Nis 21


KLASİK TÜRK EDEBİYATI’NDA MANZUM ESERLER
1. KLASİK TÜRK EDEBİYATINDA
BAŞLICA NAZIM ŞEKİLLERİ VE NAZIM TÜRLERİ
Klasik; üstünden çok zaman geçtiği halde değerlerini yitirmeyen, türünde örnek sayılan eser ve sanatçılara denildiği gibi; kurallara bağlı olarak eserler oluşturulan geçmiş bazı dönemleri
De: klasik romancı, klasik akıl ( klasisizm)…

XIII.Yüzyılından XIX yüzyıla kadar süren klasik Türk Edebiyatı (Divan Edebiyatı )’nı genelikle belli kurallara uyulduğu ve bazı kalıcı yönleri bulunduğu için “klasik” diye adlandırıyoruz.

Klasik şiirimizde göze çarpan başlıca nitelikler şunlardır:

a. KURULUŞLARI YÖNÜNDEN
Klasik Türk Edebiyatı ( Divan Edebiyatı) nazmında;
Nazım birimi, genel olarak beyittir.
Ölçü, aruz ölçüsüdür.
Uyak, tam ve zengin uyaktır.

Nazım biçimleri;
Beyitlerle kurulanlar: gazel, kaside, mesnevi, müstezat…
Bentlerle kurulanlar: musammat, terkibi bent, tercii bent, şarkı, rubai, tuyuğ…

b. KONULARI YÖNÜNDEN
Klasik şiirindeki nazım biçimleri, belirli konularda yazılır:
Aşk, şarak, övgü, din, düşünce…
Klasik şiirin başlıca konuları dır.
Gazelde aşktan, güzelden sözedilir. Kasidede özgü söz konusudur. Tevhid de tanrı’nın birliği, Mesnevide dinsel konular, Telkibi Bentte eleştiri, şarkıda güzellik ve eğlence…konuları işlenir.
SAYFA: 105
Kaside, klasik Trük Edebiyatının nazım biçimlerinden dir. Özgü şiiridir. Gazelin uyak örgüsüyle yazılır. Beyit sayısı 33-99 arasında değişir.
ilk beyte matla, sonra beyte makta, şairini adının geçtiği beyte taç beyit adı verilir.
Kasidede geçen en güzel beyite de beytül kaside denir.
Kaside şu bölümlere ayrılır:
Nesib yada keşbib :Bu bölümde konu ile ilgisi bulunmayan değişik betimlemelere yer verilir.okuduğunuz kasidede İstanbul betimlenmektedir.
Metiye:(övgü)Bu bölümde tanrı, Peyganber yada dönemin ileri gelen büyükleri övülür. Sadrazamı cihanın bekçisi olarak niteliyor, onu tanrı’nın bir bağışı olarak görerek övüyor.

Fahriye: Şairin kendini övdüğü beyitlerden oluşur.
Tegazzül: Kasidenin içine yerleştirilen gazeldir. Her zaman kasidede bulunmaz.
Dua: Bu bölümde de sadrazama dua ediliyor, sadrazamlığının sürekli olması istiyor. Şairin adı söylendiği, dua edildiği beyittir.

Kasideler konularına göre ad alırlar:

Tanrı’nın birliğini anlatan kasidelere tevhit; Tanrı’ya yalvarmak için yazanlara münacat; peyganberi yada ilk dört halifeyi, din ulularını övmek için yazılan kasidelere de naat, dönemin önde gelenlerini övmek için yazılanlara methiye, bir kimsenin ölümünden doğan acıyı yansıtanlara mersiye adı verilir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Oca 09

Şiirde Redif Bilgisi

Redifin tanımını yapmadan önce şunları bilmek gerekir:
* Redifler daima mısranın en sonunda bulunur, yani kafiyeden sonra gelir.
* Redifin olduğu her yerde mutlaka kafiye de vardır. Bu sebeple redifin bulunduğunu gördüğünüz her yerde kafiyeyi de bulmaya çalışınız.

Redif: Mısra sonlarında, görevleri aynı olan eklerin, ya da anlamları aynı olan kelimelerin tekrarlanmasına redif denir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere iki tür redif vardır:

a) Ek Halindeki Redifler
b) Kelime Halindeki Redifler

a) Ek Halindeki Redifler: Eş görevli eklerin tekrarlanmasıyla oluşan rediflerdir. Türkçe’deki yapım ve çekim eklerini kavramadan, ek halindeki redifleri kavramanız mümkün olamayacaktır. Eğer bu konularda bir eksiğiniz varsa, önce bunları tamamlamanız ve ondan sonra ek halindeki redifleri kavramak için çaba sarf etmeniz gerekir.
Fakat, ek halindeki rediflerin çoğu, kelimeye bağlanan ekler olduğundan bu konudaki genel kaide: “Kelimenin köklerinde kafiye, eklerinde ise redif vardır.” şeklindedir. Bu kural bilinerek mısraya bakılırsa ek halindeki rediflerin yüzde doksanı mısrada tahmin edilebilir. Ancak bu kaide her zaman geçerli olmadığından yine de “ekler” konusunda bilgi sahibi olunması konunun kavranması açısından gereklidir.

Susuz değirmenlerin ne ile döner çarkı
Kerem etmeyen beyin fakirden nedir farkı

Yukarıdaki beyitte, “ı” sesleri, ismin -i hali olduğundan yani, her ikisinin de görevi aynı olduğundan rediftir. Kelimenin köklerinde ise “ark” sesleri benzeştiğinden bunlar da zengin kafiyeyi oluşturur.
Bu beyite pratik yoldan yaklaşırsak: Beyitin birinci mısrasında, kafiyeye söz konusu olan kelimenin kökü “çark”, ikinci mısrada ise kelimenin kökü “fark”tır. Dolayısıyla, “ı” seslerinin ek olduğu için redif olduğunu pratik yönden söyleyebiliriz.
Kelimenin köklerinde kafiye bulunduğundan “ark” seslerinde de zengin kafiye vardır.
Fakat, bu pratik yol her zaman işlemeyebilir:

Kokuyor burnuma Sivr’alan köyü
Serindir dağları soğuktur suyu
Yâr mektup göndermiş yadigâr deyi
Gözünün yaşını sil deyi yazmış

Yukarıdaki dörtlükte, kelimelerin kökleri:
“köy”, “su”, “de” dir. Görüldüğü gibi kelimelerin köklerindeki sesler aynı değildir. Acaba burada “y” sesi kafiye olarak mı yoksa redif olarak mı alınacaktır?
Oysa, çözüm çok basittir.”y” sesi birinci mısrada kelimenin köküne dahil olurken, ikinci ve üçüncü mısralarda yardımcı ses (kaynaştırma ünsüzü)’tir.
Yani “y” seslerinin görevi farklıdır. Bu durum da kafiye tanımına uygun olduğundan kafiye olarak kabul edilecektir.
Aynı durum İstiklal Marşı’nın üçüncü kıtasında görülmektedir:

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Yukarıdaki dörtlükte ise, kelimelerin kökleri:
“yaş”, “şaş”, “aş” ve “taş” kelimeleridir. Burada da kelime köklerinden sonra gelen “a” sesleri kafiye olarak mı yoksa, redif olarak mı alınmalı sorusu akla takılmaktadır. O halde, bu köklere eklenen “a” sesinin görevinin ne olduğunu incelemek gerekir:

İlk mısrada: yaş – a – r – ı – m
kök yapım eki geniş zaman yardımcı ses I. tekil
şahıs eki

İkinci mısrada: şaş – a – r – ı – m
kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil
şahıs eki

Üçüncü mısrada: aş – a – r – ı – m
kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil
şahıs eki

Dördüncü mısrada: taş – a – r – ı – m
kök yardımcı ses geniş zaman yardımcı ses I. tekil
şahıs eki

Yukarıda da görüldüğü gibi ilk mısradaki “a” sesi ile diğer “a” seslerinin görevleri farklıdır. Bu özellik sebebiyle, “a” seslerinin kafiye olarak alınması gerekir.

b) Kelime Halindeki Redifler: Aynı anlamdaki kelimelerin tekrarlanmasıyla meydana gelen rediflerdir. Bu tür redifleri mısralarda görebilmek oldukça kolaydır:

Doğru söylerim halk razı değil
Eğri söylerim Hak razı değil.

