.
Ara 20

b. ÇOCUK BAKIMI
Çocukların sağlıklı yaşaması, düzenli büyüyüp gelişmesinde anne bakımının büyük önemi vardır. Anne bakımının yanı sıra doğumdan itibaren düzenli aralarla sağlık kontrolüne gidilmesi gerekir. Böylece hem çocuğun büyüme ve gelişmesinin normal olup olmadığı değerlendirilir hem de herhangi bir sağlık sorununun erken tanınabilmesi mümkün olabilir. Anneye bebek bakımı ve beslenmesi konusunda bilgi verilir. Hastalık veya gelişme bozukluklarının varlığında kalıcı hasarlar oluşmadan tedavisi yapılır.
Çocuk bakımının önemli bir aşaması temizliktir. Sağlığın korunmasının en önemli ilkesi olan temizlikten, sık sık yapılan alt temizliği ve banyo uygulamaları anlaşılır. Küçük bebeklerin çok sık idrar ve gaita yaptığı göz önüne alınarak sık aralarla altları temizlenmelidir. Bu temizlik önden arkaya doğru yapılmalı, duru su kullanılmalıdır. Bebeğin altı iyice kurulanmalıdır. Doktor önerisi olmadan pudra, krem, merhem kullanılmamalıdır. Kullanılan alt bezlerinin bir kullanımlık hazır bezler olması tercih edilir; ancak bunlar ekonomik yönden pahalıdır. Pamuklu bez kullanılıyorsa bezlerin sabunlu su ile yıkanıp kaynatılması ve çok iyi durulanması gerekir. Bu önlemler, bebeğin kasık ve kalçalarında pişik oluşmasını engelleyebilir. Bebekler genellikle meme emerken altını ıslatır. Bu nedenle özellikle emzirdikten sonra altları değiştirilmelidir.
Sağlıklı bir bebeğe mümkünse her gün banyo yaptırılmalıdır (Resim 5.17). Çünkü banyo deriyi canlandırır, kan dolaşımını arttırır. Özellikle yazın banyo bebeği serinletir, rahat uyumasını sağlar, huzursuzluğunu giderir. Sık yıkanan bebeklerde, hastalık etkeni mikroorganizmalar barınamaz. Bebekleri yıkadıktan sonra besleyip yatırmak en iyisidir. Bebekler mümkün olduğunca açık havaya çıkarılmalı ve aşırıya kaçmadan güneşlendirilmelidir. Bebeğin kemiklerinin gelişmesi için gerekli olan D vitamini, güneş ışınlarının etkisi altında vücutta yapılmaktadır. Bu sebeple hava sıcaklığının 20 °C üstünde olduğu günlerde bebek açık havada güneşlendirilmelidir. Bu sırada kol ve bacaklar açıkta bırakılmalı, başında ise koruyucu şapka bulundurulmalıdır.
Açık havada gezmek bebeği sakinleştirir, iştahını açar. Gezdirme süresi birkaç dakikadan 2 saate kadar uzatılabilir. Kışın doğan bebekler güneşlendirilemeyeceği için ağızdan D vitamini verilmelidir. D vitamini yetersizliği, raşitizm denen kemiklerde şekil bozukluklarına sebep olan bir hastalığa yol açar. Bebek bakımında bir diğer önemli nokta giyimdir. Halk arasında bebeklerin üşümemesi, fazla hareket etmemesi için kundaklanması gerektiği şeklinde bir alışkanlık vardır. Kundaklama, doğuştan kalça çıkığının gözden kaçmasına ya da ilerlemesine sebep olabilir; bebek hareketlerini engeller.

Laktoz: Süt şekeri, sütte bulunan bir disakkarit.

Kalça çıkığı tedavisinde bacakların birbirinden ayrık olarak durması çok önemlidir; oysa kundaklama buna imkân vermez. İlerde önemli sakatlıklara sebep olabilen doğuştan kalça çıkığının en etkili tedavisi için, bol ve geniş ara bezi kullanılmalıdır. Bebeğe pamuklu ve rahat giysiler giydirilmelidir. Bebek kundağa sarılmamalıdır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

c. ÇOCUK BESLENMESİ
Bebekler için en besleyici ve sindirimi en kolay olan besin, anne sütüdür. Anne ve bebek açısından birçok yararı olan anne sütü, inek sütü ile aynı enerjiyi sağlar (100 mL’de 65 kalori). İçerdiği proteinin miktarı ve kalitesi bebeğin büyümesi için ideal düzeydedir. İçerdiği yağ oranı, inek sütü ile aynı olmasına karşı, elzem yağ asitlerince inek sütünden 5 kat zengindir. İnek sütünden daha fazla laktoz içerdiği için daha tatlıdır. Önemli bazı amino asitler anne sütünde bulunmaktadır. Anne sütü, bebeği hastalıklardan koruyan antikorlarca zengindir. Özellikle doğumdan sonraki 2-3 günde salgılanan ilk anne sütü (ağız, kolostrum), antikorlar bakımından çok zengin olduğu için mutlaka bebeğe verilmelidir. Anne sütü, bağırsak enfeksiyonlarından ve alerjik reaksiyonlardan bebeği korur. Ekonomiktir; pişirilme, ısıtılma gibi uygulamaları gerektirmez; her zaman hazırdır ve temizdir. Ayrıca emzirme, anne ile bebek arasında sıcak bir iletişim sağlar. Bebek ve anne arasındaki sevgi bağı doğumdan hemen sonra emzirme ile oluşur (Şekil 5.3).
Yeni doğan bebek, normal şartlarda doğumdan hemen sonra annesinin yanına verilmeli ve emzirilmelidir. İlk saatlerde süt olmayabilir ancak emzirilme işlemi hormonal uyarı ile süt salgılanmasını sağlar. Annenin aldığı ilaçlar, anne sütü ile bebeğe geçeceği için emziren annelerin durumu doktorlarına bildirilmeli ve hekim önerisi olmadan ilaç kullanmamaları sağlanmalıdır.
Anne sütü, ilk aylarda bebek için tamamen yeterlidir. En az 4-6 ay anne sütü verilmelidir. Bu süre içinde su bile verilmesine gerek yoktur. Çünkü bu durumda bebek, anne sütünden daha iyi yararlanmakta ve bağırsaklarında çeşitli bakterilerin üremesi engellenmektedir. Emzirme aralıkları, özellikle ilk zamanlarda, bebek her ağladığında daha sonra 3-4 saatte bir emzirilerek düzenlenmelidir. Bebeğin 3-4 saatten fazla uyuması aşırı acıkmasına ve kan şekerinin düşmesine sebep olabileceği için bebek uyandırılarak emzirilmelidir.
Emzirilen bebek, sütü yutarken birlikte hava da yutmaktadır. Bu sebeple midesinde gaz olur ve bu gaz karın ağrısı ile kusmaya sebep olur. Emzirmeden sonra anne, omzuna temiz bir bez koyup bebeği dik konuma getirmeli, sol eli ile bebeği tutup omuzuna bebeğin başını dayamalıdır. Sağ eli ile bebeğin sırtına hafifçe vurarak sıvazlamalı ve geğirmesi sağlamalıdır.

Şekil 5.3 Emzirmeyle anne ile bebek arasında sevgi bağı kurulur.

Anne sütünün yeterli olduğu, bebeğin normal kilo alması, düzenli idrara çıkması, sakin ve iyi bir uyku uyuması ile anlaşılır. İyi besin ve sıvı almayan bebek huzursuzdur, ağlar, sık sık uyanır. İdrar miktarı azalır. Kilo alamaz. Annenin yeterli ve dengeli beslenmesi; bol sıvı alması, üzüntü ve yorgunluktan uzak durması ile süt salgısı arttırılabilir. Ayrıca doğru emzirme tekniğini bilmemek de süt salgısını azaltan ve ek gıdalara başlanmasına yol açan bir etkendir. İyi boşalmayan memede giderek süt miktarı azalır.
Doğru emzirme tekniği şöyle özetlenebilir: Anne, memeyi su ile temizler. Bebeğin ağzında pamukçuk olursa karbonatlı su ile temizlik yapılır. Anne sırtını dayayarak oturup bebeği kucağına alır. Bebek ne tam yatay ne de dik tutulmalıdır. Meme başı, 2 ve 3. parmaklar arasında tutulup meme başı ve çevredeki renkli bölgenin bir kısmı bebeğin ağzına verilir. Böylece emme esnasında sinir uçları uyarılarak süt salgılanmasını sağlayan hormon salgılanır.
Emzirme, 15-20 dakika kadar sürmelidir. İlk 5 dakikada memelerdeki sütün büyük kısmı boşaltılmasına karşın, emme hızı bebekler arasında değişebileceği için daha uzun süre tutulmalıdır. 10 dakika sonra diğer memeye geçilmelidir. İkinci beslenme sırasında son emzirilen memeye öncelik verilmelidir.

Resim 5.18 Çocuklar, doğumdan itibaren düzenli olarak aşılanmalıdır.

Anne sütü, bebekler için en uygun besindir. Hiçbir ek gıda anne sütünün yerini tutamaz. Çünkü anne sütünün bileşimi, bebeğin en iyi beslenebileceği formüle sahiptir. Ayrıca hastalıklardan koruyucu özellikleri vardır. 6. aydan sonra anne sütü, bebeğin beslenmesi için yetersiz kalmaya başlar. Bu sebeple 6. aydan sonra ek gıdalarla birlikte en az 1 yaşa kadar anne sütü verilmeye devam edilmelidir. Zorunlu sebeplerle anne sütü verilemediğinde ya da ek gıdalara başlanacağı zaman, çocuğun nasıl beslenmesinin gerektiği konusunda, sağlık personeline danışılmalıdır. Böylece çocuğun sindirebileceği yiyeceklere aşamalar şeklinde başlanarak hazımsızlık çekmesi engellenir ve aşırı beslenmeye bağlı ishal gibi rahatsızlıklara sebep olunmaz.
Çocukların büyüme ve gelişmesinde yeterli ve dengeli beslenmenin büyük önemi vardır. Çünkü enerji ihtiyaçları yetişkinlere göre daha fazladır. Büyüme süreci, önemli miktarda enerji harcanmasını gerektirir. Yeni dokuların yapımı; protein, mineral ve vitaminlere olan ihtiyacı arttırır. Sindirim sistemi özellikleri ve kendi kendine yiyebilme yeteneklerinin sınırlı olması, çocukların beslenmesinde daha özenli davranılmasını gerektirir. Ayrıca çocukların beslenmesinde kullanılacak maddelerin temizliğine ve sağlık kurallarına uygunluğuna çok dikkat edilmelidir.
1-5 yaş arasındaki çocuklar, aile üyeleri ile birlikte 3 öğün yemek yemelidir. Öğün aralarında şeker, çikolata, pasta, bisküvi verilmesi çocuğun iştahını kapatarak besin ihtiyacının karşılanmasını engeller. Aşırı şeker alınması da diş çürüklerine sebep olur. Bu yüzden öğün aralarında meyve, meyve suyu ya da süt verilmelidir.
Düzenli beslenme alışkanlığı kazanılmasında ailenin büyük rolü vardır. Büyümesi normal olan bir çocuğun fazla yemeye zorlanmasına gerek yoktur. Çünkü yeterli beslenmenin en güzel kanıtı, büyüme ve gelişmesinin normal sınırlarda olmasıdır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

d. AŞILAMA
Vücudu hastalıklara karşı koruyan bağışıklık sisteminin hastalık etkenlerini tanıyarak koruyucu maddeler (antikor) üretmesinin bir yolu, hastalık etkenleri ya da onların ürünleri ile aşılanmaktır. Hastalıkla hiç karşılaşmamış bir kişiye ölü ya da zayıflatılmış hastalık etkeni ya da onun zehirli ürünleri verildiğinde oluşan antikorlar, edinilmiş bağışıklığı oluşturur. Böylece kişi daha sonra hastalık etkeni ile karşılaştığında onu, daha kolayca tanır ve hastalık yapmasını engeller. Bağışıklık kazanmanın diğer yolu ise hastalığı geçirerek antikor geliştirmektir. Günümüzde birçok önemli bulaşıcı hastalığa karşı aşılar vardır. Bunların bir kısmı düzenli olarak doğumdan itibaren yapılmaktadır (Resim 5.18). Bir kısmı ise sadece gerekli durumlarda yapılır. Ülkemizde düzenli olarak uygulanan aşılar; verem, kızamık, çocuk felci, boğmaca, difteri ve tetanostur. Aşıların uygulama zamanı aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo 5.1 Ülkemizde çocuklara uygulanan aşı takvimi (T.C. Sağlık Bakanlığı, 2005)

Kuduz aşısı gerektiğinde yapılan bir aşıdır. Kabakulak, kızamıkçık, hepatit gibi hastalıklara ait aşılarsa isteğe göre yapılabilen aşılardır.
Aşılama hizmeti, devlete ait sağlık kuruluşlarında ücretsiz olarak verilmektedir. Sağlık ocakları, sağlık merkezleri, ana çocuk sağlığı merkezleri, hastanelerin çocuk sağlığı bölümleri aşılama hizmeti verilen yerlerdir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

2. ÇOCUK SAĞLIĞI

Resim 5.11 Sağlıklı bir toplum, sağlıklı çocuklara sahip olmakla sağlanabilir.

