Mar 30

İlk yerli roman: Şemsettin Sami’nin “Taaş-şuk-ı Talat ve Fitnat” adlı eseridir.
Yazinin devamini oku »

Yaziyi gonderen Editor \\ Etiketler: , ,

Ara 24

TANZİMAT DÖNEMİNİN GENEL ÖZELLİKLERİ
By kuthan

1. O güne dek şiire girmeyen eşitlik, özgürlük adalet fikirleri, şiirin temel konusu olmuştur.

2. Şiirde biçim değişikliğine pek gidilmemiş, aruz ölçüsü, nazım şekilleri, beyit nazım birimi kullanılmıştır. Ancak II. dönem Tanzimatçılarda az da olsa değişmeler vardır.

3. Dilde sadeleşme istenmiş ancak yeterince başarılamamıştır.

4. O güne dek edebiyatımızda görülmeyen, roman, hikaye, makale gibi nesir türleri kullanılmıştır.

5. I. dönemde toplum için sanat; II. dönemde sanat için sanat görüşü hakimdir.

6. I. dönemdekiler daha çok Romantizm’in, II. dönemdekiler Realizm’in tesiri altındadır.

7. Tiyatro türü özel bir önem kazanmış, tiyatro bir eğitim yuvası olarak görülmüştür.

8. Tanzimatçıların çoğu devlet adamıdır. Bu yüzden siyasetle sürekli iç içe bulunmuşlardır. Bu da onların edebi özelliklerini etkilemiştir.

9. Batı edebiyatına, özellikle Fransız edebiyatına büyük ilgi gösterilmiş, birçok Fransızca eser Türkçeye çevrilmiştir.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Ara 24

I. DÖNEM TANZİMATÇILAR
By kuthan

Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal’in oluşturduğu bu dönemde, sanat halka ulaşmakta bir araç olarak görülmüş, onun asıl görevinin “faydalı olmak” olduğu savunulmuştur.

Faydalı olmayan sanatın boş bir uğraş olduğu düşüncesiyle güzellik ikinci plana itilmiştir. Tanzimat anlayışı dendiğinde çoğu zaman I. dönem kastedilmektedir. Bu dönem sanatçılarını inceleyelim:

ŞİNASİ

Tanzimat edebiyatının ilk sanatçısı Şinasi’dir. Mustafa Reşit Paşa’nın Batıya gönderdiği ilk öğrencilerdendir. Bir kısım fikirleri edebiyatımıza ilk getiren, kurduğu gazetelerde bu fikirlerini yayarak, yeni edebiyatın temellerini atan odur. Gençliğinde Doğu ilimlerini öğrenmiş, Fransa’da kaldığı yıllarda da Batı edebiyatını tanımıştır. Fransa’dan geldikten sonra edindiği yeni fikirleri yaymak için gazeteciliğe atılmıştır.

Şinasi aslında çok yetenekli bir sanatçı değildir. Onun edebiyatımızdaki önemi, sanatçılığından çok, yeni fikirlerle dolu olması ve bunu etrafındakilere yayarak yeni bir edebiyatın temellerini atmasındandır.

Şiirlerinde halk dilini kullanmaya büyük özen göstermiş, dönemine göre oldukça sade şiirler yazmıştır. Tamamen yeni fikirlerle doldurduğu bu şiirlerinde Divan edebiyatı nazım şekillerini, aruzu kullanmıştır.

Şiir alanındaki ilk eseri Tercüme-i Manzume adını verdiği küçük bir kitaptır. Fransız şiirinden özellikle Racine, La Fontaine ve Fenelon’dan çeviriler yaptığı bu eserle Klasik Fransız şiirini tanıtmayı amaç edinmiştir. Şiirlerinde akıla ve sağduyuya verdiği önemi ifade etmesi “Vahdet-i Zatına aklımca şahadet lazım” dizesi onun Klasisizmden etkilendiğini gösterir.

Şiir alanında ikinci eseri Divan şiiri tarzındaki şiirlerini topladığı Müntehebat-ı Eş’ar adlı kitaptır. Bu kitapta bulunan “Milletim nev-i beşerdir vatanım ruy-ı zemin” dizesi, şairin ideolojisini de ortaya koyar.

Şinasi’nin tiyatro alanındaki eseri ise Şair Evlenmesi’dir. Batılı tarzda yazılan bu ilk tiyatro eserinde görücü usulüyle evlenmenin eleştirildiği görülür. Eser tek perdelik bir komedidir. Eserde Batı tiyatro tekniğiyle halk tiyatrosunun birleştirildiği görülür.

Şinasi’nin ayrıca Türk atasözlerini derlediği Durub-ı Emsal-i Osmaniye adlı eseri de edebiyatımız açısından önemlidir.

Ziya PAŞA

Başlangıçta Divan edebiyatı kültürüyle yetişen ve o yolda şiirler söyleyen Ziya Paşa önce fikirleri yönüyle Batı’yı benimsedi. Ancak onun bu hareketlere sürekli bir bağlılık gösterdiği söylenemez. En güzel şiirlerini Divan tarzında söyleyen şair, Batılı tarzda pek başarılı değildir. Bu nedenle eskiden ayrılamayan, yeniyi ise tam bir benimseyişle uygulamaya fırsat bulamayan, ikilem içinde kalan bir sanatçı olmuştur.

Ziya Paşa Tanzimat edebiyatının hemen bütün vasıflarını kendi sanatında toplamıştır. Tanzimat edebiyatını meydana getiren dört önemli etki onun şiirinde ve nesrinde görülür: Divan şiiri, mahallileşme cereyanı, aşık tarzı ve Batı etkisi.

Çoğu şiiri hem şekil hem dil bakımından Divan şiiri sayılabilir. Bunun yanında bazı şiirleri halk şiirinin ölçü, şekil ve kafiyeleriyle söylenmiştir.

Ziya Paşa’nın dil ve edebiyat hakkındaki görüşleri birbirini tutmuyordu.

Londra’da Hürriyet Gazetesi’ne yazdığı “Şiir ve İnşa” adlı makalesinde Baki, Necati, Nef’i divanlarında görülen şiirleri Türk şiiri saymayan ve Nedim ve Vasıf’ın şarkıları da dahil Divan edebiyatını kişiliksiz, melez bir edebiyat olmakla suçlayan Ziya Paşa, Halk şairlerini gerçek Türk şairi ve onların şiirlerini de gerçek Türk şiiri saymıştır. Daha sonra yazdığı Harabat adlı antolojide ise Türk şiirinin temelini Ahmet Paşa’nın, Necati’nin, Baki’nin attığını, halk şairlerinin şiirlerinin ise bir eşek anırması gibi olduğunu söyleyecek kadar birbirine ters düşünceleri savunmuştur.

Ziya Paşa Aşık tarzında da Divan tarzında da başarılıdır. Özellikle terkib-i bent ve terci-i bend’leri Divan şairlerinin yazdıklarından daha başarılıdır. Birçok beyiti vecize olacak niteliktedir.

Ziya Paşa nesir alanında da birçok eser vermiştir. Nesir dili başlarda biraz süslü, secili iken zamanla daha sade ve oturaklı olmuştur.

En önemli eseri hiciv tarzında yazdığı Zafername adlı manzumedir. Önce kaside şeklinde yazılan sonra tahmis şekline getirilen ve son olarak nesirle açıklanan bu eser devrin sadrazamı Ali Paşa aleyhine yazılmıştır.

Diğer önemli eser, Ziya Paşa’nın Avrupa’dan döndükten sonra yazdığı Harabat isimli Divan edebiyatı antolojisidir. Üç cilt tutarındaki eserde Arap, İran, Türkiye ve Ortaasya Türkçesi şairlerinden seçilmiş şiirler vardır.

Nesir alanındaki en önemli eserleri ise şüphesiz makaleleridir. Çoğu derlenmeyen bu makalelerde devrin Siyasi manzarası hakkında önemli bilgiler vardır. Ayrıca önceden de söz ettiğimiz Şiir ve İnşa adlı makalesi onun ününü artırmıştır.

Nesir tarzındaki eserlerinden biri Rüya adlı küçük bir eserdir. Edebiyatımızda ilk röportaj sayılabilecek bu eser karşılıklı konuşma tarzında yazılmıştır. Yer yer sade bir dille yazılan eserde yine Sadrazam Ali Paşa’nın kötü idaresinden bahsedilmiş ve görevden alınması gerektiği vurgulanmıştır.

Ziya Paşa’nın diğer nesir eseri Defter-i Amal Mukaddimesi’dir. Jean Jacque Rousseau’nun “İtiraflar” adlı eserinden ilhamla yazıldığı anlaşılan bu eser Batılı anı türünün ilk örneklerindendir.

Namık KEMAL

Batılı Türk edebiyatına kesin bir zafer sağlayan, sanatçı yönü oldukça güçlü şairdir. Kalemini yalnız bir sanat aracı olarak değil, aynı zamanda milli mücadele aracı olarak kullanan şairin amacını şöyle açıklayabiliriz: Türk halkına milli benliğini ve kendi değerlerini tanıtmak; ona hürriyet aşkı vermek ve özellikle ecdat kanıyla yoğrulmuş vatan topraklarını, uğrunda şuurla can verebilir bir seviyede sevdirmek. Bu yönüyle şair haklı olarak Vatan şairi diye şöhret kazanmıştır.

Namık Kemal, eski edebiyata aşırı, hatta çoğu zaman haksız bir şekilde saldırmış yeni edebiyatın yerleşmesine çalışmıştır.

Çocukluğu ve ilk gençliği Divan şairlerinin arasında geçmiş ve bu dönemde güçlü şiirler yazmıştır.