Yukarıdaki beyitte “razı değil” kelimeleri redif, ondan önceki “k” sesleri ise yarım kafiyedir.

Bir başka örnek:
Zannetme ki şöyle böyle bir söz
Gel sen dahi söyle böyle bir söz

Yukarıdaki beyitte “böyle bir söz” kelimeleri redif, ondan önceki “öyle” sesleri ise zengin kafiyedir..

Bir başka örnek:
Kimsesiz hiç kimse yok, var herkesin bir kimsesi
Kimsesiz kaldım meded, ey kimsesizler kimsesi

Yukarıdaki beyitte “kimsesi” kelimeleri redif, ondan önceki “r” sesleri ise zengin kafiyedir..

Son olarak şuna da dikkati çekmek gerekiyor:
Kelime halinde bulunan redfilerden hemen önce, ek halinde redif de bulunabilir. Böylece, ek halindeki redifle kelime halindeki redif arka arkaya gelebilir:

Elimi beş yerinden, dağladı beş parmağın,
Bağrımda yanmadık bir yer bırakmadan git
Bir yarın göçtüğünü, çöktüğünü bir dağın
Görmemek istiyorsan, ardına bakmadan git!

İkinci ve dördüncü mısralarda hem ek halinde redif, hem de kelime halinde redif bulunmaktadır. Yukarıdaki mısralarda “madan” ekleri “zarf-fiil”dir.

dil ve anlatım ANASAYFA’YA DÖNMEK İÇİN TIKLA

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: ,

Oca 09

Şiirde Kafiye Bilgisi

Kafiye: Mısra sonlarında, farklı kelimelerdeki ses (harf) benzerliğine kafiye denir. Kafiyenin oluşabilmesi için mısra sonundaki kelimelerde şu özellikeleri
aramak gerekir:

a) Ses benzerliği olan kelimelerin farklı kelimeler olması gerekir.
b) Ses benzerliği olan kelimelerin yazımının aynı olması gerekir.

Altın da bir pula olur mu kabil
Ehli ile konuş olasın ehil
Cahille konuşma olursun cahil
Kişi ayarından düşer mi düşer

Yukarıdaki şiirde “il” seslerinde kafiye vardır. Ses benzerliğindeki seslerde, ses sayısının artmasına göre kafiye çeşitli kısımlara ayrılır:

a) Yarım Kafiye: Mısra sonlarında tek ses benzeşmesine dayanan kafiye türüdür. Aslında, bu benzeşmenin sessiz harflerde olması gerekir. Halk edebiyatında yarım kafiye çok kullanılmıştır.

Mehmed’im sevinin başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin eve dönsek de

b) Tam Kafiye: Mısra sonlarında iki sesin benzeşmesine dayanan kafiye türüdür.

Nasihatim sana: Herzeyle iştigali bırak
Adamlığın yolu nerdense bul da girmeye bak

c) Zengin Kafiye: Mısra sonlarında üç ve daha fazla sesin benzeşmesiyle meydana gelen kafiye çeşididir.

Her şey akar su, tarih, yıldız, insan ve fikir
Oluklar çift, birinden nur akar birinden kir

Not (1) Kafiye olan sesli harflerin üzerinde uzatma işareti “^” varsa, bu sesliler tek ses değil iki ses olarak kabul edilir ve buna göre de kafiye türü değişir.
Mesela İstiklaâl Marşı’nın yedinci kıtasındaki

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şühedâ
Cânı cananı bütün varımı alsın da Hüdâ
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ

“da” seslerinde tam değil, zengin kafiye vardır.

