar kralı kandırıyor kral da hazineyi çar çur ediyor bak göreceksiniz kral çıkınca elbisesi üzerinde olmayacak…..öle di mi abi sen aptalmısın?değilsin o halde elbiseyi görmüyorsan yok demektir…haksız mıyım abi?” bu soruya kimse evet demeyeceği için kitle gaza gelerek toplu bir hareket ile hem aptallılarını gizleyecek hem de halk kahramanı olacaklardı. bu gerçeğin farkında olan şer güç odakları elbette bunu kullanarak komplo hazırlamış olabilir. zaten duygusal ve naif bir insan olan kralın bu durumda çok utanmış ve kan dökülmesini önlemek için sarayına çekilmiş olması da muhtemeldir. (zaten bir dirayetli bir yöneticinin de farklı davranması beklenemez. bkz. muhtelif yeniçeri ayaklanmalarında ki padişahların durumu)

4- büyük bir çoğunluğun bir şeyi onaylaması onun doğru olduğu anlamına gelmez. bundan bin yıl önce de herkes dünyanın düz olduğuna inanıyordu. (örneğin euclides ve düzlem geometri)ama bu asla dünyanın düz olduğu anlamına gelmedi. bir grupta kimsenin elbiseleri görememesi, elbiselerin olmadığı anlamına gelebildiği gibi oradaki herkesin aptal olduğu anlamına da pekala gelebilir.

5- kralın çıplak olduğunu bir an için kabul edersek;bunu bağırarak ifade den bir topluluk zaten aptladır. çünkü;kralın çıplak olduğunun herkesçe bilinmesi ülkenin politik ve ekonomik konumunu,diğer ülkeler arasındaki karizmasını zedeler.(örneğin, ooooo sizin kral geçenlerde çıplakmış cillop gibi de kasesi varmış, abi sizin ülkede herkesin kasesi kralın ki gibi dimdizlak mı,yada politik bir toplantıda diğer ülke temsilcilerinin ara verildiğinde,kralın arkasından kral bey herkese göstertmişsiniz bize de gösterin hatta farkı neyse verelim de bi sürttürelim….vs vs vs) böyle bir ülkenin de dünya dengesinde söz sahibi olması ekonomisini düzeltmesi mümkün değildir. bu durumda eğer kral çıplaksa bile akıllı bir halkın susması ve el altından sorunu çözmeye çalışması gerekir. konumuz olan halk ise böyle yapmamış bağırmış çağırmış hatta bununla da yetinmeyip her önüne gelene bu hikayeyi anlatarak,unutulmasına da engel olmuştur. böylesi bir toplumun aptal olduğu tartışmasızdır. aptallarda bu elbiseyi göremediğine göre tabii ki kralı çıplak sandılar.

sonuç olarak : kralın çıplak olduğu yolunda inandırıcı hiç bir delilimiz yoktur.

sonuç olarak 2 : burada dikkat edilmesi gereken bir başka önemli nokta da zavallı dürüst ve alınteriyle çalışan terzilerin şarlatan olarak karalanmasıdır. burada ota boka tepki gösteren sivil toplum örgütlerini özellikle de terziler federasyonunu göreve davet ediyoruz. tüm terzilerin alnına sürülen bu lekeyi temizlemek onların asli görevidir.

not : ayrıca çıplak olmak hiç te öyle kötü bir şey değildir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ağu 26

yalan söylemek gerçekten kötü müdür?

yalan söylemenin kötü olduğunu hep duyarız ama bunun gerçekten böyle olduğunun emprik bir deliline rastlanmış değildir.yalanın kötü olarak nitelenmesinin nedeni genelde yalanın kendisi ile değil de sonuçları ile ilgilidir. yani kötü sonuçlar doğurduğu (küçük düşme,başkalarının zarara uğraması vb.) için “kötü” olarak nitelendirilir.oysa bir şeyin iyi ya da kötü olmasının ölçütünün sonuçlarında aranması kaçınılmaz olarak göreliliği getirir. bu durmda ise duruma göre iyi ya da kötü şeyler ortaya çıkar.eğer “yalan kötüdür” diye evrensel olması gereken bir yargıdan söz ediyorsak,”kötü” yü sonuçlarda değil o yalanın içinde aramamız gerekir.

yalanın tanımına baktığımızda,en basit haliyle “gerçeğin olduğundan farklı gösterilmesi ya da gizlenmesi” ifadesi ile karşılaşırız.gerçeğin olduğundan farklı gösterilmesinde ne kötülük olabilir? eğer gerçeğin farklı gösterilmesi ya da saklanması özünde kötü ise,insanların hayatlarını kurtarmak,devletin bekasına yardımcı olmak,vb. amaçlar için yapılan farklı gösterme ya da gizleme eylemleri de kötü olmalıdır. bunun böyle olmadığı herkesçe malum. o halde “yalan” ın kötü olması özünde bir kötü değil göreli olarak kötüdür.

o zaman sorun “neye göre kötü?” dür. yalan insan ilişkilerinde ortaya çıkan bir durum olduğuna göre yalanın kötü olmasının ölçütüde insan ilişkilerini olumsuz yöne sürüklemesine göre olmalıdır. yalan söylenen bir durumda ilişkilerin kötüye sürüklenmesi yalanın söylendiği zaman değil ortaya çıktığa zamandır. yalan söylenen kişi gerçeği bilmediği için mutludur.çünkü kendisine yalan söylenmesinin nedeni zaten bireyin olumsuz duygulara kapılmasını önlemek içindir.(üzüntü,öfke vs.).yalan söyleyen ise işleri istediği yöne soktuğu için mutludur. durumu incelediğimizde yalanı ilgilendiren kişilerin tümünün mutlu olduğu açıkça görülebilir.mutsuz olma durumu(yani işlerin kötüye gitmeye başlaması) yalan söylendiği anda değil yalan ortaya çıktığı zaman başlar.

sonuç olarak yalanın kötü olması yalanın söylenmesi ile ilgili birşey değil,yalanın ortaya çıkması ile ilgili bir şeydir. yani kötü olan yalan söylemek değil söylenen yalanın anlaşılmasıdır. bu durumda yalan söylememeye çalışmak yerine, sağlam yalan söylemek ve ortaya çıkmasını engelleyici tedbirler almak daha ahlaklı ve erdemli bir davranıştır.ortaya çıkması muhtemel yalanların ise hiç söylenmemesi daha uygundur.

yalanın faydaları ise saymakla bitmez;örneğin sevgilisinin kendine aşık olmasını isteyen ama bunun gerçekleşmediğini bilen biri ne kadar mutsuzdur. oysa yalan da olsa delicesine sevilmek hiç sevilmemekten iyidir. yani hayat boyu mutsuz olmaktansa kısa süreli mutluluklar herzaman tercih edilmelidir. hem zaten gerçek dediğimiz şeyde sürekli bir değişim halindedir.değişen birşeye bağlanmaktansa kendi gerçekliğimizi yaratıp üzerine kurulmak daha gerçekçi ve saygıdeğer bir erdemdir.ayrıca hayatı değiştirmek içi çabalamak ama yenilince de bunu kabullenmek yerine kendi istediği dünyayı yaratarak orada yaşamak alkışlanası bir cesarettir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: