III. ANA VE ÇOCUK SAĞLIĞI
1. Ana Sağlığı
Sağlık hizmetleri açısından, evli olsun olmasın, çocuk sahibi olsun olmasın, doğurganlık çağındaki kadınlara ana denir. Ana dendiğinde 15-49 yaş arası kadınlar anlaşılır. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünün 2005 yılı verilerine göre ülkemizde genel nüfusun % 27′sini doğurgan çağdaki kadınlar oluşturmaktadır. 0-14 yaş arası çocuklar da nüfusun % 27′sini oluşturduğuna göre, ana çocuk sağlığı hizmetleri dendiğinde nüfusun % 54′ünü ilgilendiren bir hizmetten söz edilmektedir. Ana ve çocuk yaş grupları:
Genel nüfus içindeki paylarının yüksek olması,
Yaşadıkları fizyolojik özellikler (büyüme, gelişme, gebelik, doğum ve lohusalık) sebebiyle, sağlık açısından daha duyarlı olmaları ve risk taşımaları,
Sağlık durumlarının istenen düzeyde olmaması sebebiyle pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de sağlık sorunları içinde öncelikli grupları oluşturmaktadır.
3. TOPLUM SAĞLIĞI AÇISINDAN AİLE PLANLAMASI
Aile planlaması hizmetlerinin yeterli kullanılması sonucunda,
Toplumda sağlıklı ana ve çocuk sayısı artar.
Hızlı nüfus artışının ekonomik gelişmeye, beslenmeye, konut durumuna, eğitime ve çevre şartlarına olumsuz etkileri azalır.
Tüm bunların sonucunda sağlıklı ve refah düzeyi yüksek bir toplum oluşur.
Bu yararlı sonuçları ile aile planlaması hizmetleri; gebelikten korunma yöntemlerinin uygulanması, aile planlaması eğitimi ve çocuk sahibi olamayan çiftlere yardım uygulamalarından oluşur.
Ülkemizde aile planlaması hizmetleri, sağlık evleri, sağlık ocakları, sağlık merkezleri, hastanelerin kadın hastalıkları ve doğum bölümleri, doğum evleri ile aile planlaması ve ana çocuk sağlığı merkezlerinde verilmektedir. Aile planlaması konusunda hizmet sunan kişiler; eğitilmiş ebeler, hemşireler, doktorlar ve kadın doğum uzmanlarıdır.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çiftler aile planlaması hizmetinden yararlanmalıdır.
Sağlıklı analar, sağlıklı çocuklar ve sağlıklı bir toplum için, bilimsel kurallara uygun bir aile planlaması yöntemi uygulamak gerekir. Seçilecek yöntem hakkında bilgi edinerek, kendileri için en güvenli, en az yan etkili, en uzun süreli yöntemi seçmek eşler arası iletişimi de olumlu yönde etkileyecektir.
2. AİLE PLANLAMASININ ANA ÇOCUK SAĞLIĞINA ETKİSİ
Çok ve sık doğum yapmanın hem anne hem de çocuk sağlığı açısından önemli sakıncaları vardır.
Sık ve çok doğum yapmanın ana sağlığına etkileri
İki yıldan kısa aralarla ve çok doğum yapan kadınlarda, gebelik, düşük ve doğuma bağlı ana ölümleri artar (Şekil 5.1).
Annenin üreme organlarına ait hastalıklar artış gösterir.
Sık ve çok doğum yapmaya bağlı olarak, gebelik ve doğuma bağlı tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir.
Aşırı doğurganlık nedeniyle, istenmeyen gebelikleri sonlandırmaya yönelik olarak düşük ve kürtaj sayısı artabilir.
Anneleri kansız ve halsiz bırakır. Beslenme bozuklukları ortaya çıkar.
Aşırı doğurganlık sebebiyle annelerde gebe kalma korkusu ilepsikolojik sorunlar çıkabilir. Aile huzuru bozulabilir.
Sık ve çok doğum yapmanın çocuk sağlığına etkileri
Sık ve çok doğuma bağlı olarak prematüre ve düşük doğum ağırlıklı çocuk doğma riski artar.