Sağlıklı bir topluma sahip olmanın yolu sağlıklı çocuklara sahip olmaktan geçmektedir (Resim 5.11). Çünkü erişkinlerde görülen bazı sağlık sorunları, çocukluk döneminden kaynaklanmaktadır. Ülkemizde 1960′h yıllarda 1000 canlı doğumda 208 olan bebek ölüm oranı, 1993 yılında 1000 canlı doğumda 52,6′ya, 2005 yılında da 1000 canlı doğumda 24′e düşmüş olmasına rağmen hâlen, gelişmiş ülkelere göre yüksek bir orandadır. Bebek ölümlerini etkileyen faktörler arasında annelerin doğum sayısının artması, annenin eğitim düzeyi, bölgenin sosyoekonomik düzeyi sayılabilir. Bununla birlikte ülkemizde çocuklar ishal, zatürre, kızamık gibi korunulabilen ve tedavisi mümkün hastalıklardan ölmektedir. Bu bilgiler ışığında ülkemizde çocukların hâlen önemli sağlık sorunları olduğu söylenebilir. Çocukların sağlık düzeyini yükseltmenin en önemli yolu, ana babaları çocuk sağlığı konusunda eğitmektir.

Resim 5.12 Bebeklerin ağırlığı ölçülerek büyüme ve gelişmesi takip edilmelidir.

İstatistik açıdan 0-15 yaş arasındakiler çocuk olarak kabul edilmesine rağmen, ana çocuk sağlığı hizmetleri açısından 0-6 yaş arası, çocuk olarak kabul edilmektedir. 7-15 yaş arası ise okul sağlığı hizmetleri arasında incelenmektedir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

a. BÜYÜME VE GELİŞME
Çocuk sağlığının önemli bir adımı çocuğun büyüme ve gelişmesinin izlenmesidir. Özellikle 0-6 yaşlar arasında çocukların bir sağlık personeli tarafından izlenmesi ve muayene edilmesi gerekir. Bu izleme sırasında çocuğun ağırlığı (Resim 5.12), boyu, baş çevresi, diş çıkarması gibi büyüme ile ilgili ölçümleri yapılır ve hastalıklarının erken dönemde tanınabilmesi için muayeneleri yapılır. Aileye, beslenme ve bakım konusunda bilgi verilir.
Türkiye standartlarına göre, zamanında doğan bir bebek 48-50 cm boyunda ve 3000-3500 g ağırlığındadır. Yeni doğan bebeklerin % 95′i 46-50 cm boyundadır. 2500-4500 gram arası ağırlık normal kabul edilir. 2500 gramın altındaki bebekler iyi gelişmemiş ya da prematüre kabul edilir. İri doğan bebeklerin annelerinde şeker hastalığı ihtimali araştırılmalıdır. Genel olarak çocuklar 5. ayda doğum kilosunun 2 katına, 1 yaşında 3 katına erişirler. 1 yaşın sonunda boyları doğurn uzunluğunun 1,5 katına erişir.
0-1 aylık çocuklar yenidoğan, 1-12 aylık çocuklar süt çocuğu (Resim 5.13), 1 -6 yaş arası çocuklar oyun çocuğu, 6-12 yaş arası çocuklar ise okul çocuğu adını alırlar. Yaş gruplarına göre büyüme ve gelişme takibi yapılması daha uygun olur.
Resim 5.13 1-12 ay arası süt çocukluğu dönemidir.
Çocuklar, sağlık ocaklarında, bölgesinden sorumlu ebe ya da hekim tarafından 2, 4, 6, 9 ve 12. aylarda muayene edilmelidir. 2. yaşta 6 ayda bir, 3-6 yaşlar arasında yılda 1 kez muayene gereklidir. Bu muayenelerde çocukların boy ve ağırlıkları da takip edilerek standart ölçüm değerleri ile karşılaştırılır ve çocukların büyüme ve gelişmelerinin nasıl olduğu değerlendirilir.

Resim 5.14 18 aylık çocuklar

Resim 5.15 2 yaşındaki çocuk

Resim 5.16 5 yaşındaki çocuk

Bıngıldak: Kafatası kemikleşmeden önce kemiklerin birleşme yerlerinde bulunan kıkırdak bölümü.

Yenidoğan bebek: Sırtüstü yatınca dizlerini karnına çeker, kollarını kıvırır, yüzüstü yatarken başını yana çevirebilir. Emme ve yakalama refleksleri vardır.
1 aylık bebek: Yüzüstü yatırılınca başını kaldırmaya çalışır. Elinden tutulup kaldırılırsa başını tutamaz, geriye düşer.
3 aylık bebek: Yüzüstü yatırılınca kollarından destek alarak başını yukarı kaldırır, sağa sola çevirir. Ellerinden tutulup oturur duruma getirilince başını tutabilir. Konuşmalara gülümser, ses çıkarır. Arka bıngıldağı kapanır.
4 aylık bebek: Sırtüstü yatarken eline verilen çıngırağı tutar, sallar. Başını dik tutabilir.
5 aylık bebek: Yattığı yerde yuvarlanıp ters döner. Yanına konan eşyaları kendisi alabilir. Yere düşen oyuncağını gözü ile izleyebilir.
6 aylık bebek: Destekle oturabilir. Yabancıları ayırt eder. Yüzüne konan örtüyü çekip “cee” yapar. Alt çenede iki orta kesici dişi çıkar. Her şeyi ağzına götürür.
8 aylık bebek: Destekle yatar konumdan oturur hâle geçer. Eşyaları atarak oynar. “Baba”, “mama” gibi sözcükleri tekrar edebilir. Üst ortada iki kesici diş çıkar.
9 aylık bebek: Destekle ayakta durabilir. Geri geri emekler. Yerden boncuk, düğme gibi küçük cisimleri alabilir.
10 aylık bebek: Yatarken kendi kendine kalkıp oturabilir. Yardımsız ayağa kalkar. İşittiği kelimeleri tekrarlamaya çalışır. El çırpar, “hoşça kal” anlamında el sallar.
11 aylık bebek: Elinden tutunca yürüyebilir. Eğilip oyuncağını yerden alır. Birkaç kelime söyleyebilir.
13 aylık çocuk: Kendiliğinden yürüyebilir. Söylediği kelime sayısı artar. Top ile oynar. 6-8 dişi vardır.
18 aylık çocuk: Koşabilir. Zıplar, sık sık düşer. 8-10 kelime söyler. Kaşıkla bir şeyler yiyebilir. Bıngıldağı kapanır. 12 dişi vardır (Resim 5.14).
2 yaşında çocuk: Merdiven iner çıkar. Organlarını tanır. Tuvalet ihtiyacını bildirir. Eşyalara tırmanır. Üç kelimelik cümleler kurar. 16 dişi vardır (Resim 5.15).
3 yaşında çocuk: Kalem tutar. 4-5 kelimelik cümle kurar. Şarkı söyler, soru sorar. Kendi giyinip soyunabilir.
4 yaşında çocuk: Sayı sayar. Renkleri tanır. Grup oyunlarına katılır. Masal anlatır. Tuvaletini kendisi yapar.
5 yaşında çocuk: Yaşını bilir. Resim çizer, renkleri bilir. Ayakkabılarını bağlar (Resim 5.16).
6 yaşında çocuk: Ona kadar sayar, sağını solunu bilir, paraları tanıyabilir.

Büyüme ve gelişmeyi olduğu kadar çocuk sağlığını da etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bunlardan genetik bozukluklar, ruhsal ve bedensel hastalıklara sebep olarak çocuk sağlığını olumsuz etkiler. Örneğin, Down Sendromu denen genetik bozukluk zihinsel ve bedensel yetersizliklere sebep olur. Hemofili denen genetik geçişli hastalık ise kanama ve pıhtılaşma bozukluğuna yol açarak sağlığı olumsuz etkilemektedir.

Resim 5.17 Bebekler mümkünse hergün yıkanmalıdır.

Annenin gebelik dönemini etkileyen faktörler, dünyaya gelecek çocuğun sağlığını da doğrudan etkilemektedir. Annenin gebelikte radyasyona maruz kalması, röntgen çektirmesi, ilaç kullanması, ateşli hastalıklar geçirmesi bebek sağlığını olumsuz etkilemektedir. Örneğin annenin kızakmıkçık geçirmesi bebekte çeşitli organ bozukluklarına sebep olmaktadır.
Doğum sırasında çocuğun anne karnında oksijensiz kalması, boynuna kordon dolanması da çocuk sağlığını olumsuz etkileyen durumlardır. Bunlar özellikle merkezî sinir sisteminde kalıcı hasara yol açabilen faktörlerdir. Doğumdan sonraki ilk ay, çocuğun hayatta kalması için çok önemli bir dönemdir. Çocuğun dış ortama uyumunun sağlanabilmesi ve olumsuzluklardan korunabilmesi için, iyi bakım ve nitelikli bir sağlık hizmeti alması gerekir. Doğum sonrası iyi ve dengeli beslenme ile bağışıklama, çocuk sağlığını olumlu yönde etkileyen etmenlerdir. Dengeli ve yeterli beslenen çocukların hastalıklara karşı direnci artar; büyüme ve gelişmesi yeterli olur. Bağışıklama ise hastalıklara karşı direnç kazanmasını sağlar. Böylece sağlığı olumlu yönde etkiler.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

c. LOHUSALIK, EMZİKLİLİK DÖNEMİ VE BAKIMI

Resim 5.10 Doğumdan sonraki 6 haftalık süre lohusalık dönemidir.

Doğumun tamamlanmasından sonraki 6 haftalık süre lohusalık olarak adlandırılır (Resim 5.10). Bu dönemde, gebelik boyunca büyüyen rahim eski hâlini alır. Lohusalık döneminde hipofiz besinden salgılanan prolaktin hormonunun etkisi ile kadında meme bezleri süt salgılamaya başlar. Annenin bebeğini emzirmeyi sürdürdüğü süre ne olursa olsun, bu dönem emziklilik adını almaktadır. Lohusalık döneminde doğum yolundan önce kanlı, giderek pembe ve beyazımsı bir akıntı olur. Bu değişiklikler sebebiyle hem doğum yolunda hem de memelerde iltihaplanma ihtimali artar. Doğum sırasında temiz olmayan aletlerin kullanılması, temizlik kurallarına uyulmaması, rahim içinde parça kalması gibi durumlar iltihaplanma riskini arttırır. Doğum sonrası annenin temizliğe dikkat etmemesi de iltihaplanma ihtimalini arttıran bir etkendir. Doğum yolundan başlayan iltihaplanma, rahme, karın içine ve tüm vücuda yayılabilir. Lohusa humması (al basması) denen bu olay yüksek ateşe sebep olur. Doğum yolundan kötü kokulu, bol akıntı gelebilir. Nabız hızlanması, karın ağrısı, bulantı, kusma, şok, hatta ölüm gelişebilir. Her yıl ülkemizde 1500 kadının ölmesine sebep olan lohusa humması, mikrobik, ateşli bir hastalık olup kurdele bağlama, şerbet içirme gibi yöntemlerle düzelemez. Lohusa bir kadında yüksek ateş, nabız hızlanması, karın ağrısı gibi yakınmaların varlığında acilen bir hekime başvurmak gerekir. Memelerin iyi boşaltılmaması, temizliğine dikkat edilmemesi, emzirme tekniğine iyi uyulmaması meme başı çatlaklarına ve meme iltihaplanmasına sebep olabilir. Memede kızarma, ağrı, ateş gibi belirtilere sebep olan iltihaplanma tıbbi tedavi gerektirir. Lohusalık ve emziklilik döneminde, hekim önerisi olmadan göğüslere merhem sürülmemelidir. Anne sütü çatlamayı engelleyecek yumuşaklığı sağlayabilir. Emzirmeden önce sadece kaynatılıp soğutulmuş suyla meme başının temizlenmesi yeterli olur.
Lohusalık ve emziklilik döneminde önemli bir konu da annenin beslenmesidir. Gebelik sırasındaki kayıpların yerine konabilmesi, yeterli süt yapılabilmesi için annenin daha fazla besine ve daha düzenli beslenmeye ihtiyacı vardır. Annenin günde 3000 kalori alacak şekilde ve bol sıvı alarak beslenmesi gerekir. Emzikli anne, yeterli enerji ve besin maddelerini alamadığı zaman kendi vücut dokularını kullanarak süt salgısını sürdürmeye çalışır. Bu durumda bebek için yeterli süt salgılanamadığı gibi, anne de zayıflar, direnci düşer, kemik ve dişlerinde kalsiyum kaybı ve vücudunda demir eksikliği ortaya çıkar. Lohusalık ve emziklilik döneminde, annenin sağlığının korunabilmesi, bebeğin gelişebilmesi ve yeterli süt salgılanabilmesi için enerji verici, protein, demir, kalsiyum ve çeşitli vitaminlerce zengin besinlerle dengeli beslenilmesi gerekir. Halk arasında lohusalığın ilk günlerinde anneye su vermeme şeklinde yanlış bir inanış vardır. Özellikle bu dönemde süt salgılamasının bol sıvı besinler ve su alınması ile ilişkisi olduğu için bu yanlış inanışa uyulmamalıdır.
Lohusalık döneminde annenin eski gücünü kazanabilmesi için dinlenmesi, ağır işlerden ve stresten korunması gerekir. Bu konuda aile, özellikle de eş anneyi desteklemelidir.
Gebelik boyunca zayıflayan, gevşeyen karın ve bel kaslarının tekrar güçlenebilmesi için düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır. Doğumdan hemen sonra başlatılan ve giderek arttırılan egzersizler sayesinde annenin bel ağrısı, karında yağlanma ve sarkma gibi şikâyetleri engellenebilir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

a. GEBELİK DÖNEMİ
Erkek üreme hücresi olan spermin, kadın üreme hücresi olan yumurta (ovum) ile birleşerek döllenmesinden, doğuma dek geçen süre gebelik adını alır. Gebelik dönemi ana sağlığını etkileyen en önemli faktörlerdendir.
Ergenlik döneminden itibaren kadınlarda ortalama 28 günde bir (22-35 gün) 3 ilâ 7 gün kadar süren âdet kanamaları olur. Bir âdet kanamasından hemen sonra rahim içi dokusu, hormonların etkisi ile olası bir gebelik için hazırlanır. Âdet kanamasının başlangıcından ortalama 14 gün sonra yumurtalıkların birinden olgunlaşmış yumurta hücresi bırakılır. Eğer yumurta hücresi döllenmezse bırakıldıktan yaklaşık 14 gün sonra rahim içi dokusuyla birlikte kanama (aybaşı, regl) ile atılır. Bu olaylar âdet döngüsü adını alır ve âdetten kesilene (menopoz) kadar her ay devam eder. Âdetten kesilme yaşı, kadından kadına değişmekle birlikte Türk toplumu için 45- 49 yaş arasıdır. Âdetten kesildikten sonra yumurta hücresi bırakılmadığından gebelik ihtimali ortadan kalkar.
Kadının yumurtlama döneminden hemen sonra yumurtanın erkek üreme hücresi olan spermlerden biri ile birleşmesi durumunda döllenmeden söz edilir. Bu birleşme sonunda oluşan zigot yumurtalık kanalından rahme doğru ilerler. Embriyo rahme ulaştıktan sonra hazırlanan yumuşak ve bol damarlı dokuya yerleşir. Burada gelişmesine devam eder. Gebelik süresince hormonların etkisiyle âdet kanaması oluşmaz ve rahim içi dokusu bozulmaz.
Kadının döllenme borusundaki yumurtayı, spermin döllemesiyle gebelik başlar. Gebeliğin normal süresi ortalama 280 gün (40 hafta)dür. Bu süre içinde rahim içinde bir kese oluşur. Anne karnındaki fetüs, damarlı bir doku olan plasentaya (eş) göbek kordonu aracılığı ile bağlıdır. Plasenta, anneden bebeğe gerekli maddelerin geçişini sağlar. Fetüsü saran kese içinde amniyon sıvısı denen bir sıvı bulunur; fetüs bu sıvı içinde yüzer.

Resim 5.5 Gebeliğin ortaya çıkmasıyla birlikte kadınlarda birçok değişiklikler olur.

Sistemik hastalıklar: Kalp, şeker, tüberküloz, böbrek yetmezliği gibi hastalıklar.

Resim 5.6 Gebeliğin izlenmesinde ultrason görüntülerinden yararlanılır.

1. Gebelik belirtileri
Gebeliğin oluşması ile birlikte kadınlarda birçok değişiklikler ortaya çıkar (Resim 5.5). Bu belirtiler şunlardır:
• Âdet kanamasının olmaması
•Bulantı ve kusma
•Memelerdeki büyüme, dolgunluk ve duyarlılık
•Meme uçlarındaki kahverengi halkanın büyümesi ve koyulaşması, üzerinde kabarcıklar belirmesi
•Deri renginin koyulaşması
•3. aydan sonra karında büyüme
•4. aydan sonra bebek hareketlerinin hissedilmesi
•Büyüyen rahmin idrar torbasına baskısı sonucu sık idrara çıkma. Bu belirtilerin büyük bir kısmı gebeliği düşündürmekle birlikte kesin olarak gebelik tanısı için bazı tetkikler yapılması gerekir.

Bunlardan başlıcaları şunlardır:
•İdrar ve kanda hormon tetkiki
•Ultrasonografi (Resim 5.6)
•Çocuğun kalp seslerinin alet yardımı ile duyulması

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

III. ANA VE ÇOCUK SAĞLIĞI
1. Ana Sağlığı
Sağlık hizmetleri açısından, evli olsun olmasın, çocuk sahibi olsun olmasın, doğurganlık çağındaki kadınlara ana denir. Ana dendiğinde 15-49 yaş arası kadınlar anlaşılır. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 2005 yılı verilerine göre ülkemizde genel nüfusun % 27’sini doğurgan çağdaki kadınlar oluşturmaktadır. 0-14 yaş arası çocuklar da nüfusun % 27’sini oluşturduğuna göre, ana çocuk sağlığı hizmetleri dendiğinde nüfusun % 54′ünü ilgilendiren bir hizmetten söz edilmektedir. Ana ve çocuk yaş grupları:
Genel nüfus içindeki paylarının yüksek olması,
Yaşadıkları fizyolojik özellikler (büyüme, gelişme, gebelik, doğum ve lohusalık) sebebiyle, sağlık açısından daha duyarlı olmaları ve risk taşımaları,
Sağlık durumlarının istenen düzeyde olmaması sebebiyle pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de sağlık sorunları içinde öncelikli grupları oluşturmaktadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

3. TOPLUM SAĞLIĞI AÇISINDAN AİLE PLANLAMASI
Aile planlaması hizmetlerinin yeterli kullanılması sonucunda,
Toplumda sağlıklı ana ve çocuk sayısı artar.
Hızlı nüfus artışının ekonomik gelişmeye, beslenmeye, konut durumuna, eğitime ve çevre şartlarına olumsuz etkileri azalır.
Tüm bunların sonucunda sağlıklı ve refah düzeyi yüksek bir toplum oluşur.