Not (2) Tunç kafiye olarak adlandırılan kafiye türünü bazı edebiyatçılar kabul ederken, bazıları da kabul etmez. Bu sebeple Tunç kafiye kimi kitaplarda anlatılırken kimi kitaplarda hiç değinilmez. Fakat çoğu edebiyatçı bunu farklı bir kafiye türü olarak kabul etmez ve Zengin kafiyeye dahil eder. Farklı bir kafiye türü olmadığını kabul etmemekle birlikte bu kafiyenin de tanımını bilmekte yarar var:

Tunç Kafiye: En az üç sesten oluşan bir ya da daha çok kelimenin diğer mısraların içinde geçmesiyle oluşan kafiye türü olarak tanımlanır.
Mesela:

İnsan bu, su misali kıvrım kıvrım akar ya
Bir yanda akan benim öbür yanda sakarya

mısralarında bu özellik görülebilmekte ama zengin kafiyeden bir farkı olmadığı açık..

d) Cinaslı Kafiye: Okunuşları ve yazlışları aynı ancak anlamları farklı olan kelimelerle yapılan kafiye çeşididir. Tunç kafiye sesteş kelimelerle yapılır.

Niçin kondun a bülbül
Dalımdaki asmaya
Ben yarimden vazgeçmem
Götürseler asmaya

Yukarıdaki şiirde, ikinci mısrada asma kelimesi “üzüm veren bir bitki”; dördüncü mısrada ise “öldürmek” anlamında kullanılmıştır.

dil ve anlatım ANASAYFA’YA DÖNMEK İÇİN TIKLA

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: ,

Oca 09

İSTİARE

Bir sözün benzetme amacıyla başka bir sözün yerine kullanılmasıdır. İstiare hem bir mecaz hem bir benzetme sanatıdır. İstiare, mahiyet itibariyle, alegori ve symbole’le ortak bir noktada birleşir. Başka bir perspektiften bakılacak olursa istiare, teşbihin tekamül etmiş şeklidir. İstiare, dil ve üslubun doğal bir ürünüdür. Gerek Divan şiirinde gerekse modern Türk şiirinde sevilerek kullanılmıştır.

A. AÇIK İSTİARE

Benzetme öğelerinden yalnızca benzetilen ile yapılan istiaredir. Bu tür istiarelerde benzetilen söylenip benzeyen söylenmez. Açık istiare, başka bir ifadeyle gerçek anlamın dışında müstear bir isim kullanmaktır. Klasik Türk Edebiyatındaki klişeleşmiş mazmunların çoğu açık istiaredir. Açık istiarenin modern şiirde de oldukça yoğun olarak kullanıldığını görüyoruz.

Kadem kadem gece teşrîfi Nâilî o mehin

Cihân cihân elem-i intizâre değmez mi?

Nâilî

Nâilî-Kadim, sevgiliyi “meh” (ay) olarak nitelendirerek açık istiare sanatına başvurmaktadır. Şair sevgilinin/mehin gece adım adım kendisine doğru gelişini adeta nefsinde yaşamaktadır. Onu/sevgiliyi/mehi beklemek dünyalar kadar üzüntü çekmeye değmez mi? Derken değeceğine dair kuvvetli bir inancı vardır.

Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?

Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Rıza Tevfik Bölükbaşı-Hayatı, Hatıraları, Şiirleri/263

Rıza Tevfik, yüce dağ başındaki bulutları siyah bir tüle benzeterek istiare sanatı yapmaktadır. Burada siyah tül/ benzetilen, bulutların yerine kullanılmıştır. Ayrıca birinci dizede bir istifham sanatı vardır.

Garbın ucunda, son kıyıdan en gürültülü

Bir med zamanı gökyüzü kurşunla dolu

Yahya Kemal Beyatı – Kendi Gök Kubbemiz/15

Yahya Kemal, gökyüzünü kurşunla örtülü olarak gösterirken, aslında gökyüzünün bukutlarla kapalı olduğunu anlatmak istemiştir. Fakat burada benzetilen / kurşun söylenmiş, benzeyen/bulut söylenmemiş.

Yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab ne güneşler batıyor!

Mehmet Akif Ersoy- Safahat

Mehmet Akif, güneşleri / benzetileni söylediği halde benzeyeni / Türk askerlerini söylemeyerek açık istiare sanatı yapmıştır. Ayrıca burada hilal / benzetilen söylenip benzeyen / bağımsızlık söylenmeyerek ikinci bir istiare sanatı daha söz konusu edilmiştir.