Fetüs ve bebek ölümleri artar.
Çok ve sık doğuma bağlı olarak çocuklarda beslenme bozuklukları ortaya çıkar.
Çocuğun zekâsı, bedensel ve ruhsal gelişimi olumsuz yönde etkilenir.
Doğumsal anormallikler artar.
Annenin çocuklara ilgisi azalması sonucunda yetersiz sevgi gören çocukların, psikolojik sorunları ortaya çıkar. Beden ve ruh sağlığı bozulur.
Çocuk sayısı arttıkça ailenin beslenme ve giyecek harcamaları artar böylece kişi başına düşen eğitim ve eğlence masrafları kısıtlanır.
Aile planlamasının ana sağlığına olumlu etkileri
Gebelik, düşük ve doğuma bağlı ana ölümleri azalır.
Gebelik ve doğuma bağlı olumsuz sonuçlar azalır.
Kadın üreme organlarına ait hastalıklar azalır.
Annelerin kansızlık ve beslenme bozukluğu gibi rahatsızlıkları azalır.
İstenerek yapılan düşük ve kürtaj sayısı azalır.
Gebe kalma korkusuyla oluşan ruhsal sorunlar ve aile huzursuzlukları önlenir.
Ailenin ve toplumun beslenme, sağlık, eğitim, konut ve çevre şartlarının iyileştirilmesi sağlanır.
Ülkede sağlıklı anne sayısı artar.
Aile planlamasının çocuk sağlığına olumlu etkileri
Prematüre ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğma ihtimali azalır.
Fetüs ve bebek ölümleri azalır.
Çocuklarda beslenme bozuklukları daha az görülür.
Çocukların zekâ, bedensel ve ruhsal gelişimi olumlu yönde etkilenir.
Doğumsal anormallikler azalır.
Daha iyi bakılan çocukların bulaşıcı hastalıklara yakalanma ihtimali azalır.
Yeterince anne ilgisi ve sevgisi gören çocukların psikolojik sorunları azalır.
Sağlıklı çocuk sayısı artar.
AİLE PLANLAMASI
II. AİLE PLANLAMASI
1. Aile Planlamasının Tanımı
Ailelerin istedikleri zaman ve bakabilecekleri sayıda çocuk sahibi olabilmeleri için yürütülen çalışmalara, aile planlaması adı verilir (Resim 5.4). Aile planlaması hizmetleri ile hem istenmeyen gebelikleri engellemek hem de doğumlar arasındaki süreyi uzatmak mümkündür. Böylece aşırı doğurganlık önlenerek anne ve çocuk sağlığı korunmuş olur. Aile planlaması uygulamaları içinde bir diğeri de çocuk sahibi olamayan çiftlerin, çocuk sahibi olabilmeleri için alınan önlemlerdir. Aile planlaması, ana çocuk sağlığı, aile sağlığı ve toplum sağlığı için üzerinde titizlikle durulması gereken bir konudur. Çok eski çağlardan beri düşünülmesine rağmen, 1880′lerden sonra, önce Avrupa’da olmak üzere bilinçli aile planlaması çalışmaları başlamıştır. Özellikle İkinci Dünya Savaşından sonra birçok ülkede örgütlü olarak aile planlaması uygulamaları başlamıştır. Japonya ve Hindistan gibi bazı ülkeler, aile planlaması uygulamalarını bir devlet politikası hâlinde kabul etmişlerdir. Ülkemizde ise 1923′ten itibaren başlayan aile planlaması uygulamaları, 1965′ten sonra daha geliştirilmiş; ancak henüz istenen düzeye ulaşamamıştır. 1993 yılı verilerine göre gebelikten korunması gereken her 100 kadından biri, herhangi bir aile planlaması yöntemini kullanmaktadır. Oysa, ingiltere’de bu oran % 83′tür. (T.C. Sağlık Bakanlığı).
Aile planlaması kavramı, sık sık nüfus planlaması veya nüfus kontrolü kavramları ile karıştırılır. Aile planlaması, ihtiyacı olan çiftlerin gönüllü katılımı ile gerçekleşebilir. Nüfus planlaması ise, hızlı nüfus artışı gösteren ülkelerde, çeşitli önlemler alarak aşırı doğurganlığın önlenmesi ya da nüfus artış hızı düşük ülkelerde doğum oranını arttırmaya yönelik teşvik edici önlemler alınması anlamını taşır. Doğum kontrolü kavramı ise gebeliği önleyici yöntemler ve sürekli kısırlaştırma tekniklerinin uygulanması ile doğumların önlenmesidir. Yani aile planlaması, gönüllü katılım esasına dayanırken, nüfus kontrolü ve doğum kontrolü sert ve yaptırımcı önlemlere dayanır.
Şekil 5.1 Sık aralıklarla çok doğum yapılması anne ve çocuk sağlığını etkilemektedir.
2. AİLE HAYATINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER
Aile hayatının mutlu sürdürülmesinde, aile kurulurken göz önünde bulundurulan şartlar ve aile içi ilişkiler rol oynar.
a. Evliliğe karar vermede etkisi olan faktörler
Evlilik, eşlerin birbirlerine karşı sorumluluklarının olduğu bir beraberliktir (Resim 5.2). Bu sebeple evlenecek kişinin, bu sorumlulukları karşılamaya hazır olması gerekir. Evlilik kararı verecek kişi, bu olgunluğa erişip erişmediğini kendisi değerlendirebilmelidir.
Evliliğe hazır oluşla, belli bir yaşa erişmiş olmak arasında önemli bir ilişki vardır. Yasal olarak ülkemizde evlenme yaşı 18′dir. 18 yaşından küçük olanların evlenebilmeleri, anne ve babalarının iznine bağlıdır. Bu durumda evlenecek gençlerden kızın en az 15, erkeğin ise 17 yaşında olması gerekmektedir. Genç yaşta evlenmek çeşitli sorunlara sebep olabilir. 18 yaşından önce yapılan evliliklerde hem çeşitli sağlık sorunları ortaya çıkabilir hem de evliliğin mutlu ve uzun ömürlü olması ihtimali düşüktür. Özellikle bu durumlarda çocuk sahibi olmak, bu sorumluluğu üstlenmek, genç çiftler için büyük sorunlar oluşturabilir.
Resim 5.3 Saygı, sevgi ve hoşgörü ortamında çocuklar daha sağlıklı şekilde büyürler.
Evliliğe karar vermede eşler arasındaki yaş farkı da önemli bir sorun oluşturabilir. Eşlerin ortak beğeniler edinebilmeleri ortak davranışlar sergileyebilmeleri için aralarında aşırı yaş farkı olmaması gerekir.
Evliliğe hazır oluşla fiziksel, duygusal ve sosyal yönlerden olgunluğa erişmiş olmak arasında önemli bir ilişki vardır. Evliliğin gerektirdiği sorumlulukların yerine getirilebilmesi için kişinin her yönden olgunlaşması, beceri, yetenek ve hoşgörü açısından yeterli düzeye erişmesi gereklidir.
Gençlerin ekonomik olarak geçimini sağlayacak bir geliri olmadan evliliğe atılmaları, hatalı bir davranıştır. Yani evliliğe karar verirken ekonomik yönden de olgunluğa erişmiş olmak gerekir. Özellikle evliliğin ilk yıllarında çekilen maddi sıkıntılar, aile mutluluğunu olumsuz yönde etkilemektedir. Bu sebeple de evlilik kararı vermeden önce, öğrenimini tamamlamış olmak, bir iş edinmiş olmak, askerlik görevini yapmış olmak aranan şartlardır. Askerlik için yeni evlendiği eşinden, çocuklarından uzun süreli ayrı kalmak, genç çiftlerin evlilik hayatlarında sorunlara sebep olabilmektedir. Yine askerlik süresince ekonomik sıkıntılar çekilmesi de evlilik üzerinde olumsuz etkiler yapabilir.
