.
Oca 31

Lirik şiir duyguların coşkun bir dille anlatıldığı edebiyat eserlerinin genel adıdır. Latince lyricus, Yunanca lyricos, Fransızca lyrique kelimelerinden türemiştir. Sözlük anlamı ise; coşkun, ilhamla dolu demektir. Eski Yunan’da kullanılan lirik sözcüğü bugünkü anlamında kullanılmıyordu.
dil ve anlatım

Bireysel duyguların içten geldiği gibi, coşkulu, etkili bir dille anlatılmasına da lirizm denir. Sıfat olarak esin dolu, coşkun, içli bir dili bulunan anlamlarında kullanılan lirik sözü, bu niteliği taşıyan düzyazı ürünleri de niteler. Aynı genellik lirizm için de söz konusudur.

Eski Yunan edebiyatında ozanlar şiirlerini lir denen telli bir sazla söyledikleri için, bu türlü şiirlere lirik denmiştir. Türk edebiyatında da âşık, ya da saz şairi adı verilen halk ozanları şiirlerini hâlâ sazla söylemektedirler. Lirik şiirde toplumsal mutluluk ya da felâketlerden duyulan sevinç ya da acı gibi ortak duygular; ya da aşk, ayrılık, özlem, ölüm acısı, vb. gibi bireysel duygular anlatılır. Lirik şiir dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür.

Bugün lirik şiir, ozanın en içten duygularını dile getirdiği bir tür olarak bilinir. Yunan’da lirik şiirin özünde duygular vardır ama bunun yanı sıra lyra eşliğinde söylenen şiir anlamındadır. Lirik şiirde genellikle ozanın kendi duygularını yansıttığı görülür. Özellikle solo liriğinde kişinin iç dünyası ön plandadır. Lirik şiirin ilk örnekleri ege kıyılarında görülür ve ilk lirik şiirlerin konuları arasında hymnoslar(tanrılara övgüler) ve mitoloji vardır. Lirin icadının da mitolojik bir hikâyesi vardır tanrı Mercurius’un kaplumbağanın kabuğundan lir yaptığı ve ana karnında müzik öğrendiği söylenmektedir, bu sebepten lirik şiir müzikle iç içedir. Lirik şiirin işlevi, insana güzelliği, inceliği sunmak ve kişide müzik eğitiminin oluşumunu sağlamaktır. Türk edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir.

Batı edebiyatında Rönesans devri ozanlarının (Petrarca, Ronsard, vb.); daha sonra da, ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik ozanların (Lamartine, Hugo, Musset, vb.) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirleri bu türün başarılı örnekleridir. Lirik şiir, Türk edebiyatında da en çok kullanılan şiir türlerinden biri olmuş; Divan edebiyatında (Fuzuli, Nedim, vb.), Halk tasavvuf edebiyatında (Yunus Emre, vb.), din-dışı Halk edebiyatında (Karacaoğlan, vb.) ve yeni edebiyatta (Yahya Kemal, vb.) bu alanda büyük ozanlar yetişmiştir.

Bu türe örnek olarak; Fuzûli’nin “Su” kasidesi, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Hayal Şehir” ve Mehmet Akif Ersoy’un “Bülbül” isimli şiirleri verilebilir

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Oca 31

Lirik şiir duyguların coşkun bir dille anlatıldığı edebiyat eserlerinin genel adıdır. Latince lyricus, Yunanca lyricos, Fransızca lyrique kelimelerinden türemiştir. Sözlük anlamı ise; coşkun, ilhamla dolu demektir. Eski Yunan’da kullanılan lirik sözcüğü bugünkü anlamında kullanılmıyordu.
dil ve anlatım

Bireysel duyguların içten geldiği gibi, coşkulu, etkili bir dille anlatılmasına da lirizm denir. Sıfat olarak esin dolu, coşkun, içli bir dili bulunan anlamlarında kullanılan lirik sözü, bu niteliği taşıyan düzyazı ürünleri de niteler. Aynı genellik lirizm için de söz konusudur.

Eski Yunan edebiyatında ozanlar şiirlerini lir denen telli bir sazla söyledikleri için, bu türlü şiirlere lirik denmiştir. Türk edebiyatında da âşık, ya da saz şairi adı verilen halk ozanları şiirlerini hâlâ sazla söylemektedirler. Lirik şiirde toplumsal mutluluk ya da felâketlerden duyulan sevinç ya da acı gibi ortak duygular; ya da aşk, ayrılık, özlem, ölüm acısı, vb. gibi bireysel duygular anlatılır. Lirik şiir dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür.

Bugün lirik şiir, ozanın en içten duygularını dile getirdiği bir tür olarak bilinir. Yunan’da lirik şiirin özünde duygular vardır ama bunun yanı sıra lyra eşliğinde söylenen şiir anlamındadır. Lirik şiirde genellikle ozanın kendi duygularını yansıttığı görülür. Özellikle solo liriğinde kişinin iç dünyası ön plandadır. Lirik şiirin ilk örnekleri ege kıyılarında görülür ve ilk lirik şiirlerin konuları arasında hymnoslar(tanrılara övgüler) ve mitoloji vardır. Lirin icadının da mitolojik bir hikâyesi vardır tanrı Mercurius’un kaplumbağanın kabuğundan lir yaptığı ve ana karnında müzik öğrendiği söylenmektedir, bu sebepten lirik şiir müzikle iç içedir. Lirik şiirin işlevi, insana güzelliği, inceliği sunmak ve kişide müzik eğitiminin oluşumunu sağlamaktır. Türk edebiyatımızda halk âşıklarının (veya halk şairlerinin) söylediği şiirlerin çoğu liriktir.

Batı edebiyatında Rönesans devri ozanlarının (Petrarca, Ronsard, vb.); daha sonra da, ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik ozanların (Lamartine, Hugo, Musset, vb.) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirleri bu türün başarılı örnekleridir. Lirik şiir, Türk edebiyatında da en çok kullanılan şiir türlerinden biri olmuş; Divan edebiyatında (Fuzuli, Nedim, vb.), Halk tasavvuf edebiyatında (Yunus Emre, vb.), din-dışı Halk edebiyatında (Karacaoğlan, vb.) ve yeni edebiyatta (Yahya Kemal, vb.) bu alanda büyük ozanlar yetişmiştir.

Bu türe örnek olarak; Fuzûli’nin “Su” kasidesi, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Hayal Şehir” ve Mehmet Akif Ersoy’un “Bülbül” isimli şiirleri verilebilir

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Ara 24

BEŞ HECECİLER
By kuthan

Şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlayan, Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Anadolu’yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik, işledikleri başlıca konulardır. Hecenin bu beş şairi millî edebiyat akımından etkilenmiş ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya başlamışlardır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır.

Şiirde sade ve özentisiz olmayı tercih etmişlerdir.

Orhan Seyfi Orhon (1890-1972)

Şiirlerinde konuşma dilini kullanmıştır. Bazı şiirlerinde halk şiiri şekillerini kullanmıştır. Daha çok şahsî temaları işleyen şair vatanî konuları da işlemiştir.

Eserleri: Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban, Gönülden Sesler, O Beyaz Bir Kuştu.

Yusuf Ziya Ortaç (1896-1967)

Şiire aruzla başlamış, da ha sonra heceyi kullanmıştır. Günlük hayatın çeşitli görünümlerini sade bir dille işlemiştir. Akbaba adlı mizah dergisini çıkarmıştır.

Eserleri: Akından Akına, Aşıklar Yolu, Yanardağ, Bir Rüzgâr Esti.

Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973)

Beş Hececilerin en genci ve en başarılısıdır. Buna rağmen aruzu da tamamen terk etmemiştir. Şiirlerinde Anadolu’yu, memleket sevgisini anlatmıştır. Ferî konuları da işlemiştir.başlıca konu ve temaları, aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık, ihtiras. Lirik şiirleri vardır.

Şiirleri: Han Duvarları, Çoban Çeşmesi, Dinle Neyden, Gönülden Gönüle.

Tiyatro eserleri: Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman.

Enis Behiç Koryürek’in (1892-1949)

Şiire aruzla başlamıştır. Heceyle yazdığı ilk şiirlerinde aşkı işlemekle beraber, daha sonra Kurtuluş Savaşı yıllarında millî duyguları ve tarihî kahramanlıkları işlemiştir.

Şiirleri: Miras, Güneşin Ölümü.

Halit Fahri Ozansoy (1891-1971)

“Aruza Veda” adlı şiiriyle aruzu bırakıp heceyi kullanmaya başlamıştır. Şiirlerinde konuşulan Türkçeyi başarıyla kullanmıştır. Derin bir melânkoli ev karamsarlık taşıyan şiirlerinde ferdî konuları işlemiştir.

Şiir, roman ve tiyatro türünde eserleri vardır: Cenk Duyguları, Efsaneler, Baykuş, Hayalet.

Dönemin Bağımsız İsimleri

Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936)

Dinî, millî şiirleriyle tanınır. Bir destan şairidir (Çanakkale Şehitlerine). İslâmcılık akımının temsilcisidir. Şiirlerinde dinî lirizm dikkati çeker. Öğretici, öğüt verici, birliği ve bütünlüğü sağlayıcı şiirleri vardır. Savaş sırasında ve sonrasında kurtuluşun ve gelişmenin ancak dine sarılmakla olacağını, batının sadece ilminin alınabileceğini savunmuştur. Türk şiirine gerçek realizm onunla girmiştir. O, toplum hayatını bütün yönleriyle aksettirmiştir. Hatta sokak aralarında konuşulan dili bile şiirine yansıtabilmiştir. Gözlemlerinden çokça faydalanmıştır. Tasvir edici ve tahkiyeli anlatımı sayesinde şiirinde canlı tablolar çizmiştir. Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Nazmı nesre yaklaştıranlardandır. Manzum hikâye şeklinde şiirleri vardır.Bu şiirlerinde günlük hayatı, toplum hayatını başarıyla anlatmıştır. Özellikle yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karşı acıma duygusu bu tür şiirlerinde belirgindir. Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasır, Mahalle Kahvesi bu türün örnekleridir.

Şiirlerini Safahat adlı kitabında toplamıştır. Safahat yedi kitaptan oluşur: Safahat, Hakk’ın Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım ve Gölgeler.

Makaleleri A. Abdülkadiroğlu tarafından yayımlanmıştır.

Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)

Şair ve yazar. Eski nazım biçimleriyle -az da olsa değişikliğe uğratarak- yeni konuları işlemiştir. Aruzu Türkçede başarıyla uygulamıştır. Sadece Ok şiirini heceyle yazmıştır. Şiirde dile, uygun kelimelerin seçilerek yerli yerinde kullanılmasına özen göstermiştir. Parnasizmin en önemli temsilcisidir. Şiirde şekil mükemmelliğine, ahenge ve kafiyeye önem vermiştir. İşlediği başlıca konu ve temalar: aşk,i tabiat, kahramanlık, ölüm, sonsuzluk. Şiirlerinde Osmanlı hayranlığı oldukça açıktır ve İstanbul’u da şiirde en çok işleyen şairdir. O tam bir İstanbul aşığıdır. Tevfik Fikret’in “Sis” adlı, İstanbul’u tahkir ettiği şiirine karşı “Siste Söyleniş” adlı şiiriyle cevap vermiştir.

Şiirleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şirin Rüzgârıyla, Rubailer.

Nesirleri: Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Edebiyata Dair

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Kas 16

Klasik edebiyatın beş mısradan oluşan nazım şekline muhammes denir kafiye düzeni oldukça değişiktir şiiri inceleyerek kafiye şemasını bulunuz

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler: ,

Eki 31

NAZIM(ŞİİR)
Nazım, ölçü (vezin), uyak (kafiye) gibi bağlarla bağlı olan bir anlatım yoludur. Nazım sözcüğü, ‘dizmek’ demektir. Eskiden nazım içimindeki yazılara ‘manzum’, küçük nazım parçalarına ‘manzume’ nazım yazarlarına ‘nazım’ denirdi.
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların
Belki gidiyor onlar yakınına
Rüyamızı kuşatan hudutların
(Ahmet Muhip Dıranas, Şehrin Üstünden Geçen Bulutlar)

a.) Yukarıdaki parçada, cümleler, sözdizimi kurallarına uygun olarak kurulmamış; yani, özne, nesne, yüklem vb. cümle içinde belli kurallara göre sıralanmamıştır:
Bakıp imreniyorum akınına şehrin üstünden geçen bulutların
(Düz söyleyiş: Şehrin üstünden geçen bulutların akınına bakıp imreniyorum.)

Nazımda ahenk ön plana alındığı için, cümle kuruluşları sözdizimi kurallarına göre değil, ahenge göre ayarlanır. (Nazımda ölçü, uyak, vb. gibi zorlayıcı bağların da bunda etkisi olmuştur.)
b.)Satırların hepsinin hece sayısı birbirine eşittir:
Ba kıp im re ni yo rum a kı nı na
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Şeh rin üs tün den ge çen bu lut la rın
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Bel ki gi di yor on lar ya kı nı na
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Rü ya mı zı ku şa tan hu dut la rın
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11

Her satırda hece sayılarının eşitliğine dayanan bu ölçüye ölçek(vezin) denir.

c.) Her satırda hecelerin sayısı belli ölçüyü doldurunca, cümle bitmemiş bile olsa, satır başına geçilmiştir.
Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların.
(Nesirde ise, ancak bir düşünceden başka bir düşünceye geçtikçe satır başına geçilir.)
ç.) Satır sonlarındaki bazı sözcükler arasında bir ses benzerliği vardır: akınına, yakınına – bulutların, hudutların
satır sonlarında, sözcükler arasındaki bu ses benzerliğine uyak(kafiye) denir.

d.)Her satır büyük harfle başlamıştır; bir satırın sonunda cümle bitmemiş bile olsa, ondan sonra gelen satırın ilk harfi yine büyük harftir:

Bakıp imreniyorum akınına
Şehrin üstünden geçen bulutların.

(Nesirde yalnız cümle başlarında büyük harf kullanılır.)
(Cevdet KUDRET)

ŞİİR TÜRLERİ

1.LİRİK ŞİİR:
İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. Her ulusun ilk şairleri yapıtlarını saz eşliğinde söylerlerdi. ‘Lir’ de telli bir çeşit saz olduğu için, sonraları içe doğan türlü duyguları anlatan şiirlere lirik denmiştir. Aynı anlamda Tanzimat döneminden sonra Türkçe de rebabi kemençe ye benzer rebabi terimi de kullanılmıştır. Divan edebiyatında özellikle gazeller, murabbalar, şarkılar, halk edebiyatında koşmalar, semailer lirik şiir türüne örnektir. Yeni Türk edebiyatında lirik şiirler türlü nazım biçimleriyle yazılmıştır. Lirik şiirlerin konuları çoğunlukla aşk, ayrılık, ölüm, doğa sevgisi v.s olur. Yunus Emre, Fuzuli, Baki, Nedim, Karacaoğlan A. Haşim, Yahya Kemal lirik şiirleriyle tanınır.

2.PASTORAL ŞİİR:
Doğa güzellikleri, orman, yayla, dağ, köy, ve çoban yaşamını ve bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Pastoral sözcüğü ‘çobanlara ilişkin’ demektir ve Türkçede bu anlamda raiyane, rüstai terimleri de kullanılmıştır. Batı edebiyatlarında doğrudan doğruya doğa manzaralarını canlı bir biçimde anlatan şiirlere idil, konuşma biçiminde yazılan pastoral şiirlere de eglog denir.

3.DİDAKTİK ŞİİR:
Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlaki bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan, duygu yönü zayıf şiir türüdür. Türk edebiyatında ta’limi terimi de aynı anlamda kullanılmıştır. Manzum hikayeler ve fabllar da bu gruba girer.

4.EPİK ŞİİR:
Konusu savaş, kahramanlık, yiğitlik ve yurt sevgisi olan ya da tarihsel bir olayı coşkulu bir anlatımla işleyen uzunca şiirlere denir. Aynı anlamda destani şiir, hamasi şiir ve kahramanlık şiiri terimleri de kullanılır.

5.SATİRİK ŞİİR:
Toplumsal düzensizlikleri; kişilerdeki dalkavukluk, düzenbazlık, kendini beğenmişlik, mevki düşkünlüğü gibi huyları; devlet yönetiminde umarsızlık, çıkarcılık ve becerisizlikleri anlatan bunları yeren şiirlere satirik şiir denir.

Divan edebiyatındaki hicviyeler ve halk edebiyatındaki taşlamalar satirik şiir türünün en güzel örnekleridir.
Edebiyatımızda şeyhi, Bağdatlı Ruhi, Nef’i, Ziya Paşa bu tip manzumelerin güzel örneklerini vermişlerdir.

6.DRAMATİK ŞİİR:
Manzum olarak yazılmış olan tiyatro eserleri dramatik şiir türüne girer. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumedir. Eski edebiyatlarda, özellikle klasik akıma bağlı olan tiyatrolar hep manzumdu.

Dramatik şiirler genellikle acıklı ya da korkunç olayları anlatırlar. Anlattıkları konuyu okuyucunun gözünde canlandırırlar.

Batı edebiyatında Corneile, Racine, Shakespeare, Türk Edebiyatında Namık Kemal, Abdülhak Hamid Tarhan, Faruk Nafiz Çamlıbel bu türün örneklerini vermişlerdir.

Dramatik manzumeler, anlattıkları konulara göre şu çeşitlere ayrılır:

TRAJEDİ:
Tragedya. Bu tiyatro türünün gayesi, insanları yıldıracak korkunçlukta büyük olaylarla ders vermektir. Trajedi sanatçısının trajediyen; trajediyle ilgili kanlı ve korkunç karakterde olan şeye trajik adı verilir. Konusunu efsanelerden, tarihten, mitolojiden, seçkin kimselerin hayatından alan; ilk örnekleri yunanlılar tarafından verilen, bağ bozumu tanrısı dianysos şerefine yapılan dini törenlerden doğan; belli kurallara bağlı bir tiyatro türü. Trajedinin ilk örnekleri eski yunan edebiyatında verilmiştir. En ünlü trajedi şairleri aiskhylos, sophokles, Euripides’tir. 17. yy.da yaşamış olan Fransız sanatçıları Corneille ve Racine de önemli trajedi yazarlarıdır. Başlıca özelliklerini şöyle sıralayabilriz.

• Manzum olarak yazılır, kanlı, çirkin, korkunç sahneler seyircinin gözü önünde değilde, dışarıda ceryan eder, sahnede habercilerle hikaye ettirilir.
• Kaba sayılabilecek sözlere yer verilmez; en yüksek üslübla yazılır.
• İnsan oğlunun hırslarını kavgalarını gösterir, çoğu felaketi sonuçlarla bağlanır.
• Başından sonuna kadar ağır bir hava içinde geçer.
• Zaman birliği, mekan birliği, olay birliği gibi 3 birlik kuralına uygundur:

1.Zaman Birliği:
Olayın en çok 24 saat içinde geçebilir hissini uyandırmasına denir ki, bunun için eserin konusu olayın sonucuna en yakın yerinden seçilir.

2.Mekan Birliği:
Olayın baştan sona kadar aynı yerde geçmesidir ki böylelikle trajedide dekor değişmemiş olur.

3.Olay Birliği:
Piyesin tek bir ana olay çevresinde gelişmesidir.

KOMEDİ:
İnsanların ve olayların gülünç yanlarını ortaya koyan tiyatro eseri ve oyunudur. Bu eserler, sonu acıklı olmamakla berbaber, en çok topluluğun kusurlarını, gülünçlüklerini belirtir. Komedi, bizi güldürmekle kalmaz, aynı zama

nda düşündürür. Her attığımız kahkahanın altında acı bir gerçek gizlidir. Komedi için; yaradılış ürünü huyların değil, parazit huyların toplamı demektedir. Biz bu parazit huyları toplum içerisinde kazanmaktayız, klasik komedinin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz:
• Konu günlük hayattan, çağdaş toplumdan alınır.
• Trajedi de olduğu gibi 3 birlik kuralına uygundur, gülünçlükleri ortaya koymak gayesi güdülür.
• Her türlü şakalara kaba sözlere yer verilir, üslübta asalet aranmaz.
• Çoğunlukla kişiler halktandır.
• Manzum olarak yazılır.
• XVII yy. gelinceye kadar ki komediler 5 perdeliktir. Klasizim akımından sonra perde yazarın isteğine göre ayarlanmış, nesirlede yazılmaya başlanmıştır.
• Komedinin başlıca gayesi gülünç hale getiren kökleri ruhtan koparıp atmaktır.
• Komedi yazarlarının en büyükleri: Yunanlı Aristophanes, Fransız Moliere’dir.

DRAM:
Dramlar mensur olarak da yazılabilir. Dramatik şiir manzum dramları kapsar. Dram hayattan alınma tiyatro olayı demektir. 19. yy.da romantik edebiyat devrinde, trajedinin belli kurallarını kırmak suretiyle ortaya çıkarılan tiyatro çeşididir. İnsanın şiddetli heycanlar duymak ihtiyacından doğmuştur.

Dramın özellikleri:
• hayatta olduğu gibi hem acıklı hem gülünç sahneleri bulunur. Böylelikle trajik ve komik öğeler dramda kaynaşmış olur.
• Olaylar tarihin herhangi bir devrinden olduğu gibi, günlük hayattan da alınabilir. Mekan, zaman birliklerine uymak zorunda değildir.
• Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterildiği gibi kişiler hangi sınıf halktan olursa olsun dramda yer alır.

Cevaplar Alttadır.

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 22


BALAD:

Batı şiirinde efsanemsi, masalımsı, çoğu zaman acıklı, kimi zaman gülünç olayları, söylenti niteliğindeki eski hikâyeleri işleyen; 3 uzun 1 kısa bentten oluşan bir nazım biçimi ve türü.

Balad, Ortaçağ�da danslara eşlik eden öykülü kısa lirik şiirlerdi. 18. Yüzyıldan bu yana, geleneksel biçimini aldı, masal ve efsane niteliğindeki konuları işleyen kısa anlatı şiiri olarak kullanıldı. Çağdaş edebiyatta geleneksel balad�ın biçimi ve özü değiştirilerek; hikâyenin yanında, kimi zaman düşsel, kimi zaman duygusal (lirik) yönü ağır basan modern baladlar yazıldı. (Msl.Atilla İlhan�ın �İhtiyarlar Baladı�; Oscar Wilde�nin �Reading Zindanı Baladı� gibi.)

Türk edebiyatında balad biçimi kullanılmamıştır. İkinci Meşrutiyet döneminde, Yahya Kemal�in Nazar ve Mehlika sultan adlı şiirleri konu bakımından balad özelliği göstermektedir. Cumhuriyet dönemi edebiyatımızda, kimi şairler, modern balad yazmaktadırlar.

Balad, nazım biçimi olarak 3 uzun, 1 kısa bentten oluşur. Sondaki kısa bent Tanrı�ya, Prense, beye vb. seslenen �sunu� bendidir. Bentlerin son dizeleri bir çeşit kavuştak (nakarat) gibidir, hiç değişmeden tekrarlanır.

Uzun bendlerin dize sayısı çeşitli olabilir (7,8,9….20 vb.); ancak, ilk bentte kaç dize varsa, öteki bentlerde de o kadar dize bulunması gerekir; Sunu bendi, genellikle 4-5 dize olur.

Balad�da kafiye düzeni, şairin tutumuna göre çeşitlilik göstermekle beraber genellikle çapraz kafiye kullanılmıştır.

Örnek: ASILMIŞLARIN BALADI

Olmayın bu kadar katı yürekli
Ey dünyada kalan insan kardeşler;
Allah da sizden razı olur belki
Sizler acırsanız bizlere eğer;
Şurada asılmışız üçer beşer;
Kuş sütüyle beslenen şu bedene
Bir bakın, dağılmada günden güne;
Bakın kül olan kemiklerimize,
Gülmeyin, dostlar, bu hale düşene;
Tanrı�dan mağfiret dileyin bize.

Kanun namına öldürüldük diye
Hor görmeyin bizleri, kardeş bilin;
Dünyada herkes akıllı olmaz ya,
Madem alnımıza yazılmış ölüm,
İsa Peygambere dua edinde
Yanmaktan cehennem ateşlerinde
Esirgesin bizi, acısın bize.
Etmeyin, işte ölmüşüz bir kere;
Tanrı�dan mağfiyet dileyin bize.
Görmedik bir gün olsun rahat yüzü;
Yağmur sularında yıkandık yunduk;
Kurda,kuşa yedirdik kaşı, gözü;
Gün ışıklarında karardık, yandık;
Kuş gagalarıyla kalbura döndük;
Durmadan kah şu yana, kah bu yana
Esen rüzgâra sallana sallana…
Kargalar geldi kondu üstümüze.
Sakın siz katılmayın bu kervana.
Tanrı�dan mağfiret dileyin bize.

SUNU
Büyük İsa, cümlenin efendisi
Cehennem ateşinden koru bizi;
Koru bizi, acı da halimize.
Dostlar, görüyorsunuz halimizi;
Tanrı�dan mağfiret dileyin bize. (Villon, çeviri: Orhan Veli Kanık)

(Kaynak:Edebiyat Terimleri Sözlüğü- Murat AKINCI)

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 22


Sone

İlkin İtalyan yazınında görülen, klasik Avrupa yazınında yaygın olarak kullanılmış bulunan, Türk şiirinde az görülen, iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan nazım biçimi.

Uyak örgüsü şöyledir: abba ccd ede. Sone nazım şeklini Türk edebiyatında ilk olarak Servet-i Fünun şairleri kullanmıştır.

Örnek:

SONE
Derdim, yeter, sâkin ol, dinlen biraz artık!
Akşam olsa diyordun, işte oldu akşam,
Siyah örtülerle sardı şehri karanlık;
Kimine huzur iner gökten, kimine gam.