Namık Kemal’de vatan fikri çok güçlüdür. Ona göre vatan, sadece üzerinde doğulan ve yaşanan bir yer değildir. Vatan, kendi çocukları olan insanlar arasında dil birliği, menfaat birliği, fikir ve sevgi kardeşliği yaratan, mukaddes bir topraktır ki her taşı için bir can verilmiştir.

Bütün insanları bir millet, dünyayı da tek vatan sayan Şinasi’ye ilk itiraz böylece Namık Kemal’den gelmiş oldu.

Halka halk diliyle seslenmeyi amaçlayan I. Tanzimatçılar içinde, bunu geniş ölçüde gerçekleştiren Namık Kemal’dir. Özellikle tiyatro eserlerinde konuşma dilini kullanmıştır. Dilin kurallarının belirlenmesi gerektiğini, halkın kullandığı sözcüklerin, kullanıldığı gibi yazıya geçirilmesini, dilin doğal olması ve külfetli sanatlardan sıyrılması gerektiğini savunmuş, bu arzusunun gerçekleşmesi milli edebiyata nasip olmuştur.

Namık Kemal hece ölçüsünü savunmakla beraber bunu şiirlerinde çok az kullanmıştır. Onu övmesi büyük ölçüde Divan şiirini eleştirmek içindi, yoksa Harzemşah piyesinin önsözünde heceye parmak hesabı deyip, onun ahenk sağlamaktan uzak olduğunu açıklamıştır. Kafiyeyi de pek gerekli görmeyen K

emal aksine, şiirlerinde güçlü bir kafiye düzeni kurmuştur.

Divan edebiyatını gerçek dışı suçlamalarla kötülemiş, onu çok renkli bir parça bohçasına benzetmiştir. İdealize edilmiş güzelleri ise gulyabanilere benzetmiştir. Bunları samimi olmaktan çok, sırf kötülemek için söylenmiş sözler olarak görebiliriz.

Namık Kemal’in gerek şekil gerek içerik bakımından eski tarzda şiirleri önemli bir yer tutar. Onun eski şekillerle yeni fikirleri işlediği şiirleri büyük sevgi ve şöhret kazanmıştır. Gazellerinden oluşan Divan’ı o hayatta iken yayınlanmıştır. Asıl vatan şiirleri bu Divan’ın içinde değildir.

Namık Kemal’in nesri şiirinden daha üstündür. Sağlam bir nesir dili, hareketli, bilgili, fikir ve heyecan cümleleri, delilli, mantıklı ve inandırıcı bir üslup, yazılmaktan çok haykırılmak içinmiş gibi seslendirilen dil, nesrinin ayırıcı nitelikleridir.

Onun nesrinde süs, tumturak, seci devam etti. Ancak bu, onun okunmasına engel olmadı.

Nesir alanında en önemli eserleri şüphesiz romanlarıdır. İlk romanı İntibah adını taşır. Eser “Son Pişmanlık” adıyla Magosa’da yazılmış; bu ad sonra değiştirilmiştir.

Bu romanda bir aile konusu ele alınmıştır. Kötü kadınların ihtiras ve entrikalarına kapılarak hem kendilerini hem başkalarını mahveden gençlerin romanıdır bu.

Roman oldukça sade bir dille yazılmıştır. Olayların akışı, kahramanların tek yönlülüğü, iyilerin hep iyi kötülerin hep kötü gösterilmesi yönüyle yazarın Romantizm’in etkisinde olduğu söylenebilir.

Cezmi adlı ikinci romanında ise yazar tarihi bir olayı anlatır. II.Selim zamanında İranlılarla yapılan bir savaşın anlatıldığı romanda, roman kahramanı Cezmi vatansever bir askerdir. Roman onun başından geçen olayları anlatır. Bu esere ilk tarihi roman diyebiliriz. Eserde yine Romantizm’in tesirleri görülür.

Namık Kemal’in bol eser verdiği diğer bir tür, tiyatrodur. “Bir milletin güzel söyleyiş kudreti, edebiyatında; edebiyatın da en canlı ifadesi, tiyatrosunda belli olur.” diyen yazar, bu türe özel bir önem vermiştir.

En önemli tiyatro eseri Vatan Yahut Silistre adlı oyunudur. 4 perdelik olan bu eser Tuna kıyısındaki Silistre kalesini Ruslara karşı bir buçuk ay koruyan ve sonunda Rusları yenen Türk askerlerinden ilhamla yazılmıştır. Oynandığı zaman büyük yankı uyandıran bu eser, yazarın Magosa’ya sürülmesine neden olmuştur.

Diğer tiyatro eserleri istibdat ve zulme karşı çıkışı anlatan Gülnihal, bir aile dramının anlatıldığı Zavallı Çocuk, kötü bir kadının topluma zararlarını anlatan Akif Bey, Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarının hayatını anlatan Celalettin Harzemşah, Hindistan’da bir sarayda geçen bir olayın anlatıldığı Kara Bela adlı eserleridir.

Bunların dışında, gazetelerde yayınlanan birçok eleştiri yazısı, makaleleri, mektupları da vardır yazarın. Özellikle Ziya Paşa’nın Divan şiirini öven Harabat antolojisini eleştirdiği Tahrib-i Harabat ve Takip adlı eleştirileri ünlüdür. Edebiyata ait fikirlerini anlattığı Mukaddime-i Celal adlı önsöz yazısı da önemlidir. Bunların dışında Bahar-ı Daaniş Mukaddimesi, Renan Müdafaanamesi adlı çevirileri de vardır.

Etiketler: I. DÖNEM TANZİMATÇILAR, namık kemal, ziya paşa, şinasi

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: ,

Ara 24

Halk için sanat, sade dil için sanat, vatan için, hürriyet için sanat amacıyla çalışan birinci tanzimatçılar sanatı memleketin siyasi hayatıyla birleştirme yoluna gitmişlerdi. II. Dönemdekiler ise sanat için sanat anlayışına daha yakın ve daha bağlı bulunuyorlardı. Mümkün olduğunca siyasi ideolojilerden uzak duruyor, hiç olmazsa bu sahada aktif faliyette bulunmuyorlardı. Bunlar Batılı edebiyatın vasıflarına daha uygun eserler veriyorlardı. II. dönemin sanatçıları olan Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan ve Sami Paşazade Sezai’yi ayrıntılarıyla görelim.

Halk için sanat, sade dil için sanat, vatan için, hürriyet için sanat amacıyla çalışan birinci tanzimatçılar sanatı memleketin siyasi hayatıyla birleştirme yoluna gitmişlerdi. II. Dönemdekiler ise sanat için sanat anlayışına daha yakın ve daha bağlı bulunuyorlardı. Mümkün olduğunca siyasi ideolojilerden uzak duruyor, hiç olmazsa bu sahada aktif faliyette bulunmuyorlardı. Bunlar Batılı edebiyatın vasıflarına daha uygun eserler veriyorlardı. II. dönemin sanatçıları olan Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan ve Sami Paşazade Sezai’yi ayrıntılarıyla görelim.

Recaizade Mahmut EKREM

Ekrem, yeni ve eski tarz şairliği, tiyatro ve roman yazarlığının yanında, devrinin genç nesillerine edebiyatı öğretmesiyle tanınmış bir Tanzimat yazarıdır.

Onun şiir ve düzyazı eserlerini oluşturan dil, sanat ve söyleyiş unsurlarında Divan şiirinin devamı, halk söyleyişinin akisleri ve bunların üstünde gibi görünen bir Fransız edebiyatı etkisi vardır.

Bir şiir ve edebiyat eleştirmeni olduğu ve edebi bilgiler kitabı yazdığı halde onun şiirlerinde nazım tekniği ortadan yukarıda değildir. Dudaklarda kalacak kudrette güçlü dizeleri sayılıdır. Şiirlerinde ölçü ve kafiye gereği uydurulmuş, doldurma dizeler vardır. Şiirde kulak için kafiye görüşünü ortaya atan ve bu yönüyle şiirde çığır açan Ekrem’de nesir dili daha güçlüdür. Nesirlerinde his ve hayal aleminden gerçek hayat sahnelerine kolayca geçebildiği görülür.

Hemen bütün eserlerinde sanat için sanat görüşünü savunan Ekrem öğrencilerine ve çevresine edebi bilgiler zevki veriyor, edebi eserler üzerinde durma, düşünme yollarını öğretiyor, onları değerlendirme yollarını gösteriyordu.

Recaizade şiir, hikaye, roman, tiyatro, eleştiri, araştırma alanlarında eser vermiştir.

Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebap ve üç ayrı cilt halinde yayınladığı Zemzeme adlı şiir kitapları vardır. Bu kitaplara Muallim Naci Demdeme adlı kitapla karşılık vermiş ve aralarında eski ve yeni edebiyatın özellikleriyle ilgili büyük tartışmalar başlamıştır.

Ekrem’in, ayrıca, ölen oğlu Nijad için yazdığı şiirleri koyduğu, yine onunla ilgili nesir, yazıları da bulunan Pejmürde adlı eseri de önemlidir.

Recaizade’nin nesir türündeki en önemli eseri Araba Sevdası adlı romanıdır. Eserde bilinçsizce Batıyı taklid eden Bihruz Bey’in ne hallere düştüğü anlatılır.

Yer yer realist çizgilerle ve ince bir eleştiriyle, böyle insanlar göz önüne serilir.

Nesir alanındaki bir diğer eseri de Afife Anjelik isimli tiyatrodur. Vuslat yahut Süreksiz Sevinç, Atala diğer tiyatrolarıdır. Bunlar pek başarılı eserler sayılmaz. Bu alandaki en başarılı eseri Çok Bilen Çok Yanılır adlı komedidir.

Recaizade’nin yazdığı en önemli eser Talim-i Edebiyat adlı edebi bilgiler kitabıdır.

Ders kitabı olarak hazırlanan eser yeni edebiyat için önemli bilgiler verir. Yazarın ayrıca Takdir-i Elhan adlı eleştiri eseri de vardır.

Yazar ayrıca birçok Romantik Fransız şairinin şiirlerini Türkçeye çevirmiştir.

Abdülhak Hamit TARHAN

İkinci dönem Tanzimatçılar arasında Batıyı daha iyi anlayan ve çok hızlı değişiklikler yapan kudretli, üretken bir şairdir. Büyükelçilik göreviyle hem Doğu hem Batı ülkelerinde görev yaptığından, eserlerinde bu medeniyetlerin dil, kültür, sanat, inanç unsurlarıyla, sosyal hayatlarını, yan yana getirebilmiştir.

Hamid bazen şiiri tiyatrolaştırmış, bazen tiyatroya hikaye çeşnisi vermiştir. Şekilde ve söyleyişte belli kurallara bağlı kalmak, onun yapmak istediği ama yapamadığı şeylerdendir. Onda ölçü, kafiye hatta dil ve cümle kaygısı genellikle ikinci plana bırakılmıştır. Bu nedenle eserlerinde dil kusurlarına sık sık rastlanır. Şiirde tezata, şaşırtmacaya yer vermiş ve engin bir lirizm oluşturmuştur. Şiirlerinde Romantizm’in tesiri görülür.

Şiirlerinde, işlediği konular açısından da bir uyum görülmez. Bir kısmında doğa güzellikleri, bir kısmında renkli şehir hayatları, bir kısmında vatan, millet, diğerinde ahlak hocalığı görülen şiirlerinde vazgeçmediği tek yön sanatı sanat için yapmaktır.

Hamit tiyatro alanında da oldukça bol eser vermiştir. Ancak bunların çoğu sahnelenmek için değil okunmak içindir. Çoğunun dili ağır, üslubu sanatlıdır. Hatta kahramanlar bazen ruhlar, ölüler ya da hayali varlıklardır. Tiyatrolarının bir kısmını aruzla, bir kısmını heceyle kimisini de nesirle yazmıştır.

Hamid’in ilk tiyatro eseri Mecara-yı Aşk adlı dört perdelik eserdir. Rumeli Türkleri arasında geçen bir olayın anlatıldığı Sabr-u Sebat adlı eserin dili oldukça sadedir. Duhter-i Hindu, Nesteren, Tarık, Eşber, Finten ünlü tiyatrolarıdır.

Hamid’in birçok şiir kitabı da vardır. Kimisinin Batı şekilleriyle söylendiği, kısmen serbest bir biçimde yazıldığı şiirlerinin bulunduğu Belde adlı şiir kitabında, Fransızca sözcüklerin de şiire girdiği görülür. Pastoral şiirin ilk örneklerinin verildiği, serbest biçimdeki şiirlerin bulunduğu kitaba ise Sahra ismini vermiştir şair. Ölen karısının ardından duyduğu üzüntüyü anlattığı Makber adlı şiir kitabı ise şairin adını ebedileştirmiştir. Şekil olarak daha muntazam, ölçülü, kafiyeli şiirlerin bulunduğu bu eser, musiki yönüyle de güçlüdür. Aynı konuyu işleyen ancak Makber kadar başarılı sayılamayacak Ölü, Bunlar Odur, Hacle gibi şiir kitapları da vardır.

Hamid’in mesnevi biçiminde yazdığı, Çamlıca’da yaşanmış bir aşk hikayesini anlattığı Garam adlı kitabı da önemlidir.

Samipaşazade SEZAİ

Tanzimat döneminin Batılı hikaye yazarıdır. Edebiyatın başka türlerinde de eser vermiş olmasına rağmen o, hikaye ve roman yazarı olarak tanınır. Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde Fransız Realizm’ini temsil eden yazarlardandır. Romanında Romantik çizgiler bulunmasına rağmen onun eserlerine Realist anlayışı uyguladığı görülür. Namık Kemal’in Romantik anlayışından Sezai’nin Realist anlayışına geçiş yapan II. dönem Tanzimatçılar, asıl realist olan Servet-i Fünunculara zemin hazırlamışlardır.

Arada bir küçük şiir denemeleri de olmakla beraber, Sezai daha çok nesirler, siyasi, edebi makaleler, küçük ve büyük hikayeler ve hatıralar yazmakla tanınmıştır.

Eserlerini sanat için sanat görünüşüne bağlı olarak yazan sanatçının en önemli eseri Sergüzeşt romanıdır. Romanın konusu, o yıllarda devam etmekte olan beyaz esir ticaretidir. Eserde Kafkaslardan kaçırılıp ona buna satılan genç kızlardan birinin başından geçen olaylar anlatılır.

Sezai’nin diğer önemli eseri Küçük Şeyler adlı hikaye kitabıdır. Eserdeki bazı hikayeler çeviridir.

Küçük Şeyler’den sonraki hikayelerinden başka, nesirlerini topladığı bir diğer eseri de Rumuz’ül Edep adını taşır.

İclal adlı eserinde yine değişik yazıları

ve şiirleri bulunur.

Sezai’nin ilk eseri ise Şir adlı bir piyestir. Bu eser, olayın Afganistan’da geçtiği düzyazıyla yazılmış bir trajedidir. Ancak pek başarılı bir eser sayılmaz.

Tanzimat dönemindeki diğer önemli sanatçıları da şu şekilde görebiliriz:

Ahmet Mithat EFENDİ

Tanzimat devrinde, ilmin ve edebiyatın hemen her alanında eser vererek ve bunları halk diliyle yazıp halk seviyesine ve halk zevkine göre düzenleyerek halk için çok faydalı bir edebi hareket yapmayı başarmış ansiklopedist bir yazardır. O yazılarıyla bir halk okulu kurmuş ve bunu hayatı boyunca sürdürmüştür.

Onun eserlerinde derin bir bilgi veya eserlerin kalıcılığını sağlayacak bir sanat üstünlüğünü aramak boşunadır. Yazdıklarının yaşamasını değilse bile Türkiye’de, okuyan bir halk zümresinin oluşmasını sağlayan Mithat Efendi, görevini yerine getirmiştir.

Teknik açıdan kusurlu eserlerin okuyucu bulması, onları yazarken yazarın kullandığı, halka hoş gelen sade bir dilin, halkta merak uyandıracak unsurlarla birleşmiş olmasındandır. Yer yer bir ev dili, mahalle dili ve bu dillere ait halk deyimleri, eserlerine ayrı bir tat verir.

Tarih, coğrafya, felsefe, biyoloji, fizik gibi birçok dilde eser veren yazarın en çok sevdiği tür, hikaye ve romandır. Bu alanda onun 82 eseri vardır.

Letaif-i Rivayat adlı 24 kitaplık bir hikaye dizisi vardır. Bunların kimileri Batı’daki eserlerden adapte edilmiştir. Bu eserlerde abartılı bir Romantizm görülür. Olması mümkün gözükmeyen olayların hikaye edildiği bu eserler sürükleyiciliği yönüyle kendini okutmuştur. En ünlü romanları, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Dünyaya İkinci Geliş, Felatun Bey’le Rakım Efendi, Dürdane Hanım v.s. ’dir.

Ahmet Mithat Efendi bazı tiyatro denemeleri de yapmışsa da bu alanda pek başarılı olamamıştır.

Nabizade NAZIM

Tanzimat edebiyatının Servet-i Fünun’a döneceği dönemde yetişen ve arada bir yeni anlayışla şiirler de söyleyen Nabizade Nazım, bu geçiş dönemi yazarları içinde realist hikaye yazmaya özen gösteren bir romancıdır.

Edebiyatımızda ilk köy ve köylü gerçeklerini anlatan Karabibik adlı eseri vardır. Romandan çok uzun hikaye özelliği gösteren bu eserin diğer bir önemi, yazarın, hikayenin önsözünde de belirttiği gibi Emile Zola, Alphonse Daudet gibi yazmaya özenmesidir. Ayrıca yazar köylüleri, seçtiği çevrenin diliyle konuşturmuştur.

Yazarın ikinci önemli eseri Zehra adlı romanıdır. Romanda psikolojik tahlillere özellikle yer verildiği görülür.

Ahmet Vefik PAŞA

Türk tiyatrosunun oluşmasında çok büyük katkıları olan yazar, özellikle Moliere’den yaptığı çevirilerle tanınır. Çevirilerinde halk diline, yerli ağızlara yer vermiş ve sahnelenen eserlerin halk tarafından sevilmesini sağlamıştır.

Yazarın en önemli hizmetlerinden biri de Bursa’da kendi adıyla tiyatro açarak, tiyatroyu Anadolu’ya yaymasıdır.

Moliere’den on altı eser çeviren yazarın Zor Nikah, Zoraki Tabip adlı çevirileri çok sevilmiştir.

Şemseddin SAMİ

Tanzimat edebiyatının dil alanında önemli eserler veren sanatçısıdır. Özellikle Fransızcadan Türkçeye, Türkçeden Fransızcaya çevirdiği önemli sözlükleri vardır.

Birçok dili çok rahat konuşan yazarın dilimize kazandırdığı en önemli eseri ise Kamus-ı Türki adlı sözlüktür.

Türk dilinin sadeleşmesi yolunda önemli gayretleri olan yazarın, dilin nasıl sadeleştirilebileceği hakkındaki fikirleri kendinden sonrakilerce örnek alınmıştır.

Avrupalı Türkologların çalışmalarıyla yakından ilgilenen yazar Orhun Abideleri’ni ve Kutadgu Bilig’i Türkiye Türkçesine ilk çeviren kişi olmuştur.

Bunların dışında teknik olarak çok da başarılı sayılmayan ilk Türk romanı onun, Taaşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı eseridir. Yazarın ayrıca tiyatro alanında da eserleri vardır.

Etiketler: hamid, II. DÖNEM TANZİMATÇILAR, recaizade, tarhan

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: ,

Kas 16


ZİYA PAŞA 1825-1880
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1-)Terki-bent divan şiiri nazım şekillerindendir divan şiirinde bakinin kanunu sultan Süleyman mersiyesi Bağdatlı ruhinin terkib-i benti önemli örneklerdir.
2-)Ziya paşa döneminde sanat ve politika alanında yapılması gereken yenilikler için çalışmıştır.
3-)Şair şiirinde insanların daha iyi özgür yaşamaları için özlemlerini dile getirmiştir.
4-)Zulme haksızlığa baskıya karşı tahammülü olmayan şair şiirinde bu tür kişiler için çok ağır bir dil kullanmıştır.
Ziya paşa 1825 yılında istanbulda doğdu. Babası galata gümrüğü katiplerinden Erzurumlu Fahrettin efendidir.İlk tahsilini Beyazıt rüştiye mektebinde yaptı.Çocukluğunda aşık garip, aşık kerem,aşık ömer, gevheri gibi saz şairlerinin şiirlerini okudu.Daha sonra öze öğretmenlerden Arapça Farsça dersleri aldı.
Gençlik dönemi sadaret mektubi kaleminde memurlukla geçti bir süre sonra ercümen-i şuarayı oluşturan divan şairleri arasına katıldı bu arada yazdığı şiirleriyle dikkat çekti 30 yaşlarında büyük reşit paşanın himayesine girerek sarayda mağbeyn katipliğine atandı zekası ve çalışkanlığı sayesinde sultan abdul azizin sevgisini kazandı padişahın özel sohbetlerinde bulundu gizli olatak siyasi faaliyetlerde bulunduğu ali ve fuat paşalarla arası açılan ziya paşa zaptiye nezareri müsteşarlığına tain edilerek saraydan uzaklaştırıldı ali ve fuat paşaların siyasetini ince alaylarla eleştirerek padişahın gözüne girmeye çalışmış olsada başarılı olamadı meşrutiyet rejimini savunan ve gizli olarak kurulan yeni Osmanlılar cemiyetine girdi.
1867 yılında Kıbrıs mütesarıflığına tain edilince Namık kemal ile birlikte avrupaya kaçtı.Avrupadayken istibdat rejimi ve ali paşayı ağır bir dille eleştirdi ali paşanın ölümünden sonra 1872 de abdul aziz tarafından affedildi yurda dönünce icra cemiyeti reisliğine tain edildi 2.abdul hamid padişah olduktan sonra vezir rutbesiyle Suriye valiliğine gönderildi 3 buçuk ay sonra konyaya daha sonrada adana valiliğine atandı 1880 yılında sirozdan öldü mezarı adanada ulu camii avlusundadır ziya paşanın şiirleri eski tarzdandır bunların arasında dönemin idarecilerine yönelik hiciv şiirleri dikkat çekicidir zafername başkasının ağzından ali paşa için yazılmıştır kaside tahmis ve şerh olmak üzere 3 bölümden oluşan zafername nazım nesir karışık olarak yazılmıştır nesirlerinde ileri sürdüğü fikirlerle tanzimattan sonraki yeni edebiyatının kurucularından biri olmuştur. Tercümeleriyle edebiyatımızın yenileşmesine ve batılaşmasına yardım etmiştir. Molierenin tartufe adlı komedisini hece ölçüsüyle ve sade bir dille Türkçeye çevirmiştir.
Başlıca eserleri şiir ve inşa makaleler zafername harabat eş’ar-ı ziya arz-ı hal rüya veraset mektupları
TERCÜMELERİ: Endülüs tarihi engisizyon tarihi emil, Tartüffe.

TERKİB-İ BENT

1-Bir katre içen çeşme-i pür-hün-ı fenedan
Başın alamaz bir dahi baran-ı beladan

2-asude olam dersen eğer gelme cihana
Meydana düşen kurtulamaz seng-i kazadan

3-sabit-kadem ol merkez-i memun-ı adalet
Vareste olup daire-i havf u recadan

4-Dursun kef-i hükmünde terazü-yı adalet
Havfın var ise mahkeme-i ruz-ı cezadan

5-Her kimi arar buy-ı vefa tab-ı beşerde
Benzer ana kim devlet umar zıll-ı hümadan

6-Bi baht olanın bağına bir katresi düşmez
Baran yerine dürr-i Güher yağsa semadan

7-Erbab-ı kemali çekemez nakıs olanlar
Rencide olur dide-i huffaş ziyadan

8-Her akile bir dert bu alemde mukarrer
Rahat yaşamış varmı güruh-ı ukaladan

9-İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez
Zira bu terazü o kadar sikleti çekmez
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE
1-Kötülüğün kan dolu çeşmesinden içen bir damla içen yokluk fikrine dalan bir daha bu dünyanın bela yağmurlarından başını kurtaramaz.
2-Eğer mutlu olayım dersen bu dünyaya gelme çünkü dünyaya gelen kaza taşlarından kurtulamaz.
3-Hoşnutluğun huzuru içinde korku ve başkalarına yakarma çemberinden sıyrılarak özü sözü doğru ol.
4-öbür dünyada ceza günü sorgulamasından korkun varsa hükmünün avucunda adalet terazisi bulunsun.
5-her kim yaratılışından vefa duygusu ararsa Hüma kuşunun gölgesinden saadet ikbal arayana benzer.
6-eğer gökten yağmur yerine inci, mücevher yağsa bunlardan bir tanesi bile bahtsız kişilerin bağına düşmez.
7-nasıl yarasanın gözü ışığa tahammül edemezse kusurlu insanlar da olguluğa ermiş kişileri çekemezler.
8-akılcı hareket eden her kişi bu dünyada bir takım sıkıntılarla karşılaşır. Acaba akıllı kişilerden rahat yaşamış olan var mı?
9-bu küçük akıl o yüce anlamı çözmeye kavramaya yetmez çünkü bu terazi o kadar ağırlığı çekmez.

DEĞERLENDİRME ÇALIŞMALARI
1.Beyitler divan şiiri anlayışından hangi yönleriyle ayrılmaktadır?
2.Beyitlerden hareketle ziya paşanın söyleyiş özelliklerini bulunuz?
3.Ziya paşanın beyitlerindeki düşünceler günümüzde de geçerlimidir?
4.Ziya paşanın bazı beyitlerde karamsarlık içinde olduğu görülüyor şairi bu ruh haline sürükleyen sosyal ve siyasi sebepler nelerdir?
5.Ziya paşanın beyitlerinden bazıları atasözü halinde halk arasında yayılacak kadar sevilmiştir.sizce bunun sebebi nedir?

NAMIK KEMAL (1840–1888)
HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

1.Türk toplumu Tanzimat la birlikte batı kültürünün etkisinde kalmıştır. Batılaşma ile ilgili düşünceleriniz nelerdir?
2.Tanzimat dönemi Türk edebiyatını hazırlayan tarihsel ve sosyal koşulları tartışınız.
4.Namık KEMALİN ilk şiirleri divan şiiri tarzındadır bu şiirler onun gerçek kişiliğini yansıtmaz Namık Kemale vatan şairi özelliğini kazandıran şiirleri şekilde eski özde yeni olanlardır

21 Aralık 1840 da Tekirdağ da doğdu. Sekiz yaşında iken annesi öldü dedesi Abdullatif Paşa tarafından büyütüldü. Dedesinin memuriyeti dolayısıyla düzenli bir öğrenim görmedi ÖZEL öğretmenlerin yardımıyla Arapça, Farsçayı öğrendi. Din tasavvuf ve edebiyat bilgileri öğrendi. Dedesinin dostlarından olan Şair Eşref paşa onun şiire ilgisini görüp kendisine Namık mahlasını vererek şiir yazma arzusunu arttırdı. Bir zaman sonra Babıâli TERCÜMAN ODASINA kâtip tahin edildi. Bu sıralarda Şinasi ile tanıştı. Kısa zamanda Fransızcayı öğrendi. Tasvir-i Efkâr gazetesinde yazmaya başladı. Memleket konuları üzerine yazdığı ateşli makaleleri ile tanınarak dönemin aydınları tarafından çok sevildi. Meşrutiyeti kurmak için gizli faaliyetlerde buluna yeni Osmanlılar cemiyetine üye oldu. Hükümeti eleştiren yazılar yazdı. Bu durumdan rahatsız olan hükümet Namık kemali Erzurum a vali muavini tayin etti Bu göreve gitmeyerek ziya paşa ile Avrupa ya kaçtı. SULTAN ABDÜL AZİZ Tarafından genel af ilan edilmesi üzerine İstanbul a döndü. NAMIK KEMAL hürriyet Had ika ve ibret gazetelerinde vatan, hürriyet ve meşrutiyetle ilgili düşüncelerini yazdı. Vatan yahut silis tre piyesinin temsili sırasında meydana gelen olaylar yüzünden Magasoya sürgün edilir.1873 I.meşrutiyetin ilan edilmesiyle birlikte çıkarılan aftan yararlanarak İstanbul a döner.
Ziya paşa ile kanun-i Esasiyi hazırlanacak komisyonda yer alır. Sultan II. ABDÜLHAMİT TİN1877OSMANLI –RUS HARBİNİ bahane ederek meclis-i mebus an-ı kapatmasından sonra midilli adasında oturmaya mecbur t

utulur. Daha sonra Rodos ve sakız a kaymakam tahin edilir. 2 Aralık 1888 sakız adasında ölür. Vasiyeti üzerine naşı bol ayır a nakledilir. MANIK KEMAL MEŞRUTİYET rejiminin kurulması milletin kalkınması ülkü edinmiş bir vatan şairidir. Edebiyatı bu ülküsüne araç yaptı. Eserlerinde, vatan, özgürlük, meşrutiyeti bağımsızlık gibi konuları işleyen NAMIK KEMAL sanat toplum içindir. Görüşünü savundu. Roman ve tiyatroda romantizm akımının etkisinde kaldı.

BAŞLICA ESERLERİ:
Makale:MAKALAT –I SİYASİYE VE EDEBİYE
TİYATRO: Vatan yahut silistre gül Nihal akif paşa zavallı çocuk kara bela celalleddin harzem şah
ROMAN: İntibah Cezmi
ELEŞTİRİ: Tahrib-i harabat mes prisons muahaze namesi irfan paşaya mektup rüya
TARİH: Evrak-ı perişan kanije muhasarası Osmanlı tarihi devr-i istila Barika-i zafer dir.

HÜRRİYET KASİDESİ
1-Görüp ahkamı astrı mün harif sıdku selametten
Çekildik izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten

2-Usanmaz kendini insan bilenler halka hizmetten
Mürüvvetmend olan mazluma elçekmez ianetten

3-Vücudun kim hamir-i maiyesi hak-i vatandır
Negam rah-ı vatanda çak olursa cevrü mihnetten

4-Muinü zalimin dünyada erbap-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi- insafa hizmetten

5-Nedendir halkta tül-ü hayata bunca rağbetler,
Nedir insana bilmem menfaat hıfz-ı emanetten!

6-Durur ahkam-ı nusret ittihad-ı kalb-ı millete
Çıkar asar-ı rahmet ihtilaf-ı rey-i ümmetten

7-Eder tedvir-i alem bir mekinin kuvve-i azmi,
Cihan titrer sebat-ı pay-i erbab-ı metanetten.

8-Ne gam pür-ateş-i hevl olsada gavga-yı hürriyet
Kaçar mı merd olan bir can meydan-ı gayretten

9-Kemend-i can güdazı ejder i kahr olsa celladın
Müreccahtır yine bin kere zincir esaretten

10-Ne efsünkar imişsin ah ey didar-ı hürriyet
Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten.

GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE
1-Zamanın değer yargılarını doğruluktan ve selametten sapmış görerek hükmet kapısından şeref ve saadetle çekildik.
2-Kendini insan bilen halka hizmet etmekten usanmaz ve iyilik sever olan mazluma yardımdan el çekmez.
3-Vücudun mayasının hamuru vatan toprağıdır vatan yolunda sıkıntı ve eziyetten parçalansa bile üzülmez.
4-Dünyada zalimin yardımcısı alçak kimselerdir insafsız avcıya hizmet etmekten zevk alan köpektir.
5-Halkta uzun ömüre bu kadar rabet nedendir emaneti çok saklamaktan insana ne fayda vardır bilmem.
6-Başarının bütün sırrı milletin gönül birliğindedir ve halkın birbirine aykırı düşüncelerin çarpışmasından olumlu sonuçlar çıkar.
7-Bir yöneticinin kararlılığı dünyayı idare eder yılmaz insanların ayak diremesinden cihan titrer.
8-Hürriyet kavgası korku ateşiyle dolu olsada hiç önemli değil mert olan bir can için gayret meydanından vatanı hizmetten kaçarmı.
9-Cellatın can alan ipi kahredici yılanda olsa esaret zincirinden bir kere daha üstündür.
10-Ah ey hürriyetin güzel yüzü sen ne büyüleyiciymişsin gerçi esaretten kurtulduk ama şimdide senin aşkının esiri olduk.

DEĞERLENDİRME SORULARI
1-Beyitlerde işlenen temel düşünceler hangi tarihi değerleri ortaya çıkarmaktadır?
2-Namık kemal in şiirindeki üslubunu belirten eserlerden biride hürriyet kasidesidir şair hürriyet kasidesinde nasıl bir üslup kullanmıştır?
3-Hürriyet kasidesinin hangi beyitlerinde birlik beraberlik ve demokrasi ile ilgili kavramlar üzerinde durulmuştur.
4-Hürriyet kasidesi hangi duyguları dile getirmek için yazılmıştır?

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI

1.TANZİMAT döneminde ilk edebi roman özelliğini taşıyan eserler Namık kemalin intibaadır.
Cezmi ise ilk tarihi romanımızdır.
2.Roman çeşitleri içerisinde tarihi romanlar önemli yer tutar. Tarihi roman okumanın tarih bilgimize katkısı nedir?
3.insanlar tarihi bilgiler edinmek için tarihi romanlar okurlar bu romanlar günümüzde ne tür bir değer taşımaktadırlar?

CEZMİ

CEZMİ ata iyi binen silahı iyi kullanan iyi şiir yazan İstanbul yöresinde tımar sahibi yiğit bir sipahidir Osmanlı ordusu ile birlikte İran a karşı savaşan kırım ordusu komutanı ve kırım kamgayı adil giray ile tanışır. İranlılarla yapılan savaşta adil giray tutsak düşer Tebriz e götürülür. Şahın karısı şehriyar adil giray a âşık olur fakat karşılık göremez bu arada şahın kız kardeşi Perihan ile adil giray birbirlerini ilk görüşte severler. Sünni olan Perihan ile adil giray İran tahtını Şiilerin elinden kurtarmak konusunda anlaşılır. Böylece hükümet değiştirilecek adil giray hükümdar olup Perihan la evlenecektir. Bunun sonucunda ıranda yönetim Sünnilerin eline geçecek ve Osmanlı imparatorluğu ile barış yapılacaktır. Bu işi yapmak için becerikli bir adam gerekmektedir. Adil giray in aklına Cezmi gelir. Mektup yazarak onu İran a çağırır.
Derviş kılığında bir adam vezire arzuhal vererek yapılan planı bildirir. Yine aynı adam koruyucu kıyafetini giyerek şehriyar a adil giray ile Perihan arasındaki aşkı haber verir. Şehriyar adil girayla Perihan in aşkımı kıskanır. Adil girayı ve Perihan öldürtmek için vezirle birlikte plan yapar. Tesadüfen adil giray Perihan ve Cezmi aynı günde kaçmaya karar verir.
Şehriyar onlara hareket etmek için adil girayın köşküne gider bu sırada Perihan ile adil giray ı öldürme işini üzerine almış olan Şii korucular bahçeye girer. Silah seslerini duyan şehriyar telaşla köşkten fırlar korucular şehriyarın adil girayın yanından çıktığını onu kovalarlar ve şahın odasında yakalayıp öldürürler sonra adil girayın köşküne hücum ederler Perihan da elinde kılıçla adil girayın yardımına koşar. Birlikte yüzlerce korucuya karşı savaşırlar sonunda ikilide ölürler.

AŞAĞIDAKİ PARÇADA PERİHAN İLE ADİL GİRAYIN KORUCULARLA KILIÇ KILICA DÖVÜŞMESİ TASVİR EDİLMEKTEDİR.

Vatka ki şehzadeler tenha kaldılar kan görmüş bir çift aslan gibi birbirlerine zahir ve müdafaayı bütün terk ederek haşaratın üzerine savletler göstermeye başladılar. Silah kullanmakta olan maharetli cihetiyle düşmandan la-Akal iki adam tepelenmedikçe vücutlarına bir yara dokundurma ihtimalleri yoktur. Yirmi dakikadan ziyade uğraştılar bir iki kere muhacimleri odadan dışarı uğrattılar fakat erazil kühsara çarpan dalgalar gibi geri çekildikçe savletlerine bir kat daha dehşet vererek avdet ederlerdi adil giray Perihan hın
Ötesinden berisinden seyelan eden kanları görünce vekaar-i merdanesini bütün kaybederek Saitlerde mühatabaya tenezzül etti. Bu masume şahınızın hemşerisidir. Siz hakkını nimetini böyle mi gözetirsiniz diyecek oldu Perihan hemen lakırdısını keserek sus han zadem bu köpekler hakkı nimeti veli nimeti de
Ekmek gibi kesilir. Yenir bir şey zannederler bunlara muhataba bizlere yakışmaz dedi nazarı o sırada kapının önüne gelen Rüstem hana taalük etti ah üzerimize sarılan ejderin başı gözümüzün önünde duruyor biz halen kimlerle uğraşıyoruz diyerek hanı tepelemek için kapıya doğru uğradı.O zamana kadar perihanın öteden beri gönüllerde bıraktığı nüfüzun tesiri ile üzerine bir yed-raşedar ile silah çeken korucular serdarlarını tehlikede görünce meslek gayretini ve bir dereceye kadar mücazat-ı atiye korkusuyla bütün bütün havf-ü insafı kaldırdılar perihanın sol memesinin altından ağırca yaraladılar bi çare kız cerihasının tesiri takat güdazıyla vücudunu idareden aciz kalarak ağır birkaç adım geri çekildi adil girayın ayakları ucuna devrildi korucular halin dehşeti ile birkaç dk beht içinde durduktan sonra şahlarının hemşerisini mem

at halinde ve düşmandan aldıkları esiri yine hayatta bulunduğunu düşündüler serapa gazab serapa tehevvür kesildiler kati sahnesinin bir azmi hun harene ile adil giraya birkaç taraftan hücum eylediler bi çare Perihan ruhi sanisinin canı gibi mehlekede bulunduğunu görünce ne kadar asarı hayat kalmış ise bir yere topladı yerinden davrandığı yaralı arslan gibi savleti mukavemet şikenane ile kahri adaya başladı adil giray ise maşukasında gördüğü ateşi hamiyetin tesiri ile bütün bir barikayi celalet kesilerek vaktiyle her bir 50 60 kişiye mukabil olan tatar kahramanlarının nesli necib-i olduğunu tamamıyla ispat eyledi şöyleki iki şehzade birkaç yerlerinden mecruh oldukları halde ayaklarının ucuna 10 15 kadar korucunun laşesini serdiler Rüstem han telefatın tekez sürü ile bütün bir lehebi gazap kesilerek kılıçla uğraşır durursunuz tüfeklerinizi hani düşmana saklıyorsunuz ateş etsenize diye feryada başladı koruyucular vakanın hevl-garabetini munzam olan can korkusu ile düştükleri gefletten mütennepbih oldular iki bi çarenin üzerine 50 60 tüfek birden boşaltarak ikisinde bir anda şehit ettiler sadece yaralanmış olan Cezmi perihanla adil girayı aynı mezara gömer yarasından akan kanla mezar taşına manzum bir yazıt yazar ve yine derviş kılığına girerek ordan uzaklaşır.