Evliliğe karar veren kişilerin; sosyal, eğitim, ekonomik durum, kültürel yapı ve kişilik özellikleri bakımından benzer özelliklere sahip olması gerekir. Eşler arasında iyi iletişim kurulabilmesi, ortak zevklerin paylaşılabilmesi, eşlerin her yönden uyum içinde olabilmeleri ideal çözümdür. “Davul dengi dengine vurur.” atasözü bu durumu en güzel şekilde özetler. Ancak evliliklerin tümünde bu uyumu bulabilmek güçtür. Eşler arsında ne kadar çok benzer yön varsa evlilik birliğinin uyum içinde sürmesi o kadar kolaylaşır.
Evliliğe karar vermede önemli bir konu da yakın akraba evliliklerinden kaçınmanın gerekliliğidir. Bazı hastalıklar kalıtsaldır. Yani anne ve babanın genleri ile çocuklara geçerler. Yarık damak- dudak gibi doğumsal anormallikler, hemofili gibi kan hastalıkları kalıtsal hastalıklara örnek olarak gösterilebilir. Anne ya da babada görünür bir hastalık olmasa bile, eşlerin kalıtsal bir hastalığın taşıyıcısı olmaları mümkündür. Anne ya da babadan birisi hastalık taşıyıcı ise hastalık çocuklarda ortaya çıkmayabilir. Bu durumda doğacak çocukların bazıları yine hastalık taşıyıcı olurlar. Hem anne hem baba hastalık genini taşıyorsa bunların çocuklarında hastalık ortaya çıkar. Aynı hastalığın genini taşıyıcı olarak bulundurma olasılığı, normal bir çiftte pek düşük bir ihtimalken, yakın akraba evliliklerinde bu ihtimal yüksektir. Yasal bir engel olmamasına rağmen evlilik kararı verirken çok titiz davranılmalı, yakın akraba evliliği yapılmamalıdır.
Ülkemizde, özellikle mal varlığının bölünmemesi amacıyla, kırsal kesimde sık sık akraba evlilikleri yapıldığı için bunların çocuklarında pek çok kalıtsal hastalığa rastlanmaktadır. b. Aile hayatına etki eden faktörler
Aile hayatında mutluluğu etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bunlar, aile bireyleri arasındaki ilişkinin niteliği, aile bireylerini ilgilendiren sağlık sorunları, ekonomik sorunlar, işsizlik vb.dir. Evliliklerde sorunlar, tartışmalar olabilir. Aile içi tartışmalar, aile hayatının bir parçasıdır. Ancak sorunların çözümü ve tartışmalar sırasında açık yüreklilik ve hoşgörülü davranmak esastır. Kendini karşısındakinin yerine koyarak durumu değerlendirebilmek, tartışma konularını aile dışına taşırmamak gerekir. Eşler birbirlerine karşı saygılarını kaybetmemelidir. Saygı, sevgi ve hoşgörü ortamında çocuklar daha sağlıklı şekilde büyürler (Resim 5.3). Anne baba arasındaki iyi ilişkiler çocuklara da yansır. Huzursuz, geçimsiz, sürtüşmeli aile ortamlarında çocuklar, güvensizlik ve tedirginlik hissederler. Bu onların hem ruhsal hem de bedensel sağlıklarını etkiler.
Resim 5.4 Aileler istedikleri zaman çocuk sahibi olma hakkına sahiptir.
Birbirini seven eşlerin çoğunun çocuklarını da sevdikleri, çocuk sevgisinin eşleri birbirine yaklaştırdığı unutulmamalıdır. Tartışmaların, çocukların önünde ve onları da tartışma içine katarak yapılması, çocuk üzerinde yıkıcı etkiler yapar. Çocuk için güven içinde yaşamak büyük önem taşır. Bu güveni de anne babanın uyumlu beraberliğinde araması doğaldır.
Çocuk ıslahevlerinde ve ruh sağlığı merkezlerinde bulunan çocukların anne-baba anlaşmazlığı olan ailelerden geldiği belirlenmiştir. Yeterince sevilmeyen ya da sevilmediklerine inanan çocuklarda, çeşitli uyum sorunları ile birlikte birçok bedensel hastalıklar daha sık görülmektedir. Böyle çocukların vücutça ve ruhen iyi gelişemedikleri tespit edilmiştir.
Aile içi mutluluğun sağlanması, aile bütünlüğünün korunması için, aile bireylerinin görevlerini ve karşılıklı sorumluluklarını yerine getirmesi gerekir.
Ailenin her üyesi dayanışma ve iş bölümü içinde, ailenin beslenmesi, barınması, gelir sağlaması, savurganlığın önlenmesi gibi temel konularda elinden geleni yapmalıdır. Aile birliğinin korunması amacıyla iş bölümü ve dayanışma esas alınmalı, herkes kendine düşen görevi yerine getirmeye özen göstermelidir.
Aile birliğinin diğer sosyal kurumlarla olan ilişkisi, ailenin mutluluğunda rol oynar. Akrabalar ve komşularla sürdürülen uyumlu ilişkiler, aileye güven ve destek sağlar. Öte yandan okul ve iş yerindeki ilişkiler de aileyi doğrudan etkileyen faktörlerdir. Ailenin yaşama biçimi, günlerin nasıl geçirildiği, kimlerle görüşüldüğü sosyal hayatı belirler. Bunlar da aile hayatını olumlu ya da olumsuz yönde etkiler.
DOĞUM
b. DOĞUM
Gebelik süresi 40 haftaya ulaştığında, hormonların etkisi ile rahim kasları kasılmaya başlar. Bu kasılmalar, rahim içindeki oluşumları dışarı atmaya yöneliktir. Kasılmalar, önce aralıklı ve düzensizdir; giderek sıklaşır ve kasılma süresi uzar. Her kasılma, annenin sancı duymasına sebep olur. Kasılmalar giderek sürekli hâl alır. Bu arada rahim ağzı genişler. Fetüsü saran kese patlar, amniyon sıvısı boşalır. Daha sonra, bebek rahimden, doğum kanalından ve dış üreme organından dışarı çıkar. Bebeğin doğumundan yaklaşık 10-30 dakika sonra plasenta da dışarı atılır. Böylece doğum olayı tamamlanmış olur (Şekil 5.2).
Normal yolla doğum yapılamayan durumlarda anneye karından yapılan sezaryen ameliyatı ile bebek doğurtulabilir. Bebek kalp atımlarının bozulması, annenin doğum yolunun bebeğin geçişine uygun olmayacak şekilde dar olması, bebeğin ters pozisyonda olması gibi bebek ve anne hayatını tehdit eden durumlarda bu ameliyat kaçınılmazdır.
Gebeliğin normal süresinin 40 hafta olmasına karşılık, bu süre daha kısa ya da uzun olabilir. 28-37 hafta arasında doğan bebeklere prematüre (tam olgunlaşmamış) bebek denir. Bebeğin anne karnında kaldığı süre, normal süreye ne kadar yakınsa bebeğin olgunlaşma ve yaşama şansı o kadar fazlalaşır. Erken doğma ihtimali olan bebeklerin yaşama şansının arttırılabilmesi için hastane ortamında doğurtulmaları ve yakın kontrolleri gerekir. Erken doğumlar, annenin beslenme bozukluklarına, yüksek tansiyon, ateşli hastalık, kadın üreme organlarına ait bozukluklar ya da diğer sistemik hastalıklara sahip olmasına, ani üzüntü ve travma geçirmesine bağlı olarak ortaya çıkabilir. Az gelişmiş ülkelerde erken doğum olayları daha sık görülmektedir.
Gebelik 28 haftadan önce sonlanırsa bu olaya düşük adı verilir. Bu durumlarda bebek yaşayamaz. Ülkemizde düşük olaylarına çok sık rastlanmaktadır. Ortalama olarak her 5 doğuma karşı 1 düşük olayı görülmektedir. Bu oranın bu kadar yüksek olmasının sebebi, aile planlamasının iyi uygulanmaması sonucunda istenmeyen gebeliklerin tehlikeli yöntemlere başvurularak sonlandırılmak istenmesidir.
Bazı durumlarda anne ve bebek sağlığının korunması açısından gebeliğin, hekimler tarafından sonlandırılması gerekebilir. Sonlandırma işlemi 28 haftadan önce yapılmışsa buna tıbbi düşük denir. Anne ve baba tarafından istenmeyen gebeliklerin, 10 haftaya kadar, hekimler tarafından sonlandırılması yasal olarak mümkündür. Ancak bu sonlandırma işleminin de bazı tehlikeleri bulunmaktadır.
Gebelik, bebekte sinir sistemi gelişimine bağlı bozukluklar gibi bazı durumlarda 40 haftadan uzun sürebilmektedir. Böyle doğan bebeklere post matüre bebek denir. Post matüre bebekler bedensel ve zihinsel zarar görebilir veya ölebilirler. Bu sebeple normal süreyi 1 hafta geçen gebelikler tıbbi yöntemlerle
Emziklilik: Lohusalıktan sonraki, emzirmenin devam ettiği süredir.
2. GEBELİK DÖNEMİNDE BAKIM
Gebelik düşünüldüğünde öncelikle bir sağlık kuruluşuna başvurularak tam bir sağlık kontrolünden geçmek gerekir. Böylelikle gebelik sırasında artabilecek bedensel hastalıkların olup olmadığı, anne ile baba arasında kan uyuşmazlığının bulunup bulunmadığı tespit edilebilir. Önceden yapılan bu muayene sonunda annenin ve bebeğin zarar göreceği durumların oluşması engellenebilir. Böyle hâllerde gebelik ertelenebilir; hatta gerektiğinde gebe kalmaktan vazgeçilebilir.
Gebelik oluştuğundan kuşkulanan anne adayı, .hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Böylece gebelik tanısını kesinleştirmek mümkündür. Erken dönemde gebelik tanısını kesinleştiren anne adayları, buna göre daha dikkatli davranabilir. Anne adayları, gebelik süresince belli aralıklarla sağlık kontrolüne gitmelidir. Küçük yerleşim birimlerinde ebeler, bu düzenli kontrolleri yaparlar; gerek gördüklerinde gebe kadını doktora ya da hastaneye sevk ederler. Son aylara dek ayda bir kez yapılan kontroller, son ayda daha sıklaştırılır. Ancak muayene süresi gelmese bile gebe kadın, kendisinde bazı rahatsızlıklar hissediyorsa derhal sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Gebelik boyunca yapılacak kontrollerin çeşitli amaçları vardır:
Resim 5.7 Gebelik döneminde annenin sağlık durumu kontrol edilir. Kan basıncı ölçülür, gerekli tetkikler yapılır.
Annenin sağlığını bozabilecek durumlar kontrol edilir. Kan basıncı ölçülür (Resim 5.7). İdrar tetkiki yapılır. Ağırlık artışı izlenir. Sistemik hastalıkların varlığı araştırılır. Böylece gebeliğin devam edip etmeyeceği, doğumun ne zaman ve nasıl gerçekleştirileceği ve hastalık varlığında tedavi planlanabilir.
Bebeğin gelişimi izlenir. Annenin ağırlık artışı, bebeğin gelişiminin bir göstergesidir. Anne adayının gebelik boyunca 10-13 kg alması gerekir. Bu artış, ilk üç ayda 1,5 -2 kg kadar olmalıdır. Annenin ağırlık artışı yetersiz ise bebeğin gelişimi de geri kalır. Aşırı kilo alma da bebeğin gelişimini olumsuz etkiler.
Bebeğin anne karnındaki duruş şekli, özellikle son aylarda doğum şeklinin belirlenmesine yardımcı olur.
Bebek kalp atımlarının sayısı ve düzgünlüğü izlenir. Bunlar bebek sağlığının göstergesidir.
Gebeliğin 5. ayından itibaren 1 ay ara ile iki kez tetanos aşısı yapılmalıdır. Böylece annede oluşan antikorlar, plasenta yolu ile bebeğe de geçerek yeni doğan bebeğin tetanos olmasını engeller.
Anne-baba arasında kan uyuşmazlığı olup olmadığı kontrol edilerek gerekli önlemler alınır. Doğumun, gereğinde kan değişimi yapılabilecek bir merkezde yapılması sağlanır.
Anne adayına, gebelik, doğum ve bebek bakımı konusunda bilgi verilir. Böylece gebelik takipleri sırasında, gebenin anneliğe hazırlanması da sağlanabilir.
Gebelik muayeneleri dışında her anne adayının mutlaka uyması gereken bazı kurallar vardır:
Sağlıklı bir gebelik geçirilebilmesi için hekim önerisi olmadan ilaç kullanılmamalıdır. Özellikle ilk üç ayda olmak üzere, gebelikte kullanılan ilaçlar bebekte doğumsal bozukluklara, sakatlıklara sebep olabilir.
Gebelik döneminin sağlıklı geçirilebilmesi ve bebeğin iyi gelişmesi için gebelikte dengeli ve yeterli beslenme gerekir. Yetersiz beslenme kadar aşırı beslenme de hem anne hem bebek için zararlıdır. Bu sebeple, “gebenin iki canlı olduğu için iki kat fazla yemesi gerektiği” düşüncesi hatalıdır. Gebe kadın, vitamin ve minerallerle desteklenmiş bol proteinli bir beslenme düzenine uymalıdır. Fazla kalorili, şekerli, karbonhidratlı, yağlı, gaz yapıcı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Gebelikte, özellikle demir ve kalsiyum içeren besinlerin alınmasına özen gösterilmelidir (Resim 5.8).
Bazı gebelerde, yiyeceklere karşı aşırı istek duyulabilir. Aşerme olarak adlandırılan bu durum psikolojik yönü de olabilen normal bir olaydır. İstek duyulan yiyeceklerin mutlaka yenmesi gerektiği, yoksa çocuğun sakat olacağı düşüncesi yanlıştır.
Bazen gebeler sabun, toprak gibi maddelere karşı istek duyabilirler. Özellikle toprak yeme, demir yetersizliğine bağlı kansızlığın bir göstergesi olabileceği için sağlık personeline danışmalı ve gerekli tetkikler yapılarak önlem alınmalıdır.
Gebelikte röntgen ışınlarına maruz kalınmamalıdır. Özellikle bebeğin organlarının oluştuğu ilk üç ayda, röntgen ışınlarına maruz kalma, bebekte doğumsal bozukluklara ve sakatlıklara sebep olabilir.
Gebenin bazı hastalıklara yakalanması, bebek açısından büyük sakıncalar yaratabilir. Gebeliğin ilk üç ayında anne adayının kızamıkçığa ya yakalanması, bebeğin ölmesine ya da bebekte doğumsal bozukluklar oluşmasına sebep olabilir. Böyle bir durumda tıbbi yöntemlerle gebelik sonlandırılabilir. Anne adayının toksoplazmozis gibi bazı enfeksiyon hastalıklarına yakalanması da düşüklere ve sakatlıklara yol açabilir.
Gebelikte vücudu sıkmayan, rahat ve bol giysiler giyilmelidir (Resim 5.9). Sıkı pantolon, tayt, beli sıkan kemer, sıkı lastikli çorap gibi kan dolaşımını engelleyen giysiler kullanılmamalıdır. Ayakkabılar rahat olmalı, yüksek ökçeli olanlar kullanılmamalıdır.
Gebeler çok uzun ve yorucu seyahatlere çıkmamalı, gerektiğinde doktora danışarak yolculuk yapmalıdırlar.
Anne sağlığını etkileyen çeşitli faktörler, ölümlere sebep olabilmektedir. Anne ölümleri doğrudan gebelik, doğum ve lohusalığa bağlı olarak meydana gelen ölümlerdir. Ülkemizde her yıl binlerce kadın bu yüzden hayatını kaybetmektedir. Ana ölüm oranının yüksek olması, o ülkenin genel sağlık düzeyinin düşük olduğunu gösterir.
Lohusalık: Doğumdan sonraki 6 haftalık süre. Bu dönemde, gebelikte büyüyen rahim eski hâlini alır.
Post matüre bebek: 40 haftadan sonra doğan bebeklere verilen addır.
Travma: Canlı üzerinde beden ve ruh açısından önemli ve etkili yaralanma belirtileri bırakan durum.
Resim 5.8 Gebelik döneminde yeterli ve dengeli beslenmeye önem verilmelidir.
Şekil 5.2 Doğumun safhaları

Yorumlarınızdan…