Bu yararlı sonuçları ile aile planlaması hizmetleri; gebelikten korunma yöntemlerinin uygulanması, aile planlaması eğitimi ve çocuk sahibi olamayan çiftlere yardım uygulamalarından oluşur.
Ülkemizde aile planlaması hizmetleri, sağlık evleri, sağlık ocakları, sağlık merkezleri, hastanelerin kadın hastalıkları ve doğum bölümleri, doğum evleri ile aile planlaması ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde verilmektedir. Aile planlaması konusunda hizmet sunan kişiler; eğitilmiş ebeler, hemşireler, doktorlar ve kadın doğum uzmanlarıdır.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çiftler aile planlaması hizmetinden yararlanmalıdır.
Sağlıklı analar, sağlıklı çocuklar ve sağlıklı bir toplum için, bilimsel kurallara uygun bir aile planlaması yöntemi uygulamak gerekir. Seçilecek yöntem hakkında bilgi edinerek, kendileri için en güvenli, en az yan etkili, en uzun süreli yöntemi seçmek eşler arası iletişimi de olumlu yönde etkileyecektir.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 20

2. AİLE PLANLAMASININ ANA ÇOCUK SAĞLIĞINA ETKİSİ
Çok ve sık doğum yapmanın hem anne hem de çocuk sağlığı açısından önemli sakıncaları vardır.

Sık ve çok doğum yapmanın ana sağlığına etkileri
İki yıldan kısa aralarla ve çok doğum yapan kadınlarda, gebelik, düşük ve doğuma bağlı ana ölümleri artar (Şekil 5.1).
Annenin üreme organlarına ait hastalıklar artış gösterir.
Sık ve çok doğum yapmaya bağlı olarak, gebelik ve doğuma bağlı tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir.
Aşırı doğurganlık nedeniyle, istenmeyen gebelikleri sonlandırmaya yönelik olarak düşük ve kürtaj sayısı artabilir.
Anneleri kansız ve halsiz bırakır. Beslenme bozuklukları ortaya çıkar.
Aşırı doğurganlık sebebiyle annelerde gebe kalma korkusu ilepsikolojik sorunlar çıkabilir. Aile huzuru bozulabilir.

Sık ve çok doğum yapmanın çocuk sağlığına etkileri
Sık ve çok doğuma bağlı olarak prematüre ve düşük doğum ağırlıklı çocuk doğma riski artar.
Fetüs ve bebek ölümleri artar.
Çok ve sık doğuma bağlı olarak çocuklarda beslenme bozuklukları ortaya çıkar.
Çocuğun zekâsı, bedensel ve ruhsal gelişimi olumsuz yönde etkilenir.
Doğumsal anormallikler artar.
Annenin çocuklara ilgisi azalması sonucunda yetersiz sevgi gören çocukların, psikolojik sorunları ortaya çıkar. Beden ve ruh sağlığı bozulur.
Çocuk sayısı arttıkça ailenin beslenme ve giyecek harcamaları artar böylece kişi başına düşen eğitim ve eğlence masrafları kısıtlanır.

Aile planlamasının ana sağlığına olumlu etkileri
Gebelik, düşük ve doğuma bağlı ana ölümleri azalır.
Gebelik ve doğuma bağlı olumsuz sonuçlar azalır.
Kadın üreme organlarına ait hastalıklar azalır.
Annelerin kansızlık ve beslenme bozukluğu gibi rahatsızlıkları azalır.
İstenerek yapılan düşük ve kürtaj sayısı azalır.
Gebe kalma korkusuyla oluşan ruhsal sorunlar ve aile huzursuzlukları önlenir.
Ailenin ve toplumun beslenme, sağlık, eğitim, konut ve çevre şartlarının iyileştirilmesi sağlanır.
Ülkede sağlıklı anne sayısı artar.

Aile planlamasının çocuk sağlığına olumlu etkileri
Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğma ihtimali azalır.
Fetüs ve bebek ölümleri azalır.
Çocuklarda beslenme bozuklukları daha az görülür.
Çocukların zekâ, bedensel ve ruhsal gelişimi olumlu yönde etkilenir.
Doğumsal anormallikler azalır.
Daha iyi bakılan çocukların bulaşıcı hastalıklara yakalanma ihtimali azalır.
Yeterince anne ilgisi ve sevgisi gören çocukların psikolojik sorunları azalır.
Sağlıklı çocuk sayısı artar.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:


Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık
guncel haberci bugunneleroldu Dilekçe Örnekleri