DEĞERLENDİRME SORULARI

1-Namık kemal vatan ve Milet uğruna kendine adamış kahramanları anlatır eserin kahramanı Cezmi ile Namık kemal arasında nasıl bir bağ kurabilirsiniz.
2-Cezmi romanı 16. yy daki iran savaşlarını konu alır 188 yy da zayıflamış parçalanmak olmak üzere olan Osmanlı devleti zamanında bu eserin yazılma amacı ne olabilir.
3-Halk hikayeleri ile Tanzimat döneminde yazılmış romanları karşılaştırınız.
4-Romanın dil ve anlatım özelliklerinden bilgi veriniz.

ŞAİR EVLENMESİ

Memletimizde eskiden beri meddah karagöz ve orta oyunu gibi tiyatroya benzer çalışmalar yapılmakla beraber tanzimattan önceki edebiyatımızda batılı anlmada tiyatro eseri yoktu Şinasi AVRUPADAN YAZILAN tiyatro eserlerini örnek alarak şair evlenmesini adlı eserini edebiyatımıza kaznadırdı.bu eser batılı anlamda yazılan tiyatronun ilk örneğidir
şair müştak sevdiği bir kızla nikahlanmış düğün gecesi karşısına yaşlı bir kız çıkarılarak nikahlısını bu olduğu söylenmiştir.müştak bey kabul etmeyince gürültü çıkmış imam çağırtılmıştır.ve mahaleli düğün evine toplamıştır.

ALTINCI FIKRA
Müştak bey- ziba dudu -habbe kadın ebüllakla batak ese mahaleli

EBÜLLAKLAKA-sanki bir telaş beni uykudan kaldırıp getirmenin ne manası var?orta oyununa çıkar gibi bakın şu kayafetime ayıp gürültünüz ne oluyor.
ZİBA DUDU-amanın efendim güveyi olacak şu herif istiye istiye aldığı hanımı şimdi istemiyor bütün saçını başını yoldu o şöyle dursun yenge kadınla bana söylemediği bi edepsizlik kalmadı.size nakletmeğe utanıyorum.
EBÜLLAKLAKA-VAY MNAMUSSUZ VAY!
MAHALLELİ-vay namussuz vay!
MÜŞTAK BEY-efendim kerem ediniz bendenizde bildiğim kadar hakikatı size anlatayım.
EBULLAKLAKA-sen sus sefil kadın ninen gibi bi çare hatun yalanmı söyleyecek?
ZİBA DUDU-Bu kızı mutlaka almalıdır.
EBULLAKLAKA-ALMALI YA! almassa ırzına leke sürmüş olacak öyle dğilmi komşular.
MAHALLELİ-HAYHAY!
MÜŞTAK BEY-alamam efendim bunda bir yanlışlık var zira bana nikah ettiğiniz.Kız bu dğildir bunu küçüğüdür.ben onu isterim
EBULLAKLAKA-hayır sana nikah ettiğimiz büyük kızdır.
MÜŞTAK BEY-DEĞİLDİR!
EBULLAKLAKA-VAY SEN BENİDE YALANCI ÇIKARIYORSUN ha!! bune yüzsüzlüktür!!
BATAK ESE-Efendi bilirmisinizki ben onun daha nelerini bilürün.durun size diyiveryim bekçi olduğumdan içun geceleri mahalle dolanırken çat çat sokak ortasında irast geliyon
bir kere kendiciğine nereden geliyon diye soracak oldun.ban ne garşuluk varse eyü? taratordan geliyon de mesün mü?bu beni masharlığa almak değil de ne demektir.bakın şu ahmağa!!
MÜŞTAK BEY-vay!! ferasetli adam vay!!
BATAK ESE-Frus adlı adam sensin ulan hayvan ban kotü ilaf söyleyip durma şimdi sana fan fin demeyi gösreririm…
EBULLAKLAKA-Bu herif hem edepsiz hem deli!
BATAK ESE-benim aklıma galursa hem hapishaneye goymalı hem tımarhaneye!!!!!!
EBULLAKLAKA-Bana danışırsanız herşeyden evvel edepsiz ilamını alalımda bir daha mahalleye oturturmayalım.Artık istemeyiz.
MAHALLELİ-istemeyiz!!!!!!!!!

YEDİNCİ FIKRA

ATAK KÖSE-(ARKASINDA KÜFE BİR ELİNDE KÜREK VE BİR ELİNDE SÜPÜRGE İLE İSTEMEYÜZ)
HİKMET EFENDİ-atak kösenin arkasından yetişerek Ne istemiyorsunuz.
ATAK KÖSE-BEN NE BİLEYİM!!! mahalleli istemeyüz diyor ben de öyle diorum elbette onların böyle demelrine hak vardır.
HİKMET EFENDİ-AY MAHALLELİNİN NEDEN HAKKI VARMIŞ!!!!
ATAK KÖSE-hakkı olduğunu pek yahuz bilürun amma bak doğrusu neden hakkı olduğunu bilmem…
HİKMET EFENDİ-ÖYLE İSE BİLMEDİĞİN şeye neden karışıyorssun!!!!!
ATAK KÖSE-VAY NİYE KARIŞMAM!!!!! BEN DE BU MAHALLENİN GALBUR ÜSTÜNE GELENLERİNDEN DEĞİLMİYİM?
HİKMET EFENDİ-SEN KİM OLUYORSUN??
ATAK KÖSE-DAHA SEN BENİM KİM OLDUĞUMU BİLEMİYOMUSUN???
HİKMET EFENDİ-HAYIR!!!!
ATAK KÖSE-ÖYLEYSE SEN bilmediğini niye soruyorsun?hay cahil hay şimdi tutpta anlatacakmıyım!!! ki ben deheeeey öteki mahallede kiracıyım
ve bu mahallde sürpüntü başıyın diye ………..
HİKMET EFENDİ-hay şaşkın hay!!!!
ATAK KÖSE-seninde aklın olsaydı benim gibi şaşkın olurdun..ne varmış?? haydi oradan sürüver bakayım
EBULLAKLAKA-MÜŞTAK BEYİ GÖSTEREREK vay sen şunun gibi bir kabahatliye sabahat ediyorsun yaaa!!!! sen onun gibi cezaya müstehaksın…
HİKMET EFENDİ-AMAN EFENDİM BEN KENDİ KABAHATİMİ ANLADIM!!!!ama onun kabahati ne oluyor anlamdım….
EBULLAKLAKA-daha ne olsun?? kendine nikah ettiğin kızı istemiyorda onun küçüğünü istiyor..bu ne demektir.
HİKMET EFENDİ-efendim gazaplanmayınız küçük kızı senden isteriz
BATAK ESE-EFENDİ NEDİR O RÜŞVETMİ ALIYORSUNUZ????
EBULLAKLAKA-ben öyle şeymi kanul ederim istemem yen cebime ko !!!!!
ATAK KÖSE-gizlice yan cebime ko diyosun!!!!!
EBULLAKLAKA-haşa sümme haşa!!! eğer ben paraya elimi sürdüysem ellerim kırılsın!!!
HİKMET EFENDİ-aman efendim hakikat her neyse layıkıyke meydana çıkarın şanınıza düşeni işleyin,,
EBULLAKLAKA-böyle kibarena yol ile meranızı ifade başvurunuzdan gömlümdeki hiddet gitti.yerine merhamet geldi..yahu mahalleli ben bu işte başka bir türlü bir hakkaniyet görmeye başladım zira sonradan hatırıma bir şey geldi…
MAHALLELİ-nedir o???
EBULLAKLAKA-HANİ NİKAHINI KIYDIĞIM BÜYÜK KIZDIR DİYE DEMİNDEN İKRAR ETMİŞTİM YAA!!!!
MAHALLELİ-ÖYLE YA!!!!
EBULLAKLAKA-FAKAT büyük demekten muradım yaşta büyük değildir boyda büyük demek manasıdır.zira büyük kız ırk yaşını geçmiş olduğu halde damat beyin dengi olamaz işte benim bildiğim bukadardır her bir zamanda ve her mekanda öyle doğrucusuna şahadet ederim…..
BATAK ESE-siz buncalayın dil ile ikrar ettikten sonra ilk tastık ederiz
MAHALLELİ-HAY! HAY!
EBULLAKLAKA-yenge kadın boyda büyük yaşta küçük olan asıl hanımı getir kendi elimle damat beye teslim edeyim bir daha yanlışlık olmasın daha başka bir yanlış olmuş şeyler varsa söyleyin onları daha hasbice düzelteyim zira bu makule hayırlı hizmette bulunmayı kemdimse büyük iftihar ederim.
BATAK ESE-BEY EFENDİ DEMİNDEN DEDİĞİM İLAFLARIN HEPİCİĞİ ŞAGA İÇUNDU. Sizi gabavetiniz
Vaktinde güldürüp eğlendirmek iste yudum.
ATAK KÖSE-efendim tövbe olsun bir daha mahallelinin süprüntüsünden

başka bir işine karışırsam. Adam değilim

DEĞERLENDİRME SORULARI

1-VERİLEN METİNDE GELENEKSEL TÜRK TİYATROSUNUN MEDDAH KARAGÖZ ORTA OYUNU ÖZELLİKLERİNE RASTLIYORMUSUNUZ?
2-Tipleri temsil ettikleri çevreyi yansıtabiliyorlar mı? İnceleyiniz.
3-Eser hangi sosyal sorunu ele almaktadatır? Yazara katılıyor musunuz? Niçin?
4-Tiyatroda üç birlik kuralı nedir? Araştırınız?

AHMET VEFİK PAŞA (1823–1891)

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1-DİL bakımından oldukça sade olan aşağıdaki eserde konuşma dili başarıyla uygulanmıştır.
2-ZORAKİ TABİP komedi türünde yazılmıştır. İnsanların ve olayların gülünç yanlarını otaya koyan tiyatrolara komedi denir. Bu eserler aynı zamanda insanı düşündürür.
3-üç perdeden meydana gelen zoraki tabip Ahmet Vefik paşa tarafından MOLİEREN İN ESERİNDEN TİRKÇEYE UYARLANMIŞIR.
4-Adaptasyon nedir? Çeviri nedir? Araştırınız.

3 Temmuz 1823 ta istanbulda doğdu iyi bir eğitim alarak yetişti. faranzızcayı küçük yaşta öğrendi.1837 tercüme odasında memurluğa başladı. Elçilik görevinde ve devlet kurumlarında çok çalıştı.1877 ilk mebus an meclisi reisi oldu. Rütbesi vezirliğe çıkarıldı. Kendisine paşa denilmeye başlandı 1879 da bursa valiliğine gönderildi. Burada bir tiyatro binası kurdu.2 Nisan 1891 de öldü.
1882 den sonra ölüme kadar dokuz yıl boyunca kendini tamamıyla bilim ve edebiyata veren Ahmet vefik paşa asıl başarısını edebiyat dalında göstermiştir. Edebiyat alanında molieren in yaptığı çevirilerle ün kazanmıştır. Bunların bir kısmı uyarlama bir kısmı çeviridir özellikle molierenin komedilerini uyarlamada büyük başarı sağlamıştır. anadolu Türkçesinde sözcükleri ilk defa o toplamıştır. Tiyatro edebiyatımızın ve sahne hayatımızın gelişmesinde çok büyük hizmetleri vardır. Avrupa taklitçiliğine büyük şiddetle karşı çıkmıştır. Benim evime TÜRK malından başka şey giremez diyen Ahmet vefik paşa her alanda kendi benliğimiz dönmemizi istemiştir. Geleneklerimize sıkı sıkıya bağlı kalmıştır. Tanzimat döneminde milliyetçilik ve Türkçülük akımının en büyük temsilcisi olmuştur. Ülkemizde dil tarih ve folklor çalışmalarında yeni bir çığır açmıştır.
Bursa valisiyken yaptırdığı tiyatro binasında kendi çevirdiği ve uyarladığı piyesleri oynatmış halka tiyatro zevkini aşılamaya çalışmıştır. Bunu için Ahmet vefik paşa Türk tiyatrosunun kurucusu sayılmaktadır.

BAŞLICA ESERLERİ.
HİKMET-İ TARİH 1863. ŞECERE-İ TÜRK.1864. FEZLEKE-İ TARİH-İ OSMANÎ 1869 TELEMAK LEHÇE-İ OSMANÎ
MOLİEREDEN ÇEVİRİ ESERLER-İNFİAL-İ AŞK DUDU KUŞLARI KOCALAR MEKTEBİ TARTÜF OKUMUŞ KADINLAR.
ADAPTE ESERLER-ZOR NİKÂHI ZORAKİ TABİP TABİBİB-İ AŞK DEKBAZLIK MERALA AZARYA

ZORAKİ TABİP

İvaz ailesinin geçimini odunculukla sağlamaktadır her söylediği sözün doğru olduğunu düşüncesindedir. Yapacakları işlerde eşi selime ile inatlaşmaktadır. Selime ivazın bu inadından bıktığı için belanı bulasın diye beddua eder bunu üzerine ivaz eşi selim eydi döver selime de bunun acısını çıkarmak ister.

ÜÇÜNCÜ MECLİS

SELİME (YALNIZ)
SELİME- SENGİT ama senin ne kadar yüzüne gülsem kinimi unutamam bana vurduğu dayağın cezasında bir hile bulmaya içerim yanar. Kadın kısmı yapacağını bilir. Bak ben hainin nasıl ciğerini yakayım bana ettiği cefanın intikamını alayım.

DÖRDÜNCÜ MECLİS

KORKUT-HİMMET-SELİME

HİMMET-AMAN İBRABBİM ama ters işe bulaştık bilmem ki nafile ne doluştuk?
KORKUT-babalık efendimizin emridir. Elbet emrini tutmalı bir de kızının iyi olması ikimize de dokunur.
Efendimizin evladır. İyi olursa bir ayak evvel düğün olur bize çok faidesi eser ona talip olan bahşayiş ağa cömert adamdır. Bir de danış çelebi var ki kız onu ister. Ama babası vermez.
SELİME-acep intikamımı almaya bir dubara bulamaz mıyım?
HİMMET-ama neyine lazım hekimler hep pusulayı şaşırdı. Cevap verdi kızının derdine derman arayıp batır.
KORKUT-ey araya her şeyin ilacı bulunur hamda olmadık yerde bereket doğar.
SELİME-ah nasıl olursa olsun intikam almalıyım şu dayağı hazmedemiyorum hamda aman af buyurun efendilerim! Sizi görmemişimdim başımda bir dert tutar onun çaresini düşünüyorum.
KORKUT-bu âlemde herkesin bir derdi var bizim de aradığımız var ah keşke bulabilsek!
SELİME-ACABA SİZE BİR YARDIMIM OLUR MU?
KORKUT-olabilir ya biz bir marifetli adam bir hastalık anlar arif kişi arıyoruz ağamızın bir kızı var hastalıktan dili tutuldu hekimler derdine derman bulamadı ona baskında bir çare etsin bazı adamlar vardır ki esrar bilirler bazı acayip ilaçlar kullanırlar ki kimsenin yapamadığını onlar o ilaçla tesir ederler işte böyle marifet sahibi bir kişi ararız.
SELİME-işte benim ip kaçkınından acımı çalarmaya bir neve zemin bulundu aradığınızı benden size daha iyi delalet eden yoktur doğrusu hayret verir bir kişidir.
KORKUT-aman kerem ediniz acaba nerde bulabiliriz
SELİME-hekim oldun mu keser gözüm?
KORKUT-belki ilaçlık nebatat müfredat toplar eğlenir demek istersiniz
SELİME-hayır bu böyle acayip adamdır odun kesmeyi sever meraklı titiz kavgacı heriftir ki hekim olduğunu görseniz bir türlü bilemezsiniz kıyafeti yakışmaz halde kendi cahil gibi görünür. İlimi saklar tababete olan garip hünerini icra etmekten her gün kaçar bir özge adamdır.
KORKUT-ne acayiptir ki hep büyük adamların birer merakı olur faziletlerine biraz da cin et emaresi karışır.
SELİME-bunu deliliği zannından ileridir. Zira dayak yemedikçe hünerini ikrar etmez hemen inkâr eder haberiniz olsun ki onunla başa çıkamazsınız eğer bir kere kurarsa elinize birer değnek alınız onu iyi bir ıslata dövmedikçe marifetini gizler asla itiraf etmez bize tabipliği iktiza ettiği zamanlar ona öyle ederiz.
KORKUT-bir garip delilik!
SELİME-evet deliliktir ama sonunda görürsünüz ki garip hünerler gösterir.
KORKUT-ADI NEDİR?
SELİME-ivaz ama rast gelseniz kolay tanırsınız bir koca kara sakalı vardır.boynu sarıdır.esvabı yeşille sarıdır.
HİMMET-yeşille sarı o bizim veleytin papağanları gibi deyi versenize
KORKUT-Ama canım bu bir gerçek dediğiniz derecede öyle hazık kamil mi?
SELİME-aman ne buyurursunuz efendim!o adamın adeta kerametleri görülmüştür.altı ay vardır bir hasta kadını sair tabipler ümidi kesmiştir.boşlamışlardı altı saat ölü sandılar mezara gömmeye hazırlandılar kadının oğlu bu hekimi döve zorla getirdi birde efendim baktı etti kadının ağzına bir damla bilmem ne kodu hemendir kadın yataktan fırlayıp doğru mutfağa koştu.
HİMMET-VAY ANAM VAY!
KORKUT-BELKİ İKSİR-İ HAKİKİ VERDİ.
SELİME-BELKİ DE ha üç hafta yoktur ki komşunun çocuğu kuleden düştü başı kolları bacakları kırıldı bizim hekimi getirdiler döve döve kendinin yaptığı bir merhemle tekmil vücudunu yağladı çocuk sıçrayıp ayağa kalktı.köşe kapmaca oyununa gitti.
HİMMET-vay imanın işte böyle adam bize lazım hay gidi.
KORKUT-lüftunuz var olsun bizim imdadımıza yetişiniz.
SELİME-ama dediğimi unutmayınız ha ele birer sopa alınız
HİMMET-gözüm sizin umurumuz herifin ilacı dayak değil mi ben bilirim kazın ayağını.
KORKUT-aman haydi gidelim ne mutlu başımıza ki şu haberi aldık hayırdır inşallah ha işte bir ses çalındı kulağımı

İvaz ı kurulukta bulurlar tabip olmadığını

söylese de dayakla kabul ettirirler ve Hamza ağanın ayağına getirirler konuşmalarıyla hasta kız nur dil i güldürür.nur dil kendisini sevdiği dan dan iş bey e vermedikleri için konuşmama hilesine başvurmuştur.dan dan iş beyle görüşen ivaz nur dil ile dan dan iş beyin kaçmasını sağlar Hamza Bey bunu öğrenince ivaz ı nidam edilmesini ister bu arda iş bey annesinin ölümüyle tüm mirasının kendine kaldığını söyleyerek nurdu i babası Hamza Bey den ister Hamza Bey razı olur ivaz idamdan kurtulur eşiyle buluşurlar .