Bu bir lisân-ı hafîdir ki ruha dolmakta

Kızıl havaları seytret ki akşam olmakta…

Ahmet Haşim-Bütün Şiirleri/226

Ahmet Haşim, benzetileni / lisân- hafî’yi / gizli dili söyleyip benzeyeni / aşkı söylemeyerek açık istiare sanatı yapar. Aşk, genelde âşıkların gönlünde gizli / platonik bir öznedir. Fakat bu özne çoğunlukla eylemsizdir / aksiyoner değildir.

Uludağ etekleri al ipekten bu akşam

Düştü yeşil ovaya kubbelerin gölgesi

Ömer B. Uşaklı-Hayatı, Eserleri ve Şahsiyeti/19

Ömer Bedrettin, akşam vakitleri Uludağ eteklerini al ipek olarak nitelendirirken benzetilen / al ipeği söylediği halde benzeyeni / akşamın kırmızı ışık huzmelerini söylememiştir.

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,

Bu cehennem, bu cennet bizim

Nazım Hikmet- Kuva-yı Milliye/90

Nazım Hikmet, benzetilen/Cenneti/Cehennemi söyleyip, benzeyeni Anadolu’yu söylemeyerek açık istiare sanatı yapar. Anadolu, karşılıklı bir tezat diyalektiği içerisinde Cennet ve Cehennem olarak nitelendirilmiştir.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?…

Cahit Sıtkı Tarancı-Bütün Şiirleri/188

Cahit Sıtkı, şakaklarına karın yağıp yağmadığını tecahül-i ârif sanatıyla sorgularken, şakaklarındaki karı / benzetileni söyleyip, ak kılları / benzeyeni söylemeyerek açık istiare sanatı yapıyor.

dil ve anlatım ANASAYFA’YA DÖNMEK İÇİN TIKLA

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: ,

Oca 09

Namık Kemal, «Vatan yahut Silistre» oyunu yüzünden Magosa’ya sürgün edilmiş, Abdülaziz’in tahttan indirilerek yerine V. Murat’ın geçmesi üzerine affa uğramıştı. Otuz sekiz aylık sürgünü sona eren Namık Kemal, İstanbul’a döndü (1876). Bu sıralarda, beşinci Meşrutiyet ve «Kanun-ı Esasî» hazırlıkları içerisinde bulunan imparatorluk, Sırbistan ve Karadağ ile savaşta bulunuyordu. Kasidesinin doğuşu işte bu sıralara rastlar. Türk Edebiyatı’nın en güçlü kasideleri arasındadır. İlk adı «Besalet-i Osmaniyye ve Hamiyyet-i İnsaniyye» olan bu kasidenin bütünü otuz bir beyittir. «Vatan Kasidesi», «Hürriyet Kasidesi» veya sadece «Kaside» diye de anılır. İlkin 2 Haziran 1876 tarih ve 236 sayılı «Vakit» gazetesinde iki beyit eksiğiyle; daha sonra birkaç beytinde küçük değişiklikler yapılarak yayımlanır.

dil ve anlatım ANASAYFA’YA DÖNMEK İÇİN TIKLA

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Eki 05

Epik şiir, kahramanlık, yurt sevgisi gibi liriklik bildiren şiirdir. Epik şiirler “Doğal Epik” ve “Yapay Epik” olarak ikiye ayrılır. Aynı anlamda hamasi şiir
, kahramanlık şiiri, destani şiir adında da kullanılır.

Doğal Epik
Bir halkın hayatını etkileyip, derin izler bırakan tarihi olayları, kahramanlık yönü ile işleyen manzum hikayelerdir. Yunanlar’ın İlyada Destanı , Finler’in Kalevala Destanı , Hinduların Mahabharata Destanı doğal epiğe birer örnektir.

Yapay Epik
Yakın çağdaki milletlerin hayatlarına ait tarih ya da toplum olaylarını anlatan şiirlerdir. İtalyan Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs’ü , Firdevsi’nin Şehnamesi , John Milton’un Kayıp Cennet’i yapay epiğe birer örnektir. Yakın dönem Türk şairlerinden Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın Üç Şehitler Destanı ve benzeri eserler de yapay epik şiirlere örnek gösterilebilir.

Sitemizdeki Epik Şiir Örnekleri

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: , ,