Bırak, şehrin iğrenç kalabalığı gitsin,
Yesin kamçısını hazzın sefil cümbüşte
Toplasın acı meyvesini nedâmetin
Sen gel, derdim, ver elini bana, gel şöyle.

Bak göğün balkonlarından geçmiş seneler
Eski zaman esvaplarıyla eğilmişler;
Hüzün yükseliyor, güler yüzle, sulardan.

Seyret bir kemerde yorgun ölen güneşi
Ve uzun bir kefen gibi doğuyu saran
Geceyi dinle, yürüyen tatlı geceyi.

(Charles Baudelaire�den çeviren: Sabahattin Eyuboğlu)

Dörtlüklerde iki, üçlüklerde üç ayak kullanılması zorunluğu bulunduğu için; şairler, uyakların örgüsünde kimi zaman bazı değişiklikler yapmışlardır.

Dörtlüklerin uyak örgüsünde yapılan değişiklikler:

abab abab…
abba cddc…

Üçlüklerin uyak örgüsünde yapılan değişiklikler:

eff ggf
eff egg
eff gge
efg efg … vb.

İngiliz sonesinde dize sayısı değişmemekle birlikte, son iki dize ayrı bir bent, geri kalan 12 dize tek bir bent halinde yazılır. Dize kümelenişi ve uyak örgüsü şöyledir: ababcdcdefef gg.

Örnek:

SONE
Vazgeçtim bu dünyadan, tek ölüm paklar beni;
Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez,
Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,
Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,
O kız �oğlan �kız erdem dağlara kaldırılmış,
Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,
Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş
Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen�e:

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyadan geçtim ama,
Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.
(Shakespeare�den çeviren: Can Yücel, Her Boydan)

(Kaynak:Edebiyat Terimleri Sözlüğü- Murat AKINCI)

TERZA-RİMA:

Üç dizelik bendlerle kurulu İtalyan nazım biçimi. Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyledir: aba bcb cçc ded… e

İlkin İtalyan nazmında kullanılan bu biçim, daha sonra başka edebiyatlarda da kullanılmıştır. Dante�nin �İlahi Komedya�sının bu biçimle yazılmış olması, terza � rima�nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır.

Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde bir tek şiirde (Tevfik Fikret�in Şehrâyîn) denenmiş (1899); İkinci Meşrutiyet�ten (1908) sonra zaman zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır.

Örnekler:
İLAHİ KOMEDYA

Hayat yolu ortasında kendimi
Karanlık bir orman içinde buldum.
Anladım yolumu kaybettiğimi.

Aklıma geldikçe hâlâ korktuğum
Bir yabani, haşin, büyük ormanı
Anlatırken bile ürperiyorum.

Ölümden daha korkunç buldum onu,
Ama başka iyi şeyler de vardı,
Söyleyim onların ne olduğunu.

(…) (Dante.Çev.: Cevdet Kudret)

GİZ
Bu kadar uzak mıydı
Git git bitmiyor yol
Görünmüyor dağın ardı

Oysa bilmem kaç yıl
Bu yollardan yürünmüş
Şimdi sanki bir masal

Bu dilsiz dağ ve taş
Nerde saklar kuşları
Hangi gizle sarmaş dolaş

Anlamak zor susuşları. (Ahmet Telli)

(Kaynak:Edebiyat Terimleri Sözlüğü- Murat AKINCI)

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 22


SERBEST MÜSTEZAT:

19. Yüzyıl sonlarında özellikle Servet-i Fünun�cuların geliştirdikleri bir nazım biçimi. Divan şiirindeki müstezat�tan şu özellikleriyle ayrılır:

-Serbest müstezat, hem aruz, hem de hecenin çeşitli kalıplarıyla yazılabilir.

-Temel olarak alınan kalıbın çeşitli parçaları çeşitli düzenlerle bir arada kullanılabileceği gibi aynı nazım içinde yalnız bir kalıp değil, başka kalıplar ve bunların parçaları da kullanılabilir.

-Uzun ve kısa mısralar kimi zaman belli bir düzen içinde sıralanır, kimi zaman da herhangi bir düzene bağlı kalınmaz.

-Kafiye örgüsünün düzenlenişi de kurala değil, şairin isteğine bağlıdır.
Bu özellikleriyle serbest müstezat, Divan şiirindeki müstezat�ın geliştirilmesiyle oluşturulmamış, doğrudan Batı şiirinden alınmıştır. Klasik nazım biçimlerinden ve tek ölçünün bir örnekliliğinden kurtuluş yeni biçimler ve ahenkler yaratmak düşüncesiyle oluşturulan bu biçim, serbest nazıma geçişte bir aşama olmuştur.
Mensur Şiir

- 19. yüzyılın yarısında Fransa�da doğmuştur. Şinasi�nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviriler, mensur şiirin ilk örnekleridir. Mehmet Rauf�un �Siyah İnciler�i, Yakup Kadri�nin �Okun Ucunda, Erenlerin Bağından� adlı yapıtları mensur şiir türünden ürünlerdir.

- Ölçü ve uyağa başvurulmaz.

- Duygu ve hayallerin düzyazı biçimiyle şiirsel anlatılmasıdır.

- Bu yazılarda iç ahenk önemlidir. Servet-i Fununcular tarafından kullanılmış, fazla yaygınlaşmamıştır.

KIŞ
Yine kış,
Yine şems-i mesâda (akşam güneşi), ah o bakış,
Yine yollarda serseri dolaşan
Âşiyânsız tuyur-ı pür-nâliş( inleyen yuvasız kuşlar)Tehi kalan ovalar
Sükût eder sanılır mevsimin gumûmuyla
Harab olan sarı yollarda kalmamış ne gelen,
Ne giden,
Şimdi yalnız kavafil-i evrâk (yaprak yığını)
Mütemadî sürüklenir bir uzak
Ufk-ı pür-ıztırab u nermide.Yine kış, yine kış
Bütün emelleri bir ağlayan duman sarmış (Ahmet Hâşim)

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 22


Terci-i Bent

Terci-i bend, uyakları(kafiyeleri) gazel biçiminde düzenlenmiş “hane” adı verilen 5-10 beyitlik şiir parçalarının (genellikle 5-12 hane) “vasıta” denen ve sürekli yinelenen bir beyit ile birbirine bağlanmasından oluşan nazım biçimidir. Bent sayısı ve bentlerdeki beyit sayısı bakımından terkib-i bentle aynıdır. Beyitler terkib-i bent gibi uyaklanır. Terci-i bentte bentleri birbirine bağlayan vasıta beyiti her bentten sonra aynen tekrarlanır. Terci-i bentte vasıta beyiti aynen tekrarlandığı için konular arasında uyum olmak zorundadır. Dolayısıyla terci-i bentte konu bütünlüğü vardır. Vasıta beyitinin uyaklanışı ise farklıdır.

Özellikleri:

1. Bentlerden oluşmuş bir nazım şeklidir.
2. Her bent 5 ile 10 arasında beyitten oluşur.
3. Bentlerin sayısı 5 ile 12 arasındadır.
4. Bentlerin kafiye düzeni gazeldeki gibidir.
5. Her bentin sonunda “vasıta beyti” adı verilen bir beyit bulunur. Ve bu beyit hiç değişmez. Eğer değişirse terkib-i bent olur.

I. Bend: aa ba ca da ea … vv
II. Bend: bb cb db eb fb … vv

6. Terci-i bentlerde vasıta beyti her bendin sonunda aynen tekrarlandığı için, aynı fikir çerçevesinde toplanan bir konu bütünlüğü vardır. Vasıta beyti şiire monotonluk vermeyecek şekilde güzel olmalıdır. Bu sebeple zor yazılan bir şiirdir.

7. Terci-i bendin konuları arasında felek, Allah’ın kudreti, kainatın sonsuzluğu, hayatın zorlukları, dünyadan şikayet vb. soyut konular ile mersiye, mehdiye, tevhid gibi nazım türleri ilk sırayı alır.

8. Aruzla yazılır.

En önemli terci-i bent sanatçıları: Ziya Paşa ve Şeyh Galip’tir.

Tercî’-i Bend
1
Kabul eyler mi yâ Rab zahm-ı pür-nâsûrumuz bih-bûd
Kalır mı yoksa bu âteşle dâğ-ı dil gibi pür-dûd
Alırsa pençeye yasak beni ‘bu baht-ı nâ-mes’ûd
Kıyamet kopsa gevher «tutsa âlem olmayam hoşnûd
Ferah nâmın dahi yâd edemez bu cân-ı zehr-âlûd
Rızâdır çâresi her ne dilerse hazret-i Ma’bûd
Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
Adem sahillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd
2
Düşüp dâm-ı hevâya nasret-i gül-zâr kaldım ben
Gidip nefh-i Mesîhâ-veş sabâ bîmâr kaldım ben
Gül-i ümmîd soldu mübtelâ-yı hâr kaldım ben
Bu gül-şen külhan oldu çeşmime nâ-çâr kaldım ben
Şarâb-ı ye’se düştüm teşneni dîdâr kaldım ben
Başımdan aştı seyl-âb-ı keder bîzâr kaldım ben
Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
Adem sahillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd
3
Aceb ey Hızr-ı ma’nâ bî-nevâya himmet olmaz mı
Şefaat yoksa da bir tesliyet-gûn sohbet olmaz mı
Demem hâşâ bu nâ-kama ümîd-i vuslat olmaz mı
Sezâ-vâr-ı hitâb olmak gibi bir ruhsat olmaz mı
Ya ehliyyet mi lâzım bahşiş-i ehliyyet olmaz mı
Esîr-i derd ü firkat lâ-cerem ye’s-ülfet olmaz mı
Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
Adem sahillerin tuttu dirigâ bang-i nânmevcûd
4
Eğer küstah isem de çâre ne bî-çâreliktendir
Hezâran kayd u bende düştüğüm avareliktendir
Gönül cem’iyyeti sevmezse de sad-pâreliktendir
Devadan şekvemiz var ise de bir pâreliktendir
Sirişkin bî-sebebdir memba’ı gam-hâreliktendir
Mahâldir gark-ı eşk olsa gözüm hun-bâreliktendir
Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-hudâ nâ-bûd
Adem sâhillerin tuttu dirîgâ bang-i nâ-mevcûd
5
Belâ bu kim dahi suret miyim ma’nâ mıyım bilmem
Sezâ-vâr-ı meges yâ lokma-i Ankâ mıyım bilmem
Esîr-i piç-tâb-ı zülf-i müşk-efzâ mıyım bilmem
Perîşânâ-i gam menşuruna tuğra mıyım bilmem
Gam-ı Yûsuf la dolmuş Mısr-ı istiğna mıyun bilmem
Garîk-ı Nîl-i hasret Gâlib-i rüsvâ mıyım bilmem
Belâ mevc-âver-i gird-âb-ı hayret nâ-budâ nâ-bûd
Adem sahillerin- tuttu dirigâ bang-i nâ-mevcûd

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:

Eki 22


Musammat:

Ayrı bir nazım biçimi olmamakla birlikte gazeil ve bazı kasidelere uygulanan bir divan edebiyatı tekniğidir. Sözlük anlamı; inciyi ipe dizmek demektir. Bendlerden kurulu nazım biçimlerine (murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmem, mütessa, muaşşer, terbi, tahmis, taşdir, tesdis, tesbi, tesmin, tes-i, taşir, terkib-i bend ve terci-i bend) verilen genel addır. İlk bende geçen dize ya da beyitlerin, öbür bendlerin sonunda aynen yinelenmesiyle düzenlenen musammatlara mütekerrir musammat denir. İlk benddeki dize ya da beyitlerin, öbür öbür bendlerin sonundaki dize ve beyitlerle yalnızca uyak bakımından uyuşması durumunda musammat, müzdevic musammat adını alır.

Musammat ifadesi iki farklı anlamda kullanılır:

A.Her beyti dört parçaya ayrılan, son parçaları aynı kafiyeyi izleyen, ondan önceki parçaları kendi arasında kafiyeli bulunan manzumedir.

Dolsun yine peymâneler / olsun tehî humhâneler
Raks eylesin mestâneler / mutribler gittikçe negam ( Nef’î )

B.Musammatlar dört ya da daha fazla mısralı bentlerden oluşan şiirlerdir. murabba, muhammes, müseddes gibi türleri vardır.

Divan edebiyatında bentlerden oluşan nazım şekilleri arasında tahmis (beşleme), tesdis (altılama), müsebba (yedileme) müsemmen (sekizleme), muaşşer (onlama) vb.

TAHMÎS

(Tahmîs-i Nâilî Çelebi gazel-i Bahâyî)

Hirâs-ı fitne saldun dehre ey bî-dâd n’eylersün
Kopardun yer yer âşûb-ı kıyâmet-zâd n’eylürsün
Perîşânlıklar etdün nev-be-nev icâd n’eylersün
Dağıtdun hâb-ı nâz-ı yârı ey feryâd n’eylersün
Edüb fitneyle dünyâyı harâb-âbâd n’eylersün

Vücûdun eylemiş hikmet-şinâs-ı âlem-i bâlâ
Aristâlis-i asr u nakd-ı vakt-ı Bû Alî Sînâ
Benânun hall-i râz-ı müşkilât-ı nabz edüb hakkaa
Edersün gerçi her derde tabîbim bir devâ ammâ
Cünûn-ı ehl-i ışk olunca mâder-zâd n’eylersün

Nihândır bû-yı fitne târ-ı anber-fâm-ı zülfünde
Nice subh-ı kıyâmet muhtfîdir şâm-ı zülfünde
Dimağ-âşüftedir cân ârzû-yı kâm-ı zülfünde
Dil-i mecrûhuma rahm eyle kalsun dâm-ı zülfünde
Şikeste-bâl olan murgı edüp âzâd n’eylersün

Zemîn nat-ı siyâset-gâh-ı dil seyf-i kazâ mübrem
Zebân hâmûş-ı hayret sîne sûzân dîdeler pür-nem
Hevâ-yı ışk şûr-efgen mahabbet gaalib ü muhkem
Şehîd-i tîg-ı ışk-ı yârdır ser-cümle-i âlem
Urub şemşîre dest ey gamze-i cellâd n’eylersün

Bulub pervâza ruhsat rûzgâra işveler satdun
Perîşân etmeğe cem’iyyet-i uşşâkı can atdun
Ne âl etdünse etdün murg-ı cânı dâma uğratdun
Varub gîsû-yı zülf-i yârı biri birine katdun
Yine bir fitne tahrîk eyledün ey bâd n’eylersün

Ne sûret kim çekersün can bağışlarsun Mesîh-âsâ
Olur hayrân-ı kârun mû-şikâfân-ı yed-i beyzâ
Bu san’atde ne Erjeng ü ne Mânîdür sana hemtâ
Güzel tasvîr edersün hatt u hâl-i dil-beri ammâ
Füsûn u fitneye geldükçe ey Bihzâd n’eylersün

Olursun Nâilî-veş gördüğün mahbûba efgende
Meta’-ı sabrunı tâlân eder her tıfl-ı nâz-ende
Mahabbet gam-fezâ esbâb-ı cem’iyyet perâkende
Bahâyî-veş değülsün kaabil-i feyz-i safâ sen de
Tekellüf ber-taraf ey hâtır-ı nâ-şâd n’eylersün (Nâilî)

(Vezin: Mefâilün mefâilün mefâilün mefâilün)

admin tarafından yazılmıştır \\ etiketler:


Eğitim ve Ögretim Sınava Hazırlık
guncel haberci bugunneleroldu Dilekçe Örnekleri