DEĞERLENDİRME SORULARI

1-eserde işlenen dayak olayı hakkındaki düşüncelerinizi günümüz anlayışına göre belirtiniz.
2-yazarın söyleyiş özelliklerini metinden yararlanarak belirleyiniz

GAZETECİLİK

Tanzimat dönemi gazeteciliği edebi çalışmalarla çok yakından ilgilidir.Gazeteler edebiyat dergilerinden önce çıkmaya başladıklarından ilk edebi yazılar da gazetelerde yayımlanır.basın hayatı resmi bir gazete olan takvim-i 1831 ile başlar Tanzimat tın ilanından sonra yarı resmi ceride-i havadis 1840 devam eder özel Türk gazeteciliği ise 1860 agah efendi ile İbrahim şinasının çıkardıkları tercüman-ı ahval ile başlar Şinasi daha sonra tasvir-i efkar-ı çıkarır 1865 ta NAMIK KEMAL e bırakılan bu gazete 1867 de RECAİZADE MAHMUT EKREM tarafından yayımlanır ali Süavi 1866 da istanbulda yönettiği muhbiri avrupaya kaçtıktan sonra londrada çıkarmya devam eder ziya paşa 1868 de londrada Namık kemal ile birlikte kurduğu hürriyei 1869 ibreti çıkarmaya başlar Ahmet mitat devir bedir gazetelerini sonra tercümanı hakikatı çıkarır.Basın hayatına Şemsettin sami 1866 da sabah 1878 de tercümanı şark gazeteleriyle 1880 de hafta dergisini çıkarmak suretiyle katılır.Dönemin diğer tanınmış gazeteleri olarak hadika sıraç mecmuai ebu ziya basiret İstanbul vakit sayılabilir bu dönemde sayıları 60 ı bulan gazete ile 100 ü aşan edebiyat fikir ve sanat dergilerini kültürel ve politik alanda gelişmeye değişmeye önemli katkıları olmuştur makale fıkra deneme ve haber gibi batılı yazı türleri sayesinde edebiyatımıza kazandırılmıştır.

1.BÖLÜM:Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844 – 1912)

HAZIRLIK ÇALIŞMALARI
1. Ahmet Mithat Efendi, eserlerinde halkın anlayabileceği sade bir dil kullanılmıştır. Romanlarını romantik düşler ve rastlantılarla süsleyerek okuyucusuna masal-hikaye şeklinde sunar.Amacı geniş halk kitlesine seslenmektir.Bu yönüyle Hace-i Evvel (İlk öğretmen) olarak bilinir.
2. Eserlerinde ilkel inanışları ve adetleri eleştirilmiştir.Günümüzde bu tür batıl inançlar var mıdır?Arkadaşlarınızla paylaşınız.

Ahmet Mithat 1844 yılında İstanbul’da doğmuştur.Orta halli bir ailenin çocuğudur. Memur olan ağabeyinin yanına giderek Niş rüştiye mektebinde okudu. Rusçuk’ta bulunduğu sırada Tuna valisi olan Mithat paşa tarafından korunmuştur. Vilayet gazetesinde yazar olarak çalışmıştır. Daha sonra İstanbul’a gelerek açtığı matbaada kendi eserlerini bastırdı. 1873’te Rodos’a sürülür. Üç yıl sonra tekrar İstanbul2a döner. İstibdathükümetiyle iyi ilişkilerde bulunur. Devlet matbaası müdürlüğünde ve çeşitli memurluluklarda bulunur. Maaş almadan çalıştığı Darüşşafaka!da, nöbetçi olduğu bir gece, kalp kirizinden ölür (28 Aralık 1912). Fatih türbesi yakınlarına defnedilmiştir.
Ahmet Mithat Efendi, kavgacı ve ihtilalci olmaktan ziyade bir hizmet adamıdır. Döönemin popüler yazarı olarak bilinir. Eserleri halkın eğitimi, bilgilenmesi için yazmıştır. Roman, hikaye ve oyun gibi değişik türlerde eserler verilmiştir. Çok sayıda eser vermesi eserlerinin sanat yanınıolumsuz yönde etkilemiştir. Teknik ve üslup bakımından basit olan eserleri dil sadeliği ve tasvirler bakımından önemlidir. Hayatını kalemiyle kazanan ilk yazarımızdır. Eğlendirerek öğretmeyi amaç edinmiştir. Eserlerinde okurlarına ahlaki rehberlik yaparak iyiyi, kötüyü, doğruyu yanlışı iyice belirtmiştir. Eserlerindeki kahramanlarıniyilerini cezalandırmıştır.
İlk eserleri romantik özellikler taşır. Daha sonraki eserlerinde natüralist özellikler görülür. Ahmet Mithat Efendi gazeteci olarak da dikkati çeker. Çıkardığı gazetelerin baskı, dizgi, tashih ve yazarlık gibi işlerini kendisi yapmıştır.

Başlıca eserleri:
Hikaye:Kıssadan Hisse, Letaif-i Rivayet.
Roman:Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey ile Rakım Efendi,Paris’te Bir Türk, Dürdane Hanım,Jön Türk…
Oyun:Eyvah,Çerkez Özdenler,Ahz-ı Far,Çengi.

Cevaplar Alttadır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: , , ,

Kas 16

TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATINDA ROMAN VE HİKAYE
GENEL ÖZELLİKLER
1-)Tanzimat döneminde roman ve hikayede konular sosyal ve tarihi olmak üzere 2 ye ayrılır.
a-) Sosyal konulu roman ve hikayelerde doğu batı kültür çatışmasından doğan sosyal yıkımlar bu yıkımların yarattığı bunalımlar işlenir.

b-)Tarih konulu romanlarda devletin o zamanki kötü durumundan kaynaklanan umutsuzlukla geçmişte kazanılmış başarılara sığınıldığı görülür.
2-)Roman ve hikayelerde iyiler çok iyi kötüler çok kötüdür.
3-)Roman ve hikayelerde olayların gelişimi yazar ağzından anlatımı yazar ağzından anlatılmış yada tesadüflere bırakılmıştır.
4-)Roman ve hikayeler öğütle biter iyiler ödüllendirilir kötüler cezalandırılır.
5-)Bu dönem roman ve hikayelerinde batılı edebi akımlardan özellikle kıasisizm,romantizm realizm etkisi bulunur.
6-)Yazarlar , roman ve hikayelerin akışına müdahale ederek uzun ansiklopedik bilgiler vermek uğraşını özenle sürdürürler.

TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK ŞİİRİ
GENEL ÖZELİKLER
1-)Tanzimat şiirinde şekil eski öz yenidir divan edebiyatının ölçü kafiye nazım birimi gibi şekil özelliklerini aynen korunarak bu şekiller içinde edebiyatımızda ilk defa sosyal ve felsefi konular işlenmiştir.
2-)Tanzimatın 1. döneminde sanat toplum içindir görüşü benimsenerek şiirin konusu sosyal olmalıdır denirken tanzimatın 2.döneminde sanat sanat içindir görüşü benimsenmiştir.
3-)Kafiye göz içinmi kulak içinmi tartışması yapılmıştır.
4-)Bu dönemde ilk defa türk şiirinin kaynağı araştırılmış bilimsel açıklamalar getirilmiş ziya paşa şiirimizin kaynağı divan şiiri derken Namık kemalde şiirimizin kaynağı halk şiiri demiştir.
5-)Şiirde köklü şekil değişikliklerinden çok şekil değişikliği denemeleri yapılmıştır özellikle Tanzimat edebiyatının 2.dönemindeki bu çabalar daha sonraki yıllarda servet-i fünun edebiyatının anlayışını doğurmuştur.

Cevaplar Alttadır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler:

Kas 16

GENEL ÖZELLİKLER
1-Tanzimat edebiyatı ile edebiyatımıza giren tiyatro tıpkı Tanzimat romanında olduğu gibi tarihi ve sosyal konuları işlemiştir.
2-)Bu dönem tiyatro çalışmaları telif tercüme ve adaptasyon olmak üzere 3 gruba toplanabilir.
3-)Daha ziyade komedi türünde eserler yazılmış ve oynanmıştır.
4-)Tiyatro eserlerinde 3 birlik kural uygulanır ancak tanzimatın 2.döneminde Abdül hak hamitin tiyatroları bu yargının dışındadır.
5-)Tiyatro eserlerinde iyiler çok iyi kötüler çok kötüdür eserler öğütle biter iyiler ödüllendirilir kötüler cezalandırılır.
6-)Bu dönem tiyatrosu batı tiyatrosunun etkisi altındadır özellikle shakespeare ve moliere tiyatro yazarlarımızın taklit ettikleri büyük ustalardır.

Yaziyi gonderen admin \\ Etiketler: